Kategoriler
haber

Akademi Ödülleri Sahiplerini Buldu! Zafer The Artist’in!

Akademi Ödülleri çarpıcı bir törenle sahiplerini buldu. Ödüller beklenildiği gibi The Artist ile Hugo arasında büyük bir çekişmeye sahip oldu. Teknik dallarda ödüllerin büyük bir bölümünü toplayan Hugo En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülünde geride kaldı. Billy Crystal’ın ortalama ancak çok da sırıtmayan sunumu, Cirque Du Soleil’in muhteşem gösterisi ödül kazananlar dışında törenin öne çıkan özellikleriydi. Ödüllerin tam listesi şöyle:

En İyi Film: The Artist
En İyi Yönetmen: Michel Hazanavicius (Akademi Martin Scorsese inadını sürdürdü. En iyi yönetmeni Scorsese, en iyi filmi The Artist alır diyenler yanıldı)
En İyi Erkek Oyuncu: Jean Dujardin / The Artist (Yılın en kesin görülen ödülünde beklenen  oldu)
En İyi Kadın Oyuncu: Meryl Streep / The  Iron Lady
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christopher Plummer, Beginners (Plummer’ın kabul konuşması çok şıktı. Özellikle eşine büyük iltifatlarda bulundu)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Octavia Spencer, The Help (Elbisesi yüzünden yürümekte zorlanan Spencer, konuşması sırasında gözyaşlarını tutamadı)
En İyi Senaryo: Midnight in Paris (Woody Allen her zaman olduğu gibi yine törende yoktu)
En İyi Uyarlama Senaryo: The Descendants – Alexander Payne, Nat Faxon ve Jim Rash
En İyi Animasyon: Rango
En İyi Yabancı (İngilizce Olmayan) Film: A Separation (Ashgar Farhadi’nin barış mesajları veren konuşması ayakta alkışlandı)
En İyi Belgesel: Undefeated
En İyi Sinematografi: Hugo – Robert Richardson
En İyi Kurgu: The Girl with the Dragon Tattoo – Angus Wall ve Kirk Baxter
En İyi Sanat Yönetimi: Hugo – Dante Ferretti ve Francesca Lo Schiavo
En İyi Kostüm: The Artist – Mark Bridges
En İyi Müzik: The Artist – Ludovic Bource
En İyi Şarkı: Man or Muppet – Brett McKenzie (Dikkatli izleyiciler kendisini The Flight of the Conchords’taki şarkılarından hatırlayacaktır)
En İyi Ses Kurgusu: Hugo – Philip Stockton ve Eugene Gearty
En İyi Ses Miksajı: Hugo– Tom Fleischman ve John Midgley
En İyi Görsel Efekt: Hugo – Rob Legato, Joss Williams, Ben Grossmann ve Alex Henning
En İyi Makyaj: The Iron Lady – Mark Coulier ve J. Roy Helland
En İyi Kısa Animasyon: The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore / William Joyce – Brandon Oldenburg (Filmi bu linkten izleyebilirsiniz)
En İyi Kısa Film: The Shore – Terry George, Oorlagh George
En İyi Kısa Belgesel: Saving Face

Bu arada törenin klasik bölümlerinden “In Memoriam”da Theo Angelopoulos’un isminin anılmaması büyük bir ayıp olarak tarihe geçti.

Kategoriler
haber

Akademi’nin Günahları: Oscar’ı Hak Eden Ama Alamayan Filmler

Akademi’nin günahları saymakla bitmez aslında. Ödülü fazlasıyla hak eden yapımları, oyuncuları, müzisyenleri vs ödüllendirmeyen, bunun yerine kendi kurallarına daha uygun olan filmleri yücelten bir kuruluş. Tabi bu, şimdiye dek hak eden hiç kimseyi ödüllendirmediği anlamına da gelmiyor. Yeri geldiğinde sağlam seçimler yapmayı da başarıyor. Bu dosyada Oscarları daha fazla hak eden, yani bir nevi Akademi’nin ödüllendirmeyerek günah işlediği filmlere değineceğiz. 1960 ve sonrasını değerlendirmeye tabi tuttuğumu da belirteyim.

1963-Lawrence of Arabia:
1962 yılında vizyona giren Lawrence of Arabia eleştirmenlerce epey beğenilmiş ama Arapları aşağıladığından ötürü de fazlasıyla tepki çekmişti, çekmeye de devam ediyor. Şu bir gerçek ki bazı yönleriyle epey güçlü bir film Lawrence of Arabia. Lakin Alan J. Pakula’nın kotardığı To Kill a Mockingbird dururken Oscarı Lawrence of Arabia’ya vermenin izahı yok. Aslında To Kill a Mockingbird’ün aday gösterildiğine bile şükretmeli… Çünkü film 1920’lerde siyahlara yapılan faşizmi anlatmakta ve bu faşizm 1960’larda da devam etmekteydi. Siyahları savunan ve ırkçılığa hayır diyen bu filmin Akademi tarafından ödüllendirilmesi de zaten şaşırtırdı. Çünkü Akademi’nin içinde de o dönemlerde ırkçı şahsiyetler mevcuttu. O sene adaylar arasında şimdiye dek çekilmiş en sağlam savaş filmlerinden The Longest Day de bulunmaktaydı. Ama ödül Lawrence of Arabia’ya gitmişti.

1965-My Fair Lady:
Akademi’nin şimdiye dek devam eden takıntılarından bir tanesi başarılı başarısız kostümlü dönem dramalarını ödüllendirmesi. My Fair Lady de o kostümlü dönem dramalarından bir tanesi. Bir klasik olarak sinema tarihine giren bir film. Yanlış anlaşılmasın. Film epey başarılı ama ondan daha güçlü filmler de vardı. Stanley Kubrick’in en iyi filmlerinden Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb bu güçlü filmlerden ilkiydi ve kesinlikle Oscarı My Fair Lady’den daha çok hak etmekteydi. Akademi’nin yazılı olmayan kurallarınca Dr. Strangelove gibi savaş karşıtı, hatta emperyalistlerle dalgasını geçen bir filmin ödüllendirilmesi mümkün değildi zaten. Gene de Kubrick’in isminden ötürü ve aldığı olumlu eleştirilerden aday gösterilmişti diye tahmin ediyorum.

1972-The French Connection:
Bu yıl ödülü William Friedkin’in yönettiği The French Connection kazanmıştı. Dedektif filmlerinden olan The French Connection şimdiye dek çekilmiş en iyi dedektif filmleri arasında anılır. Ancak onunla birlikte Stanley Kubrick’in başyapıtı A Clockwork Orange da aday olmuştur. Ne yazık ki Kubrick’in bu filmi de ödüllendirilmez. Zaten Kubrick’in Oscar tarihçesine bakıldığında sadece özel efekt dalında Oscar aldığı görülür. Bu yılda da ödülü sonuna kadar hak etmesine rağmen alamaz. A Clockwork Orange yaramaz filmlerden bir tanesidir zira. Akademi’nin işine gelmez bu yapımı ödüllendirmek. Keza 1969 yılında çekilen ve Oscar’a aday gösterilen Darwinci 2001 de ödüllendirilmemişti. O film de Akademi’nin muhafazakarlığı yüzünden görmezden gelinmişti.

