Kategoriler
haber

The Flash Filminin Kadrosu Şekilleniyor

Justice League’de Ezra Miller tarafından canlandırılan The Flash karakterinin hikayesini anlatan filme, geçtiğimiz günlerde The Morning Show’daki rolüyle Emmy En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nün sahibi olan Billy Crudup’un da dahil olması bekleniyor.

Justice League filminde de The Flash’in (Barry Allen) babası Dr. Henry Allen’ı canlandıran Billy Crudup’un, bu filmde de yine aynı karakteri canlandırmak için filmin yapım şirketi Warner Bros. ile görüşmelere başladığı ve anlaşmanın an meselesi olduğu açıklandı.

Öte yandan, IT filmiyle adından söz ettiren Andy Muschietti’nin yönetmenliğini yapacağı filmin detayları da yavaş yavaş belli oluyor. Senaryosunu Christina Hodson’ın yazdığı ve İki farklı evrende geçecek filmde The Flash (Barry Allen) karakteri geçmişe giderek annesinin bir cinayete kurban gitmesine engel olmaya çalışacak.

The Flash karakterini canlandıracak Ezra Miller ve filme dahil olması beklenen Billy Crudup’a, Michael Keaton ve Ben Affleck eşlik edecek. Daha önce Batman ve Batman Returns filmlerinde Batman karakterine hayat veren Michael Keaton ve Justice League ve Batman vs Superman filmlerinde Batman’i canlandıan Ben Affleck, The Flash’in iki evrende karşılaştığı iki farklı Batman rolünde karşımıza çıkacaklar.

Henüz çekimlerine başlanmayan filmin, yapım şirketi Warner Bros tarafından yapılan açıklamaya göre 1 Temmuz 2022 tarihinde vizyona girmesi bekleniyor.

Kategoriler
haber

The Flash Filmini Andy Muschietti Yönetebilir

The Flash, Warner Bros.’un yıllardır hazırlık aşamasında olan ama bir türlü çekilemeyen filmlerinden. WB yönetmenliği önce Seth Grahame-Smith‘e teslim etti ama Grahame-Smith stüdyoyla bazı konularda anlaşamayınca yerini Rick Famuyiwa‘ya bıraktı ama çok geçmeden bu yönetmen de projeden ayrıldı. Bunun üzerine WB yönetmenlik için John Daley ve Jonathan Goldstein ikilisiyle anlaştı. İkili hızla senaryoyu yazmaya koyuldular. Yıllardır hazırlık aşamasında takılı kalan filmin bu kez çekileceği düşünülürken başrol Ezra Miller‘ın son senaryo taslaklarını beğenmediği, bunun üzerine kendisinin bir senaryo yazmaya başladığı, bu senaryo onaylanmazsa başrolü bırakacağı açıklanmıştı.

Bu haberden aylar sonra The Flash cephesinden yeni bir haber geldi. WB, Daley-Goldstein ikilisiyle yollarını ayırdığını duyurdu. Yani kazanan taraf senaryoları beğenmeyen Miller. Aktör halen projede yer alıyor. Ama hemen belirtelim ki stüdyo aktörün senaryosunu da reddetmiş. WB yönetmenliği bu kez It serisinin yönetmeni Andy Muschietti‘ye teklif etti. Senaryoyu Birds of Prey‘in senaristi Christina Hodson yazacak. Muschietti’yle anlaşılırsa çekimlere ocakta başlanacak. Bakalım bir türlü çekilemeyip üç (dört) yönetmen eskiten The Flash bu kez çekilebilecek mi?

Kategoriler
haber

Ezra Miller, The Flash İçin Bir Senaryo Kaleme Alacak

DC’nin bir türlü çekilemeyen, senaryosu sürekli baştan yazdırılan, sorunlu bir prodüksiyonu olan filmi The Flash‘in çekimlerine bu kasımda başlanacağı haberlerinden kısa bir süre sonra yeni bir haber geldi. Yeni habere göre başrol Ezra Miller filmin senaristleri ve yönetmenleri John Daley ve Jonathan Goldstein‘ın kaleme aldığı, DC’nin şu anki eğlenceli tonuyla uygun olan senaryoyu beğenmemiş, filmin karanlık bir tonda olmasını istemiş. Bu yüzden aktör, Grant Morrison‘ı da yanına alarak karanlık bir senaryo yazmaya başlamış. Senaryo tamamlanınca WB bu senaryolardan (Aquaman ve Shazam! gibi eğlenceli olanı veya evrenin ilk filmleri gibi karanlık olanı) birisini seçecek.

