Kategoriler
haber

Ethan Hawke’tan Oscar’a Salvolar

Ethan Hawke, Gotham için Zoe Kazan’ın sorularını yanıtladı ve dün gece ödül dağıtılan oscar’lar hakkında bizim de içimizden geçenleri özetledi:

Ethan Hawke

“Bu ülkede herşey bir yarışma haline getiriliyor. Bazılarının kazanırken, bazılarının da kaybetmesini görmek istiyoruz. Ama tam da bu yüzden kim kazanıyor, kim kaybediyor belli olmuyor. Oscar olan bir dolu aptal filme ve şöminesinin üzerinde hak etmedikleri heykelcikleri sergileyen oyunculara baktığımızda bir şeyi durmadan bir numara ilan etmek çok zararlı. Bu sahte havuçların ve paranın peşinden koşan bir kitle yaratmak yıkıcı”

“Tamam birçok zaman iyi filmler ödüllendiriliyor, bu konuda iyiler ama yıl boyu çalışan canavarlaşmış pazarlama ve PR makinelerini de görmezden gelemeyiz.”

Kategoriler
haber

Before Midnight Serinin Sonu Mu?

Durmadan devam filmleriyle önümüze çıkan Hollywood’dan aylardır aldığımız tek iyi devam filmi haberi Before Midnight’ın çekimlerinin Yunanistan’da gizlice bitirilmesiydi. Richard Linklater’ın “Before Sunrise/Before Sunset” serisinin devam filmi olan Before Midnight, Ethan Hawke ve Julie Delpy’yi yine 9 yıl sonra bir araya getirmişti.

1995, 2004 ve 2013’ün 9’ar yıllık periyotlar oluşturması, filmin yönetmenine ve oyuncularına her yerde aynı sorunun yöneltilmesine neden oluyor: “2022’de dördüncü bir film olacak mı?”

Bu konudaki soruları yanıtlayan Hawke “Çekimler yeni bitti ve filmin üzerinde düşünmeye yeni zamanım oluyor. Before Midnight’ı çok sevdiğimi söylemeliyim. Filmde hikayeyi sonlandıracak bir durum yaşanmıyor ama garip bir şekilde artık serinin sonuna geldiğimizi hissediyorum” sözleriyle açık bir kapı da bırakarak dördüncü bir film olmayacağını söylemiş oldu.

Kategoriler
haber

Before Midnight’ın Çekimleri Tamamlandı

Geçtiğimiz haftaya kadar hakkında “Daha senaryosu yazılıyor” şeklinde söylentiler çıkan Before Sunrise/Sunset serisinin üçüncü filmi Before Midnight’ın çekimlerinin tamamlandığı açıklandı.

İlk iki filmdeki gibi Richard Linklater yönetmenliğinde Julie Delpy ve Ethan Hawke’ı biraraya getiren film bu sefer Yunanistan’ın Adriyatik kıyısındaki bölgesi Messinia’da geçiyor. Filmden ilk kare de açıklamayla birlikte yayınlandı.

Celine ve Jesse’nin 9 yıl sonra yeniden bir araya geleceği filmin 2013 yılının başında gösterime gireceği açıklandı. Büyük bir ihtimalle filmin premiere’i Sundance’te yapılacak.

Kategoriler
haber

Before Sunrise Üçüncü Bölümü İle Geri Dönüyor

1995’teki Before Sunrise ile 2004’teki Before Sunset arasında 9 yıl bulunuyordu. Ethan Hawke’ın açıklamalarına göre yine 9 yıl sonra hazır olması için üçüncü bir film için hazırlıklar başladı.

Hawke, yönetmen Richard Linklater ve Julie Delpy’nin filme hazır olduğu, senaryo tamamlanır tamamlanmaz çekimlere başlayacaklarını belirtti.

Sinema siteleri ise olaya biraz esprili yaklaşarak yeni bölüme “Before Moonrise”, “Before Midnight” gibi isimler önerdiler.

Kategoriler
haber

Before Sunrise’ın Üçüncü Bölümü Çekilecek

Before Sunrise filmi 1994 yılında vizyona girdi ve vizyona girdikten bir süre sonra kendisine küçük bir hayran kitlesi yaratmayı başardı. Devam filmi olan Before Sunset’e kadar da bu hayran kitlesi genişlemeye devam etti. Çok küçük bir bütçeyle çekilen filmin sadece iki oyuncusu vardı: Ethan Hawke ve Julie Delpy. Trende tanışıp gün doğana kadar Viyana’yı beraber gezmeye karar veren iki kişinin bu kısa ömürlü gezinti sırasında birbirlerine daha da yakınlaşmaları anlatılıyordu ilk filmde.

