Kategoriler
izlenim

Meşhur Filmlere Gif Posterler

Imgur sitesinde bir kullanıcı, sevdiği kült filmlere gif posterler hazırlamış. Fikir oldukça güzel, yakın zamanda daha da iyi kurgulanmışlarını göreceğimiz kesin.

drive gif poster

dark knight rises gif poster

kill bill gif

alien gif poster

pulp fiction gif poster

back to the future gif poster

hobbit gif

looper gif

skyfall 007 gif

Kategoriler
izlenim

Dark Knight Rises: Son Bir Değerlendirme

Batman üçlemesinin final filmi “Kara Şövalye Yükseliyor” alışık olduğumuz Nolanvari bakış açısıyla, ‘yaz döneminin’ en iyisi olarak karşımızda.

“Dövüşçü” filminde gösterdiği performans ile Oscar’ı hakkıyla kazanan Christian Bale’e, Anne Hathaway ve Tom Hardy’nin mükemmel eşlik ettiği filmin senaryosunu Christopher Nolan ve Jonathan Nolan birlikte yazmışlar.

Önceki filmlerindeki parametrelere sadık kalan Nolan’ın, serinin son filmini, fazla risk almadan ve seyircilerini hayal kırıklığına uğratmadan tamamladığını söyleyebiliriz. Inception’da olduğu gibi IMAX tekniğiyle çekilen film, her zamanki gibi gerçek ekipman, sahici setler ve rekor figüranla hayat buluyor. (Hans Zimmer de ona ruh katıyor diyelim) Bilgisayar dünyası ve 3D’den uzak durarak sinemayı sinemaya benzeten Nolan için Batman’i hayata döndüren kişi dersek hata etmemiş oluruz sanırım.

Bir önceki film Kara Şövalye, Batman’in, Harvey Dent’in ölümünü üstlenip kahramandan kaçağa dönüşmesiyle bitmişti. Kara Şövalye Yükseliyor ise bu sürenin sekiz yıl sonrasında başlıyor. Açılışta, Batman’i, sevdiği kadın Rachel Daws’un Joker tarafından öldürülmesini atlatamamış, kendinden vazgeçmiş bir şekilde görüyoruz. Ancak bu emeklilik halet-i ruhiyesi kısa vadede bir kedi-hırsız, uzun vadede maskeli terörist Bane’in devreye girişiyle bozulmak zorunda kalıyor.

Batman’ı Bob Kane’in elinden alıp ete kemiğe büründüren yönetmen Nolan’ın en büyük başarısı karakterlere verdiği derinlik. Tim Burton bir yana Schumacher’in versiyonlarında -komedi ögesi ağır basan- Batman’i kötüleri alt eden gizemli bir dövüşçü olarak izledik. Nolan ise onu Batman yapanın ne olduğunun üzerine gitti. Maskesinin altında gerçek bir kişi olduğunu gösterdi, bu yeni yapıya göre hikayeyi yeniden ördü. Belki bu yarı gerçekçi taban çizgi roman severlerce hoş karşılanmadı ama 1939 daki çizgi romanların “Detectives Comics” başlığı altında “Maskeli haydut Batman’in polisiye hikayeleri” olarak başladığını düşünürsek aslında hikayenin bayağı bir özüne döndüğünü de söyleyebiliriz.

Filme geri dönersek, 93’de “Knightfall” serisinden hatırlayacağımız Bane karakteri Kara Şövalye Yükseliyor’un yeni kötüsü olmuş durumda. Hatta serinin son filmi Bane’e adanmış bile denebilir, zira kendisi, Batman’den daha çok göz dolduruyor. Tom Hardy’nin canlandırdığı karakter Joker’i canlandıran Heath Ledger’in altında ezilmeyecek kadar iyi. Kanında dolaşan Nitro sebebi ile her nefeste acı çeken karakter yıkım gücü zekasında saklı -hapishane doğumlu- gerçek bir kötü. (Bir yandan Heath Ledger’in çizdiği muhteşem Joker profili gönlümüzde öyle bir iz bıraktı ki kimse bize artık o kadar sinir bozucu görünmüyor.) Çizgi romanlarında Batman’in en güçlü ve en entelektüel düşmanı şeklinde geçen Bane, filmin sonuna doğru karizmayı çizdirse de filmin en iyisi. Keza Micheal Caine’in mükemmel performansı filmi, süper kahraman dünyasından başka bir noktaya taşıyan cinsten. (Özellikle Schumacher’ın Alfred’iyle kıyaslarsak)

Gelelim hanımlara…
Açıkçası cast açıklandığında kedi kadın olarak Anne Hathaway’e biraz burun kıvırmıştım ama Ann Hanım rolüne yakışmış, sevimli kız görünüşünü aşmış durumda ve filmin gidişatında bir hayli etkili. Yokluğu varlığından çok daha iyi olacak olan tek kişi ise Marion Cotillard. Sinema salonunda filmi izlerken fevkalade kötü final sahnesinde (biri benim olmak kaydı ile) senkronize bir iki kahkaha duyduğumu belirtmem lazım.

