Kategoriler
haber

Ricky Gervais’den Türk ve Alman Oyuncularla Dizi

Günümüzün işinde en başarılı komedyenlerinden ve TV yapımcılarından Ricky Gervais, Greenlight–German Genius isimli 8 bölümlük dizi için çalışmalara başladı.

Gervais’in 2019 yılında lübnan kökenli alman komedyen Kida Ramadan ile tweet’leşmesiyle başlayan ve gelişen olaylar, biraz değiştirilerek ekranlara taşınacak.

Ricky Gervais, Kida Ramadan’ı 4 Blocks’taki Tony Hamady karakterini izlemiş ve bir tweet’le kutlamıştı. Ramadan, bu tweet’ten yola çıkarak “Gervais’i Extras’ın alman versiyonunu çekmeye ikna etsem neler yaşanır” diye bir senaryo yazdı ve Gervais’e de kabul ettirdi.

Yapımcıları arasında Cüneyt Kaya’nın da bulurduğu 8 bölümlük dizide Detlev Buck, Frederick Lau, Tom Schilling, Veysel Gelin, Wim Wenders, Volker Schlöndorff yer alacak.

Kategoriler
haber

Ricky Gervais: The Office Günümüzde Yayınlanamazdı

BBC’deki sezonunun ardından yine Ricky Gervais yapımcılığında ABD’de çekilen ve tüm dünyaya yayılan The Office, bugün yayınlanabilir miydi? Gervais bu soruya “Hayır!” yanıtını verdi:

“Dizi BBC’den çıktı. Daha ilk aşamada BBC’nin yöneticileri böyle bir dizinin yayınlanmasına izin vermezdi. Öfkeli çetelerden (outrage mob) korkarlardı. David Brent’in düz ve pek de zeki olmayan karakterini ciddiye alır ve alınırlardı”

“Bugünlerde herkes herşeyi düz sözlük anlamıyla veya içindeki ironiyi anlamadan değerlendiriyor. Çeteler için alt metin yok. Herşey dümdüz.”

“The Office her konuda konuşan bir diziydi… Seks, ırk ayrımı gibi bugünlerde insanların konuşmaya çekindiği konulara giriliyordu. Bugün bu konularda ne konuşursanız konuşun birileri alınıyor ve dizi iptal edilebiliyor.”

“BBC her geçen gün daha dikkatli davranıyor. İnsanlar işlerini korumak istiyor ve her espriyi dikkatle inceliyorlar. Çok açık bir şekilde ironi barındıran konular bile engellenebiliyor. İnsanlar ironi duygularını ve alt metinde anlatılmak isteneni görme yeteneklerini kaybettiler”

“Benim çektiğim herhangi bir yapımın bu nedenlerden dolayı iptal edilmeyi hak ettiğini düşünmüyorum. Ama artık insanlar dizinin ne olacağını da pek umursamıyor. Sadece haklı çıkmak istiyorlar, tartışmayı kazanmak istiyorlar. Olay artık kabilelere ayrılıp birbirine bağırmaya döndü”

Kategoriler
izlenim

After Life’ın Recep İvedik İle Ters Orantısı

Bu başlık kulağa saçma ve anında reddedebilecek gibi geliyor ilk okunduğunda… Kabul, fakat önce bir dinleyin. Geçenlerde Ricky Gervais’in başrolündeki ağır bir dram dizisi olan After Life’ın 2. sezonu yayınlandı. Ricky Gervais’e son Altın Küre’de popüler kültür düşmanı bol küfürlü skandal konuşmasını hepimiz takdir ettikten sonra kendi dizisinin reklamını yaptığından beri pek ısınamıyorum. Fakat çoğu konuda doğruları söyleyen bir adam. Şunun şurasında kara mizah neferi kaç kişi kaldık ki? Yiğidi öldürün hakkını yemeyin. Zaten biz şu an dizisinden bahsediyoruz. (Louis C.K daha iyi bence)

