Kategoriler
bakınıztv

10 Maddede Everybody Knows: Asghar Farhadi’den İspanyol Gerilimi

Ashgar Farhadi’nin Cannes’ın açılış filmi olacak Everybody Knows isimli yeni gerilimiyle ilgili bilgileri derledik ve bakınız yazarları olarak fragmanı yorumladık.

Yapımcı: Memento’dan Alexandre Mallet-Guy ve Moreno Films’den Alvaro Longoria filmin ortak yapımcıları.

Yönetmen: Asghar Farhadi bu sefer bir psikolojik gerilimle karşımızda…

Başroller: Javier Bardem, Penelope Cruz ve Ricardo Darin filmin başrollerini paylaşıyorlar.

Yardımcı Roller: Bárbara Lennie, Inma Cuesta, Eduard Fernández ve Javier Cámara filmin güçlü yan rolleri…

Önemli Notlar: Film ispanyolca çekildi. Tarihte Cannes’ın açılış filmi olan ikinci ispanyolca film. Madrid’in kuzeyindeki Torrelaguna’da çekilen filmde Jose-Luis Alcaine sinematograf olarak görev aldı. Alcaine daha önce Almodovar, Carlos Saura, Bigas Luna, Sonia Grande gibi isimlerle çalışmıştı.

Senaryo: Filmin senaryosu yine Asghar Farhadi tarafından yazıldı.

Konu: Film, Arjantin’de yaşayan ve memleketine dönen ispanyol Laura’nın öyküsünü anlatacak. Arjantinli eşiyle ve çocuklarıyla Madrid dışındaki evlerine yerleşen Laura’nın başına üst üste gelen gerilimli olaylar filmin iskeletini oluşturuyor.

Gösterim Tarihi: Cannes’da açılış filmi olacak yapımın, festival yolculuğu hakkında henüz ayrıntılı bir bilgi yok. Ülkemizde FilmEkimi’ne yetişecektir diye düşünüyoruz.

Yorumlar: “Farhadi’nin sezgileri çok açık ve kelimelerin içindeki müziği duymak için inanılmaz bir yeteneği var” Filmin Yapımcısı Alexandre Mallet-Guy

Fragman: Cannes’ın açılış filmi olduğu belli olduktan sonra yayınlanan fragmanı bakınız.com yazarları olarak birlikte yorumladık.

Can Rende: Ne yalan söyleyeyim, Everybody Knows’un açılış filmi olduğunu öğrendiğimde üzülmüştüm, zira açılış filmleri genelde Palmiye için yarışmıyor ve genelde kalite de çok yüksek olmuyor. “Acaba denildiği gibi kötü mü?” diye düşündüm, bir ara filmin kötü olduğuna dair söylenti çıkmıştı. Neyse ki açılış filmi olsa da Palmiye için yarışacak Farhadi’nin yeni filmi. Bakalım nasıl eleştiriler alacak. Ben halen merakla bekliyorum. Fragman da iyi kesilmiş kanımca, heyecanlandırdı. İspanya kırsalı, geniş bir aile, sırlar-entrikalar… Sıradan bir film değildir umarım.

Müjdat Çetin: Penelope Cruz ve Javier Bardem’in Asghar Farhadi filminde oynuyor olması beklentiyi yükseltmişti. Ama fragman çok klişe bir “kayıp aranıyor” hikâyesi vaat ediyor bize. Farhadi’nin Avrupa sineması sularında dolaşması çok tatsız olacak gibi. Fragman heyecanı düşürdü. Umarım göründüğü gibi Fellini ve Zyagintsev karması bir film izlemeyiz ve iyi bir Farhadi filmi görürüz.

Ümit Açık: Farhadi alışık olmadığı bir mevkide oynatılıyor gibi geldi. “Kayıp insan” konusu hiç yabancı değil tabii ama işleniş itibariyle yöresinde çektiği filmlerden farklı olacak gibi duruyor.

Uğur Kibar: Benim fragmandan anladığım Farhadi filmine benzemediği. Hadi kabul edelim klişe bir havası da yok değil. Kendisinin bir hayranı olarak bu durum beni daha da heyecanlandırdı. Şimdiye kadar hep bir standart yakaladı. Farklı sularda nasıl olacak göreceğiz.