1973-The Sting:
Ödülü alması gereken Sidney Lumet’nin Amerikan polis teşkilatını tek kelimeyle yerin dibine batırdığı Serpico idi. Ama Serpico polis teşkilatını yerden yere vurmasından ötürü aday dahi gösterilmemişti. Akademi bir kez daha sinemayı değil de Amerika’yı korumayı kendine görev olarak belirlemişti. George Roy Hill’in yönettiği suç komedisine karşın Serpico her açıdan daha kaliteliydi. Belirtelim ki adaylar arasında The Exorcist gibi son derece kaliteli bir korku filmi, Ingmar Bergman’ın ustalığını konuşturduğu Cries & Whispers de bulunuyordu. Ama ödül daha az başarılı The Sting’e gitmişti. Bernardo Bertolucci’nin başyapıtı Last Tango in Paris de görmezden gelinen ve aday gösterilmeyen bir diğer film olarak göze çarpıyor. Bu filmin aday gösterilmemesinin nedeni muhtemelen içindeki dönemine göre ağır olan seks sahneleriydi. Margarin sahnesi bile Akademi’yi dellendirmeye yetmiştir diye tahmin ediyoruz.

1977-Rocky:
Akademi günahlarının en büyüğünü bu sene işlemişti bence. Rocky dışındaki adaylar şunlardı: Martin Scorsese’nin Taxi Driver’ı, Sidney Lumet’nin Network’ü, Hal Ashby’nin Bound for Glory’si ve Alan J. Pakula’nın All the President’s Men’i. Bana göre bu filmlerin hepsi ödülü Rocky’den daha çok hak etmekteydiler. Özellikle tarihe geçen ve Cannes jürisince ödüllendirilen Taxi Driver ödülü kesinlikle almalıydı. Lumet’nin televizyonu eleştiren çok güçlü filmi de ödüllendirilmesi gereken bir diğer filmdi. Ama Akademi ne Taxi Driver’ı, ne de Network’ü ödüllendirdi. Varoşlardan kopup boksta şampiyonluğa yükselen Rocky’nin dramı Akademi’yi daha çok etkilemişti belli ki.

1980-Kramer vs. Kramer:
Francis Ford Coppola şimdiye dek hiçbir sette canından bezmedi Apocalypse Now’ın setinde bezdiği kadar. Neler yaşamamıştı ki o sette Coppola. Önce başrol oyuncusunun performansını beğenmeyip onu kapı dışarı edip Martin Sheen’i oyuna dahil etmişti. Ardından başlayan bir fırtına ve devamında gelen bir selle bütün seti yerli bir olmuştu. Bunlara bir de Marlon Brando’nun nazını ekleyin. Canından bezmesi çok normaldi. Tüm olumsuzluklara rağmen Coppola kariyerinin en iyi filmini çekmeyi başarmıştı. Sinema tarihinin en iyi savaş filmini ortaya koymayı başarmıştı Coppola. Oscar’ı sonuna kadar hak ederken geceden eli boş dönmüştü ne yazık ki. Onun yerine Dustin Hoffman ve Meryl Streep’in başrolleri üstlendiği Robert Benton’ın yönettiği Kramer vs. Kramer ödüllendirilmişti. Apocalypse Now’ın olmadığı bir aday listesinde ödülü sonuna kadar hak eder Kramer vs. Kramer. Lakin 1980’deki en iyi film adayları arasında ödülü Apocalypse Now kadar hak etmediği çok açık.

1981-Ordinary People:
Usta aktör Robert Redford’un ilk yönetmenlik denemesiydi Ordinary People. Fena da bir iş çıkmamıştı. Lakin Redford ortaya Oscarlık bir iş de koymamıştı. Adaylar arasında hangi filmler mi vardı? Söyleyelim: Martin Scorsese’nin başyapıtı Raging Bull, Roman Polanski’nin Yeşilçamvari ama çok kaliteli filmi Tess, David Lynch’in başyapıtı Elephant Man. Ama ödül gene ne Lynch’e, ne Polanski’ye, ne de Scorsese’ye gitti. Scorsese’yi daha çok bekletecek ve gecelerden eli boş döndüreceklerdi. Bu usta yönetmenlerin başyapıtları yerine henüz kamera arkasına alışamamış Redford’a ödülün verilmesini açıklamak zor. Sanırız Akademi Rocky’i ödüllendirerek boks filmlerini ödüllendirme görevini ifa ettiğini düşünmüş olacak ki Rocky’i cebinden çıkaracak olan Raging Bull’ı ödüllendirmedi. Ayrıca Amerikan ailesini anlatan Ordinary People’ı daha çok sevmişler besbelli.

1986-Out of Africa:
2008 yılında hayata veda eden oyuncu-yönetmen Sidney Pollack’ın yönettiği Out of Africa başarılı bir romantik-dram filmiydi. Meryl Streep ve Robert Redford’un güçlü oyunlarıyla filmin başarısı daha da artıyordu. Spielberg’in gişe için çekilmeyen, yani blockbuster olmayan filmlerinden The Color Purple kanımca ödülü daha çok hak ediyordu. Hem siyahları, hem de ezilmiş kadınları başarılı bir şekilde ele aldığından ve sorunlara parmak bastığından romantik Out of Africa’dan daha çok hak etmişti Oscar’ı. Lakin Akademi hala ırkçıydı, hala siyahları ve onları anlatan filmleri ödüllendirmiyordu. Brazil’den de bahsetmek gerek. Terry Gilliam’ın kara filmi Brazil devleti güçlü bir şekilde eleştiren filmlerden bir tanesi. Oldukça da başarılıdır. Lakin aday dahi gösterilmemiştir. Bana göre o yıl ödülü daha çok hak eden ilk filmdir.

1987-Platoon:
Yer: Vietnam. Konu: Faşist Amerika’nın Vietnam’ı ele geçirmek için gönderdiği askerlerinin burada psikolojilerini yitirmeleri. Platoon başarılı bir savaş filmi. Askerlerin savaştaki (bozulan) psikolojilerini başarıyla perdeye aktarıyordu. Ama savaş hakkında bir şey söylememesi, yani etliye sütlüye değinmemesi onun etkileyiciliğini azaltıyordu. Akademi, Amerikan askerlerinin psikolojilerini konu edinen bu filmden o kadar etkilendi ki dört Oscarı bu filme verdi. Ve bu sene çekilen en kaliteli filmlerden ikisini göz ardı etti: David Lynch’in tüyleri diken diken eden gerilimi Blue Velvet ve Martin Scorsese’nin The Color of Money. Bu iki film aday dahi gösterilmedi. Halbuki (bence) ödülü Platoon’dan daha çok hak ediyorlardı. David Cronenberg’in başarılı bilim-kurgusu The Fly da görmezden gelinen bir diğer yapımdı, belirtelim.