After Life karısının ölümünden sonra hayatına güçlükle devam etmeye çalışan bir adamın psikolojisini ele alıyor. Konusundan da anlayabileceğimiz gibi işin içerisinde hiç komedi unsuru yok. Netflix’in kendisi bile komedi diyor After Life’a. Açın kıçınıza gülün! After Life bir dramdır. Hem de ilk sezonunu çok başarılı ve niş bir iş bulduğum dramdır. Komik adamlar dramı iyi kotarıyor tezini destekleyecek kadar iyi bir dramdı hatta… Kaliteli komedinin temelini dram oluşturur çünkü. Bir yerden sonra gülmeye başlarsınız.

Peki bu sezonu neden Recep İvedik’e benzettim? Recep İvedik’in zıttı bir yapıya sahip olduğu ve ters orantı kurduğu için denebilir. Mesela; Recep İvedik’te maganda adam sokaktaki medeni insanlarla diyaloğa giriyor, ortaya sığ bir macerayla beraber medeni insana hak verdirip maganda adama güldürmeye çabalıyor. After Life ise tam tersi, medeni adam maganda insanlarla diyaloğa giriyor. Medeni adama hak verdirip maganda insanları ilginç bulmamızı istiyor. (Medeni adam tabi ki Ricky Gervais.) Peki ne oluyor? Bu işleyiş abartılıp mevzu sadece aynı macerayı farklı lümpen insanlarla devam ettirme sığlığına düşüyor. Bence sezonun en büyük hatalarından biri bu.

Diğer bir hatası ise inanılmaz sıkıcı olması. Bunun en büyük sebebi bulundukları kasaba. Sürekli aynı insanlarla oluşturulan 5 kişilik şehir hayatı bir süre sonra bıkkınlık veriyor. Tiyatroda, yolda, kilisede orada burada sürekli aynı insanlara denk geliyorsunuz. Bu insanların da herhangi bir karakter gelişimi yoksa bu denk gelişlerin artık hiçbir anlamı kalmıyor. “Acaba Tony, işyerindeki gelenekselci kıza bu sefer hangi lafı sokacak?” Bunu gerçekten merak ediyor muyuz?

Son hatası ise bir yere varamıyor oluşu. Tony’nin ilişkisi tek adım yol alamıyor. Tony’nin insanlarla ilişkisi de aynı şekilde… Tıkanık bir lavabo seyretmek gibi bir şey. İlk sezon, çok ağır bir dramdan beslendiği için bu malzeme bize yetti. Kahırlardan kahırlara koştuk. Fakat artık karısının videolarını sapık gibi izleyip intihara meyil eden adama üzülmeyi yemiyoruz. Hayatına devam etmeye başlaması gerekirdi. Bu arada bana kanserden ölen karısı da biraz sadist gelmeye başladı. Bu kadar da video bırakmazsın arkanda yahu! Zaten her anınız kameralara çekilmiş, bir de adam iyice kahrolsun diye ona özel videolar çekiyorsun 1 Terabayt. Ruh hastalığı bu. Benden yeterince nefret ettiyseniz After Life hakkında eyyorlamam bu kadar. Düzgün içeriklerle kalın, Hoşçakalın.

Kategoriler
haber

After Life Üçüncü Sezon Onayını Aldı

Ricky Gervais dizisi After Life’ın ikinci sezonu, ilk sezonu kadar sevilmese de üçüncü sezon onayını aldı. İkinci sezonun biraz daha karanlık olması izleyici sayılarını pek etkilememiş ama izleyenlerde biraz hoşnutsuzluk yaratmıştı.

Gervais, Netflix ile sadece dizi için değil, toplu bir paket üzerinden anlaşma imzaladı. İngiliz komedyen, stand-up’larının küresel haklarını da Netflix’e verdi.

