Kategoriler
seçki

Her Güne 1 Yerli 1 Yabancı Film: Son Çıkış, Dogman

Selamlar bakiniz.com takipçileri. ‘Her Güne 1 Yerli 1 Yabancı Film Önerisi’ serimizin altıncısında Son Çıkış ve Dogman’i sizlere öneriyoruz.

Yerli film Önerisi: Son Çıkış

Yönetmenliğini Ramin Matin’in üstlendiği, Senaryosunu Can Kantarcı’nın yazdığı, 2018 yapımı kara-komedi türündeki filmin başrollerinde; Deniz Celiloğlu, Ezgi Çelik ve İbrahim Selim yer alıyor.

Tahsin, çalışma saatleri 9-6 olan bir plazada çalışıyor. Hayatından bezmiş ve sabrının sonuna gelmiş olan Tahsin, eşini, işini kısacası her şeyini geride bırakıp sahil kenarında bir kasabaya yerleşmeye karar verir. Her şeyini toplayıp umut dolu bir yolculuğa çıkar. Lakin hiçbir şey umduğu gibi gitmez ve bu macera absürt ve yer yer komik bir kabusa döner. İstanbul’dan ayrılmak için her yolu deneyen Tahsin bu amacına ulaşıp, hayal ettiği dinginliğe ulaşabilecek midir?

Büyük şehrin keşmekeşliğinden bunalmış plaza insanının, büyük şehirden uzaklaşmaya çalışması ve hatta kaçış çabasını anlatan bu film, birçok toplumsal sorunu da gözler önüne seriyor. İstanbul trafiği, insanların kabalığı ve kalabalığı, neredeyse her bölgede bulunan inşaatların çıkardığı gürültüler ve yurdumun insanına dair birçok gözlemde bulunan bu film, 2018 yılının en iyi Türk filmlerinden birisi. Anlattığı toplumsal sorunları, komedi üzerinden eleştirerek bizleri yer yer güldürse de sorunları da net bir biçimde önümüze koyuyor.

Film, bizlere İstanbul’un karmakarışıklığını o kadar iyi bir biçimde aktarıyor ki, İstanbul’da hiç bulunmamama rağmen o sıkıntıyı iliklerime kadar hissedebildim.

Yönetmen Ramin Matin, Kusursuzlar ve Kıyıdakiler filminden sonra, iyi bir filme daha imza atarak, şimdiden gelecek filmleri hakkında bizi meraklandırıyor.

Yabancı Film Önerisi: Dogman

 2018 yapımı, Matteo Garrone’nin yönettiği, İtalyan yapımı, dram filminin oyuncu kadrosunda; Marcello Fonte, Edoardo Pesce ve Adamo Dionisi yer alıyor.

Sevgi dolu ve nazik bir adam olan Marcello, köpeklere bakıcılık yaparak para kazanıyor. Hayattaki en büyük amacı iyi bir baba olmak olan Marcello, eşinden boşandığı için kızı ile istediği kadar görüşemiyor. Ancak baba kız, bir araya geldikleri her anın tadını doyasıya çıkarıyorlar. Vaktinin çoğunu bakımını üstlendiği köpekler ile geçiren Marcello’nun hayatı, çocukluk arkadaşı olan Simone’nin hapisten çıkıp, mahalleye geri dönmesi ile bambaşka bir hal alıyor. Eski bir boksör olan Simone’nin mahalleye geri dönmesi, herkesin huzurunun kaçmasına neden olur. Simone yüzünden kendisini şiddet dolu bir dünyanın içinde bulan Marcello, onurunu kazanmaya çalışırken masumiyetini mi kaybedecektir?

Tek bir karakteri merkeze alarak, bizlere bir hikâye sunan yönetmen Garrone çok iyi bir iş ortaya koyuyor. Atmosfer, diyaloglar ve oyunculuklar tek kelime ile şahane. Ki zaten Marcello Fonte, filmdeki performansı ile Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

Karakter gelişimi, karakterin olaylara karşı verdiği tepkiler ve bu tepkilerin yaşamlarında geri dönülemez sonuçlar ortaya çıkarması ile birlikte, film gerçekçilik bakımından da gönlümü feth etmeyi başarıyor.

