Kategoriler
sinema tarihinden

Oscar’lar ve Siyasi Protestolar

2017 Oscar Ödül Töreninin Trump protestolarına sahip olması bekleniyor. Oscar’lar ve Siyasi Protestolar bir araya geldiğinde ve törenlere damga vurduğunda neler olduğunu  gösteren yılları ve anları bir araya getirdik.

Jane Fonda, 1972

Vietnam Savaşı, Watergate Skandalı yıllarında Jane Fonda Klute’la En İyi Kadın Ödülü’nü kazandı… Fonda, o yıllarda ABD’nin savaştığı Vietnam’ı ziyareti nedeniyle Hanoi Jane olarak anılıyordı. Sahneye sade siyah bir kıyafetle çıkan Fonda “Söylenecek çok şey var ama bugün söylemeyeceğim. Herkese teşekkürler” diyerek sahneden indi.

Marlon Brando, 1973

Oscar tarihinin en bilinen protestosunda, Godfather’la En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Marlon Brando ödülü reddetti. Ödülü reddettiği açıklamasını da kızılderili Sacheen Littlefeather sahneye çıkarak yaptı.

Vanessa Redgrave, 1978

Oscar tarihinin en sert ve çarpıcı kabul konuşmalarından biri Vanessa Redgrave’den geldi. “The Palestinian” isimli belgeselde yer alması fanatik musevi gruplardan tepki alan Redgrave, koyu siyonizmi ve faşizmi lanetleyen bir konuşmayla salonu da karıştırdı.

Richard Gere, 1993

Richard Gere, En İyi Sanat Yönetimi ödülünü vereceği konuşmada Çin hükümetini Tibet konusunda sert bir şekilde eleştirdi.

Elia Kazan Protestosu, 1999

Hayatboyu başarı ödülünü almak için sahneye çıkan Elia Kazan, bazı isimler tarafından yuhlandı. Nick Nolte ve Ed Harris gibi isimler alkışlamayı reddetti. Kazan, McCarthy döneminde çalışma arkadaşlarını komunist olarak ihbar etmişti.

Michael Moore, 2003

Michael Moore her zamanki politik duruşunu ödüllerde de göstererek Irak Savaşı’nı başlatan George Bush’u çok sert sözlerle eleştirdi. Zaman Moore’un ne kadar haklı olduğunu gösterdi.

Sean Penn, 2009

Kasım 2008’de eşcinsel evliliklerini yasaklayan bir kanunu yürürlüğe sokan California halkı, 2009 şubatında Sean Penn’in hedefindeydi. Penn, bu yasaya oy verenlere neden utanmaları gerektiğini net bir şekilde anlattı.

Kategoriler
seçki

A Letter To Elia: Scorsese’den Ustasına Saygı Duruşu

Kapadokyalı bir ailenin İstanbullu oğlu Elia Kazancıoğlu ya da ABD’de kullandığı ismiyle Elia Kazan sanatıyla, filmleriyle, ilk veya ikinci rollerini verip yıldızlığa yükselttiği Marlon Brando, James Dean, Julie Harris, Warren Beatty, Lee Remick, Karl Malden gibi isimlerle kolaylıkla tarihin en iyi iki-üç sinemacısından biri sayılabilirdi. Tabi 1950’li yıllarda Amerikan Komunist Partisi’ne birlikte üye olduğu arkadaşlarını gammazlayıp kendini kurtarmasaydı.

Sinema dünyasının en iyi yönetmenlerinden biri olup aynı zamanda en tartışılan isimlerinden biri olması 1999’da aldığı yaşam boyu başarı oscar’ında da kendini gösterdi. İzleyenlerin arasında bu onursuz davranışı unutmayanlar da vardı.

Görüntülerde de izleyebileceğiniz gibi ödülü kendisine Martin Scorsese ve Robert De Niro teslim etti. Martin Scorsese, etkilendiği isimler arasında Roberto Rossellini ve Vittorio De Sica’yı da saysa da, sinema hayatını şekillendiren ismin Elia Kazan olduğunu her zaman söyler. Scorsese, Kazan’a 1999 yılında oscar vermekle kalmadı 2010 yılında A Letter To Elia isimli bir belgesel de hediye etti.

Scorsese ve Kazan’ın rum ve italyan göçmeni ailelerin oğulları olarak sinema stillerini de New York sokaklarında yaşadıkları dışlanmışlık duygusu belirledi. İkisinin de çocuklukları sinema salonlarında geçti. İkisi de New York’ta işin içine mafyanın da girdiği hareketli hayatı uzaktan izleyip gözlemleme fırsatı buldular. Elia Kazan gençliğinin ardından farklı bir yol seçip sinemanın yanında siyasi yaşamını da sürdürdü.

