Kategoriler
haber izlenim

Eskişehir Uluslararası Film Festivali Devam Ediyor

Film gösterimleri, film ekipleriyle söyleşiler, alanının uzman isimlerinin verdiği paneller… Her sene olduğu gibi bu yıl da sinemaseverlere yoğun bir program sunan Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nin sonlarına yaklaştık. Dünya festivallerinde ses getiren 2018 yılı filmlerinin yanı sıra yerli sinemanın merakla beklenen yapımlarını da içeren programın öne çıkan birkaç filmine kısa kısa yer vermekte fayda var.

Cannes’ın en çok yıldız toplayan filmlerinden Burning, Güney Kore’li genç bir yazar adayının etrafında gelişen olayları ve karakterleri anlatıyor. Başından sonuna dek gösterişsiz ama oldukça tekinsiz bir gizem yaratan film, yaklaşık 3 saatlik süresine rağmen ölçülü gerilimini ayakta tutuyor ve büyüleyici bazı sahneleriyle de yer yer gerçeküstücülüğe yakın bir anlatım sergiliyor. Seyirci, genç yazar adayının karmaşık zihninin peşine takılıp sağa sola savrulurken, aslında henüz yazılmakta olan bir romanın sayfalarında tekinsiz bir seyahate çıkıyor ve gün batımında kayboluyor. Lee Chang-dong’un 8 yıl aradan sonra çektiği ve bu yılın en iyi filmlerinden biri olan Burning, tam anlamıyla kavranması için bir kereden fazla izlenmesi gereken özel bir film.

Cannes’da Altın Palmiye’yi alan Japon filmi The Shoplifters, Burning’e göre çok daha güvenli kıyılarda dolaşan bir film ama o kıyılardaki sıcaklığı seyirciye başarıyla aksettirmesi vesilesiyle övgüyü hak eden de bir film aynı zamanda. Başlarda büründüğü tavır ile yeşilçam trajedisi ve yerli dizi melankolisi arası gidip gelecekmiş gibi duran film, ilerleyen dakikalarda farklı bir yola saparak aslında ne denli nitelikli bir hikayeye sahip olduğunu kanıtlıyor. Sürprizlerini açık etmekte acele etmeden, doğru zamanda doğru dönemeçlerle aile ve sevgi üzerine sil baştan sorular sordurtuyor seyirciye. Kimi eleştirmenler tarafından Altın Palmiye için yeterli bir film olarak görülmeyen The Shoplifters’ın Cannes’daki sıralaması belki tartışılabilir ama sinemada yakalanması zor bir sıcaklıkla seyirciyi içine çektiği ise bir gerçek.

Danimarka’nın bu yılki Oscar adayı olan The Guilty, adından da anlaşılacağı üzere suç ve suçluluk üzerine bir tek mekan filmi. Polis merkezine gelen acil aramalarına cevap veren polis memuru Asger’in, gelen bir aramanın ardından trajik bir olayın ortasında kalmasıyla birlikte kendisiyle yüzleşmesine tanık oluyoruz. Hem hali hazırda içinde bulunduğumuz olayın gerilimi hem de Asger’in yakın geçmişiyle alakalı ortaya çıkan gerçeklerin yarattığı merak unsuru, The Guilty’yi soluksuz izlenen bir film haline getiriyor. Filmin, bu yılki Oscar yarışında pek fazla şansı olmasa da, haklarının ABD’li stüdyolar tarafından satın alınıp yeniden çevrilmesi çok büyük sürpriz olmayacaktır.

Gomorra ile İtalyan suç dünyasına sert bir dalış yapan ve adeta Omerta kanunlarını alt üst eden Matteo Garrone, bu defa sıradan bir adamın küçük dünyasına dahil ediyor bizleri. İtalyan usulü bir zorbalık hikayesi üzerinden masumiyetin evrensel bilindiklerini sorgulayan Dogman, bu dünyada iyiliklerin cezasız kalmadığını ve masumiyetin aslında bir yanılsama olduğunu ileri süren karamsar bir film. Yarattığı karakterlerle empati kurdurtan ancak onlara sempati duymamıza müsaade etmeyen Garrone, başrole yerleştirdiği Marcello Fonte’den de harikulade bir performans alıyor.