Geniş kitlelerce Gomorra filmi ile bilinen yönetmen Matteo Garrone, Dogman filmi ile de ününe ün kattı.

Kategoriler
haber izlenim

Eskişehir Uluslararası Film Festivali Devam Ediyor

Film gösterimleri, film ekipleriyle söyleşiler, alanının uzman isimlerinin verdiği paneller… Her sene olduğu gibi bu yıl da sinemaseverlere yoğun bir program sunan Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nin sonlarına yaklaştık. Dünya festivallerinde ses getiren 2018 yılı filmlerinin yanı sıra yerli sinemanın merakla beklenen yapımlarını da içeren programın öne çıkan birkaç filmine kısa kısa yer vermekte fayda var.

Cannes’ın en çok yıldız toplayan filmlerinden Burning, Güney Kore’li genç bir yazar adayının etrafında gelişen olayları ve karakterleri anlatıyor. Başından sonuna dek gösterişsiz ama oldukça tekinsiz bir gizem yaratan film, yaklaşık 3 saatlik süresine rağmen ölçülü gerilimini ayakta tutuyor ve büyüleyici bazı sahneleriyle de yer yer gerçeküstücülüğe yakın bir anlatım sergiliyor. Seyirci, genç yazar adayının karmaşık zihninin peşine takılıp sağa sola savrulurken, aslında henüz yazılmakta olan bir romanın sayfalarında tekinsiz bir seyahate çıkıyor ve gün batımında kayboluyor. Lee Chang-dong’un 8 yıl aradan sonra çektiği ve bu yılın en iyi filmlerinden biri olan Burning, tam anlamıyla kavranması için bir kereden fazla izlenmesi gereken özel bir film.

Cannes’da Altın Palmiye’yi alan Japon filmi The Shoplifters, Burning’e göre çok daha güvenli kıyılarda dolaşan bir film ama o kıyılardaki sıcaklığı seyirciye başarıyla aksettirmesi vesilesiyle övgüyü hak eden de bir film aynı zamanda. Başlarda büründüğü tavır ile yeşilçam trajedisi ve yerli dizi melankolisi arası gidip gelecekmiş gibi duran film, ilerleyen dakikalarda farklı bir yola saparak aslında ne denli nitelikli bir hikayeye sahip olduğunu kanıtlıyor. Sürprizlerini açık etmekte acele etmeden, doğru zamanda doğru dönemeçlerle aile ve sevgi üzerine sil baştan sorular sordurtuyor seyirciye. Kimi eleştirmenler tarafından Altın Palmiye için yeterli bir film olarak görülmeyen The Shoplifters’ın Cannes’daki sıralaması belki tartışılabilir ama sinemada yakalanması zor bir sıcaklıkla seyirciyi içine çektiği ise bir gerçek.

Danimarka’nın bu yılki Oscar adayı olan The Guilty, adından da anlaşılacağı üzere suç ve suçluluk üzerine bir tek mekan filmi. Polis merkezine gelen acil aramalarına cevap veren polis memuru Asger’in, gelen bir aramanın ardından trajik bir olayın ortasında kalmasıyla birlikte kendisiyle yüzleşmesine tanık oluyoruz. Hem hali hazırda içinde bulunduğumuz olayın gerilimi hem de Asger’in yakın geçmişiyle alakalı ortaya çıkan gerçeklerin yarattığı merak unsuru, The Guilty’yi soluksuz izlenen bir film haline getiriyor. Filmin, bu yılki Oscar yarışında pek fazla şansı olmasa da, haklarının ABD’li stüdyolar tarafından satın alınıp yeniden çevrilmesi çok büyük sürpriz olmayacaktır.