“Kara Şövalye Yükseliyor” filminin aksayan yanı yok mu diyecek olursanız, bir iki şey var tabii. Tahminimce anlatacak çok şeyi olduğundan süresine sığmayan filmde birkaç yerde kopukluklar söz konusu.
Spoiler* Örneğin atıldığı kuyudan bir azim çıkan Bruce Wane’in teröristlerce işgal edilen Gotham şehrine bir anda ışınlanması bunlardan biri. Mağarada geçen sürecin (sakal dışında) yeterli hissettirilememesi gibi bazı bölümler filmin inandırıcılığını baltalayan hususlar.
Bane’in kötücüllüğünün film boyu yüceltilip son karede alaşağı edilmesi ve finale yakışmayacak bir klişe olarak “aslında Batman aslında ölmedii kiii” esprisi filmden bir iki puan düşürmemize neden olacak noktalar.
Aksiyon kısmına değinecek olursak, süper kahramanların dirsek dirseğe dövüşte yenilmeleri beni kişisel olarak üzen bir şey ama bu konuda da Nolan’ın çizgi dizi moduna döndüğünü düşünüyorum. Zira League of Shadows mezunu birinin sokak dövüşçüsü gibi yumruklaşması pek olmamış biliyorum ama bu da yönetmen beceriksizliğinden çok bilinçli bir naiflik olabilir.
Dövüş sahnesinde bir iki karede, çizgi romandan yadigar “The man who broke the bat” karesini bire bir olarak seçebildim…

Özetle, Kara Şövalye Yükseliyor diğer çizgi roman uyarlamalarıyla kıyaslandığında bambaşka bir noktaya gelen iyi bir örnek olarak tarihte yerini almış durumda. Sarpa sarmış eski versiyonlarını açık ara geride bırakıyor. Batman’a felsefe veriyor. Bu nedenle yönetmeni bu film özelinde değil belki ama üçlü seri için tebrik etmek lazım.

Kategoriler
haber

SuperCut: “I am Batman”

Dark Knight Rises’a gitmeden biraz gaza gelmek istiyorsanız, daha önce gaza gelip “I’m Batman” diyenleri bir izleyin…

Kategoriler
seçki

Christopher Nolan’dan Batman’e Mektup…

Alfred. Gordon. Lucius. Bruce… Wayne. Benim için çok önemli isimler haline geldiler. Bu karakterlere ve onların dünyalarına veda etmeme üç hafta kaldı. Oğlumun dokuzuncu yaşgünü. Tumbler’ı (Batman’in arabası) farklı maketlerden aldığımız rastgele parçalarla evimin garajında bir araya getirip yapıştırdığımızda doğdu. Çok zaman geçti, çok değişiklikler oldu. Bir çatışmanın veya helikopterin olağanüstü gözüktüğü setlerden, kalabalık figüran ordularına, bina patlamalarına veya binlerce metre yüksekteki bir kıyamete alıştığımız günlere doğru değiştik.

İnsanlar hep bana “Bir triloji mi planladınız?” diye soruyor. Bu soruya maruz kalmak, “Büyümeyi, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı planladınız mı” sorusuna maruz kalmaya benziyor. Yanıtı komplike. David ve ben Bruce’un öyküsünün kabuklarını kırdığımızda, sonradan gelebileceklerle flört ettik, sonra kendimizi geri çektik ve geleceğe derinlemesine bakmayı istemedik. Bruce’un bilemeyeceği şeyleri bilmek istemedim; onunla yaşamak istedim. David ve Jonah’tan bildikleri herşeyi ilk filmin yapım aşamasına taşımalarını söyledim. Oyuncular ve ekip, elindekilerinin hepsini ilk filme verdiler. Hiçbirşey elde tutulmadı, bir sonraki filme saklanmadı. Bütün şehri inşa ettiler. Sonra Christian ve Michael ve Gary ve Morgan ve Liam ve Cillian şehrin içinde yaşamaya başladılar. Christian, Bruce Wayne’in hayatından büyük bir ısırık aldı ve dibine kadar ilginç hale getirdi. Bizi bir pop-ikonunun beynine taşıdı ve tek bir an bile Bruce Wayne’in hayalperest metodlarının doğasından uzaklaşmamamızı sağladı.

