Kategoriler
seçki

2019 Türk Filmleri

2019 Türk Filmleri listesine göz gezdirdiğinizde ekonomik koşulların ağırlığı hissediliyor. Önemli yönetmenlerin filmlerine 2019’da rastlayamıyoruz. Nuri Bilge Ceylan’ın pas geçtiği, Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu ve Reha Erdem gibi yönetmenlerden yeni film haberleri alamadığımız, kadın yönetmenlerimize ise neredeyse hiç şans verilmediği bir yıl bizi bekliyor. Yılın menüsüne baktığımızda genel olarak gişe garantili komediler tercih edilmiş durumda… Bağımsız sinemamızın ara verdiği, gişeye bağımlı sinemanın öne çıktığı bir yıl yaşayacağız.

Organize İşler 2

Yönetmen: Yılmaz Erdoğan
Oyuncular: Yılmaz Erdoğan, Asım Noyan, Ata Demirer, Ekin Türkmen, Bensu Soral, Demet Evgar, Ezgi Mola, Okan Çabalar, Kıvanç Tatlıtuğ
Notlar ve Beklentiler: Yılmaz Erdoğan’ın suç komedisi Organize İşler’in devam filmi, çok geniş bir oyuncu kadrosunu bir araya getirdi. Yılın ilk büyük gişe filmi olmayı şimdiden garantilediğini söyleyebiliriz.
Gösterim Tarihi: 4 Ocak 2019

Turkish Dondurma

Yönetmen: Can Ulkay
Oyuncular: Erkan Kolçak Köstendil, Ali Atay, Şebnem Bozoklu, Will Thorpe, Caner Kurtaran, Marleen Mathews, Tristan Alexander, James Farley, Alma Terziç, Carl Warthon
Notlar ve Beklentiler: Yaşanmış tarihi öyküleri son yıllarda sinemaya aktaran Dijital Sanatlar Yapımevi, 1. Dünya Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan iki kafadarın hayatını sinemaya uyarlıyor. Film, 1.Dünya Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan biri dondurmacı (Ali Atay), diğeri deveci (Erkan Kolçak Köstendil) iki arkadaşın İngilizlerin çağrısıyla Anzak askerlerinin ülkemiz topraklarına geleceğini haber almasıyla yaşananları aktaracak…
Gösterim Tarihi: Henüz net olarak belli değil…

Karakomik Filmler: Kaçamak ve Arada

Yönetmen: Cem Yılmaz
Oyuncular: Cem Yılmaz, Özkan Uğur, Can Yılmaz, Zafer Algöz, Necip Memili, Nilperi Şahinkaya, Ozan Güven, Cem Davran
Notlar ve Beklentiler: Cem Yılmaz’ın Karakomik Filmler serisi iki filmle birlikte gösterimde olacak. Kaçamak ve Arada’nın konusu henüz net olarak açıklanmadı. Aynı oyuncuların iki farklı filmde farklı karakterlerle karşımıza çıkacağı filmlerde Cem Yılmaz birlikte çalışmayı sevdiği isimleri bir araya getirmiş.
Gösterim Tarihi: 18 Ocak 2019

Çiçero

Yönetmen: Serdar Akar
Oyuncular: Erdal Beşikçioğlu, Burcu Biricik, Ertan Saban, Tamer Levent, Cem Kurtoğlu, Murat Garipağaoğlu, Mehmet Ulay, Altan Erkekli, Mehmet Esen, Levent Ülgen, Açelya Özcan, Mehmet Ezel Özgün
Notlar ve Beklentiler: 2. Dünya Savaşı sırasında Ankara’daki İngiltere Büyükelçiliği’nde uşak olarak görev yapan İlyas Bazna, Almanya lehinde casusluk faaliyetlerine başlar. Almanlar tarafından Çiçero kod adı verilen Bazna, bu faaliyetleri ile savaşın kaderini değiştirir.
Gösterim Tarihi: 2019 yılı ocak ayı gösterileceği söyleniyor.