Gomorra ile İtalyan suç dünyasına sert bir dalış yapan ve adeta Omerta kanunlarını alt üst eden Matteo Garrone, bu defa sıradan bir adamın küçük dünyasına dahil ediyor bizleri. İtalyan usulü bir zorbalık hikayesi üzerinden masumiyetin evrensel bilindiklerini sorgulayan Dogman, bu dünyada iyiliklerin cezasız kalmadığını ve masumiyetin aslında bir yanılsama olduğunu ileri süren karamsar bir film. Yarattığı karakterlerle empati kurdurtan ancak onlara sempati duymamıza müsaade etmeyen Garrone, başrole yerleştirdiği Marcello Fonte’den de harikulade bir performans alıyor.

1993 doğumlu Burak Çevik’in yazıp yönettiği deneysel film Tuzdan Kaide, festivalin belki de en zorlayıcı filmiydi desek yanlış olmaz herhalde. Klasik anlatım tarzını reddederek her biri farklı birer video art eserini andıran bölümlerden oluşan film; seyircinin, bu bölümlerden bütüne yansıyan bir anlam çıkarmasına pek de yardımcı olmuyor. Bardağın dolu tarafından bakıp yerli sinemada çok fazla rastlamadığımız bu cesur ve farklı anlatım tarzını bir miktar takdir edebiliriz belki ama yazılar akmaya başladığında filmin 71 dakikalık süresine şükredenlerin sayısı hiç de az olmayacaktır. Atmosfer yaratma konusundaki yeteneğini göz ardı edemeyeceğimiz genç yönetmen Çevik’in, bir sonraki projelerinde, seyirciyi filme nispeten biraz daha fazla dahil eden hikayeler ve anlatım yolları seçmesi dileğiyle.

Yunan Tekinsiz Dalgası ya da diğer adıyla Yunan Yeni Dalgası şeklinde isimlendirilen akımın izinden giden Pity, klasik bir melodram tadında başlasa da aslında hastalıklı bir hikaye anlatıyor. Hikayenin başrolündeki enteresan karakterin yaşadığı trajedi üzerinden bir acınma bağımlısı haline gelmesini izlediğimiz filmin oldukça rahatsız edici bir mizahı tonu var. Öyle ki, seyircinin bile gülmeye çekindiği bir mizah bu. Pity, başlarda kurduğu ağır matem havasını bir kara komediye dönüştürerek seyirciyi gafil avlıyor. Bağımlılığın, her gün yeni bir çeşidini duyduğumuz bu dünyada, insanların kendisine acımasına bağımlı olan bir karakterin, çevresinde yaratacağı trajedilerden ayrı düşünülemeyeceği gibi; acınma üzerine şekillenen bir bağımlılığın da mizahtan ayrı düşünülmesi olmaz ki yönetmen Makridis de bu bağlantıları çok iyi kullanıyor.

Eskişehir’de Çekilen Altın Lale Ödüllü Borç Filmi, Eskişehir Seyircisiyle Buluştu