İkinci filmi yapacağımı hiç düşünmemiştim- kaç devam filmi iyidir ki? Niye o zarları atayım ki? Ama öykünün Bruce’u nereye götürdüğünü anladığımda ve bir muhalifin kaçamak bakışlarını gördüğümde, benim için olmazsa olmaz hale geldi. Takımı yeniden toplayıp, Gotham’a geri döndük. Üç yılda değişmişti. Daha büyük. Daha gerçek. Daha modern. Ve kaostan doğan yeni bir güç öne çıktı. Korkutucu palyaço, Heath tarafından dehşetli bir şekilde hayata geçirildi. İlk filmimizde hiçbirşeyi arkamızda saklamamayı tercih etmiştik, ama o zaman yapamayacağımız şeyler vardı – esnek bir boyuna sahip Bat giysisi, Imax’te çekmek ve diğer ürktüğümüz şeyler – Batmobile’i yok etmek, kötü karakterin kanlı parasını konvensiyonel bir motivasyona aldırmadığını göstermek için yakmak. Bir devam filminin sözümona güvenli yanlarını, ihtiyatı rüzgara savurmak ve Gotham’ın en karanlık köşelerine gitmek için ehliyet olarak kullandık.

Asla bir üçüncü film olacağını düşünmemiştim – iyi bir ikinci devam filmi var mı ki? Ama Bruce’un yolculuğunu merak etmeye devam ettim ve David’le birlikte bu sonu keşfettiğimizde, o sonu kendim için görmek zorundaydım. İlk günlerde garajda fısıldamaya bile korktuğumuz yere geri dönmek zorundaydık. Herkesi Gotham’da bir tur daha atmak için geri çağırdım. Dört yıl sonra hala oradaydı. Hatta biraz daha temiz biraz daha cilalı göründü. Wayne Malikanesi yeniden inşa edildi. Tanıdık yüzler geri döndü – hepsi biraz daha yaşlı, biraz daha bilgeydi… Ama herşey göründüğü gibi değildi.

Gotham, temellerinden çürümeye başlamıştı. Yeni bir deccal dipten köpürüyordu. Bruce, Batman’a bir daha ihtiyaç duyulmayacağını düşünmüştü ama hatalıydı, aynı benim olduğum gibi. Batman geri dönmeliydi. Sanırım her zaman geri dönecek.

Michael, Morgan, Gary, Cillian, Liam, Heath, Christian… Bale. Benim için büyük anlamı olan isimler. Gotham’da pop kültürün en büyük ve dirençli figürlerinden biriyle geçirdiğim zaman, bir film yaratıcısının umduğu en zorlayıcı ve ödüllendirici deneyimdi.

Batman’i özleyeceğim. Onun da beni özleyeceğini düşünmek istiyorum ama hiçbir zaman özel bir duygusallık taşımadı.

Kategoriler
haber

Hans Zimmer’in Dark Knight Rises İçin Yazdığı Müziklerin Tamamı

Empire internet sitesinin video bölümünde Dark Knight Rises’ın Hans Zimmer tarafından yazılan müziklerini yayınladı. Aşağıdaki linkte albümün “Rise” isimli parçası bulunuyor. Müziklerin hepsini dinleyebilmek için videoların yüklenmelerini ve bitmelerini bekleyip çıkan ekranlardan seçim yapmanız gerekiyor.

Kategoriler
haber

‘The Dark Knight Rises’ Karakter Posterleri

Geçtiğimiz gün Warner Bros., yaza damgasını vurmaya aday filmi The Dark Knight Rises için karakter posterlerini yayınladı. Açıkçası posterlere bakınca pek bir heyecan yaşanmıyor. Karakter posterlerinin daha açıklayıcı yada daha cezbedici olması gerekirken, bu sefer aynı tarzlarda birkaç poster ortaya çıkarılmış.

Her ne kadar ilk bakışta hayranlar tarafından yapılan (fan-art) çalışmalara benzese de Warner Bros. ve Christopher Nolan’ın seçimlerine saygı duyuyoruz. (Devamını görmek için Facebook galerimize bakınız)