Kategoriler
haber

Terrence Malick’in Yeni Filmi The Last Planet’in Başrolleri Açıklandı

Altın Palmiye ödüllü The Tree of Life‘ın ardından To the Wonder, Knight of Cups, Voyage of Time, Song to Song, Together ve A Hidden Life yapımlarını çeken Terrence Malick hızını kesmeye niyetli değil. Usta yönetmen son filminin vizyonuna birkaç ay kalmışken yeni filmi The Last Planet‘in hazırlıklarına başladı, oyuncu kadrosunu duyurdu. Filmin başrolleri Mark Rylance, Reza Göhrig ve A Hidden Life‘ın oyuncularından Matthias Schoenaerts‘e teslim edildi. Bu üç aktöre Joseph Fiennes, Douglas Booth ve Lorenzo Gioielli eşlik edecekler. IMDb’de filmin adının Samarkanda olarak geçtiğini, Ben Kingsley‘nin de kadroda göründüğünü ama aktörün durumunun henüz kesinleşmediğini belirtelim.

Rylance’ın açıklamasına göre aktörü bu filmde Şeytan, Göhrig’i İsa, Schoenaerts’i İsa’nın havarilerinden Peter rollerinde izleyeceğiz. Rylance, Malick’in Şeytan’ın dört farklı versiyonunu yazdığını, aktör bunu öğrendiğinde bu versiyonlardan sadece birisini oynayacağını düşündüğünü söylemiş. Bir değişiklik olmazsa Rylance bu dört versiyonu da (bir versiyonu kadın olabilir) oynayacak. Eski haberleri ve Rylance’ın açıklamasını göz önüne alınca dönem filmi beklentisi içine giriyoruz ama yeni gelişmelere göre film günümüzde geçebilir.

Alfonso Postiglione‘nin Instagram’daki gönderisine göre, Fiennes’ı yönetmen, Postiglione’yi yapımcı, Booth’u senarist ve Gioielli’yi de ikinci yapımcı rollerinde izleyeceğiz. Postiglione başroller Göhrig, Rylance ve Schoenaerts’e değinmemiş. Bu gönderiye göre The Last Planet, İsa’nın yaşamına ve Şeytan’a sinemacılar üzerinden odaklanıyor olabilir. Kesin olan şey şu ki film, İsa zamanında geçse de, geçmese de İsa’nın yaşamını işleyecek. Bu arada filmin görüntü yönetmeni Malick’le sıkça çalışan Jörg Widmer.

Kategoriler
bakınıztv

The Laundromat: Steven Soderbergh’den Kara Para Yıkama Yöntemleri

Steven Soderbergh, bağımsız filmlerinin yanısıra bol aksiyonlu komedi filmlerinde de başarısı bilinen bir yönetmen… Yeni filmi The Laundromat, komedi yönü daha ağır basan bir film gibi görünüyor.

Panama merkezli, dünyanın dört bir yanındaki zenginlerin “Nasıl böyle sahtekarlara inanırlar?” diyerek rezil olmasına neden olan, bir çok siyasetçinin de itibarına büyük darbe vuran para aklama skandallarını konu alan film, eski yeni birçok önemli ismi bir araya getirmiş.

Skandalın başrolünde yer alan Mossack Fonseca mali danışmanlık firmasının dolandırıcılık yöntemleri filmin ana konusu… Başrollerde Meryl Streep, Antonio Banderas, Gary Oldman, David Schwimmer, Robert Patrick, Sharon Stone, Matthias Schoenaerts, Jeffrey Wright, Chris Parnell, James Cromwell ve Melissa Rauch var. Scott Z. Burns senaryoyu Jake Bernstein’ın romanı Secrecy World’den uyarladı.

Film 4 ekimde Netflix’te olacak…

Kategoriler
haber

Casey Affleck, Light of My Life ve Lewis and Clark Projeleri Hakkında Konuştu

Collider bugün David Lowery ve Casey Affleck ikilisiyle yaptıkları 30 dakikalık bir röportajı yayınladı. Affleck röportajda sıradaki filmi Light of My Life hakkında konuştu. “Tamamen kişisel bir film. ‘Hem yönetip hem de oynayabilir miyim, bunun altından kalkabilir miyim?’ diye düşünerek hazırladığım bir projeydi. David de epey yardımcı oldu bu konuda,” diyen Affleck bu filmini çoktan tamamlamış durumda. Küçük bir bütçeyle çekilen, bir babayla kızının ormanda kapana kısılmalarını konu alan filmi Affleck, Toronto Film Festivali’ne yollamış ama nedense reddedilmiş. Film ocak ayında düzenlenecek Sundance Film Festivali’nde gösterilebilir. Affleck’e bu filmde The Old Man and the Gun‘daki rol arkadaşı Elisabeth Moss ve Anna Pniowsky eşlik ettiler.

Öte yandan Affleck; Tom Hanks, Brad Pitt ve Edward Norton‘ın yapımcılığını üstlendiği HBO dizisi Lewis and Clark hakkında da konuştu. Yıllar önce bu dizinin çekimlerine başlanmış ama yönetmen John Curran ve görüntü yönetmeni, HBO’yla sorun yaşadıkları için çekimleri durdurup projeden çekilmişlerdi. HBO daha sonra bazı bölümleri baştan çektirdi ama proje tamamlanamadan rafa kaldırıldı. Affleck’e bu dizide Matthias Schoenaerts eşlik ediyordu. Dizi 1803’te geçip Amerikalı kaşifler Meriwether Lewis’le William Clark’a odaklanıyordu.

“Bu diziyi çekip çekmediğimiz konusunda emin değilim (gülüyor). Üzerinde çalışmaya başladık, devasa bir prodüksiyondu. Öykü bir grup kaşifle ilgiliydi, yapımı çok zordu. Bir ay boyunca çekimlere devam ettik ama sonrasında sorundan başka bir şey yoktu,” demiş. 300 Kızılderili figüranı bulmak, 200 kişiden oluşan ekibi dağın tepesinden, nehirin karşı tarafından atlarla birlikte getirmek, çekimleri de gününde tamamlamak çok zor olduğu için, bunlara bir çözüm bulunamadığı için proje tamamlanamamış. Bir gün tamamlanır mı bilinmez.