Bu yıl, iyiliği ve masumiyeti sorgulayan tek sinemacı Garrone değildi. İlk uzun metrajlı filmini yazan ve yöneten Vuslat Saraçoğlu, iyilik timsali olan baş karakteri Tufan’ı bir dizi sınavdan geçirirken hikayenin özüne de uyumlu olarak sade bir anlatımı tercih etmiş ve klişe bir ifade kullanacak olursak eğer; tertemiz bir film çekmiş. Vuslat Saraçoğlu’nun işleyen senaryosu ve yarattığı başkarakter Tufan, filmin en güçlü kozları. Ortalama bir çekirdek ailenin karşılaştığı kötülükler üzerinden iyilik kavramını sorgulayan film, Türk toplumunun genel fotoğrafını da fon olarak kullanıyor. Hikayenin evrensel meselesinin yerel motiflerle uyum içerisinde anlatılmasına ek olarak başta Serdar Orçin olmak üzere tüm kadronun başarılı ve gerçekçi oyunculuğu da hikayeye eşlik edince ortaya yılın en iyi yerli filmlerinden biri çıkmış. Küçük ama güçlü hikayelerin, yalın ama etkili anlatım dilinin sinemanın gerçek ve saf gücünü yansıttığına inananların kaçırmaması gereken bir film Borç.
Filmin gösteriminden sonra film ekibiyle yapılan söyleşi esnasında seyircinin sorularını yanıtlayan Saraçoğlu, filmin yazım sürecine, iyilik konusunu anlamaya çalışarak ve bu konuda kendisine sorular sorarak başladığını söyledi. Toplumumuzdaki iyi insan algısının çok nostaljik bir çerçeve içerisinde değerlendirildiğini belirten Saraçoğlu, iyilik ve kötülük kavramlarının tek boyutlu olarak ele alınamayacağını, bu nitelikleri barındıran insanların belli durumlarla karşılaştığında nasıl sınandıklarının ve bu sınamalar karşısındaki tepkilerinin gözlemlenmesinin önemini sözlerine ekledi. Yönetmen Vuslat Saraçoğlu, filmde dar mekanlar kullanarak boğucu bir atmosfer yakalamak istediğini, bunun hikayeye doğru bir şekilde hizmet ettiğini, filmin kavramsal arka planını oluştururken de Terry Eagleton’ın “Kötülük Üzerine Bir Deneme” kitabından yararlandığını söyleyerek sözlerini tamamladı. Borç filminin prodüksiyon sürecinin yükünü en çok çekenlerden biri olan yardımcı yapımcı Mete Özkurt ise, süreçle ilgili kendisine soru yönelten seyirciye film işine hiç girmemesini tavsiye ederek ülkemizde film yapmanın ne denli zor bir iş olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Festivalin Son 2 Gününde Neler İzlemeli?

Festivalin büyük çoğunluğu geride kalsa da son 2 günde yine özel filmler seyirciyi bekliyor. Bunların en dikkat çekeni ise Suspiria. 1977 tarihli korku klasiği Suspiria’yı aynı isimle yeniden çeken Luca Guadagnino, eleştirmenleri ve seyirciyi ikiye böldü. Yılın en tartışmalı filmlerinden biri olan Suspiria, Festival’in klasikleşen “Gece Yarısı Sineması” bölümünde gösterilecek. Aynı bölümde gösterilecek bir diğer film ise Lars von Trier’in son deliliği olan The House That Jack Built.
Yerli sinemaya farklı bir soluk getiren Anons, Ingmar Bergman’ın The Seventh Seal ve Wild Strawberries filmlerinin çekim sürecine odaklanan belgesel Bergman: A Year in a Life ve eskimeyen Milos Forman klasiği Amadeus da programın dikkat çeken diğer yapımları.

Kategoriler
seçki

FilmEkimi 2018 Önerileri: Olmazsa Olmaz ve Geniş İzleme Listeleri

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 17. kez düzenlenen, Filmekimi 2018 gelecek ay sinemaseverlere dolu dolu bir program sunacak. FilmEkimi 2018 Önerileri ile mutlaka izlenmesi ve geniş listenizde yer alması gereken filmleri toparladık.

Olmazsa Olmaz Listesi

Shoplifters

Basın Özeti: Hirokazu Kore-eda’nın yeni filmi Arakçılar / Shoplifters, yönetmenin sevilen tarzını yansıtan dokunaklı bir aile dramı. Filmin kahramanları, ufacık bir evde yaşayan ve geçinmek için süpermarketlerden yiyecek çalan bir aile. Sokakta terk edilmiş küçük bir kızı kendilerince evlat edinen aile böylece büyüyor, ancak bu iyilik cezasız kalmıyor.

Bakınız’ın Notu: Gösterildiği her yerde yılın en iyi filmlerinden biri olarak ilan edildi. Kore-eda’nın samimi sinema gramerini daha önce izlemediyseniz başlamak için de mükemmel bir film.

Le Livre D’Image

Basın Özeti: Dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da ilk kez verilen Özel Altın Palmiye’yi kazandı. Farklı formatların, görüntü kaynaklarının, ses parçalarının kolajlandığı İmgeler Ve Sözcükler, Godard’ın sinemada artık hiçbir şeye özgün denilemeyeceğini iddia eden bir zihin egzersizi, görsel bir bombardıman, yine heyecan verici bir başyapıt.