WB, Daley/Goldstein’ın senaryosunu seçerse Miller’ın DC’den ayrılabileceği, dolayısıyla WB’nin bu rol için tekrar oyuncu belirleme aşamasına dönebileceği yazılmış. THR’nin haberine göre The Flash‘in çekimlerine bu yıl da başlanamayacak, yani çekimlere kasımda başlanacağı haberleri de yalanlandı. WB bu sonbaharda Fantastic Beasts 3 filmini çektireceği için The Flash‘in çekimlerine en erken 2020’de başlanabilecek.

Kategoriler
haber

DCEU’da Eski Yüzlerle Vedalaşılıyor

Ardı ardına gelen haberlerden anlaşılacağı üzere WB, DC defterinde yeni bir sayfa açıyor. Bu yeni sayfada eski yüzlerin çoğuna yer yok gibi görünüyor. Bugün Ben Affleck, Batman rolünü bıraktığını resmen açıkladı. WB filmleri MCU gibi birbirlerine bağlama planından uzaklaştığı için yeni Batman’i yüksek ihtimalle ancak The Batman filminde görebileceğiz (vizyon tarihi Haziran 2021). Öte yandan eski yüzlerden Henry Cavill‘ı da yakın zamanda herhangi bir filmde Superman rolünde göremeyeceğiz. İleride evrene döner mi bilinmez, şimdilik Superman/Cavill defteri de kapanmış durumda. Nasıl ki The Batman‘de daha genç bir Bruce’a yer verilecekse Supergirl filminde de ergen Clark’a yer verilecek. O yüzden Cavill defteri de kapanmış durumda.

Yeni bir Superman filmi çekilmeyeceği için Amy Adams ve Jesse Eisenberg‘ü de göremeyeceğiz. İki oyuncu da yeni filmlerde karakterlerine yer verileceklerini sanmadıklarını açıklamışlardı. Bu iki oyuncu dışında Jared Leto‘yla da vedalaşıldı. Ki DC, Suicide Squad zamanında Leto’nun Harley & Joker, Joker, Suicide Squad 2 ve Gotham City Sirens‘da yer alacağını açıklamıştı ama aradan geçen zamanda Leto’yla da yollar ayrıldı. Aktörü artık Joker rolünde göremeyeceğiz. Peki Joker’i sıradaki DC filmlerinde görecek miyiz? Bilemiyoruz, Joaquin Phoenix ünlü karakteri sadece bir kereliğine canlandırdı, daha sonra rol belki yeni bir aktöre teslim edilir. Bekleyelim görelim. Kısacası Leto, Adams, Affleck, Cavill, Eisenberg’ü artık DCEU filmlerinde göremeyeceğiz. Ama herkesle vedalaşılmadı. Gal Gadot, Wonder Woman’ı oynamaya devam edecek. Jason Momoa da evrene devam edecek. Flash’ı oynayan Ezra Miller da çekilebilirse solo filmde rol alacak. Margot Robbie de WB için çok önemli bir konumda şu an. O da daha pek çok filmde Harley’i canlandırmayı düşünüyor ama aktrisi The Suicide Squad filminde göremeyeceğimiz kesin. Durum böyle.

Kategoriler
bakınıztv

Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald’dan Geniş Fragman

J.K. Rowling’in senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği, David Yates’in yönettiği devam filmi Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald’dan geniş fragman yayınlandı. Eddie Redmayne, Katherine Waterston, Dan Fogler, Alison Sudol, Ezra Miller’a Jude Law ve Johnny Depp’in eklendiği, bu etkileyici kadronun Zoë Kravitz, Callum Turner, Claudia Kim, William Nadylam, Kevin Guthrie, Carmen Ejogo ve Poppy Corby-Tuech’la desteklendiği film fragmanıyla etkiliyor.

Özellikle Albus Dumbledore rolünde Jude Law’un performansı merakla bekleniyor.

Kategoriler
haber

Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald’dan İlk Geniş Fragman

Harry Potter prequel’i Fantastic Beasts and Where to Find Them 2016’da iyi eleştiriler alıp, iyi gişe yapmış ve devam filmlerini garantilemişti. Yeni bölüm Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald, geniş kadrosuyla bu başarıyı tekrarlayacak gibi görünüyor.

Jude Law’u Albus Dumbledore, Johnny Depp’i de Gellert Grindelwald olarak izleyeceğimiz filmde Eddie Redmayne’in oynadığı başkarakterimiz Newt Scamander, kendisini ikisinin arasındaki savaşın içinde bulacak.

Potter evreninde 1927’de geçecek olan filmde ilk bölümde izlediğimiz Ezra Miller, Dan Fogler, Katherine Waterston ve Alison Sudol geri dönüyorlar. Zoë Kravitz, Callum Turner, Claudia Kim, William Nadylam, Kevin Guthrie, Carmen Ejogo ve Poppy Corby-Tuech da geniş kadronun içinde yer alan isimler.

David Yates’in bu filmle birlikte 4 film daha yöneteceği ve 5’e tamamlayacağı seride ikinci film Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald 16 Kasım 2018’de gösterime girecek.

