Kategoriler
izlenim

Korkusuz Korkak: Mülayim Karakteri ile Kemal Sunal Efsanesini Anlamak

Yeşilçam’ın efsanevi yönetmenlerinden Natuk Baytan’ın yönetmenliğini yaptığı, yine Yeşilçam’ın en üretken ama az bilinen senaristlerinden Erdoğan Tünaş’ın yazdığı Korkusuz Korkak, Kemal Sunal’ın en sıradışı filmlerinden biri olarak hafızlara kazındı. Hafızalara kazındı derken yanlış anlaşılma olmasın. Ne Natuk Baytan’ı ne de Erdoğan Tünaş’ı hatırlayan bir sinemaseveri bulmak mümkün değil. Filmin, Kemal Sunal tarafından canlandırılan mağdur ama aynı zamanda mağrur, kabadayı ama bir yandan ezgin karakteri Bombacı Mülayim’i ise bilmeyen yok.

Korkusuz Korkak

Türkiye, 80 darbesiyle ebesinin örekesini tersten görmeden bir sene önce çekilen Korkusuz Korkak, Kemal Sunal’ın alışılmış komedi filmlerinden biri değildir. O yıllarda bile Şaban karakteri ile özdeşleşmiş olmasına rağmen daha farklı tiplemeleri de canlandırmak istemektedir. Korkusuz Korkak’taki Mülayim karakteri, daha önce de birçok başarılı (Sahte Kabadayı, Sakar Şakir, Avanak Apti) filmde beraber çalıştığı yönetmen Natuk Baytan ile Kemal Sunal’ın dördüncü filminin baş karakteridir.

Sinema sanatına Quentin Tarantino sapkınlığında tutkun, başarılı ve titiz bir yönetmen olan Natuk Baytan, Yeşilçam’ın diğer yönetmenlerinden biraz daha farklı kafada bir adamdı. Senaryolarının detaylı bir şekilde storyboardlarını çizer; sette kibar ama disiplinli tavırlarıyla bilinirdi (Boynundan papyonunu eksik etmediğinden papyonlu yönetmen olarak da tanınırdı). Kamerasına çok hakim bir yönetmendi. House, Lost ve benzeri birçok Amerikan televizyon dizisinde gördüğümüz bir yandan yürüyen ve konuşan oyuncuları izleyen kamera hareketlerini, günümüzdeki imkânlar olmadan başarabilen bir sinema emekçisidir. Aynı zamanda farklı bir espri anlayışına sahip olan Natuk Baytan’ın daha yakından tanımak isteyenler Kültür Bakanlığı tarafından hazırlanmış belgeseline bakabilirler.

Hem Mülayim Hem Sert

Kemal Sunal’ın üstün oyunculuk yeteneklerini anlamamıza yardımcı olacak olan filmin başkarakteri Mülayim Sert, büyükşehirde yaşayıp şirketlerin düşük pozisyonlarında çalışan sevecen, şakacı ve adı gibi bir mülayim biridir. Cadaloz ev sahibesinin sürekli tacizine uğrayan kiracı Mülayim, yetersiz geliri yüzünden sürekli kirasını geciktirmektedir. Ev hayatındaki huzursuzluk iş hayatında da devam etmektedir. İşyerinde Odacı ya da Ayakçı Mülayim sıfatlarını alan M.S, aşırı kilolu ve aşırı kapitalist bir patronu, yalaka karaktersiz ve abaza bir müdüre sahiptir. Mesai arkadaşları da bu absürt komedi filmine gayet uygun karakterler olarak dizayn edilmiştir. Zeki Alpan tarafından canlandırılan Nuri Amca şirketin veznedar kılıklı kıdemli çalışanıdır. Belkıs Dilligil ve Aynur Akkum tarafından hayat verilen Melek ve Esin karakterleri de birbirine zıt karakterler olarak dizayn edilmiştir. Özel dosyasını alıp müdürle kırıştıran Esin Hanım, ince zarif ve seksi bir ofis çalışanıdır (Naughty Office of Türkiye). Melek Hanım ise bir dönem interneti kasıp kavuran teyzelerden çılgın dans başlıklı videosundaki teyzelerin kalıbındadır. Aşırı makyajı ve abartılı permaları ile tam bir anti-afrodizyaktır. Fırlama memur karakteri ise yine herkesin simasını bildiği fakat kimsenin ismini hatırlayamadığı Rıza Pekkutsal’dır.