Bakınız’ın Notu: Godard, sinema yaşamının son dönemlerinde teknolojiyi de kullanarak izleyicilerine farklı deneyimler sunmayı yeğliyor. Sinemanın farklı yorumlarını ustasından izlemek istiyorsanız, kaçırmayın.

Climax

Basın Özeti: Gaspar Noé, Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün en iyi filmi seçilen Climax’te de kuralı bozmuyor. “Rüya ve kâbuslarını” perdeye yansıtan Noé, son filminin merkezine bu kez dansçıları yerleştiriyor. Dansçılar son provalarını yaptıktan sonra beklenmedik bir gelişmeyle Noé tarzı sürpriz, hazmı zor olaylar birbirini kovalıyor.

Bakınız’ın Notu: Gaspar Noe’nin yine zorlayıcı ama ne olursa olsun izlenmesi gereken bir filmi…

A Star Is Born

Basın Özeti: Sinemanın en sevilen aşk hikâyelerinden biri, bu kez en parlak Hollywood yıldızlarından Bradley Cooper’ın yönetmenliğiyle başrolünü üstlendiği, Lady Gaga’nın ise ilk büyük Hollywood rolünde göz kamaştırdığı bir filmle beyazperdeye dönüyor. Bir Yıldız Doğuyor / A Star is Born’un sönmeye yakın yıldızı Jackson Maine, şöhretten bunalmış, teselliyi içkide arayan bir rock efsanesidir. Jackson, bir barda rast geldiği amatör şarkıcı Ally’nin sesine hayran kalır ve onu şöhretin basamaklarına çıkarır.

Bakınız’ın Notu: İlk gösterimini yaptığı Venedik’te çok iyi eleştiriler aldı. Orijinal filmin öyküsünü bilsek de Cooper’ın farklı bir dokunuşla izleyen herkesi etkilediği konuşuluyor.

The Favourite

Basın Özeti: Yorgos Lanthimos’un, prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan son filmi, yönetmenin önceki filmlerine kıyasla çok farklı, çünkü bir dönem filmi. 18. Yüzyılda geçen filmde Fransa ile savaş sürerken iki soylu kuzen, Marlborough Düşesi Sarah ile akrabası genç Abigail, İngiltere Kraliçesi Anne’in gözdesi olmak için birbirleriyle rekabete girer. Kraliçe Anne’in sağlığı bozulurken iktidar, hırs, aşk ve hasetten güç alan saray entrikaları alıp başını gider.

Bakınız’ın Notu: Her filmiyle kendini yenileyen ve beyin kaşıyan Yorgos Lanthimos’un yeni filmi de FilmEkimi’nin kaçırılmaması gereken filmlerinden…

Dogman

Basın Özeti: Matteo Garrone’nin Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filmi, bu kez küçük bir kıyı kasabasında kötülüğün ve şiddetin toplumdaki izlerini arıyor. Git gide sertleşen atmosferi ve gerçekçi yaklaşımıyla Dogman, başroldeki, oyunculuk eğitimi almamış Marcello Fonte’nin etkisiyle sessiz sinema döneminin efsaneleri Buster Keaton ve Charlie Chaplin’e de gönderme yapan film, Cannes’da Palm Dog ödülünü de kazanırken, Fonte de En İyi Erkek Oyuncu ödülünün sahibi oldu.

Bakınız’ın Notu: Yılın en sert, en gerçek ve izlenmesi gereken filmlerinin başında geliyor.

https://www.youtube.com/watch?v=LI2JE_xjAaY

Kindergarten Teacher

Basın Özeti: Hem başrolü hem yapımcılığı üstlenen Maggie Gyllenhaal’ın canlandırdığı Lisa, 20 yılını öğretmenliğe adamış, bezgin ve mutsuz bir kadındır. Yuva sınıfında, dahi bir şair olarak gördüğü 5 yaşındaki bir çocuğun konuşmalarına hayranlık duyan Lisa, bir süre sonra çocuğa saplantılı bir ilgi geliştirir. Nadiv Lapid’in aynı adlı 2015 tarihli filminin ABD uyarlamasında Gyllenhaal, karakterinin psikolojik ve duygusal çıkmazlarını muhteşem bir performans ve çarpıcı bir derinlikle perdeye taşıyor.

