Kategoriler
izlenim

Watchmen: Damon Lindelof ve Kumarı

Yılın en merakla beklenen dizilerinden Watchmen’in Damon Lindelof tarafından yeniden ele alındığı haberleri gelmeye başlayınca, çizgi romanlardan veya 2009’daki filmdeki bir hikayeden dizi çıkarılacağı fikri ağır basmıştı. Ancak Lindelof, kariyerinin belirli bölümlerinde oynadığı kumarı tekrarladı ve karşımıza çizgi romanlardan ve filmden bağımsız bir öyküyle çıktı.

Damon Lindelof, final bölümüne kadar çok iyi getirdiği Lost’un sonunu iyi bağlayamayarak ve Promotheus’la Alien evrenini bir birine karıştırarak bütün başarılarına tuz biber ekerken, The Leftovers’la durumu toparlamıştı. Hayal gücü çok yüksek ancak senaryoları bağlamakta sorunları bulunan Lindelof’u görünce Watchmen’i ilk bölümünden itibaren bir kumar olarak görmemiz boşuna değil.

Yazının bundan sonrası ilk bölümle ilgili bilgiler ve ayrıntılar içeriyor.

Watchmen, Nixon’ın skandallarla görevinden alınmadığı, Vietnam Savaşı’nı kazandığı alternatif bir 1985 yılında geçiyordu. Sovyetler ile soğuk savaşın dünyanın ana sorunu olduğu, nükleer tehlikenin tüm dünyayı tehdit ettiği yıllardaydık. Lindelof, 2019’a atlamayı tercih etmiş ve aynı evreni zamanda daha da ileri götürmüş. Alan Moore, Dave Gibbons ve John Higgins’in yarattığı evreni 30 yıl sonrasına taşımak cesur bir karar. İlk bölüm, önümüze bulmacalar sererek, çok iyi yönetmenlik ve sinematografiyle aklımızı çelerek, bizleri şimdilik kandırmayı başardı. Ancak özellikle ABD’de Watchmen fanatiklerinin Lindelof’u şimdiden yerden yere vurduğunu da hatırlatalım.

Yeni hikayemizde Dr.Manhattan’ı ilk bölümde göremedik. Jeremy Irons’ın oynadığı karakterin Ozymandias olduğu yönünde haberler vardı ama bunu doğrulatacak bir ayrıntı da göremedik. Nite Owl’un Baykuş gözlü gemisini izlemek güzel bir ayrıntıydı. 1985’te öldüğünü bildiğimiz Rorschach ise zaman içinde yanlış anlaşılmış bir idol haline gelmiş ve faşist beyazların fikirlerini devam ettirdiğini sandığı bir hale gelmişti.

Dizi, Oklahoma’da, ABD tarihinin en kirli ırkçı saldırılarından biriyle, 1921 Tulsa katliamıyla başlıyor. O dönemde açıklanan “resmi” rakamlara göre 34, yeniden açılan dosyalarla 300’e yakın siyahi insanın öldürüldüğü günde başlaması, Watchmen’in ana motiflerinden birinin ırk ayrımcılığı olacağını daha ilk dakikadan hissettiriyor. Bu katliamdan kaçan çocuğun 100 yıl sonra ilk bölümün son sahnesinde karşımıza çıkması ise katliamın gelecek bölümlerde de konu edileceğini gösteriyor. Bu arada Tulsa’dan kaçırılan küçük çocuğun, Kripton’dan kaçan küçük Kal-El ile paralelliği de gözümüzden kaçmadı.

Rorschach’ı tamamen yanlış anlayarak maskesini Ku Klux Klan benzeri bir simge haline getiren faşist beyazlar, yine ilk sahnelerde siyahi bir polisi yaralayarak, ilk bölümün sonuna doğru da kanımızın çok ısındığı Don Johnson’ın oynadığı polis şefi Judd Crawford’u asarak, öykünün ana kötüsü olacaklarını gösteriyorlar. Seventh Kavalry isimli grup, içinde Lityum saat pillerinin de bulunduğu kirli işlerin peşindeler ama bunun ne olduğunu henüz ilk bölümde görmüyoruz.