Haktan Kaan İçel: Açıkçası ilk gördüğüm şeyin About Elly benzeri bir film olduğunu diyebilirim. Orada da kaybolan bir kadının peşinden ortaya çıkan iç hesaplaşmalar ve insanlar arasındaki çatışmalar öne çıkmıştı. Aklımda soru işareti olan tek konu ise Farhadi’nin ülkesinden dışarı çıktığında filmi çektiği ülke kodlarında yeterince etkili olamayaşı diyebilirim. Genelde İran içinde çektiği filmlerde toplumun nabzını iyi tutan ve oraya has gelenekler ile tavırları çok başarılı bir şekilde yansıtıyordu. Bu yüzden de farklı bir dilde ve coğrafyada olayın kontrolden çıkabileceği gerçeğini görüyorum. Film muhtemelen yine Farhadi sinemasından alışık olduğumuz bir hikayeyi yansıtıyor. Ancak karşımızdaki filmdeki hikaye en iyi hikayesi olmayabilir. Bu yüzden de vasat düzeylerde gezerse de açıkçası şaşırmam.

Kategoriler
izlenim

Bir Garip Ramirez, Bir Garip Bombita

…Memurlar köye iner ya da köyden şatoya dönerlerse, hiç de eğlence için yapmazlar bunu; köyde olsun, şatoda olsun kendilerini iş beklemektedir, bu yüzden de yoldan olabildiğine hızlı bir tempoyla gelip geçerler. Sonra, pencereden bakıp dışarıda ricacılar aramayı da akıllarına getirmezler hiç; arabaların içi dosyalarıyla tıka basa doldurulmuştur; bunları okuyup incelemekle uğraşırlar. Ama ben bir defasında, dedi K., bir memurun kızağının içini görmüştüm, evrak falan yoktu.

Franz Kafka’nın Şato romanından

Çağımızın konformizmden[*] sonra bir diğer illeti, düşmanı da bürokrasi: yüzyılların kangrenleşmiş bir mirası. Hayatı boyunca bürokrasinin kucağında, Big Brother’ın gölgesinde yaşamış ve bundan da çok acı çekmiş Franz Kafka’nın yazdıklarından, yaşadıklarından uzaklaşamadığımız bir başka yüzyılda (hemen hemen aynısı) yaşıyoruz. K.Marx’ın tasvir ettiği, kendi ürettiğine yabancılaşan bir endüstri toplumundan (C.Chaplin’in Modern Times filminde hicvettiği gibi) yaptığı işe, imzaladığı evraka, içinde bulunduğu ofise fransız kalmış, nerdeyse hiçbir insiyatifi bulunmayan otomatlar yığını bir topluma çoktan geçilmiş durumda. Moda deyimiyle beyaz yaka topluma. Mavi yakalıların makineler sayesinde ürettiği, endüstriyel ürünlerin üzerine zimmetlenmiş, memurlaşmış bir zihin yapısının gündelik yaşam pratikleri: beyaz ekran karşısında kapanan göz kapakları, cam bölmeden mikrofonla konuşan mekanik sesler, evrak yığılı masalar, 9-5 mesaiye sıkışmış yaşamlar… Akabinde sarsılmaz bir konformizm.smooking room

Ramírez (nam-ı diğer Eduard Fernández) ve Simón (nam-ı diğer Ricardo Darín) tepedekileri bir başlarına sarsmaya çabalayan ve bunu da kısmen başaran iki isim. 2002 yapımı Smoking Room filminde Ramírez, şirkette çalışan sıradan biridir. O ve birkaç arkadaşı şirkette sigara içenler için ayrı bir oda olması için imza toplarlar ve gerekli imza sayısına da ulaşılır. Şirket yönetimi buna rağmen talebi yerine getirmez ve imza atanlar üzerinde baskı kurma yoluna gider, teker teker imzalar geri çekilir. Ramírez’inki hariç. O tek başına dağın görünmeyen yüzüyle mücadelesini sürdürür, tüm şirketi ateşe verme pahasına.Relatos-Salvajes