Kategoriler
izlenim

After Life 2. Sezon: Keşke Tek Sezonluk Bir Dizi Olarak Kalsaydı

After Life’ın ikinci sezonunu, ilk sezonu ile beklentilerimin üstüne çıkmasıyla ve hali hazırda büyük bir Ricky Gervais hayranı olmam sebebiyle sabırsızlıkla bekliyordum. İlk sezondaki depresif hava, tuhaf karakterler, ancak küçük kasaba insanının başına gelebilecek garip haberler çok hoşuma gitmişti. Espri seviyesi üst düzeydeydi. Lakin dizinin ikinci sezonu, birinci sezonun çok gerisinde.

İkinci sezonda maalesef ilk sezondaki naif atmosferden eser yok. Diziyi sevmemin en büyük nedeni; kendimizi rahatlıkla Tony’nin yerine koyabilmemizdi. Tony’nin eşinin ölümünü bir nebze atlattığını düşünerek ilk sezonu kapatmıştık. Lakin Tony, ilk sezondakinden daha kötü bir durumda karşımıza çıktı. İkinci sezonda, Tony ile ‘Hemşire’ arasındaki ilişki ve diyaloglar o kadar çiğ duruyor ki aralarındaki ilişkinin sonucunun nereye varacağını seyirci olarak hiç merak etmedik.

Sanki Ricky Gervais, diziyi tek sezon olarak planlamış ve ardından gelen ikinci sezonu da hayranlarının baskısı veya para nedeniyle yapmış gibiydi. Espri seviyesindeki kalitesizlik, oyuncuların bıkmış gibi performans sergilemesi üst üste eklenince sevdiğimiz, beğendiğimiz bir diziden bambaşka bir şeye dönüşmüş bir yapımla karşılaştık.

Depresif tema ikinci sezonda devam etmesine rağmen ilk sezondaki başarılı sekansları ve iyi diyalogları göremedik. İlk sezondaki altyapısı sağlam olan dramatik düzlem yerine, bu sezon duygu sömürüsüne kaçan duygusal sahneler seyrettik (son sahne hariç).

İlk sezondaki karakterlerin çok boyutlu tuhaflığına karşın bu sezon iki boyutlu karakterler ve onların başarısız diyaloglarıyla karşılaştık. Postacı, psikolog ve James karakterleri fazlasıyla karikatürize ve de abartıydı. Bizim yerli komedi filmlerinde görmeye alıştığımız, gaz çıkarma şakalarına benzer birçok şaka mevcuttu.

Büyük umutlarla ikinci sezonu izlemeye başlamama rağmen büyük hayal kırıklığına uğradım. Dizi, ilk sezonda bittiği yere, bizi tekrardan döndürmüş gibi oldu. Birçok olumsuzluğuna rağmen Ricky Gervais’i görmek bile insanın yüzünde tebessüm oluşmasına yetiyor. Daha iyi yazılmış bir senaryo ile bu sezonu da beğenebilirdik lakin bana üzerine pek düşünülmemiş gibi geldi.

Kısacası genel olarak ilk sezonun gerisinde kalan, içerisinde fazlaca ajitasyon barındıran ve espri seviyesinin yerlerde olduğu bu sezonu ben hiç beğenmedim.

Kategoriler
haber

After Life İkinci Sezon Rehberi

Ricky Gervais’in yarattığı ve başrolü oynadığı Netflix dramedisi After Life’ın geri dönmesine az bir süre kala son gelişmeleri ve tanıtımları derledik.

Yayın Tarihi: 24 Nisan 2020’de tüm ikinci sezon Netflix’te olacak. İkinci sezon 6 bölümden oluşacak.

Oyuncular: Dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncusu olarak doğal olarak Ricky Gervais’i yeniden izleyeceğiz.
Kerry Godliman, Ashley Jensen, Roisin Conaty, Diane Morgan, Tony Way, Mandeep Dhillon, David Bradley, Tom Basden, Penelope Wilton, Paul Kaye yeniden karakterlerini canlandıracaklar.