1988-The Last Emperor:
Spielberg’in en iyi filmlerinden Empire of the Sun, Brian De Palma’nın yönettiği The Untouchables ve Stanley Kubrick’in en iyi filmlerinden Full Metal Jacket bu sene göz ardı edilmiş. Bu filmler kendilerine en iyi film dalında yer bulamamışlardı. Neyse ki ödül usta yönetmen Bertolucci’nin The Last Emperor’ına gitmişti. Yani en azından aday gösterilen filmlerden en iyisine ödül takdim edilmişti.

1990-Driving Miss Daisy:
Bu sene de ödül daha az hak edene gitmişti. Bu sene adaylar arasında Jim Sheridan’ın en iyi filmi My Left Foot, Peter Weir’in başyapıtı Dead Poets Society, Oliver Stone’un bir kez daha Vietnam’a gittiği Born on the Fourth July de bulunuyordu. Ödülün Driving Miss Daisy’e gitmesi elbette ki şaşırtıcı. Zira Sheridan’ın My Left Foot’u göz ardı edilebilecek bir film değil. Dead Poets Society öğrencilik, eğitmenlik, eğitim sistemi üzerine söyleyecek sözleri olan sağlam filmlerden bir diğeriydi. Ama ödül Driving Miss Daisy’e gitmişti.

1991-Dances with the Wolves:
Sanırım Akademi’nin oyunculuktan yönetmenliğe geçenlere karşı bir zaafı var. Kevin Costner da ilk kez kamera arkasına geçtiği filmiyle Oscarlanmıştı. Filmin Oscarı hak etmediğini söyleyemeyiz ama Penny Marshall’ın yönettiği Robert De Niro’nun döktürdüğü, Robin Williams’ın iyi oynadığı Awakenings, diğer iki filmden daha az başarılı bulunsa da epey kaliteli olan The Godfather: Part III ve Scorsese’nin bir diğer başyapıtı Goodfellas bana göre Oscar’ı Dances with the Wolves’tan daha çok hak etmekteydi. Ama belli ki Akademi bu filmi Oscarlandırarak Kızılderililerden özür dilemek istiyordu.

1992-The Silence of the Lambs:
Hiç uzatmadan söyleyelim: Bu sene ödül Barton Fink’e gitmeliydi. Ama Akademi neden bu filmi görmezden geldi, en önemli kategorilerde aday göstermedi? Çünkü film Hollywood’u da, Hollywood’taki stüdyo hakimiyetini de, Hollywood patronlarını da kıyasıya eleştiriyordu. Coen Kardeşlerin en iyileri arasında gösterilen Barton Fink’in Cannes’dan üç önemli ödülle (Altın Palmiye-aktör-yönetmen) dönen çok az filmden bir tanesi olduğunu da belirtelim. Adaylar arasında ödülün The Silence of the Lambs’e gitmesine ise sevindiğimi belirteyim.

1995-Forrest Gump:
Shawshank Redemption ve Pulp Fiction dururken ödül Forrest Gump’a gitmişti. Benim asıl değinmek istediğim filmse David Fincher’ın en iyi polisiyelerden bir tanesine imza attığı Se7en. Çoğu sinefili etkileyen bu film belli ki Akademi eleştirmenlerini etkilememiş. Halbuki bu film, Fight Club’tan daha az zararsızdı Akademi için. Ama Akademi nasıl ki Hitchcock’u, Kubrick’i, Lynch’i, Scorsese’yi yıllarca görmezden gelmeyi başardıysa Fincher’ı da görmezden gelmeyi başarmıştı. O yıl çekilen en kaliteli film olan Se7en’ı sadece kurgu dalına aday göstermişti.

1997-The English Patient:
Coen Kardeşler bu sene Fargo gibi muazzam bir filme, Gregory Hoblit ise Primal Fear gibi gayet sağlam bir polisiyeye imza atmıştı. Ama ödül The English Patient gibi Fargo’dan daha az kaliteli bir filme gitmişti. Primal Fear ise aday gösterilmemişti.

1998-Titanic:
Adaylar arasında L.A. Confidental varken ödülün Titanic’e gitmesi tek kelimeyle haksızlıktı. Ama Akademi gene işine gelmeyen bir filmi es geçmişti. L.A. Confidental, Amerikan hukukunun yozlaştığını, çürüdüğünü, polis departmanının da bu çürümeden nasibini aldığını dile getiriyordu. Doğru söyleyen L.A. Confidental belki dokuz köyden kovulmadı ama hak ettiği ödül kendisine verilmedi. Onun yerine olay yaratan Titanic ödüllendirildi. Bu sene Wag the Dog ve Kundun gibi kaliteli filmler aday gösterilmemişti. Scorsese gene bir filmiyle (Kundun) daha umduğunu bulamamıştı.

1999-Shakespeare in Love:
Akademi’nin kostümlü dramalardan çok hoşlandığını daha önce belirtmiştim. Bunun diğer kanıtı da diğer adayların kalite anlamında çok uzağında olan Shakespeare in Love’ın ödüllendirilmesi. Bu sene için çoğu eleştirmen ve sinefil Spielberg’in bolca Amerikan propagandası yaptığı Saving Private Ryan’ın Oscar alması gerektiği görüşündedir. Bense aday gösterilmeyen American History X’in ödülü daha çok hak ettiği görüşündeyim. Tabi The Truman Show da bu ödülü sonuna kadar hak eden bir diğer iş. American History X ırkçılığı, The Truman Show reality show manyaklığını anlattığından film kategorisine aday gösterilmediler.

2000-American Beauty:
American Beauty Oscar’ı sonuna kadar hak eden bir film. Gerçi The Green Mile ve The Insider gibi iki kaliteli film de adaydı. Karar vermek hakikaten de zor. Benim ödülümse 99’da vizyona giren en iyi filmlerin başında gelen Fight Club’a giderdi. Fincher bu filmiyle de görmezden gelinmişti. Filmin senaryosu da, oyunculukları da (bilhassa Edward Norton), kurgusu da, müzikleri de, görüntü yönetmenliği de oldukça sağlam. Lakin tüm sağlamlığına rağmen Akademi bu filmi şaka gibi tek dalda/Ses dalında aday göstermiş ve ödülü de kendisine teslim etmemişti. Zararlı gördüğü bu yapımın ünlenmesini ve izleyicilerin bu filmi fark edip izlemesini istemiyordu Akademi. Bu filme adaylıklar-ödüller vererek filmin “ünlenmesi”ne katkıda olacaklarını biliyorlardı. Lakin aradan geçen on iki yılda film en bilinen ve en sevilen filmlerden birisi haline geldi. Yani Akademi amacına ulaşamadı.