En iyi yabancı film dalında Oscar adayı, 2014 yapımı Relatos Salvajes (Vahşi Hikayeler -Türkiye’de Asabiyim Ben gibi alakasız ve gülünç bir adla vizyona girdi!-) filminde Simón ise patlayıcılar konusunda uzman bir mühendistir. Arabasını yanlış yere (sarı bölgeli alana) park ettiğinden arabası çekilir ve yüklü bir cezaya çarptırılır. İtiraz edeceği bir merci yoktur. Cezaya itirazda bulunduğu merciler, cezayı ödemek için para çektiği ATM’ler gibi hissiz ve inisiyatifsizdir. Kimseye kendini dinletememektedir ve bu sabrın sonudur. Uzmanı olduğu patlayıcıları bu otopark bürokrasisine karşı kullanır ailesini, kariyerini kaybetme uğruna. O artık bir bombita’ya (bombacı) dönüşmüştür. Film genel olarak, duyguları (intikam, kıskançlık gibi) aşırı uçta yaşayanların gülünç bir hikayesi olarak lanse edildi (Bunda, Pedro Almodóvar’ın prodüksiyon şirketi El Deseo S.A. ortaklığıyla çekilmesinin de etkisi olsa gerek). En azından sinema salonundaki seyircilerin tavrından ve filmin giriş hikayesinden ben bunu anladım. Günlük yaşamın bürokratik dehlizlerinde kaybolan bireylerin mücadelesi (özellikle de bombita’nınki) bana çok daha tanıdık ve üzerinde durulmaya değer bir hikaye gibi göründü. Bize komplike bir değerler ve anlamlar bütünü diye yutturulmaya çalışılan, bu insansızlaştırma mekanizmasını deşifre etmeye çalışan ve üzerine giden tüm Ramírezlerin, Simónların (nam-ı diğer bombita) hikayesi, yani bizlerin…

relatosBu keşmekeşte yitip gidenlerin anısına…

[*] Geçen yazım, Haneke sineması ve konformizm üzerineydi. Sanırım kavramın kendisi biraz sıkıntılı. Konformizm, ‘rahatına düşkün’, ‘konforu seven’ olarak algılanıyor, ancak TDK’ya göre ‘uymacılık’ anlamı taşıyor. Yani ‘kabul eden’, ‘boyun eğen’. Bu kavramı kullanmamdaki kastım, iki anlamını da karşılıyor kanımca.

Kategoriler
haber

Una Pistola en Cada Mano: Cesc Gay’den Yıldız Bombardımanı

İspanyol sinemasıyla yakından ilgilenenler Ricardo Darin, Luis Tosar, Javier Cámara gibi önemli isimleri son yıllarda oynadıkları birbirinden sağlam filmlerle yakından takip ediyorlar.

Cesc Gay, yeni filminde öyle bir kadro kurdu ki, tüm bu sağlam performansları sergileyen önemli oyuncular “İspanya Sineması All-Star Kadrosu” olarak adlandırabileceğimiz oyuncuları aynı filmde izleyebilecek. Ricardo Darin, Luis Tosar, Javier Cámara’nın yanısıra Eduard Fernández, Leonardo Sbaraglia, Eduardo Noriega, Alberto San Juan, Jordi Mollà, Clara Segura, Candela Peña, Cayetana Guillén Cuervo ve Leonor Watling’ten oluşan inanılmaz kadro, orta yaş krizine giren 40’lı yaşlarındaki bir grup arkadaşın yaşadıklarını anlatacak.

Kategoriler
izlenim

Biutiful: Okunduğu Gibi Yazılan Hayatlar

Biutiful

Acılar üst üste geldiğinde “Ne kadar bahtsızım. Bundan daha kötüsü olamazdı” dediğimiz anlar olur. İşte Alejandro González Iñárritu böyle anlarda bizi teselli edebilecek bir film yapmış. Mesaj net: “Hayatın ne kadar berbat olursa olsun, daha da kötüye gidebilir!

Meksikalı yönetmen, ‘acının dozu’ bakımından önceki filmlerinin (Amores Perros, 21 Grams, Babel) de üstüne çıkmış. Ama hikâyeyi “pek çok karakterin yollarını bir olayla kesiştirme” üzerine kurduğu o filmlerin aksine, bu kez tek bir ‘ana karakter’e odaklanmayı tercih etmiş. “Al sana felaket. Kimseden merhamet bekleme. Ama yine de ‘huzur’ diye bir şey var mıdır? Bunun kararını vermeden seni bu salondan çıkartmam!” diyor adeta…

Cannes Film Festivali jürisinin zaman zaman tartışmalı kararlara imza attığı olmuştur ama geçen yıl “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü Biutiful’daki rolüyle Javier Bardem’e vermeleri kesinlikle bunlardan biri değildi. Zaten Bardem daha sonra “En İyi Erkek Oyuncu” Oscar’ına da aday gösterildi ve tamamen İspanyolca bir filmle bu dalda adaylar arasına giren ilk aktör oldu. Filmin kendisi de “En İyi Yabancı Film” dalında yarışacak. Belki geçen yılki “El Secreto de sus Ojos” faktörü devreye girip Biutiful’un şansını azaltabilir. Neticede ‘Akademi’, kategorinin bir anlamda “En İyi İspanyolca Film”e dönüşmesini istemeyecektir. Ama Iñárritu’nun filmi (ya da Bardem’in oyunculuğu) 27 Şubat gecesini Oscar’sız kapatsa da değerinden bir şey kaybetmeyecek.