Bakınız’ın Notu: Amerikan bağımsız sinemasının geçtiğimiz yıl ortaya koyduğu en iyi eserlerden biri…

Loro

Basın Özeti: Paolo Sorrentino, yine ülkesinin entrika dolu dünyasına dönüyor ve kamerasını bu kez eski başbakan Silvio Berlusconi’ye çeviriyor. Sorrentino bir yandan skandalların adamı Berlusconi’yle sınır tanımadan dalga geçiyor, bir yandan da İtalyan siyasetine ilginç bir açıdan göz atıyor. Kurt siyasetçiyi, Sorrentino’nun birçok filminde birlikte çalıştığı Toni Servillo canlandırıyor.

Bakınız’ın Notu: İki üç filmini izleyen herkes anlamıştır; Sorrentino ne çektiyse izlenir.

Burning

Basın Özeti: Kült yazar Haruki Murakami’nin öyküsünden sinemaya uyarlanan Şüphe dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da tüm eleştirmenlerin beğenisini kazandı ve FIPRESCI ödülünü aldı.
Şüphe vasıfsız bir genç, âşık olduğu güzel kız ile zengin ve küstah bir adam arasındaki aşk üçgeni ekseninde bir öfke ve saplantı hikâyesi anlatıyor. Gitgide artan gerilimiyle usta işi bir Murakami uyarlaması olan Şüphe, Vaha, Güneşli Kent ve Şiir filmleriyle tanıdığımız Lee Chang-dong’un sekiz yıl aradan sonra çektiği ilk film.

Bakınız’ın Notu: Yılın en ilgi çeken ve tartışılan filmlerinden biri, kaçırmamak lazım.

Geniş Listenizde Yer Alabilecek Filmler

Everybody Knows

Basın Özeti: Asghar Farhadi’nin en yeni filmi Herkes Biliyor Cannes Film Festivali’nin açılışında gösterildi. Ustalığını konuşturduğu ahlaki seçimler ve aile dramı alanına bu kez psikolojik gerilim ve gizemi de katan Farhadi’nin bu sekizinci uzun metrajlı filminde, Buenos Aires’te yaşayan bir kadının çocuklarıyla birlikte İspanya’ya gidişi ve eski tanıdıklarının da karıştığı olayların ortasında kalışı anlatılıyor.

Bakınız’ın Notu: Ustanın izlenmesi gereken ancak en iyi filmlerinden biri olmayan bir eseri…

Capharnaüm

Basın Özeti: Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki’nin son derece dokunaklı son filmi Capharnaüm, 12 yaşındaki Zain’in kısacık hayat hikâyesini anlatıyor. Ailesinden sevgi dışında hiçbir şey alamadığını, ihmal edildiğini söyleyen, nüfusa kayıtlı bile olmayan Zain, Beyrut’un en fakir mahallelerinde bazen tek başına, bazen mülteci bir kadının sıcak kucağında hayat mücadelesi veriyor ve sonunda anne-babasını mahkemeye veriyor.

Bakınız’ın Notu: Caramel ile bize çok yakın ama uzak bir coğrafyanın kapılarını açan Labaki, Beyrut sokaklarını Filmekimi perdesine taşıyacak.

Cold War

Basın Özeti: Pawel Pawlikowski, yine İkinci Dünya Savaşı’nın küllerine dönüyor. Cannes’da dünya prömiyerini yaparak Pawlikowski’ye En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Soğuk Savaş 1950’lerde, Soğuk Savaş sırasında, Polonya’dan Berlin’e, Yugoslavya’dan bohem Paris’in gece kulüplerine uzanan, iki müzisyen arasındaki tutkulu aşkı anlatıyor.