Yeni Sezonda Bizi Neler Bekliyor?: İlk sezonda eşini kaybettikten sonra ağır bir depresyon geçiren Tony’nin çevresindeki insanlar sayesinde yeniden kendine gelme sürecini izledik. İkinci sezonda Tony’nin çevresindeki insanları iyileştirme çabasına tanık olacağız. Yayınlanması tehlikeye giren gazeteyi de kurtarmaya çalışacak olan Tony, hayatını başkalarının mutluluğuna adayacak.

Görüşler:
İlk sezonun aldığı tepkiler sayesinde havalara uçtum. Kesinlikle böyle bir ilgi beklemiyordum. İlk sezonun insanlarla insanlarla bu kadar duygusal bağ kurabilmesi kalbimi ısıttı. İkinci sezon için sabırsızlanıyoruz. Ana yaklaşımımız “Umut her şeydir!” olacak. (Ricky Gervais)

Fragman:

Kategoriler
haber

Kısa Kısa: Hollywood’dan Haberler

ALEX GIBNEY’DEN WIKILEAKS’İN KAYNAĞI: Wikileaks’te yer alan dosyaların büyük bir bölümünü sızdıran isim olan Bradley Manning’in yaşadıkları “Taxi to the Dark Side”, “Enron: The Smartest Guys in the Room,” gibi belgeselleriyle tanıdığımız Alex Gibney tarafından filme alınacak.

DISNEY/PIXAR PLANES’E HAZIRLANIYOR: Cars ile büyük başarı yakalayan Pixar, Planes ile aynı başarıyı sürdürmeyi planlıyor. Hazırlıkları hızla devam eden filmin gelecek yaza veya noel sezonuna yetiştirilmesi bekleniyor.

amber-heard

AMBER HEARD THREE DAYS TO KILL’DE: Amber Heard, McG’nin yöneteceği Kevin Costner’ın başrolü oynayacağı “Three Days to Kill”de bir rol kaptı. Filmin senaryosu Luc Besson’a ait.

DAN STEVENS, WIKILEAKS FİLMİNDE: Bill Condon’ın yöneteceği ve başrollerini Benedict Cumberbatch, Daniel Bruhl ve Alicia Vikander’in oynayacağı, ismi henüz belli olmayan Wikileaks filmine Downtown Abbey dizisinden tanıdığımız Dan Stevens da katıldı.

PLANET OF THE APES’İN DEVAMINDA JAMES FRANCO YOK: İlki büyük başarı elde eden “Dawn Of The Planet Of The Apes”in ikincisinde ilk filmde başrolde izlediğimiz James Franco yer almayacak. Filmin devamında maymunların dünyayı ele geçirmesini izleyeceğiz.

EDDIE REDMAYNE, JUPITER ASCENDING’TE: Wachowski’lerin bir sonraki filminde başroller belli oluyor. Channing Tatum ve Mila Kunis’ten sonra Eddie Redmayne’in de filmde yer alacağı kesinleşti.

RICKY GERVAIS MUPPETS 2’DE: Oyuncu kadrosunun tamamen değişmesi beklenen Muppets 2’de başrollerden biri Ricky Gervais’in oldu. İkinci filmde, ilkinde Jason Segel’in üstlendiği Muppets’ları biraraya toplama görevi Gervais’in olacak.

JACKIE CHAN, THE EXPANDABLES 3’ÜN SENARYOSUNU BEKLİYOR: Jackie Chan, kendisine iyi bir rol yazıldığı takdirde Expandables 3’te yer alacağını açıkladı. Senaryo şu anda Chan’in eski filmlerinden rol arkadaşı Chris Tucker tarafından gözden geçiriliyor.

SCORSESE’DEN BILL CLINTON BELGESELİ: Martin Scorsese, film projeleri arasına belgeseller eklemeyi ihmal etmiyor. Usta yönetmen HBO için Bill Clinton’ın hayatını anlatan bir belgeseli ele alacak.