Kategoriler
haber

Matthias Schoenaerts ve Margot Robbie, Ruin Filminde Rol Alacaklar

En son Assassin’s Creed filmini vizyona çıkaran yönetmen Justin Kurzel şu sıralar Russell Crowe ve Nicholas Hoult‘lı dönem filmi The True History of the Kelly Gang‘in çekimlerine hızla devam ederken sonraki filmi Ruin‘in oyuncu kadrosunu oluşturmaya başladı. Aslında Kurzel bu filminin başrolü için Gal Gadot‘la anlaşmış, ikinci başrol için Christian Bale‘i istemişti ama Gadot başka projelerle meşgul olacağı için bu filmden ayrıldı. Kurzel başrolleri Margot Robbie‘yle Matthias Schoenaerts‘e teslim etti. İkili daha önce Michelle Williams‘lı Nazi filmi Suite Française‘da rol almışlardı.

Schoenaerts’le Robbie’yi ikinci kez buluşturacak Ruin 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da geçecek. Robbie, Holokost mağduru bir kadını, Schoenaerts gene Nazi askerini oynayacak. Film bu kadınla adamın Ölüm Timi’nden (Death Squad) hayatta kalan Nazileri avlamaya çalışmalarını konu alacak. Çekimlere 2019’un ikinci çeyreğinde başlanacak. Robbie 2019’un başlarında Birds of Prey filminde rol alacak.

Kategoriler
haber

Matthias Schoenaerts, Terrence Malick’in Filmi Radegund Hakkında Konuştu

Terrence Malick iki yıl önce savaş/vicdani ret draması Radegund‘ın çekimlerine başlamış, başrolleri August Diehl, Alexander Fehling, Matthias Schoenaerts, Bruno Ganz ve Michael Nyqvist‘e teslim etmişti. 2. Dünya Savaşı zamanında geçen bu biyografik film, Nazilerle birlikte savaşmayı ret eden Franz Jagerstatter‘in (Diehl) hayatına odaklanıyor. Jagerstatter Nazilerle birlikte savaşmayı ret edince Nazilerce öldürülmüştü. Filmde Yüzbaşı Herder’i oynayan Schoenaerts usta yönetmenle ve filmiyle ilgili konuştu. Aktör, “Setlerde hayat değiştiren birkaç anım oldu. Terrence Malick’le çalışmak da kesinlikle bunlardan bir tanesi. Nezaketini, hayata ve hayatın her bir unsuruna dair hayranlığını, sıcaklığını, cömertliğini, hassasiyetini ve odağını çok sevdim,” demiş.

Aktör, Muhammed Ali’nin ABD için Vietnam’da savaşmayı ret etmesinin başat ilhamının Jagerstatter olduğunu da belirtmiş. “Çılgınca değil mi? Avusturyalı birisi, Muhammed Ali’nin Vietnam’da savaşmama konusunda ilham vermiş. Tarih budur, bu çok güzel,” demiş. Bu arada Independent sitesinde göre Radegund sonunda bu yıl Venedik Film Festivali’nde veya Toronto Film Festivali’nde galasını yapabilir. Siteye göre film ya 2018 sonu ya da 2019 başında ABD’de vizyona girebilir. Bakalım Malick sonunda filmini bu yıl vizyona çıkaracak mı. Bekleyelim görelim.

Kategoriler
haber

Matthias Schoenaerts ve Garrett Hedlund, The Sound of Philadelphia’da Oynayacaklar

Carol filminin yapımcıları Christine Vachon ve David Hinojosa yönetmen Jeremie Guez‘le birlikte suç filmi The Sound of Philadelphia‘nın oyuncu kadrosunu oluşturmaya başladılar. Haberlere göre filmin başrollerini Matthias Schoenaerts, Garrett Hedlund ve Scoot McNairy üstlenecekler. Adından da anlaşılacağı üzere film, Philadelphia’da geçip yerel mafyaya, ailelere, arkadaşlığa, sadakat ve ihanete odaklanacak. 8 yaşındaki Peter Flood’un henüz bebek olan kız kardeşinin komşunun umursamaz şoförünce öldürülmesine tanık olur. Peter’ın babası intikam yemini eder. Aradan yirmi yıl geçer, Peter (Schoenaerts) büyür ama kardeşinin acısı halen onun yüreğini sızlatmaktadır. Peter aile işinden uzaklaşmaya çalışırken kuzeni Michael (Hedlund) suç dünyasında yükselişe geçmiştir. Bir süre sonra Peter’la Michael kendilerini şiddet, ihanet ve intikam döngüsünün içinde bulurlar.

Film, Pete Dexter’ın klasik romanı Brotherly Love‘dan uyarlanacak. Senaryoyu suç türündeki romanlarıyla tanınan Fransız yazar/senarist Guez kaleme aldı. Guez çekimlere ağustosta başlayacak.

Kategoriler
izlenim

Red Sparrow: Tren Enkazından Farksız Casus Filmi

Yazı üçüncü paragraftan itibaren Red Sparrow’la ilgili spoiler içerir.

Daha önce Hunger Games filmlerinde çalışan Francis-Jennifer Lawrence ikilisini bir kez daha buluşturan Red Sparrow yıllarca CIA’da görev aldıktan sonra emekliye ayrılınca deneyimlerini romanlaştıran Jason Matthews’un aynı adlı kitabından uyarlandı. Aslında Fox filmi yıllardır perdeye aktarmaya çalışıyordu. Yönetmenliği önce Darren Aronofsky’e, daha sonraysa David Fincher’a teslim etmişti -Fincher da başrolü Rooney Mara’ya paslamıştı-. Fakat Fincher da filmi çekmekten vazgeçince proje, Lawrence’ların olmuştu. Hunger Games‘de gençlere dönük bir öykü anlatan Francis Lawrence bu kez pek çok şiddet sahnesi, çıplaklık ve cinsellik içeren, yetişkinlere dönük bir öykü anlatıyor. Daha doğrusu anlatmaya çalışıyor. İki saat yirmi dakika süren film balerinken ayağı kırılınca amcası Vanya’nın (Matthias Schoenaerts) zorlamasıyla ajan olan Dominika’ya (Lawrence) odaklanıyor.