1993 doğumlu Burak Çevik’in yazıp yönettiği deneysel film Tuzdan Kaide, festivalin belki de en zorlayıcı filmiydi desek yanlış olmaz herhalde. Klasik anlatım tarzını reddederek her biri farklı birer video art eserini andıran bölümlerden oluşan film; seyircinin, bu bölümlerden bütüne yansıyan bir anlam çıkarmasına pek de yardımcı olmuyor. Bardağın dolu tarafından bakıp yerli sinemada çok fazla rastlamadığımız bu cesur ve farklı anlatım tarzını bir miktar takdir edebiliriz belki ama yazılar akmaya başladığında filmin 71 dakikalık süresine şükredenlerin sayısı hiç de az olmayacaktır. Atmosfer yaratma konusundaki yeteneğini göz ardı edemeyeceğimiz genç yönetmen Çevik’in, bir sonraki projelerinde, seyirciyi filme nispeten biraz daha fazla dahil eden hikayeler ve anlatım yolları seçmesi dileğiyle.

Yunan Tekinsiz Dalgası ya da diğer adıyla Yunan Yeni Dalgası şeklinde isimlendirilen akımın izinden giden Pity, klasik bir melodram tadında başlasa da aslında hastalıklı bir hikaye anlatıyor. Hikayenin başrolündeki enteresan karakterin yaşadığı trajedi üzerinden bir acınma bağımlısı haline gelmesini izlediğimiz filmin oldukça rahatsız edici bir mizahı tonu var. Öyle ki, seyircinin bile gülmeye çekindiği bir mizah bu. Pity, başlarda kurduğu ağır matem havasını bir kara komediye dönüştürerek seyirciyi gafil avlıyor. Bağımlılığın, her gün yeni bir çeşidini duyduğumuz bu dünyada, insanların kendisine acımasına bağımlı olan bir karakterin, çevresinde yaratacağı trajedilerden ayrı düşünülemeyeceği gibi; acınma üzerine şekillenen bir bağımlılığın da mizahtan ayrı düşünülmesi olmaz ki yönetmen Makridis de bu bağlantıları çok iyi kullanıyor.

Eskişehir’de Çekilen Altın Lale Ödüllü Borç Filmi, Eskişehir Seyircisiyle Buluştu

Bu yıl, iyiliği ve masumiyeti sorgulayan tek sinemacı Garrone değildi. İlk uzun metrajlı filmini yazan ve yöneten Vuslat Saraçoğlu, iyilik timsali olan baş karakteri Tufan’ı bir dizi sınavdan geçirirken hikayenin özüne de uyumlu olarak sade bir anlatımı tercih etmiş ve klişe bir ifade kullanacak olursak eğer; tertemiz bir film çekmiş. Vuslat Saraçoğlu’nun işleyen senaryosu ve yarattığı başkarakter Tufan, filmin en güçlü kozları. Ortalama bir çekirdek ailenin karşılaştığı kötülükler üzerinden iyilik kavramını sorgulayan film, Türk toplumunun genel fotoğrafını da fon olarak kullanıyor. Hikayenin evrensel meselesinin yerel motiflerle uyum içerisinde anlatılmasına ek olarak başta Serdar Orçin olmak üzere tüm kadronun başarılı ve gerçekçi oyunculuğu da hikayeye eşlik edince ortaya yılın en iyi yerli filmlerinden biri çıkmış. Küçük ama güçlü hikayelerin, yalın ama etkili anlatım dilinin sinemanın gerçek ve saf gücünü yansıttığına inananların kaçırmaması gereken bir film Borç.
Filmin gösteriminden sonra film ekibiyle yapılan söyleşi esnasında seyircinin sorularını yanıtlayan Saraçoğlu, filmin yazım sürecine, iyilik konusunu anlamaya çalışarak ve bu konuda kendisine sorular sorarak başladığını söyledi. Toplumumuzdaki iyi insan algısının çok nostaljik bir çerçeve içerisinde değerlendirildiğini belirten Saraçoğlu, iyilik ve kötülük kavramlarının tek boyutlu olarak ele alınamayacağını, bu nitelikleri barındıran insanların belli durumlarla karşılaştığında nasıl sınandıklarının ve bu sınamalar karşısındaki tepkilerinin gözlemlenmesinin önemini sözlerine ekledi. Yönetmen Vuslat Saraçoğlu, filmde dar mekanlar kullanarak boğucu bir atmosfer yakalamak istediğini, bunun hikayeye doğru bir şekilde hizmet ettiğini, filmin kavramsal arka planını oluştururken de Terry Eagleton’ın “Kötülük Üzerine Bir Deneme” kitabından yararlandığını söyleyerek sözlerini tamamladı. Borç filminin prodüksiyon sürecinin yükünü en çok çekenlerden biri olan yardımcı yapımcı Mete Özkurt ise, süreçle ilgili kendisine soru yönelten seyirciye film işine hiç girmemesini tavsiye ederek ülkemizde film yapmanın ne denli zor bir iş olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Festivalin Son 2 Gününde Neler İzlemeli?