Bakınız’ın Notu: İyi müzik filmi bulmak günümüzde çok zor… Bu yüzden şans verilmesi gereken bir film…

Lazzaro Felice

Basın Özeti: Alice Rohrwacher’in son filmi Mutlu Lazarro günümüz dünyasını mistik öğelerle ele alan bir dostluk hikâyesi anlatıyor. İtalyan sinemasının yükselen yeteneklerinden Alice Rohrwacher’in insanın ruhuna işleyen filmi, hem tarzı hem konusuyla efsane Pasolini’nin yapıtlarını anımsatıyor.

Bakınız’ın Notu: Uluslararası festivallerdeki gösterimlerinde önemli övgüler alan film geniş listenizde mutlaka yer alması gereken filmler arasında…

https://www.youtube.com/watch?v=8NQUOYO1tow

Girl

Basın Özeti: Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan, Lukas Dhont’un yönettiği Kız, 15 yaşındaki ergen bir trans bireyin balerin olma mücadelesini anlatıyor. Kız, Cannes’da FIPRESCI Ödülü, En İyi İlk Film’e verilen Altın Kamera, Kuir Palmiye ödüllerini kazandı, başroldeki genç oyuncu Victor Polster’e de Belirli Bir Bakış Bölümü–En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getirdi.

Bakınız’ın Notu: Fragmanlarından ve uluslararası eleştirilerinden gördüğümüz/okuduğumuz kadarıyla FilmEkimi’nin en ilginç deneyimlerinden biri olacak.

The House That Jack Built

Basın Özeti: Jack’in Yaptığı Ev parlak oyuncu kadrosuyla göz kamaştırırken dehşet verici hikâyesi ve görselliğiyle izleyicileri ve eleştirmenleri ikiye böldü. Her filminde izleyiciyi zorlayan Von Trier, Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filminde çıtayı iyice yükseltti. Film, 1970’lerde başlayıp, bir seri katilin 12 yıl boyunca işlediği korkunç cinayetleri katilin gözünden takip ediyor.

Bakınız’ın Notu: Lars von Trier ne yapsa izlenir tabi ama biraz formunun düştüğünü de göz önüne almamız lazım.

Israrla Tavsiye Ettiğimiz Diğer Filmler

Ash is Purest White

Basın Özeti: Jia Zhang-ke’nin Cannes’da yarışan ve Sinefil Derneği Ödülleri Jüri Özel Ödülü ile En İyi Kadın Oyuncu (başroldeki Tao Zhao) ödüllerini kazanan son filmi Kül En Saf Beyazdır, Çin’in kapitalist dönüşümünü gangster dünyasında geçen bir aşk trajedisi yoluyla anlatıyor. Daha önce Filmekimi’nde Günahın Dokunuşu ve Dağlar Uzaklaştığında filmlerini izlediğimiz yönetmen Zhang-ke, filmini şöyle tarif ediyor: “Toplumun kıyısında yaşayan bir çiftin hikâyesi—kayıp gençliğim ve gelecek hayallerim… Yaşamak, sevmek ve hür olmak…”

https://www.youtube.com/watch?v=bt5BGibtb3I

Museo

Basın Özeti: Alonso Ruizpalacios’un birçok festivalde ödüllendirilen Güeros’tan sonra çektiği ilk film olan Müze, Meksika’nın bu en kötü şöhretli soygununu içeriden bir bakış açısıyla anlatıyor. 25 Aralık 1985’te Meksika’nın en saygın, en bilinir, neredeyse kutsal mekânlarından Meksika Antropoloji Müzesi’nin soyulma hikâyesini anlatan Müze’nin senaryosunun yazım sürecinde soyguna bir şekilde bulaşanlarla da görüşmeler gerçekleştirildi.