Soğuk Savaş dönemini fon alan diğer Hollywood filmlerinin aksine odakta Amerikalılar ve CIA değil, Sovyet Rusya, KGB’nin o dönemdeki hali olan SVR ve Rus ajanları yer alıyorlar. Her ne kadar Amerikalı ajan Nate’le (Joel Edgerton) Dominika’nın hayatları kesişene dek paralel kurguyla aktarılıyor olsa da Nate yardımcı karakter, Dominika kadar görünmüyor, olayları Dominika kadar etkilemiyor. Red Sparrow bir Hollywood ürünü olduğu için casus filmlerinin tüm klişelerini teker teker önümüze koyuyor. Dünyada Rus oyuncu kalmamış gibi karakterleri Amerikalılara, İngilizlere ve Belçikalıya oynatıyorlar. Öykü Sovyet Rusya’da ve civarında geçiyor olmasına rağmen kimse Rusça konuşmuyor, herkes bozuk bir İngilizceyle konuşuyor. Hatta işin komik tarafı usta aktör Jeremy Irons Rus aksan için uğraşmayıp İngiliz İngilizcesinden taviz vermiyor -gerçek bir İngiliz-. Hollywood’un diğer klişesi olan Amerikalı ajanların yüzde yüz iyi ve vicdanlı olurlarken düşman tarafın (yeri gelince Çin, yeri gelince Japon, yeri gelince Ortadoğulu, çoğunlukla Rus) şeytani oluşları tabii ki burada da yer alıyor.

Dominika’nın balerin olduğu o mesut günlerden kalma bir fotoğraf…

Evet, Amerikalı ajanlar gerekirse kendi hayatlarını dahi tehlikeye atacak kadar sevgi pıtırcığı karakterlerken Ruslar pek tabii öyle değiller; alayı sapık, pedofil/ensest, vatanseverlikten gözü dönmüş, kendilerinden olanları iki dakikada harcayacak tıynette karakterler. Öykünün bir CIA ajanından çıktığı neredeyse filmin her salisesinde belli oluyor, ki özellikle Vanya karakterinde Rusya’ya ve Rusya’yı yöneten Putin’e dair nefreti hissetmemek mümkün değil. Jason ve senarist Justin Haythe, Vanya karakterine kötülükleri doldurdukça doldurmuşlar: Yeğenine küçükken göz dikmesi, yeğeni genç bir kadın olunca onu arzulamaya devam etmesi, ama koltuğu ve/veya vatanı için yeğenini feda edebilecek tıynette olması, yeğenine işkence yaptırması, yeğeninin tecavüzüne göz yumması… Bakıldığında derinleşen hiçbir karakter olmuyor. Rus nefretiyle kaleme alınmış karakterler, hatta Amerikalı ajan Nate dahil herkes fazlasıyla tek boyutlu, Dominika dahil olmak üzere hiçbiri hiçbir açıdan şaşırtamıyor. Nate’i pek tanıyamıyoruz, Amerikalı kimliğinden ötürü iyi birisi olduğunu öğreniyoruz sadece. Hakeza Irons’ın oynadığı General Korchnoi’yi de, usta aktris Charlotte Rampling’in oynadığı eğitmeni de, İngiliz aktör Ciaran Hinds’ın oynadığı Zakharov’u da tanıtmakla, derinleştirmekle uğraşmıyorlar. Dominika’ya dönersek… İki saat yirmi dakika sürede bu karakterin o anki duyguları ve düşünceleri yansıtılsa da bu karakter de tek boyutlu kalıyor.

Rusları İngilizlerin oynamaları, filmin Rus aksanlı/bazen aksansız İngilizceyle çekilmiş olması, filmdeki Sovyet Rusya’nın en az Black Panther‘deki hayali Afrika ülkesi Wakanda kadar gerçekdışı olması… Bunları gözardı etmek zor olmuyor. Esas sorun karakterlerin doğru dürüst işlenememeleri, 50 yıldır tekrar edilen casus klişelerinden medet umulup öyküye – türe yeni açılımlar getirilememesi, filmin sürprizsiz ilerlemesi. Mesela Nate’le Dominika’nın birbirlerine âşık olacaklarını ve bunun da türlü klişeleri beraberinde getireceğini tahmin etmek zor olmuyor. Ama her şeyde olduğu gibi romantik ilişki de epey kötü işleniyor, bu ilişki çarçabuk ortaya çıkıyor. Nasıl ki yansıtılan Sovyet Rusya ve Rus karakterler, hatta Amerikalılar inandırıcılıktan yoksunlarsa bu ilişki de inandırıcılıktan nasibini alamıyor. Bir diğer sorun da senaristin kaleme aldığı diyalogların epey kötü olması. Muhtemelen Rus ajanlar arasındaki diyaloglar hakkında bir bilgisi olmadığı için epey sakil diyaloglar kaleme almış Justin Bey. Özellikle baştan çıkarma sahnelerinde Rampling’e yazılmış monologlar epey kötü. Öykü Sovyet tarafında geçiyor olsa da Amerika’yı eleştirmekten özenle kaçınıyor Justin, filmdeki tek eleştiri eğitmenin “Amerikalılar sosyal medya ve alışverişten başka bir şeyi önemsemezler,” oluyor. Ötesine geçmiyor.

