Kategoriler
izlenim

The Dark Tower: Başladığı Gibi Biten Fantastik Bir Serüven

Eserleri ile dünya çapında bilinen ve sevilen Stephen King, bu sefer The Dark Tower uyarlaması ile beyazperdede yerini alıyor. The Dark Tower, 7 kitaptan oluşan fantastik roman serisinin ilk kitabının uyarlaması olacağı düşünülüyordu fakat ilk gösterim sonrası aslında filmin serinin tamamı baz alınarak kendine özgü bir senaryo ile yapıldığı anlaşıldı. Ben, Stephen King sever biri olarak The Dark Tower serisini okumadım fakat okuyanlardan gelen bütün yorumlar bu şekilde… Tabii kitapları okumadığım için olaya direkt film gözüyle baktım ve açıkçası salondan memnun ayrıldığımı söyleyemeyeceğim.

Filmin süresi açıklandığında herkes kısa oluşundan (1 saat 35 dakika) dolayı şikâyet ediyordu. Bazıları da ilk kitap zaten ince, herhalde sadece onu işleyecek diye düşünüyordu. Fakat maalesef böyle olmadı. Öncelikle film başladığı gibi olaya hareketli bir şekilde giriş yapıyor. Seyirci için herhangi bir alt zemin hazırlamadığı için aniden kendimizi gelişme bölümünün içinde buluyoruz. Bu hızla ilerliyor ve hareketliliğin yaşanmadığı bir sahne bulamıyoruz. Film sürekli hareket ve aksiyon halinde ilerliyor. Fakat en azından bu aksiyon ve hareketlilik tatmin edici seviyede. Seyirciyi ilgisini dağıtmadan kendine bağlamayı başarıyor film. O oluyor, bu oluyor derken bir de bakıyoruz ki film bitmiş. Film bitiyor lakin sonu aceleye gelmiş havası veriyor ve tatmin etmiyor seyirciyi.

The Dark Tower, konu bakımından cidden çok iyi ve orijinal (Sadece film olarak baz aldığımızda) bir içeriğe sahip. Lakin bu konuyu tek bir filmde harcamışlar. Üçleme olma potansiyeline sahip bir konuyu bir buçuk saatlik bir filmin senaryosuna sığdırmayı neden tercih ettiklerini bilmiyorum ama büyük bir hata yapılmış. Sindire sindire gelişmesi gereken olayları aceleye getirerek ortaya saf aksiyondan oluşan basit bir filmin çıkmasına sebep olunmuş. SPOILER! Bir kere filmde gücünden herkesin korktuğu Man in Black karakterinin bu kadar çabuk yenilip harcanması olacak iş değil. SPOILER!

Filmde bizlere başrolde başarılı isimlerden Idris Elba ve Matthew McConaughey eşlik ediyor. İkisinin de performansı gayet iyi fakat Matthew’un karakteri ile ayrıca bütünlük sağladığını söyleyebiliriz. Man in Black karakterinin karanlık ruhunu, ürkütücülüğünü seyirciye başarıyla yansıtıyor. Tom Taylor ise genç yaşına rağmen rolünün üstesinden gelmeyi başarıyor. Bu isimlerin yanında bizlere Katheryn Winnick ve Jackie Earle Haley gibi tanıdık isimler de eşlik ediyorlar.

Görsellik ve kurgu açısından seyirciyi üzmemeyi başarıyor The Dark Tower. Filmde sahneler arası herhangi bir kopukluk veya dengesizlik bulunmuyor. Biraz önce de bahsettiğim gibi aksiyon yönüyle gayet tatmin edici fakat senaryo ve ilerleyiş bakımından büyük sorunları mevcut. Müziklerin ise önce çıkan herhangi bir özelliği bulunmamakla birlikte, sahnelerle uyum sağlanacak şekilde kullanılmış.

Filmin yönetmenliğini Nikolaj Arcel üstleniyor. Aynı zamanda The Dark Tower, yönetmenin ilk Hollywood işi. Haliyle bazı sorunların bundan kaynaklanmış olabileceği de akıllara geliyor. Doğrusunu söylemek gerekirse genel olarak Stephen King eserlerinin uyarlamaları ile bizi tatmin etmiyor olması gerçekten can sıkıcı bir durum. Şaşırtıcı olan ise King’in uyarlamalarını gayet iyi bulup beğeniyor olması. Söylenenlere göre The Dark Tower’ı da aynı şekilde beğenmiş. Söylenecek bir söz bulamıyoruz haliyle bunun üzerine.

The Dark Tower, oyuncu performansları, konusu ve aksiyon sahneleri ile bizi tatmin ediyor olsa da aceleye gelmiş senaryosu, kısa süresi ve yetersiz zemini ile bizleri hayal kırıklığına uğratan fantastik bir uyarlama olmaktan öteye gidemiyor. Fakat en azından sinemada seyirciyi sıkmadan kendini izlettiren bir yaz filmi olmayı başarıyor. Dileriz ki eylül ayında vizyona girecek bir başka King uyarlaması olan IT bizleri memnun etmeyi başarır.

Kategoriler
haber

Who Watches The Watchmen

Watchmen bu cuma gösterime gireceğinden, 3 ocakta yazılmış olan önincelemeyi yeniden öne aldık. Yakında filmin incelemesi de sizlerle olacak.