2002-A Beautiful Mind:
Çok da başarılı ol(a)mayan A Beautiful Mind, The Lord of the Rings: The Followship of the Ring’ten ödülü kapmayı başarmıştı. Halbuki ödülü bence LOTR daha çok hak etmekteydi. Ama daha önce onca ödülü bu seriye teslim ettiklerinden gene ödüllendirmeye gerek duymadılar. Christopher Nolan’ın başyapıtı Memento, David Lynch’in başyapıtı Mulholland Dr görmezden gelinen filmlerden.

2003-Chicago:
Gangs of New York, Adaptation., The Pianist, The Hours, LOTR 2 varken ödül Rob Marshall’ın çokça şişirilen müzikaline gitmişti. Akademi’nin onca günahlarından bir tanesi olarak tarihe girmiştir bu ödül. Zira saydığım bu dört film, Chicago’dan çok daha kalitelilerdi.

2009-Slumdog Millionaire:
Yıl 2009 olmuş, Akademi hala yıllar önceki polis teşkilatını yeren filmlere kayıtsız kalmakta. Clint Eastwood’un Changeling’inden bahsediyorum. Eksikleri gedikleri de olsa kesinlikle adaylığı hak eden bir işti. Darren Aronofsky’nin en iyi filmlerinden olan The Wrestler da Akademice görmezden gelinen diğer filmdi. Sam Mendes’in tekrar Amerikan rüyasını ele aldığı başarılı filmi Revolutionary Road da görmezden gelinmişti. Bunca başarılı filme rağmen ödüller Danny Boyle’a yakışmayan Slumdog Millionaire’e gitmişti.

2010-The Hurt Locker:
Her şey değişir, Akademi’nin bazı yönleri değişmez. O da Amerika’yı koruyup kollama görevi. Amerikan askerlerini konu alan filmleri hep ödüllendirdi, onca dala aday gösterdi. İki sene önce vasat film The Hurt Locker da Amerikan askerlerinin Irak’taki (bozulmuş) psikolojilerini konu aldığından Akademice yere göğe sığdırılamamıştı. Bu ödülü alması beklenen Avatar’la James Cameron geceden eli boş dönmüştü (hem film, hem yönetmen dalında, senaryo dalına aday gösterilmemişti zaten). Halbuki Avatar ödülü daha çok hak etmekteydi. Ama neden ödül ona gitmemeliydi? Çünkü The Hurt Locker’ın aksine Amerika’yı emperyalist, işgalci, gözünü para bürümüş, para uğruna katliam yapacak kadar canileşmiş bir ülke olarak yansıtıyordu. Finalde gezegeni bir Amerikalı’ya kurtarttırmaksa Cameron’ın az çakal olmadığının göstergesiydi (evet, biz şerefsiz, caniyiz, emperyalistiz ama kurtuluşunuz da bizim elimizde demeye getiriyordu Cameron). A Serious Man, District 9 ödüllendirilebilecek filmlerdendi. Ama Akademi tekrar Coenler’i ve bilim-kurguyu es geçmişti.

2011-The King’s Speech:
Yıl 2011 olmuş, hala kostümlü dramlar ödüllendirilmekte. Akademi’nin kostümlü dram aşkının bitmediğinin göstergesiydi bu zafer(!). Halbuki bu filmden daha kaliteli filmler vardı adaylar arasında: Aronofsky’nin Black Swan’ı, Coenler’in True Grit’i, Debra Granik’in Winter’s Bone’u, Christopher Nolan’ın Inception’ı. Çoğu kişi için ödül Inception’a gitmeliydi. Bense ödülün Black Swan’a gitmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Öyle ya da böyle The King’s Speech ödülü bu filmler kadar hak etmiyordu.

2012- -:
Ödül büyük ihtimal The Artist’e gidecek. Gene yanlış bir karar ama The Artist ödül sezonunda ödülleri silip süpürdüğü için Akademi sürpriz yapmaya cesaret edemeyecektir. Bana göre bu sene ödülü The Artist’ten daha çok hak eden filmler arasında The Tree of Life, The Descendants, Hugo ve Moneyball bulunmakta. Bunlardan The Descendants’ın ödüle ulaşmasını daha çok isterdim. Tabi Hugo da olabilirdi. Sinemaya saygı duyuruşunda bulunuyorum ayağına Hollywood’a yaltaklanan The Artist’e karşın Hugo gerçekten de sinemaya saygı duruşunda bulunuyordu.

Kategoriler
haber

Oscar Adayları’nın Hayatlarını Değiştiren Filmler

Pazar gecesi düzenlenecek 84. oscar ödül töreninde belki de hayatlarının en heyecanlı anlarını yaşayacak olan aday isimler, yine hayatlarını değiştiren filmleri aktardılar.

Kategoriler
haber

Cirque du Soleil’den Oscar’a 10 Yıl Sonra Özel Gösteri

Oscar töreninin yapımcıları Brian Grazer ve Don Mischer’ın yaptığı açıklamayla uzun süredir ortalarda dolaşan söylenti doğrulandı. Cirque du Soleil, 2002’nin ardından 2012’de de Oscar’da özel bir gösteri yapacak.

Grazer açıklamasında gösterinin Cirque du Soleil açısından da tarihi önem taşıyacağını belirtti. Tarihinin en kalabalık ekibiyle sahneye çıkacak ekip, Danny Elfman’ın özel olarak yazdığı müzikle performanslarını sergileyecek.

2002’deki gösteri oscar tarihinin en iyi performanslarından biri olarak tarihe geçmişti.

Kategoriler
haber

Oscar 2012 Adayları

Adaylar Jennifer Lawrence ve Akademi Başkanı Tom Sherak tarafından açıklandı. Martin Scorsese’nin Hugo’su 11 adaylıkla başı çekti.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Berenice Bejo, The Artist
Jessica Chastain, The Help
Melissa McCarthy, Bridesmaids
Janet McTeer, Albert Nobbs
Octavia Spencer, The Artist

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Kenneth Branagh, My Week With Marilyn
Jonah Hill, Moneyball
Nick Nolte, Warrior
Christopher Plummer, Beginners
Max von Sydow, Extremely Loud & Incredibly Close

En İyi Kadın Oyuncu

Glenn Close, Albert Nobbs
Rooney Mara, The Girl With the Dragon Tattoo
Viola Davis, The Help
Meryl Streep, The Iron Lady
Michelle Williams, My Week With Marilyn

En İyi Erkek Oyuncu

Demian Bichir, A Better Life
George Clooney, The Descendants
Jean Dujardin, The Artist
Gary Oldman, Tinker Tailor Soldier Spy
Brad Pitt, Moneyball

En İyi Yönetmen

Michel Hazanivicus, The Artist
Alexander Payne, The Descendants
Martin Scorsese, Hugo
Woody Allen, Midnight in Paris
Terrence Malick, The Tree of Life