Putin …öhöm… Vanya rolündeki Matthias Schoenaerts…

Esas sorun tabii ki senaryoda. Neden-sonuçların bu denli az önemsendiği çok az casus filmi olmuştur, ki parodi casus filmleri bile daha derli topludur. Justin’in film boyunca ortaya attığı parçalardan bir yapboz oluşturmaya çalışıp bunu başardığını sanması ama aslen başaramamış olması gibi türlü sorunlar, mantık dışı/fantastik sahneler mevcut senaryoda. Ama Francis’in yönetmenliği de kaliteyi aşağıya çekiyor. Bu kötü senaryodan Francis akıcı, sürükleyici bir film çıkaramıyor haliyle. Aslında amaç geçen yılın casus filmi Atomic Blonde gibi aksiyonlu bir film yapmak değil, nitekim filmdeki aksiyonlu-gerilimli sahnelerin sayısı yok denecek kadar az. Amaç türün ustası John le Carre filmleri gibi yavaş tempolu, bol entrikalı, bol diyaloglu bir casus filmi yapmak ama hiçbir amaca ulaşılamıyor. Gizem deseniz ortada (finalde “bakın şimdi sizi nasıl şaşırtacağım” tavrına rağmen) bir gizem oluşamıyor, gerilim deseniz uzun süresi, kötü entrikaları, tek boyutlu karakterleri ve onların kötü işlenmiş dönüşümleri, kötü replikleri nedeniyle gerilmek de mümkün olmuyor -belki de tek gerilimli sahne, Nate’in işkenceye uğradığı sahne, ki bu sahne çok iyi çekilmiş tek sahne-. Haliyle Red Sparrow ne gizemli bir film olabiliyor, ne şaşırtabiliyor, ne de özendiği Tinker Tailor Soldier Spy‘ın kalitesine erişebiliyor. Tinker da yavaş tempoluydu ama karakterlerini öyle bir işliyordu ki kim iyi, kim kötü, kimin nasıl bir amacı var çözmek kolay olmuyordu, sürprizlerini hemen ele vermiyordu ve dönemin Soğuk Savaş atmosferini mükemmel bir şekilde kuruyordu. Red Sparrow bunların hiçbirini yapamıyor. Bir süre sonra dandik bir aşk klişesinden medet umacak hale gelmesi de filmi iyice gülünçleştiriyor.

Bir diğer sorunsa cinselliği, çıplaklığı işlediği baştan çıkarma sahneleri. Bu sahnelerde de inandırıcılık dışında pek çok sorun mevcuttu. Özetle Red Sparrow ne Tinker ve 70’lerin yavaş tempolu casus filmleri gibi başarılı bir casus filmi olabilmiş, ne de Nikita filmi kadar karakterinin dönüşümlerinin hakkını verebilmiş. Epey sorunlu bir film. Müzikleri ve görüntü yönetmenliğiyle sanat yönetmenliği fena değil. Oyunculuklardaysa haliyle sadece Jennifer öne çıkıyor. Başka aktrislerin kolay kolay kabul etmeyecekleri sahnelere cesaret edebiliyor, karakterin hakkını veriyor. Ama iş aksana gelince orada yüzde yüz başarılı olduğunu söylemek güç, çünkü bazı sahnelerde aksan yapmayı unutup Amerikan İngilizcesiyle konuşuyor. Vanya’yı oynayan Matthias Schoenaerts fena değildi. Velhasıl bazı sahneleri iyi çekilip kurgulanmış olsa da Red Sparrow tren enkazından farksız.

Kategoriler
haber

Matthias Schoenaerts, Mustang Filminde Rol Alacak

Pek çok filmde (Danish Girl, Bullhead, Far From the Madding Crowd, Red Sparrow, Kursk) rol alan Matthias Schoenaerts ve Mudbound filmiyle dikkatleri çeken genç aktör Jason Mitchell, Mustang adlı filmde rol alacaklar. Focus şirketinin dünyaya dağıtacağı film, Fransız aktris Laure de Clermont-Tonnerre’nin ilk uzun metrajlı İngilizce filmi olacak. Clermont-Tonnerre, Mona Fastvold ve Brock Norman Brock’un kaleme aldığı filmin merkezinde Roman (Schoenaerts) yer alacak. Roman’a vahşi atları (İngilizceyle ‘mustang’) terapi etme teklifi gelir, o da kabul eder etmesine de bir süre sonra hayvanlarla iletişimde zorlanır. Mitchell filmde Roman’a yardımcı olan Henry’i oynayacak. Çekimlere eylülde başlanacak.

Kategoriler
haber

Lea Seydoux, Thomas Vinterberg’in Denizaltı Gerilimi Kursk’te Rol Alacak

Thomas Vinterberg sıradaki filmi Kursk‘ü geçen yılın sonbaharında çekmeyi planlıyordu. Filmi Rusya’da çekmek isteyen Vinterberg’e Rus hükümetinden onay gelmeyince çekimler bu yıla ertelenmişti. Çekimlere bu nisanda başlanacağı için Vinterberg filminin kadrosunu oluşturmaya başladı. Geçen yıl başroller Colin Firth’le Matthias Schoenaerts’e teslim edildiği açıklanmıştı. Bu iki oyuncuya Fransız aktris Lea Seydoux’nun eşlik edeceği bugün açıklandı. Luc Besson’un şirketi EuropaCorp’un yapımını üstlendiği film bir denizaltıda geçecek. Film 2000 yılında patlama yüzünden Barents Denizi’nde batan Rus denizaltısına odaklanacak. Filmi Saving Private Ryan‘ın senaristi Robert Rodel’ın kaleme aldığını da belirtelim.

Kategoriler
haber

Our Souls at Night: Robert Redford ve Jane Fonda 38 Yıl Sonra Aynı Filmde

Bir dönemin en popüler oyuncularından Robert Redford’la Jane Fonda 38 yıl aradan sonra aynı filmde, Our Souls at Night‘ta çalıştılar. İki usta oyunca 50 yıl önce, 1966’da Marlon Brando’nun başrolünü üstlendiği The Chase filminde ilk kez birlikte rol almışlardı. Bu filmden birkaç yıl sonra, 1974’te romantik komedi türündeki Barefoot in the Park‘ta ve son olarak 1979’da The Electric Horseman‘da başrolde yer alan Redford’la Fonda bu filmden sonra bir daha aynı filmde yer almamışlardı. İki usta oyuncuyu dördüncü ve son kez buluşturan Our Souls at Night‘ı 2013’te vizyona giren The Lunchbox‘la dikkatleri çeken Hintli yönetmen Ritesh Batra yönetti. Netflix için çekilen bu filmde Redford’la Fonda’ya Matthias Schoenaerts, Judy Greer, Bruce Dern eşlik ettiler.

Filmin konusu şöyle: Evleri karşı karşıya olan iki dul insan, Addie’yle (Fonda) Louis’in (Redford) birbirleriyle iletişimi yıllardır komşu olmalarına rağmen pek yoktur. Addie’nin oğlu da (Schoenaerts), Louis’in kızı da (Greer) ebeveynlerinden uzakta yaşadıkları için bu iki yaşlı insan da büyük evlerinde yalnız bir şekilde hayatlarına devam etmektedirler. Fakat bir gün Louis bu iletişimsizliği sona erdirecek bir adım atar ve Addie’nin kapısını çalar, olaylar gelişir. Netflix filmi 2017 yılında yayınlayacak.