Festivalin büyük çoğunluğu geride kalsa da son 2 günde yine özel filmler seyirciyi bekliyor. Bunların en dikkat çekeni ise Suspiria. 1977 tarihli korku klasiği Suspiria’yı aynı isimle yeniden çeken Luca Guadagnino, eleştirmenleri ve seyirciyi ikiye böldü. Yılın en tartışmalı filmlerinden biri olan Suspiria, Festival’in klasikleşen “Gece Yarısı Sineması” bölümünde gösterilecek. Aynı bölümde gösterilecek bir diğer film ise Lars von Trier’in son deliliği olan The House That Jack Built.
Yerli sinemaya farklı bir soluk getiren Anons, Ingmar Bergman’ın The Seventh Seal ve Wild Strawberries filmlerinin çekim sürecine odaklanan belgesel Bergman: A Year in a Life ve eskimeyen Milos Forman klasiği Amadeus da programın dikkat çeken diğer yapımları.

Kategoriler
haber

Eskişehir Uluslararası Film Festivali Başlıyor

Eskişehirli sinemaseverlerin her yıl merakla beklediği Eskişehir Uluslararası Film Festivali, bu yıl 16 – 24 Kasım 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Festival başkanı Prof.Dr. Erhan Eroğlu, festival yönetmeni Doç.Dr. S. Serhat Serter, festival başkan yardımcıları Dr. Öğr. Üyesi Yaprak Büyükerşen İşcibaşı ve Prof.Dr. N. Aysun Akıncı Yüksel, bu sabah düzenlenen basın toplantısında festivalle alakalı bilgilendirmelerde bulundular.



16 Kasım günü saat 18.00’de gerçekleştirilecek açılış töreniyle başlayacak festivalin programı yine oldukça zengin. Dünya festivallerinde övgülere boğulan Shoplifters, Climax, Burning, Cold War, Suspiria, Dogman, The House That Jack Built, The Man Who Killed Don Quixote, The Guilty, Pity, Girl, An Elephant Sitting Still gibi uluslararası birçok önemli filmin yanı sıra, eleştirmenler tarafından çokça beğenilen Anons ve İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanan Borç gibi merak edilen yerli filmler de festivalin bu yılki programında yer alıyorlar.

Doyurucu film programının dışında, farklı atölyeleri ve etkinlikleri de bünyesinde barındıran festivalin takvimine buradan ulaşabilirsiniz.

 

“Eskişehir Uluslararası Film Festivali”

20. yaşını görkemli bir programla kutluyor

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü destekleri ile Anadolu Üniversitesi ve İletişim Bilimleri Fakültesi tarafından gerçekleştirilen Eskişehir Uluslararası Film Festivali, bu yıl 20. kez  16 – 24 Kasım 2018 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşuyor.