Scorsese de, Kazan da “Oyuncuların Yönetmeni” olarak anıldı hep… Kazan’ın sıfırdan veya yeniden yarattığı oyuncular gibi Scorsese de oyuncusunun performansına yol açan ve ödüller kazanmasına neden olan bir tutum sergiledi. A Letter to Elia’yı izlediğinizde Scorsese’nin aslında kendisini anlattığı hissine kapılabiliyorsunuz.

scor kazan
A Letter To Elia, Scorsese’nin daha sonra da ifade ettiği gibi sinema yoluyla bir baba figürü olarak gördüğü Kazan’a yazdığı bir mektup. “Yakın dost olmamıza rağmen kendisine anlatamadığım şeyleri bu film yoluyla anlattım” sözleriyle tanımlayacağı kadar samimi bir film. Bir belgesel olarak belki de tek sorunu bu kadar samimi ve özel olması…

Yine de çağımızın en büyük sinemacılarından birinin usta olarak gördüğü başka bir sinemacıyı anlatmasını izlemek istiyorsanız, ya da iki yönetmeni anlamak ve çözmek isteyen bir sinefilseniz, mutlaka bir yerlerden bulup izlemeniz gereken bir film…

Kategoriler
seçki

James Dean: Öp Beni!, Paul Newman: Burada Olmaz!


Elia Kazan, East of Eden’i çekmeye karar verdiğinde zaten kafasında Cal Trask karakteri için biri vardı. James Dean, istanbullu yönetmenin teklifini kabul etmiş ve çalışmalara başlamıştı.

Kazan, Cal Trask’in ağabeyi Aron Trask’i oynayacak isim için seçmelere birçok isim çağırdı. Bu isimlerin arasında en çok öne çıkan ise Paul Newman’dı. Kazan, emin olmak için Newman’ı James Dean’le birlikte deneme çekimine aldı. Ve ortaya sinema tarihine geçen 2 dakikalık bir görüntü çıktı.

Görüntülerde ikilinin dinamizminin birbirlerini nasıl etkilediğini görmek mümkün. Çoğu yerde kendilerini tutamayıp gülüyorlar. Aralarındaki bir takılma da dikkat çekici:

James Dean: “Kiss me.”
Paul Newman: “Can’t here.”

Newman, o dönem bazı sinema yazarları tarafından Marlon Brando’ya çok fazla benzediği için eleştiriliyordu. Bu eleştiriler Kazan’ı da rahatsız ettiği için East of Eden’da rolü alamadı. Aron rolünü daha sonra Paul Newman’la bir başka kült film Cool Hand Luke’ta birlikte oynayacak olan Richard Davalos kaptı.

Kategoriler
seçki sinema tarihinden

Bir Zamanlar: East of Eden, Brando, Kazan, Dean

Elia Kazan, 1953’te Marlon Brando ile On The Waterfront’u çektikten sonra, James Dean ile East of Eden’a başladı. Marlon Brando, kendisiyle A Streetcar Named Desire ve On The Waterfront’ta beraber çalışan ve kısa zamanda yakın dost olduğu Kazan’ın yeni filminin setini ziyaret etmiş.

Ancak herşey fotoğraftaki gibi mutlu değil. Bu fotoğraftan iki yıl önce Elia Kazan Broadway’de beraber çalıştığı 8 tiyatrocu arkadaşı “Komunist Parti Üyesi” oldukları gerekçesiyle ispiyonladı. East of Eden’in çekildiği sıralarda ise Kazan’ın yakın dostu Arthur Miller, isim vermeyi kesin bir dille reddediyordu. Aktivist ve sol görüşlere yakım kimliğiyle tanınan Marlon Brando hala Elia Kazan’ın baskılar sonucunda isim vermek zorunda bırakıldığına inanıyordu. Ancak Kazan daha sonra yazdığı otobiyografilerde özür dilemek yerine, pek temeli olmayan politik yorumlarla ispiyonculuğunun altını doldurmaya çalıştı.

Fotoğraftaki isimlerden James Dean 1 yıl sonra hayata gözlerini yumdu. Julie Harris 86 yaşına gelmesine rağmen hala film çekiyor. Marlon Brando, başyapıtlarla dolu bir hayat yaşadıktan sonra 2004’te vefat etti. 2003’te ölen Elia Kazan ise bu fotoğraftan tam 45 yıl sonra kendisine Hayat Boyu Başarı Oscar’ı verilirken Ed Harris, Nick Nolte gibi ispiyonculuğunu affetmeyen isimler tarafından alkışlanmadı.