Kategoriler
haber

Radegund: Terrence Malick’ten Vicdani Ret Filmi

Avusturyalı Franz Jägerstätter, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Avusturya’da küçük köyü Radegund’da tek başına savaşa ve savaşmaya karşı direndi. Askerliği ve naziler adına savaşmayı reddederek tutuklanan, işkence gören ve kurşuna dizilen Jägerstätter, vicdani ret hareketlerinin saygıyla andığı bir isim oldu.

Terrence Malick, bu çarpıcı hikayeyi anlatmak için kadrosunu oluşturmaya devam ediyor. August Diehl’in başrolde yer alırken ve kendisine Valerie Pachner’in eşlik ederken diğer oyuncularla ilgili çelişkili bilgiler geliyor. Bruno Ganz, Matthias Schoenaerts ve Jürgen Prochnow farklı kaynaklarda adı geçen isimler. Malick’in mekan ve filmlerinde sıkça yer alan doğa çekimlerine şimdiden başladığı belirtiliyor.

Kategoriler
haber

Toronto Film Festivali’ne Doğru

Toronto Film Festivali (4 eylülde kapılarını açacak) bu sene de sağlam bir seçkiyle sinemaseverlere merhaba diyecek. Bu sene bir çok film, festivalde ilk gösterimlerini gerçekleştirip ödül sezonuna başlamış olacaklar. Festivalde galaları gerçekleştirilecek filmler şunlar (ayrıntıları aşağıda): “Black and White”, “The Equalizer”, “Foxcatcher”, “Haemoo”, “The Judge”, “A Little Chaos”, “Maps to the Stars”, “The New Girlfriend”, “Pawn Sacrifice”, “The Riot Club”, “Samba”, “This Is Where I Leave You” ve “Wild”. Özel gösterim kapsamında kendilerine yer bulabilen filmlerse şunlar: “99 Homes”, “American Heist”, “Before We Go”, “Breakup Buddies”, “Cake”, “Coming Home”, “The Dead Lands”, “Dearest”, “The Drop”, “Eden”, “Far From Men”, “Force Majeure”, “The Gate”, “Good Kill”, “The Good Lie”, “Hector and the Search for Happiness”, “The Humbling”, “Hungry Hearts”, “The Imitation Game”, “Kahlil Gibran’s The Prophet”, “The Keeping Room”, “The Last Five Years”, “Learning to Drive”, “Love & Mercy”, “Manglehorn”, “Mary Kom”, “Men, Women and the Children”, “Miss Julie”, “Mr. Turner”, “My Old Lady”, “Ned Rifle”, “Nightcrawler”, “Pasolini”, “Phoenix”, “The Reach”, “Red Amnesia”, “Return to Ithaca”, “Rosewater”, “A Second Chance”, “Still Alice”, “The Theory of Everything”, “Time Out 0f Mind”, “Top Five”, “While We’re Young”, “Whiplash” ve “Wild Tales”. Tabii bu filmlerin seçkinin sadece bir kısmının olduğunu, festival kapsamında 200 film gösterileceğini belirtelim. Her sene olduğu gibi bu sene de programda yer alan, yani festival kapsamında gösterilecek bazı filmleri tanıtmaya ve filmden gelen ilk karelere yer vermeye bu sene de devam edeceğiz.

A Little Chaos: Alan Rickman’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu bir kostümlü drama. Başrolde Rickman’a Kate Winslet, Matthias Schoenaerts ve Stanley Tucci eşlik ettiler. Film, Kral Louis’in hayatından bir kesiti ve iki mimarın rekabetten aşka ilerleyen ilişkilerini anlatacak bizlere. Rickman ile Winslet, ’95’te çekilen “Sense and Sensebility”den sonra ikinci kez aynı filmde yer aldılar. Film, bu sene gösterime girecek.

a_little_chaos

Pawn Sacrifice: Türden türe atlayan Edward Zwick bu kez satranç filmine imzasını attı. Amerikalı satranç şampiyonu Bobby Fischer’ın Rus Boris Spassky ile mücadelesini anlatan bu film, Soğuk Savaş dönemini fon alıyor. Filmde Fischer’a Tobey Maguire, Spassky’e Liev Schreiber hayat verdiler. Peter Saarsgard, Michael Stuhlbarg’ın da kadroda yer aldıklarını belirtelim.

pawn

The Riot Club: “An Education”ın yönetmeni Lone Scherfig bu kez üst sınıftan bir öykü anlatacak bizlere. “The Riot Club” adı verilen film, Oxford’taki elitlerin gittiği bir kulüpte patlak veren entrikalara, kavgalara ve ihanetlere odaklanıyor. İngiltere’de oynayıp hit hâline gelen “Posh” adlı oyundan uyarlanan bu filmde Natalie Dormer, Jessica Brown Findlay, Max Irons, Sam Clafin ve Douglas Booth rol aldılar.

American Heist: Ermeni yönetmen Sarik Andreasyan’ın kotardığı “American Heist”, adından da anlaşılacağı üzere bir soygun öyküsü anlatıyor. İki erkek kardeşin mecbur kaldıkları için bir bankayı soyma girişimlerini anlatan bu film, Andreasyan’ın ilk Amerikan filmi. Filmin başrolleri Adrien Brody ile Hayden Christensen’e teslim edilmişti.

american_heist

Before We Go: Captain America filmleriyle ünlenen Chris Evans’ın ilk yönetmenlik denemesi olan “Before We Go” (eski adı “1: 30 Train”) romantik-komedi türünde. Evans’ın başrolü Alice Eve ile paylaştığı “Before We Go”, Grand Central’da tanışan iki yabancının (Evans ile Eve) birbirlerine aşık olmasına odaklanıyor. Evans’ın Marvel’la kontratı bittikten sonra kariyerine yönetmenlikten devam etmeyi, oyunculuğu bırakmayı planladığını yeri gelmişken hatırlatalım.

before_we_go

Cake: Anna Kendrick, Jennifer Aniston, William H. Macy, Felicity Huffman ve Sam Worthington’ı buluşturan “Cake”, yönetmen Daniel Branz’ın imzasını taşıyor. Film, depresyona giren Claire Simmons’ın (Aniston) destek gruplarına katılıp düzelmeye çalışmasını komedi türünde anlatıyor.