Türkiye’nin üniversite kimliği taşıyan uluslararası tek uzun metraj film festivali olan Eskişehir Uluslararası Film Festivali 20. yılında da çizgisini koruyarak seyircisiyle buluşacak. 20 yıldır şehri sinema ile buluşturan festival, bu yıl da sinemaseverlere ve üniversite öğrencilerine gösterimi yapılan filmlerin yönetmenlerinin ve usta sinemacıların içinde bulunduğu söyleşilerin, atölye çalışmalarının ve sinema derslerinin yer aldığı zengin bir program sunacak.

Sinemaseverleri birçok sürprizin beklediği festivalde, Türk sinemasına daha derinlikli ve kalıcı katkılar yapma hedefi güdülürken, genç sinemacıları cesaretlendirecek yenilikler de bu yıl hayata geçiriliyor. Festival, yeni filmleri ve yönetmenleri keşfetmek, filmlerin yaratıcıları ile buluşturmak, sinema üzerine düşündürmek,ve tartıştırmanın yanı sıra Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversite öğrencilerine ve genç sinemacılara da ulaşmayı hedefliyor.

20 yıldır şehri sinema ile buluşturan festival!

Anadolu Üniversitesi’nin 60.İletişim Bilimleri Fakültesi’nin 40. kuruluş yılı ve festivalin 20. Yaşı bu yıl festival afişine de yansıdı. 

Sinema tarihinin klasik başyapıtlarının, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen kült filmlerininin efsaneleşmiş karakterlerini bir araya getiren festival, bu yıl üç ayrı afiş ile yine bir ilke imza atıyor. Artnefer Reklam Ajansı tarafından yapılan afişlerde “Tabutta Röveşata”,“Hababam Sınıfı” ve “Forest Gump” filmleri kullanıldı.

Onur Ödülleri bu yıl oyuncu Itır Esen ile oyuncu Macit Koper’e verilecek.

1975 yılından itibaren Yeşilçam’ın güzel gözlü, hüzünlü bakışlı, masum kızı olarak sinema yolculuğunu sürdüren Itır Esen, “Aşkı Memnu” dizisinin çekimlerine başlamak üzere olan ve dizi için yeni yüzler arayan Halit Refiğ’in dikkatini çeker. Halit Refiğ Itır Esen’i gördüğü anda Nihal karakteri için aradığı oyuncuyu bulduğunu anlar ve kısa süre içerisinde onu dizi ekibine dahil eder. 1975-1978 yılları arasında “Bizim Aile (1975)”, “Gülen Gözler (1977)”, “Aile Şerefi (1976)”, “Cennetin Çocukları (1977)” dahil toplam sekiz filmde oynayan Esen, Münir Özkul, Adile Naşit, Tarık Akan, Şener Şen, Halit Akçatepe gibi birçok büyük oyuncu ile çalıştı. Itır Esen, festivalin açılış töreninde verilecek onur ödülünün sahibi olacak.

1983 yılına dek ilgilendiği ve çalıştığı asıl alan tiyatro iken Atıf Yılmaz ile tanışıklığı ile beyazperdeye adımını atan Macit Koper, sinemada hem oyuncu hem senarist olarak çalıştı. “Sanatçı olmak, kendini ifade etmenin en etkili yollarından biri, belki de birincisidir.” diyen “Rumuz Goncagül”, “Anayurt Oteli”, “Gece Yolculuğu”,”İftarlık Gazoz” gibi filmlerde oynayan Macit Koper,festivalin açılış töreninde verilecek onur ödülünün sahibi olacak.

Emek Ödülleri bu yıl yönetmen Yılmaz Atadeniz, görüntü yönetmeni Çetin Tunca ile Makyaj uzmanı, ses sanatçısı ve oyuncu Suzan Kardeş’e takdim edilecek.

55 yıl önce Yedi Kocalı Hürmüz filmiyle yönetmenliğe başlayan ve 1963-1994 yılları arasında 100’e yakın film yöneten Yılmaz Atadeniz, festival de bu yılın emek ödülü alacak isimleri arasında yer alıyor.