Mülayim’in hem mahalle hem de iş arkadaşları ile olan sevgi dolu ilişkisi Mülayim doktora gitmesiyle değişir. Doktordan 6 aylık ömrü kaldığını öğrenen Mülayim önce durumu kavrayamaz. Durumu kavradığında ise anlamsız bir şekilde pazarlığa girip kalan 6 aylık ömrünü 7 aya uzatmaya çalışır. Her Türkiyeli gibi pazarlık kanında vardır.

Çok kısa bir ömrünün kaldığın öğrenen Mülayim’in durumu kabullenme süreci gayet hızlı bir şekilde olur. Hastaneden çıkar çıkmaz bir trafik kazası atlatan Mülayim, hayatın ülkemizde zaten ne kadar ucuz olduğunu hatırlatır. Filmin ilerleyen dakikalarında zaten ölecek olmanın verdiği cesarete kapılan kahramanımız, yolda bulduğu bir bombayla tenis topuyla oynar gibi oynar. Bombanın bir türlü patlamamasından sıkılıp onu fırlatması ile bomba patlar. Filmin geri kalan kısmında Mülayim, basit bir mülayim değil Bombacı Mülayim olmuştur. Karakterimizin başına gelen abes olaylar film boyunca devam eder. Önce piyangodan büyük ikramiyeyi tutturur fakat ‘Ben zamansız gelen paranın anca içine sıçarım, siz de sıçın’ diyerek fani dünyaya olan tavrını ortaya koyar.

Ölecek olmanın verdiği stres ile zamanından önce hakkın rahmetine kavuşma isteğine kapılan Mülayim, patronunu haraca kesen Ayı Abbas ve adamlarına tebelleş olmaya karar verir. Niyeti kendini Ayı Abbas’a öldürtmektir ve bunun için Abbas’ın sinir olduğu hareketler olan limon yeme ve kumarda hile yapma eylemlerini gerçekleştirir. Bunlarla da yetinmeyip Abbas ile Rus ruleti oynamaya başlar. İlk dört eli kendi oynar ama öldürmeyen Allah öldürmez.

korkusuz korkak bombacı mülayim kemal sunal

Nereye Sıçacaklar?

Hepimizin defalarca izlediği Korkusuz Korkak’ın diğer sahneleri zaten hepimizin ezberinde. Kiralık katil simsarı Sansar Selim ve işine çok bağlı kiralık katil Gaddar Kerim filmin ilerleyen dakikalarında bu görsel ve işitsel şölene katılacak karakterlerdir. Bilinçaltımızı şekillendiren filmlerin de başından gelen Korkusuz Korkak’ın Mülayim Sert karakteri, bu topraklardaki insanların değişken ruh hallerini ve bu ruh halinin değişme hızına dair güzel metafordur. Türkiye’de yaşayan herkesin hayatının saniyeler içerisinde değişebileceğini gösterir bize. Kendi tezine göre dışı sert içi mülayim karakterimiz sıçma eylemine yüklediği direkt ve dolaylı anlamlarla, Türkiye insanlarının necasete ne kadar önem verdiğini kanıtlar. Gerek patronu ile olan ilişkisinde, gerek büyük ikramiye kazanıp tüm parasını bağladığı tuvalet yatırımıyla Türkiye insanın götüne ne kadar önem verdiği, zaten taharet musluğu (bide dediğin bir Avrupalı kandırmacasıdır) denen muhteşem icadın da yine bu topraklarda yaşayan insanlara bahşedildiğini unutmamak gerekir. Netekim geçtiğimiz sene interneti kasıp kavuran bir video olan “nereye sıçacaklar” videosu (ki yerle Sivas televizyonunda yapılan bir röportaj sırasında yenilemek için yıkım çalışmaları başlatılan fakat nedense şehrin belediye başkanın kararıyla bu yıkımın tuvaletlerden başlamasına çok bozulan bir oto sanayi çalışanı kardeşimizin çok içten bir şekilde nerey sıçaklar diye sorar) daha sonra Educatedear’in remiksi (bakınız) ile muhteşem bir biçimselliğe ulaşmıştır. Kemal Sunal Mülayim karakteri olsaydı bu dertli ve dolu kardeşimize gösterirdi nereye sıçacağını.