cake_1

Eden: Fransız senarist/yönetmen Mia Hansen-Love bu sene karşımıza “Eden” ile çıkacak. Yazıp yönettiği bu filminin başrollerini Felix de Givry, Greta Gerwig, İranlı aktris Golshifteh Farahani ve Brady Corbet’e teslim etmişti. Film, ’90’larda ünlenen Fransız DJ’in hayatına, Paris’te geçirdiği anlara, ilişkilerine ve o dönemin elektro müziğine odaklanacak.

eden_1

Far From Men (Loin des Hommes): Fransız bir öğretmen, Cezayir’in küçük bir vilayetine Cezayir Savaşı devam ederken mesleğini icra etmek amacıyla yerleşir. Günler sonra bu öğretmenle küçük bir çocuk arasında beklenmedik bir bağ oluşur, olaylar gelişir. Filmin tanıdık tek yüzü Viggo Mortensen. Filmi David Oelhoffen yazıp yönetti.

far_from_men

Good Kill: Senarist/yönetmen Andrew Niccol facia olarak addedebileceğimiz iki filmden (“In Time” ve “The Host”tan) sonra “Good Kill” ile karşımıza çıkacak. Niccol en sağlam eserlerinden  “Gattaca”dan on yedi sene sonra Ethan Hawke ile tekrar çalıştı. Hawke’ye January Jones, Zoe Kravitz, Jake Abel ve Bruce Greenwood eşlik ettiler. Gerilim türündeki film, bir aile babasının (Hawke) yaptığı işin (kontrol ettiği insansız hava aracıyla Taliban’la savaşmak) etnik yönünü sorgulamaya, işi ve ölümlerle ilgili sorular sormaya başlamasını konu alıyor.

good_kill_1

good_kill_3

The Humbling ve Manglehorn: Usta aktör Al Pacino kariyerinde ilk kez Toronto’ya iki filmle katılacak. Pacino’nun başrolünü üstlendiği “The Humbling”, Philip Roth’un aynı adlı son romanından uyarlandı. Barry Levinson’ın yönettiği, Greta Gerwig’in de rol aldığı bu film, yaşlı bir aktörle (Pacino) ondan epey genç olan bir kadın (Gerwig) arasındaki sado-mazo ilişkiye odaklanıyor. “Manglehorn” ise küçük bir kasabada yaşayan, tek düze bir yaşantısı olan, her gün aynı yerde yemeğini yiyen ve yerel banka memuru ile sürekli sohbet eden bir adamın, A.J. Manglehorn’un bu hiç de çekici olmayan hayatını anlatacak. David Gordon Green’in yazıp yönettiği filmde Pacino’ya Holly Hunter ve Chris Messina eşlik ettiler.

_U6C1621.CR2

The Keeping Room: Sam Worthington, Hailee Steinfeld ve Brit Marling’i buluşturan, Michael Caine’li “Harry Brown” ile kariyerine başlayan Daniel Barber’ın yönettiği “The Keeping Room”; iki kız kardeş ve bir Afro-Amerikalı kölenin Amerikan İç Savaşı devam ederken hayatta kalma savaşlarına odaklanıyor.

the_keeping_room

The Last Five Years: Anna Kendrick, “Pitch Perfect”ten sonra üç müzikalde daha rol aldı: “Pitch Perfect 2”, “Into the Wôods” ve bu film. “The Last Five Years” aynı adlı Broadway müzikalinden uyarlandı. Film, bir evliliğin beş yılına odaklanacak. Richard LaGravenese’nin yazıp yönettiği filmde Kendrick’e Jeremy Jordan eşlik etti.

Behind the scenes during the filming of "The Last 5 Years"

Love and Mercy: İki Paul’u, Paul Giamatti ile Paul Dano’yu buluşturan “Love & Mercy”, Beach Boys grubunun yazar ve müzisyeni Brian Wilson’ın (Dano) kariyerine ve Dr. Eugene Landy (Giamatti) ile arkadaşlığına odaklanıyor. Filmde Wilson’ın yaşlılığına John Cusack hayat verdi. Elizabeth Banks’in de kadroda yer aldığını, filmi 1990’da gösterime giren “Old Explorers”dan beri film çekmeyen Bill Pohlad’ın yönettiğini belirtelim.

LM_02573.CR2

A Second Chance: Danimarkalı yönetmen Susanne Bier’in iki filmini izleyeceğiz bu sene: Biri Danimarka yapımı “A Second Chance”, diğeri Jennifer Lawrence-Bradley Cooper’lı ABD yapımı “Serena”. Yönetmenin “A Second Chance”i Toronto’da gösterilecek. Bier bu filminde “Game of Thrones”un yıldızlarından Nikolaj Coster-Waldeu ile çalıştı. Danimarka’nın en önemli senaristlerinden Anders Thomas Jensen’in kaleme aldığı bu film, bir bebeği kaçırıp eşiyle birlikte büyütmeye ve sahiplenmeye başlayan bir adamın (Coster-Waldeu) depresyon sürecini ve eyleminin sonuçlarıyla yüzleşmesini konu alıyor.

Pasolini: “Welcome to the New York”tan sonra Abel Ferrara ara vermeden “Pasolini” adlı filmini çekti. Adından da anlaşılacağı üzere İtalyan Yeni Gerçekçilik’in en önemli isimlerinden olan usta yönetmen Pier Paolo Pasolini’yi anlatacak bu film. Ama Pasolini’nin sadece son gününe odaklanılacak. Pasolini’ye Ferrara’nın sıkça çalıştığı Willem Dafoe hayat verdi.

pasolini

Phoenix: “Enemy”, “Ben O Değilim” ve “The Double”dan sonra bir doppelganger filmi daha geliyor. 2013 yapımı “Barbara” ile çıkış yakalayan Alman yönetmen Christian Petzold’un yönettiği “Phoenix”, toplama kampından kaçmayı başaran Nelly’nin (Nina Hoss) kocasını (Ronald Zehrfeld) bulmaya çalışmasını, en sonunda kocasının doppelganger’ıyla (ikiziyle) karşılaşmasını konu alıyor.