Filme gelirsek, mekân Barcelona… Ama Gaudi’nin büyüleyici mimarisinden, Montjuic Tepesi’nin insanın içini ısıtan güzelliğinden, La Rambla’nın paralelindeki sakin, dar ve ‘havalı’ sokaklardan, sebze-meyve, et, balık kokusunun baş döndürücü bir harman oluşturduğu ve hiçbir şey almadan saatlerce gezilebilen Mercat de la Boqueria’dan, her gün binlerce turist çeken Sagrada Familia’dan, L’Aquarium’dan tamamen farklı, tamamen uzak bir Barcelona… Şehrin ‘arka sokakları’, kenar mahalleleri…

biutiful film

Ana karakter Uxbal, Afrikalı kaçak göçmenlerin sahte Gucci çanta satmasını, Çinli kaçak göçmenlerin inşaatlarda çalışabilmesini sağlayan bir ‘aracı’… Düzenli aralıklarla Katalan polisini ‘görüyor’ ki, yeri geldiğinde polis kaçak işçileri ‘görüp’ içeri almasın! Ama Uxbal’ın aynı zamanda altın gibi bir kalbi var.

Ve sıkı durun, Uxbal ölülerle konuşabiliyor! Evet, içlerinde kalan son sözlerini onlardan dinleyip ailelerine aktarıyor ve bu yolla biraz ekstra gelir elde etmekte sakınca görmüyor. Önemli bir ayrıntı: Uxbal aynı zamanda kanser ve ölmek üzere! Ayrıca hem analık hem babalık yapmak zorunda olduğu iki çocuğu var. Dahası, çocukların annesi olan eski eşi, Mateo ve Ana’ya zaman zaman ‘orantısız güç’ kullanıyor…

Uxbal karmaşık bir karakter. Normal bir baba gibi çocuklarını okula bırakarak güne başlayıp ardından bir ‘ölü evi’ ziyareti gerçekleştiren, öğleden sonra hastanede birkaç aylık ömrü kaldığını öğrenip oradan Çinli kaçak işçilerin daha iyi yaşam koşullarına kavuşmalarını sağlamak için müteahhitle pazarlık etmeye giden ve tüm bunların sonunda günü nezarette tamamlayabilen birisi… Bu rolün de altından kalkan Bardem, günümüzün en iyi aktörlerinden birisi olduğunu iyice hissettirmiş.

Diğer oyuncular da görevini fazlasıyla yapmış. “Amca baba yarısıdır (!)” diyen Eduard Fernández (Tito), kocası sınır dışı edilince bebeğiyle beraber Barcelona’da yapayalnız kalan Senegalli anne Ige rolündeki Diaryatou Daff ve özellikle de soyadındaki gibi ‘yıldız’laşan çocuk oyuncu Guillermo Estrella…

Bir not da altyazılarla ilgili: Film İspanyolca, Çince ve Volof Dili’nde diyaloglardan oluşuyor. Festival ve Amerika gösterimlerinde İspanyolca konuşulurken altyazı beyaz, Çince’ye dönüldüğünde mavi ve Afrikalı göçmenlerin diyaloglarında yeşil yazılarak farklı bir dile geçildiğine dikkat çekilmiş. Gayet güzel, zekice, pratik bir çözüm… Bizim sinemalarımızdaki gösterimde ise “Hepsi Türkçe altyazı, anlayın işte!” diye düşünülmüş ve bu fark ‘yok sayılmış’!

Iñárritu insanoğlunun ‘karanlık’ taraflarında gezip dolaşmayı seven bir yönetmen… Ölmek üzere olan bir adamın yine de hayatını düzene sokmak, vaatlerini yerine getirmek için nasıl çırpınabileceğini bize sarsıcı bir biçimde anlatmış. Üstelik bu kez bunu Brad Pitt, Cate Blanchett ya da Sean Penn gibi ünlü bir Hollywood yıldızından yardım almadan yapmış. Ortaya çıkan ürün de ‘Biutiful’ olmuş. Ağlatmayı garanti eden, okunduğu gibi yazılan bir film…