Festivalin diğer bir emek ödülü ise Gülşah (1975), Selvi Boylu Al Yazmalım (1977), Şalvar Davası (1983), gibi filmlerin aralarında bulunduğu onlarca filmin görüntü yönetmenliğine adını yazdıran ve Selvi Boylum Al Yazmalım ile Hayallerim, Aşkım ve Sen filmleriyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü iki kez kazanan Çetin Tunca’ya verilecek.

Makyaj uzmanlığına, Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan fotoromanlardaki oyunculara makyaj yaparak başlayan, 1985 yılından itibaren Sezen Aksu, Türkân Şoray gibi birçok ünlünün, sahne ve sinema makyajlarını yaparak kariyerine devam eden Suzan Kardeş de festivalin açılış töreninde verilecek emek ödüllerinin sahibi olacak.

“Sinema Kültürüne Katkı Ödülü” bu yıl 1997 yılında, yapımcı ve yönetmen Türker İnanoğlu tarafından kurulan TÜRVAK- Türker İnanoğlu Vakfı’na takdim edilecek.

Bu yıl festivalde “Sinema Kültürüne Katkı Ödülü” 1957’de sinema dünyasına adım atan Türker İnanoğlu’nun 1997 yılında kurduğu TÜRVAK’a verilecek. 1960’ta kendi şirketi Erler Film’i kurarak, siyah-beyaz ve renkli 200’ün üzerinde film çeken, 1979’da, Ulusal Video şirketini kurarak Türkiye’de yeni bir süreci, video dönemini başlatan ve 1985 yılında kurduğu stüdyoyla TRT kanalına, birçok haber ya da eğlence yapımı hazırlayan Türker İnanoğlu, 1997 Yılında TÜRVAK- Türker İnanoğlu Vakfı’nı kurdu. Yapımcılığını üstlendiği tüm filmlerin haklarını ve kendi üzerinde bulunan tüm televizyon yapımlarını, TÜRVAK’a devreden İnanoğlu, 2001 yılında TÜRVAK Vakfı’nda “Türkiye’nin ilk ve tek sinema müzesi”, TÜRVAK Sinema Müzesi’ni kurdu. 

Yılın Performans Ödülleri ise bu yıl iki başarılı genç sinemacıya verilecek

Festival, son iki yıldır olduğu gibi bu yıl da seçkisine aldığı yerli filmlerdeki performansları ile dikkat çeken iki oyuncuya “Yılın Performansı”ödülü verecek. Bu yıl festivalde “Yılın Performansı Ödülleri”, Sibel” filmindeki başarılı rolüyle Damla Sönmez’e ve “Güvercin” filmindeki başarılı rölüyle Kemal Burak Alper’e verilecek.

2009 yılında “Bornova Bornova” filmiyle 46. Antalya Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve“Sibel filmi ile 25. Uluslararası Adana Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görülen Damla Sönmez, 20. Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nde ödül almaya hazırlanıyor.

  1. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ve geçtiğimiz günlerde 33. kez düzenlenen Valensiya Akdeniz Filmleri Festivali’nde (Mostra de Valencia. Cinema del Mediterrani)“Güvercin” filmiyle En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Kemal Burak Alper ise bu kez 20.Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nde ödül almaya hazırlanıyor.

 

Festivali bu yıl “Oscar’ın ilk 20 yılı” ve “TÜRVAK Sinema Sergisi”ne ev sahipliği yapıyor!

1929 yılında başlayan “Akademi ödüllerinin” ilk yirmi yılında en iyi film ödülü alan yapımların orijinal afişlerinin sergisi festivalin en çok merak edilen sergisi arasında yer alıyor. Sergi, İletişim Bilimleri Fakültesi sergi salonunda ziyarete açık olacak.

Festival bu yıl “TÜRVAK Sinema Sergisi”ne ev sahipliği de yapacak.Sergide 10.000 üzerindeki koleksiyondan Türk sinema tarihinde iz bırakmış filmlerin orijinal afişlerine ve TÜRVAK Vakfı tarafından basılmış / hazırlanmış sinema kitaplarına kadar birçok eser Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi’nde yer verilecek.