SAMUEL L.JACKSON, DAVID ELLIS’LE YENİDEN ÇALIŞACAK: Yıldız oyuncu, kötülüğüyle kült bir film haline gelen “Snakes On A Plane”in yönetmeni David Ellis’le bir anime uyarlamasında yeniden bir araya gelecek. Ellis ve Jackson, sağlam animelerden 1988 tarihli Kite’ı Hollywood’a taşıyacak.
Aubrey-Plaza
AUBREY PLAZA ZOMBİ KOMEDİSİNDE: “I Heart Huckabees”in yazarlarından Jeff Baena’nın yazıp yönettiği “Life After Beth”te Aubrey Plaza ve John C. Reilly’nin yer alması kesinleşti. Filmin içindeki zombilere rağmen, bir romantik komedi olması bekleniyor.

SAMANTHA BARKS WALKING ON SUNSHINE’DA: Les Miserables’ta Eponine rolüyle dikkat çeken Samantha Barks, sinemaya uyarlanan bir başka müzikal “Walking on Sunshine”da başrolü kaptı. Filmi Max Giwa ve Dania Pasquini yönetecek.

ZAC EFRON PARKLAND’DE: Efron, Marcia Gay Harden ile beraber Kennedy suikastinin anlatıldığı “Parkland”de oynamayı kabul etti. Peter Landesman’ın yöneteceği filmde Efron, Kennedy’nin vurulduğu gün ilk müdahaleyi yapan doktoru oynayacak.

BEN AFFLECK, FOCUS’TAN ÇEKİLDİ: Affleck daha önce Kristen Stewart’la başrolü oynayacağı açıklanan romantik-komedi-soygun filmi Focus’tan ayrıldı. Filmin yönetmenleri Glenn Ficarra ve John Requa Affleck’in yerine yeni oyuncu arayışlarına başladılar.

AVENGERS’TA KARAKTER DEĞİŞİKLİĞİ: Avengers’ın devam bölümünde Scarlett Johansson’un oynaması şüpheli olduğu için karakteri Black Widow’un yerini, çizgi romanın diğer önemli bir ismi Wasp alabilir. Joss Whedon, henüz kesin olmamakla beraber, bu ihtimalin güçlendiğini açıkladı.

HUGH JACKMAN YİNE X MEN’DE: Bryan Singer twitter’da Hugh Jackman’ın X-Men: Days of Future Past’ta yer alacağını açıkladı.

JON VOIGHT REAGAN’DA: Usta aktör bağımsız komedide soğuk savaşta en zor görevi yerine getiren KGB ajanını oynayacak. Voight’ın görevi o dönemdeki ABD Başkanı Ronald Reagan’ı takip etmek olacak.

WALK OF SHAME’E KALABALIK KATILIM: Elizabeth Banks’in hayatındaki çok kritik bir güne sarhoş, beş parasız, kimliksiz ve evininin anahtarını kaybetmiş bir şekilde giren bir kadını oynayacağı filmin kadrosuna Bill Burr, Liz Carey, Ken Davitian, Willie Garson, Lawrence Gilliard Jr, Oliver Hudson, Alphonso McAuley, Kevin Nealon, Tig Notaro, Ethan Suplee ve Sarah Wright da katıldı.KateySagal01

KATEY SAGAL, THERE’S ALWAYS WOODSTOCK’TA: Sons of Anarchy ile yeniden doğan Katey Sagal bağımsız komedide yıllar sonra doğduğu ve büyüdüğü Woodstock’a dönen bir kadını oynayacak.

GENIUS FILES SİNEMAYA AKTARILACAK: Robert Rugan, Dan Gutman’ın çok satanlar listelerini alt üst eden kitap serisini sinemaya uyarlayacak. Kitap ikiz kardeş dahilerin kendilerini kirli işleri için kullanmak isteyen hükümetten kaçışlarını anlatıyor.