En İyi Orijinal Senaryo

Michel Hazanivicius, The Artist
Kristen Wiig and Annie Mumulo, Bridesmaids
Woody Allen, Midnight in Paris
J.C. Chandor, Margin Call
Asghar Farhadi, A Separation

En İyi Uyarlama Senaryo

Alexander Payne, Nat Faxon and Jim Rash, The Descendants
John Logan, Hugo
George Clooney, Beau Willimon and Grant Heslov, The Ides of March
Steven Zaillian, Aaron Sorkin and Stan Chervin, Moneyball
Bridget O’Connor and Peter Straughan, Tinker Tailor Soldier Spy

En İyi Yabancı Film

Bullhead
Footnote
In Darkness
Monsier Lazhar
In Separation

En İyi Animasyon

A Cat in Paris
Chico & Rita
Kung Fu Panda 2
Puss in Boots
Rango

En İyi Film

War Horse
The Artist
Moneyball
The Descendants
The Tree of Life
Midnight in Paris
The Help
Hugo
Extremely Loud & Incredibly Close

En İyi Belgesel
Hell And Back Again
If A Tree Falls; A Story Of The Earth Liberation Front
Paradise Lost 3: Purgatory
Pina
Undefeated

En İyi Sinematografi
Guillaume Shiffman – “The Artist”
Jeff Cronenweth”The Girl With The Dragon Tattoo”
Robert Richardson – “Hugo”
Emmanuel Lubezki – “The Tree of Life”
Janusz Kaminski – “War Horse”

En İyi Kurgu
Anne-Sophie Bion & Michel Hazavanicius – “The Artist”
Kevin Tent – “The Descendants”
Kirk Baxter & Angus Wall – “The Girl With The Dragon Tattoo”
Thelma Schoonmaker – “Hugo”
Christopher Tellefsen – “Moneyball”

En İyi Sanat Yönetimi
Laurence Bennett – “The Artist”
Stuart Craig, Stephenie McMillan – “Harry Potter and the Deathly Hallows Pt. 2”
Dante Ferretti, Dorothee Baussan, Francesca Lo Schiavo – “Hugo”
“Midnight In Paris”
Rick Carter – “War Horse”

En İyi Kostüm
Lisy Christl – “Anonymous”
Mark Bridges – “The Artist”
Sandy Powell – “Hugo”
Michael O’Connor – “Jane Eyre”
Arianne Philips – “W.E.”

En İyi Makyaj
“Albert Nobbs”
“Harry Potter & The Deathly Hallows Pt. 2”
“The Iron Lady”

En İyi Müzik
Ludovic Bource – “The Artist”
Alberto Iglesias – “Tinker Tailor Soldier Spy”
Trent Reznor & Atticus Ross – “The Girl With The Dragon Tattoo”
Howard Shore – “Hugo”
John Williams – “The Adventures Of Tintin”
John williams – “War Horse”

En İyi Orijinal Şarkı
“Man Or Muppet” – “The Muppets”
“Real In Rio” – “Rio”

En İyi Ses Kurgusu
“Drive”
“The Girl With The Dragon Tattoo””
“Hugo”
“Transformers: The Dark Of The Moon”
“War Horse”

En İyi Ses Miksajı
“The Girl With The Dragon Tattoo”
“Hugo”
“Moneyball”
“Transformers: The Dark of The Moon”
“War Horse”

En İyi Görsel Efekt
“Harry Potter and The Deathly Hallows Pt. 2”
“Hugo”
“Real Steel”
“Rise of the Planet of the Apes”
“Transformers: The Dark of the Moon”

En İyi Kısa Film
“Pentecost”
“Raju”
“The Shore”
“Time Freak”
“Tuba Atlantic”

En İyi Kısa Animasyon
“Dimanche”
“The Fantastic Flying Books Of Mr. Morris Lessmore”
“La Luna”
“A Morning Stroll”
“Wild Life”

En İyi Kısa Belgesel
“The Barber Of Birmingham: Foot Soldier of the Civil Rights Movement”
“God Is The Bigger Elvis”
“Incident In New Baghdad”
“Saving Face”
“The Tsunami & The Cherry Blossom”

Kategoriler
haber

Oscar’da Görsel Efekt Kategorisinde 10 Film Kaldı

Daha önce 2012 Oscar Ödül Töreni’nde görsel efekt kategorisinde yarışacak 15 filmin haberini yapmıştık. Aday adayları arasından yapılan seçim ile 10 filmin belirlendiği liste ise dün açıklandı. Listeye göre elenen filmler Cowboys & Aliens, Sherlock Holmes: A Game of Shadows, Sucker Punch, Super 8 ve Thor oldu. 24 Ocak’ta ise son 5 aday listesi açıklanacak. Şu an ki duruma göre yarışacak filmler;

Captain America: The First Avenger
Harry Potter and the Deathly Hallows – Part 2
Mission: Impossible – Ghost Protocol
Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides
Real Steel
Rise of the Planet of the Apes
Transformers: Dark of the Moon
The Tree of Life
X-Men: First Class

Kategoriler
seçki

Ödül Sezonuna Girerken Oscar Adayları Değerlendirmesi

Bir Oscar sezonu daha başladı. Her sene yapılan Oscar tartışmaları da bir kaç hafta içinde hız kazanacak. Oscar’lara damgasını vurması beklenen filmlerse bir bir gösterime giriyorlar. Bazıları hayal kırıklığı yarattı, bazıları beklentileri karşılayamasa da ödüllerdeki iddiasını koruyor, bazıları unutuldu gitti. Bu dosyada Oscar adaylığı alabilecek filmlere değindim. Oscar adayları 24 Ocak’ta açıklanacak, ödüller 26 Şubat’ta dağıtılacak.

The Artist:
Cannes Film Festivali’nde gösterildikten sonra olumlu eleştiriler alan The Artist sessiz bir film. Sessiz sinemanın bütün dinamiklerini başarıyla kullanan yönetmen Michel Hazanavicius söylenenlere göre ortaya etkileyici bir film çıkarmış. Başroldeki Fransız aktör Jean Dujardin’in sadece jest ve mimiklere dayalı oyunculuğu Cannes’da ödüllendirilmişti. Oscar için en önemli kriterin reklam ve popülerlik olduğunu düşünürsek rakipleri kadar şanslı değil. Ama eleştirmenlerden ödül almaya başlamasıyla bu alanda iddialı olabilir. Filmin ve yönetmenin Oscar’a aday olması kesin gözükmüyor.

The Descendants:
Oscar sezonu açılmadan önce George Clooney’nin The Descendants ve Ides of March’taki performanslarıyla aday olabileceği söyleniyordu. Fakat şu sıralar Clooney’nin bu filmle adaylığını kesin görenler çoğunlukta. Clooney’nin performansını çarçabuk “kariyerinin en iyi performansı” olarak gören eleştirmenler de mevcut. Ayrıca film de başarılı bulundu. Dolayısıyla film, senaryo ve erkek oyuncu dallarındaki adaylık sürpriz olmayacak. Yönetmen Alexander Payne’in son filmi Sideways beş dalda Oscara aday olmuş, senaryo dalında yönetmene Oscarı getirmişti. Dolayısıyla Payne’in uzun bir aradan sonra tekrar film çekmesi ve filminin başarılı bulunmasıyla adaylığı kesinleşti diyebiliriz.