Mucize 2 Aşk

Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül
Oyuncular: Mert Turak, Mahsun Kırmızıgül, Fikret Kuşkan, Şenay Gürler, Ali Sürmeli, Metin Yıldız, Sera Tokdemir
Notlar ve Beklentiler: 2014 yapımı Mucize’nin devamının yönetmenliğini ve senaristliğini bir kez daha Mahsun Kırmızıgül üstleniyor.
Gösterim Tarihi: 1 Mart 2019

Kürk Mantolu Madonna

Yönetmen: Onur Saylak
Oyuncular: Henüz belli değil…
Notlar ve Beklentiler: Sabahattin Ali’nin klasik romanı Kürk Mantolu Madonna’nın yıllardır beklenen sinema uyarlaması için harekete geçildi.
Gösterim Tarihi: 2019’a yetiştirileceği söyleniyor.

Sibel

Yönetmen: Guillaume Giovanetti, Çağla Zencirci
Oyuncular: Damla Sönmez, Emin Gürsoy, Erkan Kolçak Köstendil
Notlar ve Beklentiler: Adana Film Festivali’nde çok beğenilen ve ödüle boğulan Sibel, köylüler tarafından dışlanan dilsiz bir genç kızın hikayesini anlatıyor. Film, genel gösterim şansı da bulacak.
Gösterim Tarihi: 4 Ocak 2019

Saf

Yönetmen: Ali Vatansever
Oyuncular: Erol Afsin, Saadet Işıl Aksoy, Onur Buldu
Notlar ve Beklentiler: Saf, gecekonduda yaşayan bir çiftin mahallede çıkan kentsel dönüşüm söylentileri sonrasında değişen hayatlarını konu ediyor. Festival turuna çok iyi eleştirilerle devam eden filmin bir an önce gösterime çıkması temennimiz.
Gösterim Tarihi: 19 Nisan 2019

Topal Şükran’ın Maceraları

Yönetmen: Onur Ünlü
Oyuncular: Demet Evgar, Serhat Kılıç
Notlar ve Beklentiler: Onur Ünlü’nün bereketli yılları devam ediyor. Demet Evgar’ın da senaryo yazarları arasında yer aldığı film farklı yaşantısıyla toplumdan ayrı düşen bir kadının öyküsünü anlatacak.
Gösterim Tarihi: Daha önce 2018 olarak duyurulan filmin 2019’a kalması büyük bir ihtimal…

Kafalar Karışık

Yönetmen: Yücel Yolcu
Oyuncular: Atakan Özyurt, Fatih Yasin, Bilal Hancı, Altan Erkekli, Musa Uzunlar, Güven Kıraç, Erkan Can
Notlar ve Beklentiler: Sosyal medya fenomenleri Kafalar’ın sinema filmi bir aksiyon-komedi olarak tanımlanıyor.Filmde Atakan, zengin sevgilisi Buse’ye aşıktır. Evlenmelerinde tek engel ise Buse’nin dedesidir. Atakan da Buse ile evlenmek için tek çare olarak Buse’nin yıllardır kayıp olan öz babasını bulmaya karar verir. Olaylar gelişir…
Gösterim Tarihi: Henüz belli değil…

Bekarlığa Feda

Yönetmenler: Ali Doğançay, Cem Sürücü
Oyuncular: Ali Burak Ceylan, Melis Tüzüngüç, Yağmur Ün, Ayşe Tunaboylu, Mahmut Gözgöz, Nurseli İdiz, Eda Erol, Nami Ali Esatgil, Eren Pekgöz, Aslı Bankoğlu, Volkan Cal, Kayhan Yıldızoğlu
Notlar ve Beklentiler: Ülkemizde sık sık gösterime girmeye başlayan ilişki komedilerinin yeni bir örneği. Bir babanın kızını sümsük bulduğu damadından kurtarmak için düzenlediği bekarlığa veda partisi üzerinden bir öykü anlatılıyor.
Gösterim Tarihi: Henüz net bir tarih yok…

Nebula

Yönetmen: Tarık Aktaş
Oyuncular: Barış Mert Bilgi, Ömer Bora, Serkan Aydın, Ali Yavuz Ilman
Notlar ve Beklentiler: Hay, yedi yaşındayken arazide ölü bir at bulur. Bu olay, O’nu yetişkinliğinde bile etkileyecek bir anıya, uyanışa dönüşür.
Gösterim Tarihi: Henüz net bir tarih yok…

Recep İvedik 6

Yönetmen: Togan Gökbakar
Oyuncular: Şahan Gökbakar
Notlar ve Beklentiler: Recep İvedik’in Afrika’daki maceralarını merak eden varsa serinin devam filmini izleyebilir.
Gösterim Tarihi: Şubat 2019