Festival, 20. yaşını 2 Yarışma ile kutluyor!

Türkiye’de sinema-televizyon eğitimi almakta olan lisans öğrencilerinin, yapım aşamasında olan kısa filmlerine maddi destek sağlayacak olan “Kısa Film Yapım Desteği” yarışması jürisine “Tabutta Rövaşata”, “Filler ve Çimen”, “Rüya” gibi filmlerin ödüllü yönetmeni Derviş Zaim başkanlık ederken, jüride Eskişehir Uluslararası Film Festivali Onursal Başkanı ve Nişantaşı Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülseren Yücel ile yapımcı ve yönetmen Serpil Altın da yer alıyor.

Sinema kültürünün gelişmesine, sinemanın düşünsel boyutunun zenginleşmesine katkıda bulunmayı hedefleyen “Sinema Kültürüne Katkı” yarışmasının seçici kurulu ise Eskişehir Uluslararası Film Festivali Onursal Başkanı ve Nişantaşı Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyes Prof. Dr. Gülseren Yücel başkanlığında, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erol Nezih Orhon, Psikesinema ve Psikeart Dergisi Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Mehmet Emin Önder, Yönetmen Yüksel Aksu ile Sinema Eleştirmeni ve Yazarı Banu Bozdemir’den oluşuyor.

“Eskişehir’de Sinema Dersleri”

Festivalin farklı günlerine dağılan sinema dersleri ile sinemamızın son 20 yılının tartışılacağı bir panel gerçekleşecek.

Sinemada yönetmenlik / Tayfun Pirselimoğlu, Yapımcılık üzerine konuşmalar / Zeynep Atakan, Film eleştirmenliği üzerine konuşmalar / Mehmet Açar, Görüntü yönetmenliği üzerine / James Neihouse, Işık sistemleri- Dedotec Türkiye / Tamer Avcı, Film müziği üretim süreci / Ahmet Kenan Bilgiç, Bir projeyi tasarlamak / Tuba Ünsal, Boş sayfadan Beyazperdeye / Burak Aksak ve Oyunculuk üzerine konuşmalar / Doğu Demirkol katılımlarıyla gerçekleşecek olan derslerin tarih ve saatleri festival resmi sayfasından takip edilebilinir.

“Nasıl geçti 20 yıl?”Paneli

Eskişehir Uluslararası Film Festivali bu yıl 20. Yaşını kutlarken Türk sinemasının son yirmi yılını da farklı bakış açısıyla bakmaya hazırlanıyor. Prof. Dr. Lale Kabadayı, Prof. Senem Duruel Erkılıç, Doç. Dr. Ali Karadoğan, Yönetmen Ezel Akay’ın katılımıyla gerçekleşecek “Nasıl geçti 20 yıl?” Paneli 19 Kasım 2018 tarihinde İletişim Bilimleri Fakültesi’nde gerçekleşecek.

 

KONUK SİNEMA OKULU

Türkiye’nin üniversite kimliği taşıyan uluslararası tek uzun metraj film festivali 20. Eskişehir Uluslararası Film Festivali bu yıl konuk sinema okulu olarak Vancouver Film School’uEskişehir’de ağırlamaya hazırlanıyor. Vancouver Film SchoolYaratıcı Teknolojiler Bölüm Başkanı Christopher Mitchell / Head of the School of Creative Technologies Christopher Mitchell de festival için gelecek.