Tinker Tailor Soldier Spy:
Michel Hazanavicius The Artist’le sessiz sinemaya saygı duruşunda bulundu. Thomas Alfredson ise Tinker Tailor Soldier Spy filmiyle 70’lerin ajan gerilimlerine saygı duruşunda bulundu. Gösterildiği festivallerde olumlu eleştiriler alan ve oyuncularının performansları övüldükçe övülen filmin Amerika’daki vizyon tarihi de bu olumlu eleştirilerden dolayı bu aya kaydırılmıştı. Oscar için oyuncular arasından Gary Oldman’in adının daha sık geçtiğini ve uzun bir aradan sonra aktörün çok sağlam bir performans ortaya koyduğu söyleniyor. Oldman ilk Oscar adaylığını bu filmle alabilir. Geçen senenin film ve yönetmen Oscarları onca Amerikan filmi arasından bir İngiliz filmine ve yönetmene gitmişti. Dolayısıyla Tinker Tailor Soldier Spy’ın Oscar şansı düşük gözükmüyor. Keza  İsveçli yönetmen Thomas Alfredson’ın da öyle…

Extremely Loud and Incredibly Close:
Buram buram Oscar kokan bir film. Oscar için çekildiği çok belli oluyor. Yapımcısı geçen sene Social Network’le ödül manyağı yapılan Scott Rudin. Senaristi Forrest Gump ve Benjamin Button’la adaylık üstüne adaylık alan ve Forrest Gump’la Oscar’a uzanan Eric Roth. Başroller Oscarlı oyuncular Tom Hanks ve Sandra Bullock’a ait. Yönetmen The Hours, The Reader ve Billy Elliot filmleriyle üç kere Oscar’a aday olup bu ödülü kucaklayamayan Stephen Daldry’e ait. Konu Akademi’nin kayıtsız kalamadığı 11 Eylül ile ilgili. Dolayısıyla filmin Oscarlarda bol adaylıkla göklere çıkarılacağı kesin gibi. Bu adaylıklardan ödüle ulaşması da şaşırtıcı olmayacaktır. Daldry’nin üç filmiyle bu ödüle ulaşamadığını düşünürsek bu kez Daldry, şeytanın bacağını kırıp geceden mutlu ayrılabilir.

War Horse:
Üç kere Oscar kazanıp Oscarın gediklisi haline gelen Steven Spielberg’in yeni filmi War Horse’la Oscara tekrar aday olması bekleniyor. Filmin film, senaryo ve yönetmen dallarındaki adaylığı kesin ama bu adaylıklardan ödüle ulaşmasını zor görenler de var.
Tintin:
Steven Spielberg’in yönettiği üç boyutlu animasyon filmi Tintin bu sene animasyon dalında ödüllendirilebilir. Pixar’ın bu seneyi boş geçtiğini (çektiği Cars 2’nun beğenilmediğini belirtelim), Oscara aday olabilecek bir filme imza atmadığını hesaba katarsak Tintin’in şansı yüksek gibi görünüyor. Tabi çok sevilip başarılı bulunan Rango, Tintin’i zorlayacaktır. Gene de Spielberg geceden War Horse’la olmasa da Tintin’le eli dolu dönebilir.
Midnight in Paris:
Cannes Film Festivali’ni açan film olan Midnight in Paris ilk kez burada gösterildikten sonra epey olumlu eleştiriler almış, Woody Allen’ın son yıllarda yaptığı en iyi film olarak lanse edilmişti. Eylül ayında Amerika’da vizyona girip benzer eleştirileri burada da aldıktan sonra filmin ismi yavaş yavaş Oscar için de zikredilmeye başlandı. Adaylık şansı diğer filmlere oranla epey düşük olsa da Oscara aday olması beklenen ama beklentileri karşılayamayıp gündemden düşen bir film olursa yerine aday gösterilebilir. Film adaylık kazanırsa Allen’ın Oscarlardaki altı yıllık suskunluğu da sona ermiş olacak. Üç Oscarlı yönetmen en son 2006’da Match Point’le senaryo dalına aday olmuştu. Owen Wilson’ın adaylığıysa şimdiden imkansız görünüyor.

The Girl with the Dragon Tattoo:
Sisteme muhalif bir başyapıt (Fight Club) çeker, sadece ses dalına aday gösterilir filmi. Bir polisiye başyapıtı (Se7en) çeker, sadece kurgu dalına aday gösterilir filmi. Bir stüdyo filmi (Benjamin Button) çeker, onca adaylık alır ama ödüle uzanamaz. Bir Oscar filmi (Social Network) çeker, onca adaylık alır ama ödüle uzanamaz. Dolayısıyla David Fincher’ın bu filmle Oscara uzanması çok zor. Ama geçen seneki gibi adaylık alabilir. Keza filmi de adaylık kapabilir. Polisiye filmlerin Akademi cenahı tarafından pek tutulmadığını ve aday gösterilmediğini düşünürsek filmin adaylık şansı düşüyor. Oscar için en şanslı isimse yeni Lisbeth Salander Rooney Mara. Ayrıca kurgu, ses, müzik, görüntü yönetmenliği gibi teknik dallardaki ödülleri zorlaması bekleniyor.
The Tree of Life:
Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye’yle dönen filmin Oscar adaylıkları pek kesin gibi görünmüyor. Tabi bu durum Terrence Malick’in umurunda değil. Ödüller için film çekmediğini/çekmeyeceğini, ödül kazansa da kendisini törenlerde göstermeyeceğini daha önce kanıtlamıştı zaten. Filme dönersek… Filmle ilgili yazımda belirttiğim gibi Hollywood için çok farklı bir film The Tree of Life. Bu farkından ötürü Akademi ya filmden nefret eder ve aday göstermez, ya da filme hayran kalarak sürpriz bir şekilde filmi aday gösterebilir. Teknik dallardaki adaylığı kesin. Zira bu alanlarda da Malick bütün hünerlerini sergiliyor teknik ekibiyle beraber.