Sadece Farklı

Yönetmen: Ahmet Sönmez
Oyuncular: Vildan Atasever, Ömer Akgüllü
Notlar ve Beklentiler: Sadece Farklı, ‘otizmli’ bir baba ile ‘normal’ oğlunun hikâyesiri beyazperdeye taşıyacak.
Gösterim Tarihi: Henüz belli değil…

Aslı Gibidir

Yönetmen: Ali Yorgancıoğlu
Oyuncular: Aslı İnandık, Nazlı Tosunoğlu, Tuna Orhan
Notlar ve Beklentiler: Sosyal medya fenomenlerinden Aslı İnandık’ın filmi Aslı Gibidir, oyuncu olmanın hayalini kuran genç bir kadının yaşadıklarını konu ediyor.
Gösterim Tarihi: 25 Ocak 2019

Bir Dilek Tut

Yönetmen: Meta Akkuş
Oyuncular: Altan Erkekli, Vildan Atasever, İlker Kızmaz, İhsan Berk Aydın, Ceren Reis, Melisa Giz Cengiz, Arda Kalaycı, Yusuf Kemal Kalmış, Melis Kara, Taha Yusuf Tan
Notlar ve Beklentiler: İyilik ve sevgiyi konu alan “Bir Dilek Tut” filmi maalesef davalarla ve anlaşmazlıklarla gündeme geldi. Çekimleri Mardin’de gerçekleşen filmin gösterim tarihi erteleniyor.
Gösterim Tarihi: Son bilgiler 12 Nisan 2019’da gösterime gireceği yönünde…

Sir-Ayet

Yönetmen: Onur Aldoğan
Oyuncular: Demet Oran, Aydan Akboğa, Sinan Taşkan, Gizem Terzi, Ali Burak Küçük, İlayda Özenses
Notlar ve Beklentiler: Sir-Ayet, eşinin ölümünden sonra hayatı kararan bir kadının hikayesini konu ediyor. Kocasının yokluğunu kabullenemeyen Hicran’ın bu süreçteki en büyük destekçisi kızı Gizem’dir. Geçirdiği zor günlerin üstesinden gelemeyen Hicran, kızının tavsiye üzerine psikoloğa gitmeye başlar.
Gösterim Tarihi: Henüz net olarak belli değil…

Diğer dikkat çeken ancak henüz kesinleşmeyen projelerden haberler…

Eylem Kaftan’ın uzun metrajı Kovan’ın çekimleri Artvin’de Meryem Üzerli ile devam ediyor.
Kaan Müjdeci yeni filmi Iguana Tokyo için uluslararası fonlardan destekleri toparladı.
Hababam Sınıfı, Evren Erdoğan ve Ayşe Balıbey’in yazdığı senaryonun ardından Doğa Can Anafarta’ya teslim edildi. Anafarta filmin kadrosunu orijinal filmdeki gibi ilanlarla oluşturmak amacında…
Aşık Veysel’in hayatı yönetmen Mustafa Uslu tarafından sinemaya aktarılacak.
Sosyal medya fenomeni Yasemin Sakallıoğlu ile Şahan Gökbakar film projesi için anlaşma imzaladı. Yasemin Sakallıoğlu’nun sosyal medyada paylaştığı Zengo karakteri sinemaya aktarılacak.
Sosyal medya ve youtube fenomenleri Oğuzhan Uğur ve Enes Batur’un da filmlerinin ocak ayında vizyon görmesi bekleniyor.

Kategoriler
haber

Bir Behzat Ç. İzleyicisi’nin İtirafları

ÖYS:Uzun süredir Türk dizisi izlemediğini tespit ettik.Neden şimdi Behzat Ç.?

İtirafçı: Doğrudur; fakat yanlış anlaşılmasın, yabancı dizilere de aynı mesafe de duruyorum. Sırf, Cnbc-e dizileri izledikleri için kendilerini çağdaş zanneden tiplere de delleniyorum. Yerli dizi izleyenlerden bir gömlek daha üstünler akılları sıra. Ulan, senin ne farkın var ki, sen de önüne koyulandan ayırt etmeden yiyorsun, sen de bilmem kaç sezon peşinden gidiyorsun bir dizinin. Bana, ‘ama onlar daha kaliteli ayağı’ yapmasınlar şimdi! Tamam, bir kıyaslamaya gittiğimizde onlar birçok yönden daha baskın çıkacaklardır; ancak hepsi mi çok iyi be kardeşim! Ha, bir de şu var: Adamlar, işlerini o kadar iyi makyajlıyorlar ki o makyajı temizleyip gerçeği görmek daha zorlaşıyor.