Mülayim karakterinin geçirdiği dönüşümle, Bombacı Mülayim olması da yine Türkiye gerçeklerine uygun bir şekilde gerçekleşir. PKK ile T.C.’nin sıkı dalaştığı yıllardan kalan eylemler ve canlı bombaların yanı sıra, Suriye savaşına verdiğimiz desteğin ülkemizdeki bir yansıması olarak yüksek miktarda patlayıcı yerleştirilmiş arabanın havaya uçmasıyla Reyhanlı ilçe merkezinde insanların katı halden direkt gaz haline çevirebilen bombalara da aşinayız.

Yine baş karakterimizin korkusuz özelliği ile birlikte gelen kabadayılık nosyonu Türkiye’nin insanlarının fetiş derecesinde taptığı bir unsur olarak akıllara kazınır. Başbakanımızdan, rol modellerimize; babalarımızdan, dayılarımıza kadar maço, bitirim, dediğim dedik, ali kıran baş kesen, bir karaktere dönüşmesi ve bu dönüşüm ile herkesin sevgisini-saygısını kazanması ortalama bir Avrupalı’ya garip gelecektir fakat bir Anadolu insanı için bu ikiyüzlü, korkudan ve erkten beslenen duygu karmaşası gayet normaldir.

Üşüyoruz Mülayim Reyiz

Kemal Sunal’ın hepimizin aşina olduğu o muhteşem mimikleri, karakterinin duygu durumuna göre film boyunca değiştirir. Yönetmen Natuk Baytan’ın payının büyük olduğu absürt espriler ile bizim kırıp geçirir. 75 dakikalık komedi filmi Kemal Sunal’ın dişlerini ve diş etini ortaya çıkaran o marka gülüşü ile son bulur.

Ne yazık ki günümüz Türk sineması Korkusuz Korkak filminin erişebildiği komedi estetiğinden çok uzakta. Recep İvedik’lerin gişeyi kasıp kavurduğu bir ortamda Eyyvah Eyvah kısa süreli bir teselli yaşamamıza, Düğün Dernek gibi kalbur üstü yapımlar geleceğe dair umutlanmamıza sebep oluyor fakat yine de Kemal Sunal’ın verdiği keyfi, boş vakitlerinde ekrana bakıp katır gibi gülmenin verdiği esenliği bize yaşatacak bir sanatçıyı bekliyoruz/ özlüyoruz/ üşüyoruz reyiz.

Natuk Baytan ve Kemal Sunal’a ithaf edilmiştir.

Kategoriler
izlenim

Kış Uykusu: Yanıbaşındakilerden Nefret Edenlerin Ülkesi Türkiye

Yılmaz Güney’in, 1982 yılında Altın Palmiye’yi kazandığı ‘Yol’ filminde, Türkiye’nin o dönemki kavgasını gerçekçi ve doğrudan bir anlatımla gözler önüne sermişti. ‘Yol’dan 32 yıl sonra Nuri Bilge Ceylan, Türkiye’nin günümüzdeki adaletsizliğini ve tahamüllsüzlüğünü dolaylı bir anlatımla sinemaya taşıdığı ‘Kış Uykusu’ ile ‘güzel ama yalnız’ ülkesine, bir uluslararası büyük ödül daha kazandırmanın haklı huzursuzluğunu yaşıyor.ku1