Drive:
Aday olması zor gözüken filmlerden bir tanesi Drive. Film yönetmeni Nicolas Winding Refn’e Cannes’da yönetmen ödülünü kazandırtmıştı. Ama gündemde kalamayıp unutulduğundan ve çok fazla reklamı yapılmadığından aday gösterilmeyebilir. Fakat Akademi adaylar arasında bir de bağımsız sinemadan bir film isterse akla gelecek filmlerden olacağı kesin. Ryan Gosling’in adaylığı kesin değil. Geçen sene Blue Valentine’daki performansı görmezden gelindiği gibi bu filmdeki performansı da görmezden gelinebilir. Aday gösterilecek daha popüler oyuncular olduğunda Gosling gibi diğerleri kadar popüler olmayanların adaylıkları düşebiliyor. Filmin müzisyeni Cliff Martinez’in Oscar’da iddialı olabileceği söyleniyor. Belirtmeden geçmeyelim.
The Iron Lady:
Çoğu eleştirmene göre Meryl Streep’e Oscar kazandıracak bir performansa sahip olan filmdir The Iron Lady. Streep’in Demir Leydi Margaret Thatcher rolündeki performansı sadece fragmandan bile etkileyici gözüküyor. Dolayısıyla Akademi’nin bu performansı ödüllendirmeden geçemeyeceğini düşünüyor çoğu kişi. Streep’in daha önce iki kere Oscar alması da engellemeyebilir üçüncü Oscar’ı kazanmasını. Bunu düşünen bir sürü eleştirmen var. Gene eleştirmenlere göre film ve yönetmenin adaylıkları kesin görünmüyor.

J. Edgar:
Merakla beklenen film vizyona girdikten sonra çoğu eleştirmen ve blog yazarları tarafından vasat bulundu. Ayrıca yaklaşık bir aydır vizyonda olmasına rağmen bütçesini çıkaramayan filmin “kesin görünen” adaylıkları uçup gidebilir. Bu haliyle filmin, yönetmen Clint Eastwood’un ve Oscarlı senarist Dustin Lance Black’in adaylıkları zor görünüyor. Ama şu bir gerçek ki Akademi, Eastwood’un filmlerine ve filmlerindeki oyuncu performanslarına kayıtsız kalamıyor (öyle ki Mystic River’ın iki başrolü Sean Penn ve Tim Robins’e Oscar vermişti Akademi). Dolayısıyla daha kaliteli bir film elenip bu film aday gösterilebilir. Bu, şaşırtıcı olmayacaktır. Leonardo DiCaprio’nun kariyerinin rolünde “müthiş” bir performans ortaya koyamasa da adaylık alabilecek bir performans ortaya koyduğu söyleniyor. Akademi’nin Leo yerine bir başkasını aday göstermesini ise şaşırtıcı bulmamak gerek. Zira Akademi aktörün Shutter Island’taki performansını da es geçmeyi başarmıştı. Aktör adaylık alsa da ödüle ulaşması diğer adayların “müthiş” performanslarından ötürü zor gözüküyor. Yani Scorsese’nin dört filmiyle ödüle uzanamayan DiCaprio, Eastwood’un filmiyle de uzanamayabilir. Hatta aday gösterilmeyebilir de.
My Week with Marilyn:
Marilyn Monroe’nun hayatından bir kesitin alınıp anlatıldığı My Week with Marilyn’in Oscardaki şansı daha çok oyunculuk tarafıyla ilgili. Son zamanların en sağlam aktrislerinden Michelle Williams’ın Monroe performansı epey beğenilmişti (gerçi Monroe rolü için doğru seçim olmadığını düşünenler de var) . Dolayısıyla geçen seneden sonra tekrar aday olması sürpriz olmayacak. İngiliz aktör-yönetmen Kenneth Branagh’ın Sir Laurence Oliver rolündeki performansı da beğenilmişti. Onun da yardımcı dalda aday olabileceği söyleniyor. My Week with Marilyn bu senenin King’s Speech’i olabilir. Simon Curtis de Hooper gibi İngiliz. Film, King’s Speech gibi bir dönem filmi. Ama King’s Speech’ten ayrılan yönü kraldan daha popüler bir ismi, Marilyn Monroe’yu perdeye taşıması. İlerleyen haftalarda ödül törenlerinde adından söz ettirirse film adaylıklar alabilir. Akademi dönem filmlerini sever şüphesiz.

Ides of March:
George Clooney’nin dördüncü yönetmenliği Venedik Film Festivali’nde olumlu eleştiriler alsa da ortaya koyduğu film beklentileri karşılayamadı. Genelde vasatın üstünde bulunan Ides of March’la Clooney’nin senaryo ve yönetmen dallarına aday olabileceği söyleniyor. Filmdeki rolüyle aday olması açıkçası zor. Filmle ilgili Oscar tanıtımları devam ederse Ryan Gosling bu filmdeki performansıyla bir adaylık kapabilir. Keza usta aktör Philip Seymour Hoffman’ın yardımcı dalda adaylık alabileceği de söyleniyor.

A Dangerous Method:
David Cronenberg’in merakla beklenen filmi de Venedik’ten olumlu eleştirilerle ayrılamadı. Genelde vasat ya da vasat üstü bulunan filmin Oscar yarışında yara aldığını dillendiren eleştirmenler bulunuyor. Keira Knightley’in abartılı oyunculuğunun ona adaylık getirip getirmeyeceğini zaman gösterecek (Angelina Jolie’nin Eastwood’un Changeling’indeki oyunculuğu da abartılı bulunmuş ama aktris Akademi’den yeni bir adaylık almayı başarmıştı). Michael Fassbender’ın Shame’le aday gösterilebileceği söyleniyor. Viggo Mortensen’in adaylığı da kesin görünmüyor. Ama Akademi’nin Cronenberg’i ve filmini eksiklerine ve eleştirmenlerden beklenen desteği almamasına rağmen aday gösterme ihtimali de mevcut.
Carnage:
Tek mekan, dört karakter. Küçük bir bütçeyle ve sadece dört oyuncuyla çekilen film pek sevilmedi. Gerçi epey beğenen eleştirmenler yok değil ama genelde beklenen etkiyi yaratamadı. Dolayısıyla filmin, yönetmenin, senaristin ve oyuncuların adaylıkları hiç de kesin değil. Film 16 Aralık’ta vizyona girdiğinde eğer seyirci tarafından beğenilir ve sonrasında eleştirmenlerce desteklenirse bir ihtimal adaylıklar çıkarabilir. Ama şu halde Roman Polanski’nin yeni adaylığının başka bahara kaldığını söyleyebiliriz.

Moneyball:
Bir Oscar filmi daha. Yönetmen Capote’yle epey olumlu eleştiriler toplayan Benneth Miller. Senaristler Social Network’le Oscara uzanan Aaron Sorkin ve Schindler’s List’le Oscara uzanan Steven Zaillian. Yapımcı Scott Rudin. Başrol Brad Pitt. Konu Amerikalıların çok sevdiği beyzbol, başkarakter beyzbol ilahlarından Billy Bane. Bir başarı/azim öyküsü anlatılıyor filmde. Dolayısıyla filmin ana dallardan adaylık kapmaması için bir neden yok gibi görünüyor. Pitt şu sıralar Oscar’ın favorisi olarak gözüküyor. Rakiplerinden daha iddialı. Bunun da nedeni ödüle daha önce uzanamamış olması. Ayrıca filmdeki performansı çok sağlam bulunmuş. Pitt’in Oscar’ı zorlayacağı bir gerçek. Kısa zaman önce üç yıl içinde oyunculuğunu bırakacağını açıklamasıyla Oscar’a daha da yaklaşttı diyebiliriz (bu açıklamanın Oscar için yapılmadığını da belirtelim).