Bir çizgiroman uyarlaması daha gösterime girmek için sırada… Daha önce From Hell, V For Vendetta, The League gibi eserleri sinemaya uyarlanmış olan Alan Moore‘un, epey uzun zamandır sinemalarda gösterilmesi beklenen eseri Watchmen geliyor.1986da yayımlanan Watchmen; 1977de zorunlu olarak emekli edilmiş bir grup orta yaşlı süper kahramanın, şartların zorlamasıyla tekrar işlerine geri dönmesini ve kendi kendini yok etme yolunda ağır, ancak emin adımlarla ilerleyen bir dünyayı kurtarmaya çalışmasını anlatır. Watchmen’i diğer çizgi romanlardan ayıran en önemli nokta aslında, arkaplanda birçok hikaye ve kahramanın olması. Çizgiromanlar arasında “entelektüellerin çizgi romanı” gibi bir betimlemeye gidildi Watchmen için. 80’lerin siyasi ayrıntıları, nükleer savaş beklentileri, paranoyalar bu romanın odaklarıydı. Özgün bir zeka ürünü olmasının dışında, içiçe geçen katmanlı hikayeler, güçlü diyaloglar ve çok sayıda karakteri içermesinden ötürü Alan Moore’un Watchmen senaryosunu, günümüzde Lost’un senaryo dinamiğine de benzetenler mevcut. Her uyarlamada olduğu gibi bu filme karşı da bazı önyargılar elbette var. Bu tedirginliklerin kaynağını oluşturan temel fikir, iki buçuk saatlik bir sürede bu kadar karakter ve olayı sinemanın kaldıramayacağı. Filmi seyredecekler için, çizgiromanı okuyanların tatmin olmayacağı, okumayanların da hiçbir şey anlamayacağına dair katı eleştiriler etrafta dolaşıyor. Yirmi üç yıldır proje halinde bekleyen bu yapımın bugünlere ulaşması oldukça sıkıntılı bir süreçten sonra gerçekleşti. Film için Terry Gilliam’dan Darren Aronofsky’ye kadar değişen yönetmen isimleri söz konusuydu. Fakat çok yüksek bütçe gerekliliği inançları sarsmış olsa gerek, zamanla herkes kendi yoluna gitmişti. Böylece projenin yönetmenliğine 2006 yılında Zack Snyder getirildi. 300 Spartalı’nın yönetmeni Zack Snyder, Watchmen’de görsel açıdan Taxi Driver ve Seven adlı sinema klasiklerini referans aldığını söylüyor. 120 milyon dolar gibi azımsanmayacak bir bütçesi olan Watchmen’in sinemalara geliş sürecinde bir başka engel daha vardı. 20th Century Fox Stüdyosu, Watchmen filmi yüzünden Warner Bros’a dava açtı. Davaya gerekçe olarak Fox, çizgiromanın film teliflerinin kendisinde bulunduğunu savundu ve Warner Bros’un projeye devam etmek için kendisini de dahil etmesi gerektiğini belirtti. Karşılıklı mahkeme raporlarıyla geçen karmaşık bir süreç sonunda çıkan erken bir karar ile dava 20th Century Fox’un lehine sonuçlandı. Çıkan karara göre 20th Century Fox’un Watchmen filmi üzerinde dağıtım ve pazarlama hakları var. Belki de filmin 6 mart 2009 olan gösterim tarihi bu karardan sonra değişebilir. Şimdilik bununla ilgili bir gelişme olmadı. Film, 1985 yılında Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki gerilimin tepe noktasında olduğu yıllarda geçiyor. Komedyen lâkaplı süper kahramanın öldürülmesi olayını soruşturan Rorschach, kahramanları gözden düşürmek ve öldürmek için düzenlenen dehşêtengiz komployu gün ışığına çıkarır. Arkadaşlarının geçmişiyle ilgili geniş kapsamlı komplonun, tarihin akışını değiştirecek boyutta olduğunu keşfedecektir. Watchmen’in karakterleri için neredeyse yeni bir yazı gerekecek. Burada kısaca kimin hangi rolde oynadığını belirtelim: Rorschach adıyla tanınan Walter Kovacs rolünde Jackie Earle Haley var. Bu karakterin özelliği, yasal haklarından mahrum kaldıktan sonra da faaliyetlerine devam eden bir süper kahraman olmasıdır. “Soft” kostümlü bir süper kahramanken zaman içinde dünyayı sadece siyah ve beyaz olarak katı kalıplarla gören bir katile dönüşmüştür. Duygularını yansıtacak şekilde düzenlenmiş mürekkep lekelerinden oluşan bir maske giyer. Dünyayı görebilmesi için maskede küçük delikler bırakılmıştır. Nite Owl lakabıyla tanınan emektar süper kahraman Daniel Dreiberg rolünde Patrick Wilson; Doktor Manhattan adıyla bilinen ve ABD hükümeti için çalışan Dr. Jon Osterman rolünde Billy Crudup, ABD hükümeti tarafından görevlendirilen Komedyen lakaplı süper kahraman Edward Blake rolünde Jeffrey Dean Morgan rol alıyor. Silk Spectre lakaplı Laurie Juspeczyk rolünde Malin Akerman ve Ozymandias olarak tanınan Adrian Veidt rolünde Matthew Goode’yi izleyeceğiz. [dailymotion k4L7p4Mn2fJbmwQ9my] Filme alınması bunca zaman sürüncemede kaldıktan sonra nihayete ermesi ve de yönetmenin böylesi girift bir hikayeyi çekebilme başarısına ulaşıp ulaşamadığını görmek adına Watchmen’i, 2009’da es geçilmemesi gereken filmler listesine koymakta fayda var.