Ö:Kes traşı, anladık! ”Neden Behzat Ç.?” soruma gel.

İ: İlk bölümüydü sanırım, baktım bir adam delleniyor, bağırıyor-çağırıyor… Yine bilindik bir Türk dizisi (acı, keder, ızdırap, beylik laflar, toplumun hangi tabakasından olursa olsun inanılmaz şeyler yaşayan insanlar…) ile karşı karşıya olduğumu düşündüm ve kanal değiştirdim. Sonra üzerinden bir on bölüm rahat geçmiştir ki yine rastladım ve bu kez ekranda sahici bir şeylerin döndüğünü gördüm. En başta dili öyle geldi ve çekti beni ve o gün bugündür de izliyorum işte.

Ö:Adamlar sürekli küfrediyor ve kafayı çekiyorlar, buna mı sahici diyorsun?

İ:Evet, küfrediyorlar; çünkü küfürleri oraya koyan senarist de, ağzından savuran oyuncular da küfrün aslında hayatımızın bir parçası olduğunu gösteriyorlar. Sorabilirsiniz, ”Hayatımızın her parçasını koyabilir miyiz kurmaca dünyasına?”, bu mümkün aslında, ancak neye ve niçin hizmet ettiğinin bilincinde olmamız gerekir. Üstelik küfürlerden rahatsız olan Eda (Seda Bakan) ve Savcı Esra (Canan Ergüder) var. İsteyen pek ala onlarla özdeşim kurabilir. Ergenlere kötü örnek oluyor, ağızlarına pelesenk oluyor derseniz; o zaman ben de sorunun toplumsal bazda ele alınması gerektiğini söylerim. Biz, bireyler olarak karşımızdakilerini model olarak görmekten vazgeçip kendi şahıslarına münhasır bireyler olarak gördüğümüzde onların ağızlarındakileri de kopyala yapıştır yapmaktan vazgeçeriz. Kötü örnek oluyor, emniyet güçlerinin imajını zedeliyorlar diye sürekli alkol tüketmelerinden de rahatsız oluyorsunuz. Benim gördüğüm ise; alkolün, dizideki karakterlerin benliklerini tamamlayan bir parça olduğu, o kadar. Hatta bir bölümde Behzat (Erdal Beşikçioğlu) bir çok ülkede yasaklı bir içki olan absent içer; sinema filminde de esrar çeker. Şimdi soruyorum size, bu sahneler sırf süs olsun diye mi koyulmuşlardır? Ayrıca sahicilik derken, sadece küfürlerini ve sık alkol tüketimlerini anlamanız bence çok yetersiz kalır. Dizideki neredeyse her karakterin Ankara ağzını kullanmasının yanında bir de kendine özgü bir konuşma üslubu var. Tabi burada oyunculuk güçlerinin de önemli bir yeri var. Dizideki kişiliklerini yansıtır bir biçimde konuşuyorlar. Sözgelimi Harun (Fatih Artman)’un panik halde konuşmaları, Behzat’ın direk konuya geçilmesi için ”saçmasapan konuşma” demesi, Selim (Hakan Hatipoğlu)’in sinsiliğini belli edecek şekilde sinik ve kesik konuşmaları, Hayalet (İnanç Konukçu)’in düpedüz halkın göbeğinden geldiğini gösterir şekilde figüranlarla girdiği diyaloglar, Akbaba (Berkan Şal)’nın, yaralı geçmişinin bünyesinde bıraktığı izlerden dolayı atarlı lafları…

Ö: Mükemmel bir kadro diyorsun yani!

İ: Yok, öyle değil. Romanı da okumuş biri olarak bir çok kusur da buluyorum aslında. Ancak benim gibi düşündüğünü bildiğim bir kitle var ve bu kitle yerli dizilerimizdeki yapay oyunculuklardan, dilden; ajite edici senaryolardan, duygu patlamalarından, bıçkın delikanlılardan, her oyuncunun maymun gibi şebekliklere girdiği komedi bozuntularından, sıradan hayatlara sıradışı maceralar yaşatarak sınıfsal çöplüğe neden olan anlayıştan tiksinmiş ve kendini bu yüzden soyutlamış durumdayken Behzat Ç.’yi bir anlamda da iyi bir tepki olarak izlemeye başladı.