Before Sunrise yönetmeni Richard Linklater’a Viyana Film Festivali’nden Gümüş Ayı ödülünü kazandıran bir yapımdı. Çok sevilen Before Sunrise’in on beş yıl aradan sonra Before Sunset adında bir devamı çekildi. Senaryoyu Delpy, Hawke ve Linklater beraber yazmışlardı. Bu kez birbirlerini tanıdıkları o günden dokuz sene sonra tesadüf eseri karşılaşan iki aşık gün batana kadar beraber dolaşmaya karar verirler. Tıpkı dokuz sene önceki gibi. Bu kez siyaset, ekonomi, savaşlar gibi epey ciddi konular üzerine sohbet etmeye başlarlar ve zaman akıp gider. Before Sunset uyarlama senaryo dalında Oscar’a ve Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülüne aday olmuştu. Before Sunrise’ın devamı olan Before Sunset daha çok kişiye ulaşmış, ilkinden daha popüler olmuştu.

İkinci filmin vizyona girişinden sekiz sene sonra serinin üçüncüsünün çekileceği açıklandı. Senaryo tekrar Linklater, Delpy ve Hawke üçlüsüne ait olacak. Filmi, diğer filmlerde olduğu gibi Linklater yönetip Delpy ve Hawke başrolleri üstlenecekler. Hawke film üzerinde altı aydır çalıştıklarını ve ortaya ilk ikisi kadar kaliteli bir iş çıkarmaya çalışacaklarını açıkladı. Linklater ve Delpy ile beraber Celine ve Jesse’nin hikayelerini devam ettirmeyi çok istediğini, filmi de gelecek yaz çekmeyi planladıklarını belirtmiş. Yeni filmin ismi de Before ile başlayacak ama gerisi açıklanmadı, daha doğrusu henüz belirlenmedi.

Kategoriler
izlenim

Reality Bites: Gerçekler Gerçekten Acıtabilir

reality-bites-film.jpg

U2’dan “All I Want is You” ve koyu bir kahve eşliğinde alınız…

1990lar tüm pespayelikleriyle beraber naif hayallerimizi yüklendiğimiz yıllardı. Depresyon hırkası, grunge, Kurt Cobain, Pearl Jam, walkman ve hatırlanması gereken onca şeyle beraber zihinlerimize silinmemek üzere kazındılar. İyi film izleyebilmek de sıkıntıydı o yıllarda, internetin pek yaygın olmamasından mütevellit bizim de izleyebileceğimiz filmler, fazlasıyla tv kanallarının keyfine bağımlıydı. Bundan dolayıdır ki pek mühim bir anı olarak kaldı akıllarımızda Parliament Sinema Kulübü’nü beklediğimiz akşamlar. Pazar geceleri, üzerimizde ertesi günkü okulun melankolik stresi bir yanda, diğer yandaysa harıl harıl yanan soba eşliğinde, salonda yerimizi alır haftanın filmini beklemeye başlardık.

Şimdi bahsedeceğim film de fazlasıyla bu döneme ait. Romantik mi, komedi mi, hüzünlü mü, gençlik mi, yetişkinlik mi… tam da belli olmayan bir türde. Yönetmen koltuğundaki Ben Stiller aynı zamanda filmin önemli rollerinden birini canlandırıyor. Pek tabii ki Ethan Hawke ve Winona Ryder’ın arkasında kalmayı dert etmeden filme renk katıyor. Hayallerinin peşinden koşanlar ve koşulacak bir hayale sahip olmadığına inananlar adına bir film diyebiliriz. Asıl uğraşı konusu olan insan ilişkilerinin arka fonunda da üniversite sonrasında (hemen hepimizin yaşadığı) çıkmaza değiniyor film. İşte bu sebeple de yapımından 15 yıl sonra yeniden incelenmeyi hakediyor. Amerikan gençliğinin de bizden çok farklı olmadığını öğreniyoruz bu filmle beraber. Tonlarca işsiz üniversite mezunu, okuduğu bölümden alakasız işlerde çalışan mutsuz insanlarla beraber turnayı gözünden vuruyor Reality Bites. Evet, bunlar gerçekler ve gerçekten acıtıyorlar.

reality-bites-filmden-kare.jpg

Acıtan gerçekler bir kuple gencimiz üzerine uygulanıyor. Ya da bu deneyimi milyonlar yaşıyor ama biz bu gençleri izliyoruz. Troy ismini taşıyan ve bu ismin ağırlığını kaldırabilecek kalifiyede yaratılmış bir karakterimiz var başköşede. Heidegger okuyor, felsefi konuşuyor, umursamadan yaşıyor ve 90ların beat kuşağına dair ne varsa üzerinde taşıyor. Tüm bunların üstüne de gidip gelen hayatında mutlu olabilmeyi ya da en azından sızlanmadan yaşamayı başarıyor. 5 dakikaya sığdırılmış, sigara-kahve ve keyifli muhabbet ‘troy’kasıyla da kayıtsız keyif anlayışını taçlandırıyor. Diğer yanımızda da gerçekler duruyor, can yakan gerçekler; hele siz, gerçekler dünyasında yaşamak istemeyecek kadar dürüstseniz kendinize karşı. Troy, okul sonrası yaptığı hiçbir işi devam ettirememiş, sahip olduğu potansiyeli insanlara pazarlamaktansa kendi içinde eritmeyi yeğleyen, kurduğu afilli cümleler, okuduğu ağır kitaplar ve kendi içindeki dinmeyen arayışıyla filmin en ağır karakteri. Filmin en iddialı olduğu güçlü diyalogların da ciddi bir bölümü onun repliklerinde yatıyor. Geri kalanını da idealist kızımız Lelaina üstleniyor. Okul birincisi ama dağınık, hayalleri ve gerçekler arasında kalmış bir yaşam çizgisi üzerinde durmaya çabalayan Lelaina filmin diğer baş karakteri (forever Winona). Atlamadan söylemek gerekir ki, Lelaina’nın çalıştığı aptal ötesi tv şovundan kovuluş şekli kaçınılmaz bir şekilde Donnie Darko ve Patrik Swayze’yi hatırlatıyor. Tüm bunlar üzerine de en gerçek ama en absürt karakter, her daim kaybeden ve kazanan yuppie rolüyle Ben Stiller giriyor devreye. Filmin en berbat karakterini canlandırıp, Troy’u yüceltirken, hikayeyi rayına oturtuveriyor. Pek tabii Troy’dan yediği onca laf ve bunlar karşısında binbir çeşide giren suratıyla, gerçek hayatın kaçınılmaz kaybedenlerine bir film süreliğine de olsa zafer yaşatma mütevaziliğini es geçmiyor .