Don’t Worry, He Won’t Get Far On Foot

Basın Özeti: Gus Van Sant’ın son filmi Merak Etme, Fazla Uzaklaşamaz, bir azim, yaşam sevinci ve sıra dışı başarı öyküsü anlatıyor. Başrolündeki Joaquin Phoenix’in benzersiz performansıyla bolca övülen ve şimdiden 2019 Oscar’ları için adı anılan film, yönetmen Van Sant’ın dostu da olan karikatürist John Callahan’ın gerçek hayat hikâyesinden esinleniyor. Trafik kazası sonucu belden aşağısı felçli kalan 21 yaşındaki Callahan, gönülsüzce razı olduğu zorlu rehabilitasyon sürecinde çizim yeteneğini keşfediyor; dünyaca ünlü bir karikatürist olma yolunda bir yandan da alkol bağımlılığını yenmeye çalışıyor.

The Man Who Killed Don Quixote

Basın Özeti: Efsane yönetmen Terry Gilliam’ın kendisi de efsaneye dönüşen son filmi, bir tutku projesi; hiç dinmeyen temposu, yaratıcı olay örgüsü, dev oyuncu kadrosu, gözalıcı mekânları ve sıradışı mizah anlayışıyla tam bir Terry Gilliam başyapıtı. Cervantes’in başyapıtından esinlenen filmde Adam Driver kendini beğenmiş bir reklam yönetmenini, Jonathan Pryce ise kendini Don Quixote sanan bir adamı canlandırıyor. Filmin 1990’larda başlayan yapım süreci hastalıklar, davalar, finansman sıkıntıları, hatta sel baskını gibi çeşitli talihsizlikler yüzünden 2018’e kadar aksadı. “Yapılamama” hikâyesi 2002’de Lost in La Mancha adlı belgesele konu olan Don Kişot’u Öldüren Adam dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin kapanışında yaptı.

3 Faces

Basın Özeti: Jafar Panahi’nin Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filmi sosyal medyanın İran’daki popülerliğinden yola çıkıyor. Sanatçı, kendini ve ailesini bir sosyal medya olayının tam merkezine yerleştiriyor ve hem sanat dünyasını hem İran toplumunun huzursuzluğunu keskin gözlemciliğiyle mercek altına yatırıyor. Panahi, İran-Türkiye sınırında, ailesinin memleketi olan Azerice konuşulan köylerde çektiği Üç Hayat’ta film çekmesi yasaklandığı için intihar eden bir kızın mesajını Instagram üzerinden alan ünlü yönetmen olarak kendini oynuyor.

Suspiria

Basın Özeti: Luca Guadagnino bu kez korku sinemasına el attı ve giallo türünün en bilindik filmlerinden, Dario Argento’nun 1976 başyapıtı Suspiria’yı yeniden çekti. Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan filmin konusu, orijinaliyle neredeyse aynı: 1977 yılında, Berlin’de, dünyaca ünlü bir dans trupuna karanlık güçler musallat olmuştur; dansçılardan bazıları bu güce yenilir, bazılarıysa mücadeleyi seçer. Duyurulduğu ilk andan beri merakla beklenen Suspiria, Tilda Swinton ve Dakota Johnson’lı parlak oyuncu kadrosu, özünü aldığı kült film, sürekli artan huzursuzluk hissi ve benzersiz görselliğiyle uzun süre zihninizi kurcalayacak.

Kategoriler
festival rotaları

Dogman: Matteo Garrone’den Yine Sert Bir Film

Cannes 2018’de yarışma filmleri arasında yer alacak Dogman, Matteo Garrone’nin rehberiğinde insanın şiddetli doğasında bir gezinti olacak gibi duruyor. Bir pet shop’da çalışan ve basit bir hayat sürmeye çalışan kahramanızın hayatına giren yeni isimlerle birlikte hiç tanımadığı dünyalarda savrulmasını izleyeceğiz.

Garrone film ile ilgili yaptığı açıklamalarda “Kentli bir western, bir intikam filmi olacak. Ama aynı zamanda günümüz insanının gurur peşindeki çaresiz arayışını izleyeceğiz” cümlelerini kullanmış ve merakımızı arttırmıştı. Fragmana bakılırsa Marcello Fonte’nin oynadığı “Dogman” gelecek yılın en ilgi çekici filmlerinden biri olacak gibi…