Ö:Yavvv, az önce yabancı dizi izleyenleri de aynı kefeye koyup savurmuştun; şimdi sadece bizimkilere bindiriyorsun.

İ: Dedim ya! Yabancı diziler makyajlı… Onları adamakıllı eleştirmek için ayrı bir soruşturma gerekir. Bizim dizilerin ne olduğu bir kilometreden farkediliyor. Ayrıca eleştirdim ama öyle ayrıntıya falan da girmedim; herkesin bildiği şeyleri tekrar ettim. Yoksa Okan Bayülgen’in yaptığı gibi zaten kendinden defolu olan bazı mankenleri, şarkıcıları, tv programlarını eleştirerek yeni yetmelere “Vay!!! çok zeki adam” dedirtmem kendime.

Ö: Oğlum sen şizofren misin?Ne yeni yetmesi, burda biz bizeyiz.

İ: Ha, pardon!

Ö:Kusur musur bişeyler diyordun, öt bakalım.

İ:Evet, Behzat ve ekibinden bahsediyorduk.Ekibi için Behzat bir baba figürü.Onun bu temsili durumu diğerlerinin (Harun, Akbaba, Hayalet, Eda ve Cevdet) işlerini icra etmesi açısından dizi başladığından beri statik halde kalmalarına neden oluyor. Behzat’a kıvraklıklar bahşedilirken mesela Harun; cinayet mahallinde veya cinayetlerin çözümünde aynı söylemleri tekrar ediyor, Akbaba; ceset analiz ediyor, Hayalet; bulunmak istenmeyenleri buluyor. Oysa ki bu karakterlerin sivil kişilikleri olabildiğince gerçekçi çizilmiş. Sivil ve resmi kişilikleri arasındaki üç boyutlu-tek boyutlu farktan dolayı dizinin polisiye yapısının kısmen de olsa zedelendiğini düşünüyorum. Bir diğer husus da Behzat ve ekibinin bir klan gibi olması… Aralarındaki samimiyete kimseyi dahil etmiyorlar ve dışarıda kalanların bakışları da yansıtılmadığında izleyici tek yönlü bir açıya hapsedilebiliyor çoğu kez. Ercüment Çözer(Nejat İşler)’in olduğu bölümler, ikinci sezon da Ahmet Uğurlu’nun oldukça farklı bir başkomiser karakteriyle diziye dahil edilmesi ve Cevdet (Berke Üzrek)’in bakışından Behzat ve ekibini görmemiz bahsettiğim kısır durumu ara ara da olsa değiştiren etmenler olarak mevcutlar. Yalnız, yiğidi öldürüp hakkını verelim. Hepsi de piyasanın üfürükten kahramanlar yarattığı bir dönemde gerçek birer anti-kahraman olmayı başarabiliyor. Öncelikle, gereksiz yere değerlerin yüceltilmesi işine soyunmuyorlar, cinayetlerin failleri karşısında üstten konuşmalar yapmıyorlar, kendi kişilikleri, algıları nasılsa o kadarını yansıtıyorlar.

Ö: Adam, o kadar derin devlete, amirlerine, mafyaya posta koyuyor. Nasıl da kahramanlık yapmıyormuş?

İ: Tamam, doğru. Derin devlete, siyasetçilere ve mafyaya atarlanıyor ama sadece o kadar. Şu ana kadar bu mecralarda yaşanan herhangi bir olayı çözebilmiş mi ya da çözse de istediği gibi neticelendirebilmiş mi? Hayır! Adaletin kucağına teslim edebildikleri ise sadece adi cinayetlerin faillerinden oluşuyor (Polat Alemdar’ın yaptığı gibi seyirciye suni katharsisler yaşatarak seyircinin gazını almıyor). Böylesi ülkemiz açısından daha gerçekçi değil mi sizce? ”Karanlık güçlere bu denli sataşıp da hala nasıl sağ kalabiliyor?” şeklinde bir sorunuz olsaydı sorunuzu gayet yerinde bulurdum. Söz konusu olan bir senaryo zaafıdır. Karanlık güç odaklarını vurgulamak için ille de Behzat’ın onlarla yüz göz olması gerekmez. Akıllarda artık iyice yer eden ”Behzat’a neden kimse bir şey yapmıyor-yapamıyor” soru işaretinin yarattığı önemli gediği kapayabilmek için Behzat’ın annesi Büyük Patron-Hanımefendi devreye sokuldu Behzat’ı en baştan beri koruyup kollayan kişi olarak. Belki de Emrah Serbes ve Ercan Mehmet Erdem’in en baştan beri düşündükleri şeydi; ancak Hanımefendi’nin birdenbire  seyircinin önüne atılmasını bahsi geçen gediği kapatmak için yapılmış bir kurgu oyunu olarak görüyorum. İlk sezon, romanın sağlam kurgusundan  hareket ettiği için son bölümde Şule’nin katil çıkmasının yadırgatıcı hiç bir yanı yoktu. Ercüment ve Behzat’ın (Habil ile Kabil) kardeş olma, Akbaba’nın ‘kesik parmak cinayetleri’ zanlısı olma ihtimalleri gibi sürprizlere  millet ayılıyor bayılıyor. Bense; bunları, temelleri sağlam olmadığı için masa başı manevraları olarak görüyorum. 3.sezonda kurgu oyunlarına çok bel bağlamamalarını temenni ediyorum; yoksa buz gibi soğurum.