Shame:
Oldukça başarılı bulunan ve Venedik’ten ödülle dönen Shame’in Oscar’a uzanması veya yönetmen Steve McQueen’in Oscar’a uzanması çok zor. Zira film seks bağımlılığını sert bir uslüpla ele almış. Muhafazakar olan Akademi’nin de hoşuna gidecek bir yapım değil. Ama Michael Fassbender’ın şansı mevcut adaylık için. Aktör Venedik’ten ödülle dönmüştü.
We Bought A Zoo:
Kesin aday olacak filmler olmasaydı bu sene We Bought A Zoo’nun bir şansı olabilirdi ama şimdilik adaylık şansı oldukça düşük filmin, senaristin, yönetmenin. Matt Damon’ın aile babası rolünde Oscar’a tekrar aday olması daha da zor. Filmin adaylık konusunda en şanslı olduğu alan müzikleri.

Hugo:
Brian Selznick’in aynı adlı resimli romanından uyarlanan Hugo ilk gösterimlerinde de, 23 Kasım’da vizyona girdiğinde de eleştirmenlerden övgüler almayı başarmıştı. Martin Scorsese’nin çocuklara ve ailelere yönelik olan ilk filmi Hugo ülkemizdeki eleştirmenlerden de olumlu eleştiriler almıştı. Seyircilerden ve eleştirmenlerden tam puan alması, National Board of Review’dan en iyi film ve yönetmen ödülünü alması Oscarlardaki yolunu kuşkusuz açacaktır.Teknik dallarda rakipleri zorlayacağı bir gerçek. Zira bu alanlarda usta isimlerle çalıştı Scorsese. Dolayısıyla yılın en çok adaylık alması beklenen filmlerinden birisi Hugo. Film dalında da diğerlerini zorlayacaktır. Sinemaya duyulan aşkla kotarılan ve sinemayı konu edinen Hugo’nun aday olması halinde ödüle uzanıp uzanamayacağını şubatta göreceğiz.

Beginners:
Yılın başarılı bulunan bağımsız filmlerinden bir tanesi Beginners. Mike Mills’ın yönettiği filmde Ewan McGregor, Christopher Plummer ve Melanie Laurent rol almıştı. Film gösterildiği festivallerde hep olumlu eleştiriler aldı. Chris. Plummer’ın performansı da övüldü. Dolayısıyla Plummer yardımcı dalda aday olabilir. Film de eşcinselliği ele alıp başarılı bulunduğundan aday olabilir. Geçen sene de epey eksiklikleri olan ve vasatı aşamayan The Kids Are All Right eleştirmenlerin desteğini arkasına aldığından aday gösterilmişti. Beginners da eleştirmenlerce destekleniyor. Yönetmenin ve Ewan McGregor’ın pek şansları yok gibi görünüyor.

The Rum Diary:
Bir gazeteci New York’tan sıkılır ve Porto Riko’ya seyehate çıkar. Bu sırada bir kadına aşık olur. Gününü bol bol rom içerek (Sparrow’un kulakları çınlasın) geçirir. Film, kesinlikle bir Oscar filmi değil. Gösterime girdikten sonra vizyonun kalabalık olmasından ötürü bütçesini çıkaramadı. Çok geçmeden de unutulan filmlerden oldu. Johnny Depp’in uzun bir aradan sonra ilk kez “normal” (çılgın olmayan) bir karaktere hayat verdiği The Rum Diary ancak Depp’le adaylık alabilir alırsa. Fakat Depp’in beğenilen performansı da film gibi unutuldu. Depp’in adaylığının başka bahara kalması yüksek gibi görünüyor.

Young Adult:
Ivan Reitman’in oğlu olan Jason Reitman arka arkaya çektiği Juno ve Up in the Air’la kendisinden epey söz ettirmiş, bolca adaylık toplamıştı filmleriyle. Akademi onun iki filmine de kayıtsız kalamadı, ikisini de sevdi. Bunu da sevebilir. Filmin senaristi Juno’yla Oscarlanan Diablo Cody. Film, yönetmen, senaryo dallarında adaylık alabilir film. Ödüle ulaşmasıysa şimdilik zor görünüyor. Ama Charlize Theron uzun zamandan sonra ilk kez çok iyi oynamış eleştirmenlerin belirttiğine göre. O da adaylığı kapacak gibi görünüyor. Meryl Streep’i zorlayabilir mi bilinmez.

We Need To Talk About Kevin:
Bir genç erkek, okulda katliam yapar. Annesi ve babası, çocukları tutuklandıktan sonra olayı soruşturmaya başlarlar. Çocuklarının nasıl bu hale geldiğini çözmeye çalışırlar. We Need To Talk About Kevin da oyunculuklarıyla önplana çıkan filmlerden. Özellikle Tilda Swinton’ın çok iyi oynadığı gelen haberler arasında. Swinton ödülü zorlayacak isimlerden.
The Help:
Tate Taylor’ın senaryosunu yazıp yönettiği The Help epey beğenilen bağımsız filmlerinden bir tanesi. Filmin aday olması düşük ama başrol Viola Davis’in performansı epey beğenildi. Dolayısıyla Davis performansıyla Oscara aday olabilir. Çoğu tahmin sitesine göre de adaylığı kesin. Belirtelim ki Davis ilk adaylığını Doubt’taki tek bir sahneyle (ve bu sahnedeki gayet sağlam performansıyla) almıştı.
Kategoriler
haber

İngiltere’nin Oscar Adayı “Patagonia”

İlk önce kısa bir bilgi: 1865 yılında 163 gal kadın ve erkek, britanya adalarında artık kendi dillerini konuşmanın ve kültürlerini yaşamanın mümkün olmadığını anlarlar. İngiltere’nin baskılarından bıkan bu topluluk dünya haritasını açarak yaşamak için yeni bir seçer; bu yer Patagonya’dır… Bugün hala o 163 insanın torunları Patagonya’da galler kültürünü yaşatıyorlar.

Bu ilginç yolculuk ve yerleşme öyküsü yönetmen Marc Evans’a farklı bir film için fikir vermiş. Evliliklerini kurtarmak isteyen gal bir çiftin Patagonya’ya yolculuğu ve ekonomik sıkıntılardan kurtulmak için Galler’e mülteci olarak kaçmak isteyen bir kadın ve yeğeninin karşı yöndeki yolculuğu filmin konusu…

Daha önce My Little Eye ile izleme şansı bulduğumuz Marc Evans filmde, Matthew Rhys şarkıcılıktan oyunculuğa geçiş yapan Duffy, Nia Roberts, Nahaul Perez Biscayart ve Marta Lubos’a başrolleri dağıtmış.