Hayatta sürekli lineer bir doğrulukla yürümek bizi varmak istediğimiz noktaya ulaştırmıyor. Lelaina tüm mesaisini harcadığı projesinin aslında hayallerine değil, bir parçası olmak istemediği popüler kültüre hizmet ettiğini acı bir şekilde farketiğinde anlıyor bu gerçeği. Hayaller kuruyoruz yaşamak istediğimiz dünyaya dair. Ya bir şeyler yapıyoruz ve tökezliyoruz ya da Troy’un yaptığı gibi sadece her şeyi uzaktan izliyoruz. 90lı yılların generation x trajedisini en iyi tanımlayan karakter de Troy oluyor tüm bu pasifliği ve kafa karışıklığıyla. Diğer tarafta tam karşısında her şeyi kitabına uygun yapmış, yine aynı yaşlarda ama şık elbiseleri, pahalı arabası, fiyakalı işiyle Michael duruyor. Tüm bu gençler neyi temsil ediyorsa Michael da onların tam karşısında duruyor. Asıl gerilimi yaratan noktaysa, gerçeklerle yüzleşmeye kararlı olan Lelaina’nın Troy’dan Michael’a, beatten popülere, maneviyattan maddiyata attığı adım oluyor. Her zaman için çekici olmuş fakir bir yarı-tanrı yolun bir tarafında dururken, fikirsel olarak içi boş, derinlikten uzak ama Troy’dan farklı olarak kafası karışık olmayan, düşündüklerini uygulayamaya hazır ve dahası bunları uygulayacak gücü olan Michael bir diğer tarafta duruyor. Lelaina’nın iki erkek arasında kalmış olan seçimi aslında karar vermesi gereken yaşam biçimine karşı da bir seçime dönüşüyor. Hayat acımasız gerçeklere karşı, bireylerin kafası karışık tıpkı Troy’un Lelaina’yla ilk seviştikleri gecenin sabahında olduğu gibi. Lelaina güzel görünene karşı bir adım atıyor. Troy gittikçe gözden kayboluyor. Lelaina, yolun Michael tarafına iyice yaklaşmış olduğunda farkediyor ki, tüm o kafa karışıklığının çözümü Michael ve vaad ettiği hayat değil. Yaşayabilmek için tonca saçmasapan şey yapmakla, yaşayabilmek için hayatınızdaki en değerli şeyi feda etmek aynı şey değil. İşte o anda gerisine dönüyor ve asla emin olamadığı ama aslında hiç bırakmak istemediği kişiye, hayata, yaşam biçimine doğru bakıyor…

gercek-acitir.jpg

Tüm 90lı yıllarla beraber hayal ettiklerimizle, kaybettiklerimizle, kabullenmek zorunda kaldıklarımızla bize çok şey hatırlatan bir film elimizdeki. Belki çoğumuz küçük birer Michael olmanın yolundan gittik. Asla Troy kadar gösterişli, umursamaz olamadık. Belki hiçbirimiz Lelaina kadar sonuna yaklaşmışken, kafamız karışıkken doğruyu (istediğimiz) seçecek kadar şanslı olamadık. Ama hayal ettik, öyle olsun istedik, öylesini tasarladık. İşte Reality Bites da tüm bu hayal ettiklerimize dair naif bir film. Şüphesiz öyle ki; onca yıl sonra tekrar bir göz atmayı, üzerine konuşmayı hak ediyor.
Filmin sonunda “pişmanlık gezegeni omuzlarımın üzerinde duruyor.” der Troy (hemen karşısında duran Lelaina’nın kolunda da sanki casio f91 vardır.) Biz de istemsiz bir şekilde kendimize sorarız içimizden: Pişmanlık gezegeni hangimizin omuzları üzerinde durmuyor ki?

Son olarak, ironik kelimesini tanımlayabilir misiniz?