August .2013  Dreharbeiten zum CHRISTIAN PETOLD Film PHÖNIX mit Nina Hoss , Ronald Zehrfeld und Nina Kunzendorf Verwendung der Fotos nur in Zusammenhang mit dem Film PHÖNIX von Christian Petzold ( Model release No ) © Christian Schulz Mobil 01723917694

Still Alice: Kısa sürede çekilen “Still Alice”te Julianne Moore, Kristen Stewart, Alec Baldwin, Kate Bosworth rol aldılar. Bu sene Scarlett Johansson’lı “Under the Skin” filmiyle karşımıza çıkan Richard Glatzer ile Kevin Kline’lı “The Last of Robin Hood”u yöneten Wash Westmoreland’in beraber yönettikleri “Still Alice”, mutlu bir evliliği ve üç çocuğu olan profesör Alice’in alzaymır hastalığına yakalanmasını konu alıyor. Alice’e Moore hayat verdi.

still_alice

Time Out of Mind: Richard Gere, Jena Malone, Ben Vereen, Kyra Sedgwick, Jeremy Strong, Steve Buscemi, Michael Kennet Williams, Yul Vasquez’den mürekkep bir oyuncu kadrosuna sahip olan bu filmi Oren Moverman yönetti. Film, evinde yaşamaktan hoşlanan bir adamın (Gere) hiç tanımadığı kızıyla (Malone) iletişim kurup onu tanımaya çalışmasını anlatıyor.

time_out_of_mind

Top Five: Amerika’nın sevilen komedyenlerinden Chris Rock kameranın arkasına üçüncü kez geçti. Senaryosunu kaleme alıp başrolünü de üstlendiği “Top Five” (IMDb’de “Finally Famous” adıyla bulunabilir), bir program sunan ünlü bir komedyenin düğününü programında gerçekleştirmeye çalışmasını anlatıyor. Rock’a Rosario Dawson, Anders Holm, Michael Che, Gabrielle Union, Tracy Morgan, Kevin Hart gibi ağırlıklı olarak siyahilerden oluşan bir oyuncu kadrosu eşlik etti.

top_five_1

While We’re Young: Umut vaat eden senarist/yönetmen Noah Baumbach bu sene karşımıza “While We’re Young” ile çıkacak. Ben Stiller, Naomi Watts, Amanda Seyfried, Adam Driver ve Adam Horovitz’in başrollerini üstlendiği bu film, belgeseller çeken bir yönetmenle (Stiller) eşinin (Watts) ilişkisine, yaşlanan bu iki çiftin genç bir çiftle (Seyfried ve Driver) tanışıp ilişkilerini sorgulamalarına odaklanıyor.

while_were_young_2

Miss Julie: Üç kişi arasında geçen entrikalara odaklanan “Miss Julie”, Ingmar Bergman’ın favori aktrisi Liv Ulmann’ın yazıp yönettiği bir film. 1890’ların İrlandası’nda geçen bu film, İrlanda’nın aristokrat sınıfını anlatıyor. Jessica Chastain, Colin Farrell ve Samantha Morton’un başrollerini üstlendiği filmde Julie’nin (Chastain) evli şoförüne (Farrell) aşık olması anlatılıyor.

Hill of Freedom (Ja-yu-ui eon-deok): Japon bir genç, Seul şehrini ziyaret eder. Genç adamın bu şehre gelmesinin tek nedeni sevdiği kadınla barışabilme ihtimalidir. Bu Güney Kore yapımı romantik filmi on altı filme imzasını atan, geçen sene Isabelle Huppert’lı “In Another Country” ile karşımıza çıkan Sang-soo Hong yönetti. Film, Güney Kore’de 4 eylülde gösterime girecek.

hill_of_freedom_2-620x312

[Rec] 4: Apocalypse (Apocalipsis): [Rec] serisine dördüncü filmle devam ediliyor. Serinin dördüncü filmi Toronto Film Festivali’nin “Gece Yarısı Çılgınlığı” bölümünde gösterilecek. Dördüncü filmin yönetmenlik koltuğuna serinin ilk iki filmini yazıp yöneten, üçüncü filmin sadece “yaratıcı yapımcı”lığını üstlenen Jaume Balaguero oturdu. Senaryoyu ise ikinci filmin senaristlerinden Manu Diez, Balaguero ile birlikte kaleme aldı. Başrolde ilk iki filmin başrolünü üstlenen Manuela Velasco yer alıyor. Filmin merkezinde Velasco’nun canlandırdığı gazeteci Angela yer alacak. Filmin mekanı ise bu kez bir gemi. Angela virüs taşıdığı şüphesi yüzünden karantinaya alınır. Fakat zombiler karadan çok uzakta, denizin ortasındaki gemide bile elemanlarımızı bulurlar, mücadele başlar.

Kategoriler
haber

Felix van Groeningen’in Belgica’sı Başrolsüz Kaldı

Marion Cotillard’lı “Rust and Bone” filmiyle iyice ünlenen Belçikalı aktör Matthias Schoenaerts ne yazık ki “Belgica” adlı filmde rol almaktan vazgeçti. Geçen sene gösterime girip ağlatan “Broken Circle Breakdown”ın Belçikalı yönetmeni Felix van Groeningen’in yöneteceği bu filmin çekimlerine aralık ayında başlanacak. Aktörün filmde rol almaktan vazgeçmesinin nedeni ise ABD menşeli filmlerine daha fazla odaklanmak istemesiymiş. Schoenaerts, “True Detective” dizisinin yaratıcısı Nic Pizzolatto’nun kaleme aldığı “Galveston”ın, “I Am Love” ile ünlenen Luca Guadagnino’nun yöneteceği isimsiz filmin, Fransa’da çekilecek bir mini-dizinin hazırlıklarına devam ediyor. “Belgica”nın yeni başrolleri yakında belirlenecek. Film, Belçika’da bir bar açtıktan sonra başları derde giren iki kardeşe odaklanacak.
Felix van Groeningen

Kategoriler
haber

Dakota Johnson, Luca Guadagnino’yla Çalışacak

“Fifty Shades of Grey” filminde rol almasıyla daha fazla sinemacının dikkatini çeken genç aktris Dakota Johnson İtalyan yönetmen Luca Guadagnino ile çalışma fırsatını elde etti. Tilda Swinton’lı “I Am Love” filminden hatırlayabileceğimiz Guadagnino, 1969’da gösterime giren Fransız yapımı “La Piscine”nin yeniden çevrimine imzasını atmaya hazırlanıyor. “A Bigger Splash” adını verdiği filminin oyuncu kadrosunu mayıs ayında açıklamıştı: Swinton, Ralph Fiennes, Margot Robbie ve Matthias Schoenaerts. Johnson’ın Robbie’nin yerini alabileceği söyleniyor, ama henüz bu durum (yani Robbie’nin filmden ayrılıp ayrılmadığı) kesinleşmiş değil.
dakota-johnson