Bir Zamanlar Anadolu filmiyle 2 sene önce büyük ödülü yoklayan Nuri Bilge Ceylan, Kış Uykusu filmiyle yıllar sonra Türkiye’ye bir Palm d’or daha getirdi. Yaşayan en büyük yönetmenimiz (şahsi fikrim elbet ama aslında NBC yerine *NB’yi daha çok severim ama yok işte bir NB), ‘Bir Zamanlar Anadolu’ kadrosunda yer verdiği, Yılmaz Erdoğan’ın Cannes Film Festivali’nin koltuk kabartan havasını solumasını sağlamıştı. Yılmaz Erdoğan, Komiser Naci karakterinden aldığı gazla bilmediği bir coğrafyada tam olarak haiz olamadığı duygularının ve hissiyatların peşine düştüğü filmi ‘Kelebeğin Rüyası’ ile Cannes’da yer almak rüyası da kurmuştu muhtemelen. Yetersiz ve yanlış çabasına belki de bir cevap olabilecek ‘Kış Uykusu’, (doğrudan değil dolaylı tabi) gerek senaryo olsun, gerekse oyunculuk tam da Cannes jürisinin bayıla bayıla ödül vereceği bir eser.

Sinema yazarlarının çocuğun dile getirdiği Çehovyan edebi hava, Kış Uykusu’nun en belirgin özellikleri arasında yer alıyor. 20 dakikaya yaklaşan kesintisiz, bol diyaloglu sahneler ile daha önceki filmlerinde yapmadığı bir eylemi denemiş. Filmin, ağır ama bir o kadar akıcı diyaloglarının başarısındaki sihir, yönetmen NBC’nin eşi Ebru Ceylan ile birlikte filmin senaryosunu yazmış olmalarından kaynaklanıyor. Hem kadın hem erkek doğasının derinliklerine inebilen ‘Kış Uykusu’ bir insanın kendi hayat arkadaşı ile beraber çalışmasının ardında yatan büyük zorluğu aslında büyük bir avantaja dönüştürülebileceğinin de bir göstergesi.ku2
Memleketimden insan betimlemeleri
Nuri Bilge Ceylan’ın filmin çekim yeri olarak Kapadokya’yı baş karakter olarak ise Haluk Bilginer tarafından canlandırlan Aydın’ı seçmiş olmasının, Türkiye’nin tarihsel gerçekleri ile dolaylı yoldan ilişkisi var. Baş karakterine Aydın ismini vererek biraz pişman olduğu Altyazı’ya belirten NBC’nin bu esas karakteri; eski tiyatro oyuncusu, babadan kalma miras ile varlıklı bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Karısı Nihal ve kız kardeşi Necla ile Ürgüp’deki dopdoğal hotellerinde yöre halkından çok japon tursitlerle haşır neşir olarak, toplumdan kopmuş bir şekilde yaşayan Aydın’ın aslında herkesle ve herşeyle ilişkisi oldukça düşük seviyede. Görünürde sevecen saygılı ve beyefendi tavırları olan Aydın’ın insanlara uyguladığı kibarlık faşizminden fazlasıyla nasibini almış genç karısı Nihal, Aydın’dan daha da yaşlı görünüyor. Kahverengi ve koyu tonlu, ağırbaşlı bir hava veren kıyafetleriyle dışı genç kalmış ama içi karalar, örümcek ağları bağlamış Nihal, varoluşal açmazlarından köy okullarını onartan bir hayırsever kimliği ile uzaklaşmaya çalışıyor. Aydın’ın öz kardeşi Necla’nın durumu herkesten daha vahim. Diğerleri kadar mutsuz ve husursuz olmasına rağmen dul ve yalnız bir kadın olmanın huysuzluğunu da omuzlarında taşıyor. ‘Kötülüğe karşı koymamak’ gibi “derin!” ama uçarı düşüncülere kapılıyor.ku4
Yan rollerdeki oyuncuların performansı da her Nuri Bilge Ceylan filminde olduğu gibi göz kamaştırıyor. Ayberk Pekcan tarafından canlandırılan Aydın’ın kahyası Hidayet, küçük kurnazlıklarla ve küçük kötülüklerin peşine düşmüş şark kurnazı karakteriyle kusursuza yakın bir oyunculuk sergiliyor. Seksenler dizisinden kasetçi rolüyle hatırlanan Serhat Mustafa Kılıç, Hamdi Hoca rolüyle yine harikalar yaratıyor. Türkiye’nin gerçek muhafazakar, vicdanlı, saf, çekingen, utangaç ama ‘vur sırtına semeri al ağzında lokmasını’ derecesinden sebatkar bir saflığa sahip kesim, din adam Hamdi Hoca karakteri ile temsil ediliyor. Hamdi Hoca, fakirlikten değil açlık sınırında yaşayan bu inançlı halkın imamı olarak filmde üstüne düşen tüm görevleri yapmak için kendini paralıyor.