Ö:Kurgu oyunları bu kadar çoksa eğer sen ve senin gibilerin ”bize özgü bir polisiye” lafı havada kalmıyor mu? Sonuçta adamakıllı bir seri katili olmayan bir ülkedeyiz ve cinayet nedenlerimiz de çoğunlukla töre, namus, alacak-verecek meselesi, cinnet geçirme vs.

İ:Haklısınız, ancak bardağın dolu tarafı da var ve o kısım bir dizi film için bence yeterli bir doluluğa sahip; üstelik de polisiye türünde zayıf kalmış bir ülkede yaşıyorsak… Dizide geçen bir çok cinayeti çözebilmek için bırakın çok zeki olmayı dedektif bile olmak gerekmiyor. Malum, cinayet sebeblerimiz adi olunca doğal olarak cinayetlerin çözümü de son derece sıradan olabiliyor. Cinayetlerden birinin soruşturmasında, bilgisine başvurmak için gidilen şahsın evinde, Harun’un gördüğü bir fotoğrafla ilgili kel alaka bir bağlantı kurup ”ahanda katili buldum” demesi ve buna benzer bir çok ayrıntı o bize özgülüğün verileri olarak dizide yer alıyor. Bir de Ankara faktörünü hem bir bürokrasi şehri hem de bir İç Anadolu şehri olarak iyi değerlendiriyorlar. Ayrıca birileri veya bazı çevreler rahatsız olur diye suya sabuna dokunmayan dizilerimiz gibi yapmayarak elini taşın altına koyması, sosyal sorunlarımızı  kurgusunun içine ustalıkla yedirmesi, adli sistemi, emniyet kurumunu ve o kurumdaki şahısları korkmadan eleştirebilmesini dizinin artı değerleri olarak görüyorum.Vatandaş olarak çok bayıldığımız, devlet kurumlarını ve o kurumların başındakileri yüceltme anlayışımıza karşı set çekiyor ve yüceltme mekanizmasının yapılan işle doğrudan bağlantılı olması gerektiğini belirtiyor. Dizideki Emniyet Müdürü’nü kirli ilişkilere girmiş ve makamını bu ilişkiler için kullanan birisi olarak tanıyoruz. Eğer ki ‘müdür’ün özel hayatı gösterilmiş olsaydı yozlaşmış olması kişisel bir nedene bağlanabilir ve kurumu işin içinden sıyrılabilirdi. Aynı şekilde özel yetkili savcının da sadece resmi kişiliğiyle dizide yer alması dizinin sadece şahışlara yüklenmek yerine bir anlayışa ve doğrudan devlet kurumlarına cesurca eleştirisini gösteriyor.

Ö:Şimdilik bu kadar yeter, sonraki sezona kadar tanık koruma programına alındın.

İ:Teşekkür ederim.