Kategoriler
haber

Fragman Analizi: Fantastic Beasts and Where to Find Them (David Yates)

J.K. Rowling romanından uyarlanan Fantastic Beasts and Where to Find Them’in fragmanı yayınlandı.

– David Yates’in 2016’da iki filmi gösterime girecek. Birisi Tarzan, birisi de Harry Potter evreninde geçen farklı bir hikayeyi anlatacak “Fantastic Beasts And Where To Find Them”

– J.K. Rowling 2001’de Newt Scamander takma ismiyle çıkardığı kitapta yarattığı Harry Potter karakterine büyülü yaratıklarla ilgili bir rehber hazırlamıştı. Harry Potter serisinde kahramanlarımızın başı belaya girdiğinde zaman zaman bu kitaba başvurduğunu biliyoruz.

– Eddie Redmayne, Katherine Waterston, Alison Sudol, Dan Fogler, Ezra Miller, Samantha Morton, Jenn Murray, Faith Wood-Blagrove ve Colin Farrell’dan oluşan çok iyi bir kadro bir araya gelmiş.

– Fragmana bakıldığında filmin Harry Potter filmlerine göre biraz daha karanlık ve gizemli olduğunu söylemek mümkün.

Kategoriler
izlenim

The Perks of Being a Wallflower: Genç Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

Charlie, sosyal sorunları olan, arkadaş edinmekte güçlük çeken, içine kapanık bir gençtir; lise birinci sınıfa başlayacaktır ve önceki yıl yaşadığı talihsiz bir olayın da etkisiyle son derece gergindir. Okulun ilk gününde çevresindekilerden tam da beklediği muameleyi görür, hiç arkadaş edinemez; yalnızca edebiyat öğretmeni Bill Anderson iyi davranır ona. Fakat birkaç gün sonra tanıştığı Patrick ve üvey kız kardeşi Sam, her şeyi değiştirecektir.
1
Üstteki birkaç cümleyle bile, böyle başlayan pek çok film geliyor insanın aklına. “The Perks of Being a Wallflower”ın fragmanını ilk izlediğimde, eğlenceli ama sıradan bir filmle karşı karşıya olduğum kanısına kapılmıştım ben de. Fakat uyarlandığı romanın çok başarılı olduğu söyleniyordu (günümüzün Catcher in the Rye’ı diyenler bile çıktı) ve ilgi çekici bir oyuncu kadrosu vardı. “Percy Jackson: Şimşek Hırsızı” filminden tanıdığımız ama çok da etkilenmediğimiz Logan Lerman, fragmanda bile daha iyi bir performans sergileyeceğinin işaretlerini veriyordu. Emma Watson da, Harry Potter’ın genç kadrosundan gelip oradaki rolünden sıyrılabilen ve nitelikli yapımlarda yer alabilen şimdilik tek isim olarak gene göz dolduruyordu. Yine de filmi izleyene kadar neyle karşılaşacağım hakkında pek bir fikrim yoktu.

Bazı filmleri, anlatım dili ve size hissettirdikleri dolayısıyla çok seversiniz; bir tür aşkla bağlanırsınız onlara. Yaptıkları şeyde ilk değillerdir, ama o kadar iyi yaparlar ki ilkleri kadar etkili olabilirler. Hele bunu çok fazla laf kalabalığına girmeden, kör göze parmak sokmadan yapabiliyorlarsa, daha ne olsun… “The Perks of Being a Wallflower” tam da bu bakımdan inci gibi bir film. Hissederek yazılmış, hissederek çekilmiş, hissederek oynanmış.

2
Zaten filmin senaristi ve yönetmeni Stephen Chbosky, uyarlanan romanın yazarı aynı zamanda (kendisi Jericho dizisinin de yaratıcılarındanmış). Dışarıdan bakınca çok da kolay uyarlanabilecek bir yapıya da sahip değil roman, çünkü Charlie’nin isimsiz birine attığı mektuplardan oluşuyor. Bu mektuplarda Charlie’nin büyük bir dürüstlük ve açıklıkla ifade ettiği hisleri sinemaya özgü araçlarla filme aktarmak, ancak mahir ellerde mümkün olabilirdi ve ilginçtir, Chbosky kendi eserini uyarlarken bunu özenle başarıyor (kendi eserini uyarlayan yazarlar her zaman bu kadar başarılı olamayabiliyor – Kubrick’in “The Shining” uyarlamasından nefret eden King, yıllar sonra çekilmesine vesile olduğu mini dizinin senaryosunu bizzat yazmıştı, ama sonuç hiç de iç açıcı değildi. Yerli bir örnek olaraksa aklıma “Komiser Nevzat” dizisi geliyor. Senaryo Ahmet Ümit’e aitti ama yapıma ismini de veren karakteri daha önce izlediğimiz “Karanlıkta Koşanlar” ve “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” dizilerinden çok daha başarısızdı).