 

FESTİVAL ÖZEL GÖSTERİMİ: THE KID

Charlie Chaplin’in önderliğindeiyiliğin, sevginin, masumiyetin ve tebessümün doruğa çıktığı ve aktarıldığı nadide filmlerden bir tanesi olan 1921 yapımı “The Kid”filmi Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası eşliğinde Canlı Müzik Eşliğinde gösterilecek. Sessiz Film Gösterimi Orkestra Şefi Murat Sümer tarafından yönetilecek

 

AÇILIŞ FİLMİ; SMUGGLING HENDRIX / Yön.Marios Piperides

Film, krizden arınmış Kıbrıs’ı yurtdışında daha iyi bir yaşam için terk etmeyi planlayan soluk bir müzisyenin (Adam Bousdoukos’u (“Soul Kitchen”) Yianni) hayatını konu alıyor. Köpeğini yitiren bir adamın basit hikayesiyle, hem kendimizin hem de başkalarının gerçeklerine ve hayalllerine dalacağımız ve kendimizden parça bulacağımız film, Türkiye Premieri olarak 16 Kasım akşamı izleyeciyle buluşacak.

Festivalde yer alan diğer bölümler ise şöyle sıralanıyor;

TÜRK SİNEMASI 2017-2018

AYDEDE………………….Abdurrahman Öner

TUZDAN KAİDE……….Burak Çevik

SİBEL……………………..Çağla Zencirci & Guillaume Giovanetti

ANONS……………………Mahmut Fazıl Coşkun.

GÜVERCİN………………Banu Sıvacı

KAOS………………………Semir Aslanyürek

ARADA……………………Ali Kemal Çınar

BORÇ………………………Vuslat Saraçoğlu

 

DÜNYA SİNEMASININ GENÇ YILDIZLARI

OBEY…………………………………………………………………………Jamie Jones

RETABLO……………………………………. ……………………………Alvaro Delgado Aparicio

PITY………………………………………………………………………….Babis Makridis

THE REPORTS ON SARAH AND SALEEM…………………..Muayad Alayan

GIRL………………………………………………………………………….Lukas Dhont

THE GUILTY………………………………………………………………Gustav Möller

AND BREATHE NORMALLY……… ………………………………Isold Uggadottir

LEMONADE……………………………………………………………….Ioana Uricaru

AGA……………………………………………………………………………Milko Lazarov

AN ELEPHANT SITTING STILL…………………………………..Bo Hu

 

DÜNYA FESTİVALLERİNDEN

SHOPLIFTERS………………………………………………………………………………Hirokazu Koreeda

COLD WAR……………………………………………………………………………………Pawel Pawlikowski

3 FACES………………………………………………………………………………………..Jafer Panahi

DOGMAN………………………………………………………………………………………Matteo Garrone

CLIMAX…………………………………………………………………………………………Gaspar Noe

I DO NOT CARE IF WE GO DOWN IN HISTORY AS BARBARIANS……Radu Jude

BURNING………………………………………………………………………………………Chang-dong Lee

CAPERNAUM………………………………………………………………………………..Nadine Labaki

THE MAN WHO KILLED DON QUIXOTE………………………………………..Terry Gilliam

 

CANLANDIRMA FİLMLERİ

THE TOWER………………………………Mats Grorud

FUNAN………………………………………Denis Do

DILILI IN PARIS…………………………Michel Ocelot

GECEYARISI SİNEMASI

THE HOUSE THAT JACK BUILT ……………………………….Lars von Trier

SUSPIRIA………………………………………………………………….Luca Guadagnino

HAYATIMIZ BELGESEL

WHY ARE WE CREATIVE?…………………………………..Hermann Vaske

BERGMAN…………………………………………………………..Jane Magnusson

THE LEGEND OF THE UGLY KING………………………Hüseyin Tabak

 

ENGELLİ FARKINDALIK

DON’T WORRY, HE WON’T GET FAR ON FOOT………..Gus Van Sant

ÇINAR……………………………………………………………………..Mustafa Karadeniz

20 YILIN UNUTULMAZLARI

MASUMİYET…………..……………….Zeki Demirkubuz

PAN’S LABYRINTH…………..………Guillermo del Toro

VAVIEN…………..………………………Yağmur Taylan & Durul Taylan

AMOUR…………………………………..Michael Haneke

 

ANISINA

AMADEUS………………………………………………Milos Forman

RAINBOW: A PRIVATE AFFAIR………………Paolo Taviani

DEAD MAN…………………………………………….Jim Jarmusch