ku5

#SOMA ve #direngezi
Gezi sürecindeki davranışlarıyla kendisine duyulan sempatiyi katlayan, yaşadığı hastalık ile sevenlerinin yüreğini ağzına getiren Nejat İşler ise Kış Uykusu’nun isyankar ve sarhoş İsmail karakteriyle ülkenin haksızlıklara ses çıkartmaya çalışan kesimini canlandırıyor. Rolü kısa ama oldukça etkili. Ses çıkarmaya çalıştığı haksızlıklara kendisi de fazlasıyla maruz kalmış gururlu İsmail’in mesleğinin, Soma Maden Kazası’ndan aylar önce filmin senaryosunda maden işçisi olarak belirlenmiş olması, Nuri Bilge Ceylan ve eşinin öngörüsünden çok ve malumun ilanı olarak algılanması gayet mümkün. Karısının donunu çalan kırsal kesimin bastırılımış fetişist bir bireyini bıçakladığı için hapse düşen, işten atılan İsmail karakteri; ustabaşısıyla kavga ettiği için ya da maden kazasında yaralandığı için işinden olmuş, ekonomisi bozulmuş biri olabilirdi.ku3
Aydın’ın kankası Suavi ve köy öğretmeni Levent’i canlandıran Tamer Levent’in ve Nadir Sarıbacak’ın oyunculuklarına kusur bulmak yine çok zor. Az diyaloglu iyi film çektiği kadar uzun ve edebi bir metne sahip bir baş yapıt çekebileceğini de kanıtlayan Nuri Bilge Ceylan’ın ödül almasında büyük katkısı olan eşini ön plana taşıması ve hakkını vermesi, ülkecek örnek almamız gereken bir davranış. Her allahın günü bir kadın cinayetinin ve türlü türlü cincel istismarın yaşandığı hatta arttığı günümüz Türkiye’sinde, kadının hakkını verecek rol modellerine daha çok ihtiyacımız var. Pozitif ayrımcılığa değil hümanist kucaklayıcılığa muhtacız.
Bahar temizliğine duyulan özlem
Kış Uykusu’nun tam olarak 198 dakika boyunca sürükleyici akıcı ve kendi izlettiren bir film olmasının yanında filmin bütün bölümlerine dağılmış olan bir dolu güçlü an seyircinin dikkatini celbediyor. (bkz: Cem Altınsaray’ın nabız yoklayan sorusu) Türkiye’nin tüm kesimleri gayet edebi bir anlatımla filmde yer alıyor. İsmail’in gururlu oğlu, ileride meydanlarda çapulcu dağıtan bir çevik kuvvet polisi olmayı hayal ederken, Aydın ise o meydanlarda protesto eylemleri yapmaktan ecdadının zenginliği ile kurtulmuş geçkin oyuncuyu temsil ediyor. Haluk Bilginer’in çeşitli nedenlerden rolü üç kez reddetmesi, fakat Nuri Bilge Ceylan’ın onu ısrarla beklemesinin ardında bir ikna süreci mi vardı acaba diye demeden yapamıyor insan. Bu bağlamda Fatih Özgüven’in de yazısında altını çizdiği Polis Karakolu haline gelen AKM metaforundan tutun, donu elin fetişisti tarafından çalınan masum kadının kocasından dayak yemesi ile simgelenen kadın cinayetleri ve aile için şiddet metaforuna kadar tüm Türkiye gerçekleri, Kış Uykusu’nun içinde saklı. Eksik olan şey ise bu huzursuzluk, nefret, tükemişlik düzeninin nasıl değiştirileceği…
Kış Uykusu’nda olduğumuzun herkes farkında önemli olan baharın gelip bahar temizliğinin başlaması.
*NB: Natuk Baytan