Kategoriler
haber

Candy Store’un Kadrosu Netleşiyor

“Traffic”, “Syriana” gibi başarılı filmlerde imzası olan Stephen Gaghan (resim) yeni filmi “Candy Store”u 2012’den beri çekmeye çalışıyor. Sanıyorum ki Gaghan bu sene filmini çekebilecek. Zira sürekli değişen oyuncu kadrosu bu kez netleşti. “Candy Store”un başrolünde Robert De Niro’yu izleyeceğimizi 2013’te açıklamıştık. Ona Christoph Waltz, Omar Sy ve Jason Clarke’ın eşlik edecekleri açıklanmıştı. Fakat filmde Waltz ile Clarke’ı göremeyeceğiz. Bir kaç gün önce De Niro’ya kimlerin eşlik edeceği açıklandı: Belçikalı aktör Matthias Schoenaerts ile Keira Knightley. Fransız aktör Omar Sy ise kadrodaki yerini koruyor. Film 2015’te gösterime girecek.gaghan

Kategoriler
haber

Felix van Groeningen Setlere Dönüyor

2013’te gösterime giren duygusal filmi “The Broken Circle Breakdown” ile çok iyi eleştiriler alan Belçikalı yönetmen Felix van Groeningen setlere fazla ara vermeden dönecek. Groeningen bu sonbaharda “Belgica” adını verdiği filminin çekimlerine başlamayı planlıyor. Yönetmen bu filmin başrolü için bu sene altı filmde izleyeceğimiz Belçikalı aktör Matthias Schoenaerts ile anlaştı. Groeningen bu filminde kardeşiyle birlikte bir bar açan, ama daha sonra maddi nedenlerden ötürü barı satan bir aileyi anlatacak.
Felix Van Groeningen

Kategoriler
haber

Juno Temple, Thomas Vinterberg’le Çalışacak

Kariyerini hem bağımsız filmlerde, hem de gişe filmlerinde devam ettiren yetenekli aktris Juno Temple Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in ilk İngilizce filmi “Far From The Madding Crowd”ında rol almaya hazırlanıyor. Carey Mulligan ile Matthias Schoeanaerts’in başrolleri üstleneceği film adından da anlaşılacağı üzere usta yazar Tom Hardy’nin aynı adlı klasik romanından uyarlanacak. Bir kadının (Mulligan) üç erkekle ilişkisini anlatacak filmde diğer iki erkeğe kimin hayat vereceği de yakın zamanda belirlenecek. Temple’ın Fanny Robin adlı karaktere hayat vereceği açıklandı. Çekimler eylül ayında başlayacak ve ne yazık ki 2014 kışından önce filmi izleyemeyeceğiz.
Juno-Temple

Kategoriler
haber

Tulip Fever’ın Başrolleri Alicia Vikander ve Matthias Schoenaerts’e Teslim Edildi

“Tulip Fever”, yeni bir proje değil. 2004’ten beri çekilmeye çalışılan bu proje ilk olarak John Madden’a teklif edilmiş. O da başroller için Jude Law ve Keira Knightley’i istemişti. Senaryoyu ise Tom Stoppard kaleme alacaktı. Fakat daha sonra bu ekip projeyi terk etti. Ardından proje “Hannah Montana: The Movie” ve “Shall We Dance” gibi başyapıtları (!) kotarmış Peter Cholsam’a teslim edildi. Projeyi kotarmaya çalışan Cholsam beceremeyince projeden ayrılmıştı. 2011’de Oscar ödüllü Tom Hooper’a teklif götürüldü. Ama o da projeyi sinemaya taşımayı kabul etmedi.Alicia-Vikander

Neyse ki yönetmen-başrol arama çabaları daha fazla uzamadı ve aranan ekip bulundu. Filmi “The Other Boleyn Girl” ve “Mandela: Long Walk to Freedom” filmlerinden hatırlayabileceğimiz Justin Chadwick yönetecek. Başroller için Belçikalı aktör Matthias Schoenaerts ve İsveçli aktris Alicia Vikander ile anlaşıldı. Deborah Moggach’ın aynı adlı romanından uyarlanacak filmin çekimlerine senenin sonlarına doğru başlanacak. Eserle ilgili daha fazla bilgi için bkz.

Kategoriler
haber

Matthias Schoenaerts ile Noomi Rapace İkinci Kez Aynı Filmde Rol Alacaklar

Belçikalı aktör Matthias Schoenaerts ile İsveçli aktris Noomi Rapace şu sıralar “Rundskop” ile Hollywood’un dikkatini çeken Michael R. Roskam’ın Amerikan menşeli ilk filmi “Animal Rescue”da rol almaktalar. İki yetenekli oyuncu bu filmden kısa bir süre sonra tekrar aynı filmde başrolü üstlenecekler. “Alive Alone” adı verilen bu gerilim filmini daha önce hiç yönetmenlik yapmamış Khurram Longi kotaracak. 2014’te New York’ta çekimlerine başlanacak filmde Schoenaerts Guantanamo’ya hapsedilen birisini, Rapace ise bir suç örgütünün patronunu canlandıracak, film bu ikisinin yollarının kesişmesini anlatacak.
Noomi-Rapace

Kategoriler
haber

Blood Ties’tan Yeni Kareler

Fransız senarist/yönetmen/aktör Guillaume Canet’nin kotardığı suç gerilim türündeki “Blood Ties”tan yeni kareler yayınlanmaya devam ediliyor. Hapisten çıkan bir adamın kardeşiyle birlikte mafyayla olan mücadelesini anlatan “Blood Ties”ın başrollerini Clive Owen, Billy Crudup, Marion Cotillard, Mila Kunis, Zoe Saldana, James Caan, Noah Emerich, Matthias Schoenaerts ve Lili Taylor üstlenmişlerdi. Film ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirecek, kışın da Oscar için yarışacak. Yayınlanan karelerden ilki aşağıda, devamı Facebook Albümümüzde.

1