Film, çoklukla insan ilişkilerine eğiliyor ve aşk, dostluk, eşcinsellik, madde kullanımı gibi konulara hassas biçimde değiniyor. Yerli yerinde müzik kullanımı ve birkaç efsane sahneyle akıllara iyice kazınıyor. Film ‘coming-of-age’ diye anılan türe dahil edilebilir (bir nevi ‘büyüme öyküsü’). Daha önceki örneklerinden bu filme en yakın bulduğum, Bernardo Bertolucci’nin “The Dreamers”ı. İleride yazar olmayı düşleyen Charlie’ye benzer bir karakterdi içine kapanık, sinema tutkunu Matthew. Ve Charlie’ye olduğu gibi, iki kardeş (Isabelle ve Theo) hayatının durağan akışını birdenbire bulandırıyorlardı. Tabii bu iki film arasındaki belirgin farklar da var: Fransız kültürüyle yoğrulduğu için “The Dreamers”ın bazı açılardan daha cesur olması ve daha kısıtlı sayıda karakterden müteşekkil olup az mekânda geçmesi gibi. Bir de “The Dreamers” sıklıkla sinemaya gönderme yaparken “The Perks of Being a Wallflower”ın göndermeleri, Bill’in Charlie’ye verdiği kitaplar aracılığıyla, edebiyat üzerine: “To Kill a Mockingbird”den, Charles Dickens kitaplarına.
3
Şu ana kadar edebiyat ve sinemadan bahsettim, ama müzik de filmde çok önemli yer tutuyor. Emma Watson’ın canlandırdığı Sam’in en çok vurgulanan özelliklerinden biri müzik zevki. Ve filmin en ‘güzel’ sahnelerinden birini de iki kelimeyle ifade etmek mümkün: tünel şarkısı. Bir de özellikle dikkat çeken ve mükemmel bir dans sahnesiyle adeta bütünleşen, Dexy’s Midnight Runners’ın “Come on Eileen” şarkısı var tabii.

Oyunculuklar nefis. Logan Lerman bu başrolle kendini kanıtlarken, Emma Watson, Hermione Granger’la neredeyse hiçbir alakası olmayan bir karaktere başarıyla can veriyor, yolu da açık (bu filmden sonra Sofia Coppola’nın “Bling Ring”ini bir ayrı merak etmeye başladım). Ezra Miller da kadronun parlayan isimlerinden; renkli, capcanlı bir performans ortaya koyuyor. Bill Anderson rolünde Paul Rudd, alışık olduğumuzdan farklı bir halde karşımızda; role özel bir şey kattığını söyleyemeyiz ama hiç değilse inandırıcı olabiliyor.
4
Filme yakın bulduğum “The Dreamers”dan bahsetmiştim ki o da hayli başarılı bir filmdi. Şunu da belirtmem gerek: Bu ‘coming-of-age’ filmlerinin (büyük kısmı ‘bağımsız gençlik filmi’ diye de anılabilir) kötü yapılanına da katlanmak zor oluyor. 2011 yapımı “The Art of Getting By” bunlardan biriydi örneğin. Yine sosyal sorunları olan bir genç; en sorunlu zamanında karşılaştığı, daha girişken ve ayrıksı, hayatında bir şeylerin değişmesine sebep olan kız, vesaire. Ama “The Perks of Being a Wallflower”ın aksine özen gösterilmeden ve en önemlisi ‘hissedilmeden’ yapıldığı öylesine belliydi ki, yarıda bırakmayı düşündüğüm bile olmuştu. Anlatmak istediğim şu ki, böyle filmler çok hassas dengeler üzerine oturuyor ve ancak ne yaptığını bilen ve hisseden ellerde olunca böylesine sağlam işler çıkarabiliyor ortaya. “The Perks of Being a Wallflower” da daha uzun süre konuşulma potansiyeline sahip. Uzun süredir ilk kez, filmin etkisi azalmasın diye romanı okumaktan çekiniyorum diyerek de kapanışı yapayım (en son Matthew Vaugn’un “Stardust”ında başıma gelmişti).

Kategoriler
haber

Shion Sono, Norveç, Black Metal ve Mayhem

“Guilty of Romance”, “Love Exposure” ve “Cold Fish” gibi iyi ve farklı filmlerin yönetmeni japon Shion Sono, Norveçli black metal grubu Mayhem’i anlatacak.

Tarihlerinde kilise yakmaktan, grup elemanları arasında cinayet ve intihara kadar bir çok vukuat bulunan Mayhem’in hikayesiyle ilgili eline bir senaryo geçen Sono, oyuncu olarak ilk teklifi de Ezra Miller’a yaptı. Miller, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamayla teklifi kabul ettiğini belirtti.