Nixon’ın ardından Robert Redford’un başkan olduğunu, polislerin silah kullanımına sınırlama getirildiğini, tehditlerden korunmak için sarı maskeler taktıklarını, Vietnam’ın ABD’nin bir eyaleti olduğunu farklı sahneler ve repliklerle idrak ediyoruz. Watchmen’in alternatif evreninden daha fazla ayrıntı görmek isterdik tabi ama bunun için gelecek bölümleri bekleyebiliriz.

İlk bölümde ana kahramanımızı ve hayatını da yakından izliyoruz. Regina King’in canlandırdığı Sister Night, ailesiyle, mücadelesiyle, son sahnede yaşadığı acıyla karşımıza çıkıyor. Siyah kadın bir süper kahramanın sadece ırk ayrımcılığına karşı mesaj olsun diye öyküye konulmadığını, gelecek bölümlerde 100 yıllık hikayede kendisiyle ilgili önemli bağlantılar olduğunu görünce anlarız umarız.

Uzun lafın kısası Lindelof’un, ilk bölümde evreni yeniden kurarken pek bir hata yapmadığını söylememiz lazım. Ancak daha önce oynadığı bazı kumarların kötü sonuçlar vermiş olması Watchmen’i çizgi romandan beri takip eden insanları endişelere gark ediyor.

https://www.youtube.com/watch?v=Pt8f1OBoOUE

Kategoriler
haber

Watchmen Dizisinden Son Gelişmeler ve Setten Sızan Görseller

Damon Lindelof tarafından TV’ye uyarlanan Alan Moore şaheseri Watchmen’in çekimleri tüm hızıyla devam ediyor. Çekimler sürerken de diziden yeni haberler geliyor.
Dizinin en “afili” başrol oyuncusu Jeremy Irons’ın rolü nihayet açıklandı. Karakteri uzun süredir sır gibi saklanan Irons, Ozymandias’ı (Adrian Veidt) canlandırıyor. 2009 yapımı Watchmen filminde Matthew Goode’nin yorumuyla izlediğimiz Ozymandias oldukça zeki, bilgin, kibirli ve çekici bir karakter. Irons bu karakterin yaşlı halini canlandırıyor ama çizgi-romanda ve çizgi-romana sadık bir şekilde uyarlanan 2009 yapımı filmde genç halini gördüğümüz Ozymandias’in yaşlı halinin nasıl bir hikayenin ekseninde olacağını henüz bilmiyoruz.

Diziye yeni isimler de eklendi. Mad Men ve Zoo dizilerinden hatırladığımız James Wolk ile birlikte 24, Fargo ve Legion dizilerinden hatırladığımız Jean Smart diziye katılan yeni isimler. Wolk’un canlandıracağı karakterle alakalı resmi bir açıklama yapılmadı ancak bazı söylentilere göre Wolk, Oklahoma’lı genç bir senatörü canlandıracak. Smart’ın karakterinin ise bir cinayet soruşturmasını yürüten FBI ajanı olduğu HBO tarafından doğrulandı.

Bu haberlerin dışında setten gelen heyecan verici görseller de var. Watchmen Brasil isimli bir Twitter hesabının paylaştığı set görsellerinden anlaşıldığı kadarıyla, Watchmen ismine yaraşır bir şekilde politik mevzulara değinen bir uyarlama bizleri bekliyor.
Kadrosunda Regina King, Jeremy Irons, Don Johnson, Tim Blake Nelson, Louis Gossett Jr., Yahya Abdul-Mateen II, Adelaide Clemens, Andrew Howard, Tom Mison, Frances Fisher, Jacob Ming-Trent, Sara Vickers, Dylan Schombing, Lily Rose Smith, Jean Smart, James Wolk ve Adelynn Spoon gibi oyuncuların yer aldığı Watchmen 2019 yılı içerisinde HBO’da yayınlanacak.