Kategoriler
izlenim

Ulusalcı Vali, Siyah Mercedes

Çağatay Tosun’un yönettiği ve Recep Yazıcıoğlu’na öykünerek oluşturulan Denizli Valisi Faruk Yazıcı karakteri üzerine kurulan “Vali” adlı filmi izleme fırsatı bulduk. Çağatay Tosun, Köprü adlı dizinin yönetmeni. Film de, diziden yola çıkılarak yapıldı şeklinde yorumlandı. Ancak Çağatay Tosun, Sinemalife’a verdiği röportajda Vali’nin diziden bağımsız bir film olduğunu söylüyor. Biz de öyle kabul ediyoruz.Çağatay Tosun her ne kadar bu filmin Kurtlar Vadisi’yle bir tutulmaması gerektiğini söylese de, hem Kurtlar Vadisi hem de Deliyürek’in filmleştirilmiş haliyle aynı kategoriye girdiğini görüyoruz. Üç filmin de ortak yönü, abdli illegal kişilerin, Türkiye’nin devlet makamlarıyla kurduğu baskıcı ilişki biçimini ele alıyor olması.

Ancak artık bu abdli karakterle ilgili biraz daha iyi çalışılması gerekiyor. Yarım bir türkçeyle küstah ilişkiler kuran abdli, telefondan her şeyi yönetir. “Siz türklerin en çok sevdiğim yönünüz ne biliyor musun?” şeklinde başlayan veciz ifadeler kullanır. Posta koyar. İçeri ajan sokar. Devlet görevlilerini satın alır. Böyle uzar gider. Ezberledik artık. Bir katkı yok, yaratıcılık yok.

Asıl mesele olan Vali’ye gelelim. Vali’yi filmin başında, gece pavyonlarının olduğu caddeden geçerken görüyoruz. Durumdan rahatsız olan Vali, ertesi gün Denizli’nin ileri gelenlerini toplayıp pavyonları kapattırıyor. Bunun üzerine yapılan basın toplantısında Vali’nin keyfî uygulamalar yaptığı yönünde soruyu yanıtlayışını izliyoruz. Fatih Terim, Vali olsa anca böyle yanıtlar verir dedirten bir konuşma! Başka bir yerde Kuva-i Milliye ruhundan söz ediyor, başka bir yerde Amerikan Dili ve Edebiyatı okuyan Ayşe’ye bölümünden dolayı trip atıyor. Vali Faruk Yazıcı, ulusalcı bir kamu görevlisi, iyice bir anlıyoruz. Filmin sonunu söylemek gibi olmasın; siyah Mercedes içinde trafik kazasında ölerek öyküsü sonlanıyor. E daha ne olsun?

Film, Denizli’de çıkan uranyumu ele geçirmeye çalışan abdli güçler ve Vali’nin desteklediği MTA mühendislerinin mücadelesi şeklinde geçiyor. Abdliler bu mücadeleyi, ulusalcı ekibin arasına sevgili kontenjanından ajan sokarak kazanıyor. Bize de filmden “abdlilerden nefret etmeliyiz” mesajı kalıyor. Masum bir avuç ulusalcı kamu çalışanı, abdlilerin ayak oyunlarıyla heder olup gidiyor.

Vali filmi dünyada ve Türkiye’deki enerji kaynaklarının paylaşımı temasını işliyor. Ulusalcıların ve abdlilerin filmde uzlaştığı bir nokta var: Nükleer santral gereklidir! Filmin meselesi, enerji musluğunun kimin elinde olması gerektiğiyle ilgili. Sırf bu nedenle bile film, bizim açımızdan zaten problemli. Sanat alışverişe girmez, tavır koyar.

Siyasetçi-bürokrat-basın-şantaj ilişkileri filmin örgüsünü oluşturuyor. Bu örgü içinde kitap gibi giyinmiş, güzel, işbitirici ve satılık türk bürokrat rolünü Şebnem Dönmez üstlenmiş. Şebnem Dönmez’i sürekli devlet binası koridorlarında topuklularıyla takır tukur yürür, bir elinde evrak çantası taşır, diğer eliyle de gizli ilişkiler yürüttüğü cep telefonu aracılığıyla konuşur vaziyette görüyoruz. Abdli karakter gibi, satıcı türk karakterde de yaratıcı bir yön bulamıyoruz.

Film, üç masum vatanseverin! ölümü, abdlilerin işi bitirmeleriyle sonlanıyor. Biz de böylece etliye sütlüye dokunmadan, “etliye sütlüye dokunuyorum” imajı veren bir film daha izlemiş oluyoruz. Kazada dağılmış siyah mercedes göstermekle o işler olmuyor. Başarılı denebilecek tek şey; Vali Faruk Yazıcı’yı, aslında Recep Yazıcıoğlu’nu canlandıran Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculuğu… eğer ulusalcı bürokrat izlemeye tahammülünüz varsa tabii.