Kategoriler
seçki

Ricky Gervais Filmleri: The Office’in Yaratıcısı Yazdı, Oynadı ve Yönetti

Ricky Gervais’in yönetmenliğini yaptığı iki filmden bahsetmek istiyorum. The Invention of Lying ve Cemetery Junction.

Ama bundan önce Ricky Gervais’in The Office’ı and Extras serisini yazıp, yöneterek anaakım medyada ses getirdiğini, Night at the Museum, Ghostown, The Invention of Lying, Cemetery Junction filmlerinde boy gösterdiğini, The Office ve Curb Your Enthusiasm gibi televizyon showlarında kısa soluklu rollerde yer aldığını, The Simpsons’da gene ufak bir rolde seslendirme yaptığını, 2010’dan bu yana hala sürmekte olan The Ricky Gervais Show’un yaratıcısı olduğunu ve bunların yanı sıra komedyen, radyo sunucusu, yapımcı ve müzisyen olduğunu bilmeyenler için vurgulamakta fayda var. Şimdi gelelim yönettiği iki filme.

The Invention Of Lying

Bir yer düşünün ki insanlar ‘var olmayan’ şeyler üzerine düşünmüyor olsun. Herhangi bir ahlaki öğreti ve dini inanç olmasın. Tüm işler ve ilişkilerin tamamen düz mantıkla tek bir bakış açısından işlediği, düşüncelerin filtreden geçirilmeden yerli yersiz ama ‘dürüstçe’ söylendiği bir yer. İnsanların tek bildiği doğruyu söylemek ve var olmayan bir şey üzerine düşünememek. Böylece, hile yapma, hırsızlık türü kötü olarak nitelendirilen eylemlerin bilinmemesi…Bu dünyada hayal ürünü hikayeler, fantastik öyküler, filmler de yok. Var olmayan üzerine düşünülmediği ve düşünülemeyeği için din de yok.

Bu eyalet, kitle iletişim araçlarının ulaşılabilir fakat internet çağı için erken bir dönem. Televizyonu açarsınız. Reklam kuşağıdır ve tam da bu tasvir edilen dünyanın yalandan ne kadar uzak olabileceğini görürsünüz.

“Bugün burada sizden bu ürünü almaya devam etmenizi isteyeceğim. Tabi, bu yıllardır içtiğiniz bir içecek ve hala bundan keyif alıyorsanız, size bu ürünü yakın bir zamanda tekrar almayı hatırlatmak isterim. Temelde, kahverenkli bir şekerli su. Son zamanlarda içindeki malzemeyi değiştirmedik. Bu yüzden size bununla ilgili yeni bir şey anlatmayacağım. Gerçi, teneke kutuyu biraz değiştirdik. Bakın, renklerde burada daha değişik ve çocuklar hoşlansın diye üzerine kutup ayısı resmi koyduk. Kola, oldukça şekerli ve diğer yüksek kalorili gazlı içeceklerde olduğu gibi, çocuklarda ve sağlıklı beslenmeyen yetişkinlerde obeziteye sebep olur. Hepsi bu. Kola, çok popüler, bunu herkes biliyor. Ben Bob, Kola firması için çalışıyorum ve sizden kolayı satın almaya devam etmenizi istiyorum. Hepsi bu. Biraz da acı şekerli. Teşekkürler.”

Mark Bellison( Ricky Gervais) fiziksel görünüm olarak vasatın altında, finansal durumu iyi olmayan, kötü bir senaryo yazarıdır. Anna Mcdoogles ( Jennifer Garner) adında bir kadınla yemeğe çıkar. Daha ilk dakikada Mark ile bu randevunun bir daha tekrarlanmayacağını, onunla çıkmasının sebebinin annesinin onun yalnız kaldığını düşünmemesi ve bu randevuyu ayarlayan kişiye iyilik etmek istediği için olduğunu söyler. Aşk da kaybeden Mark, işinden de olur. İş arkadaşlarının ‘açık sözlü itiraf’larına maruz kalarak, ofisi terk eder. Dünya doğrulukla doludur ama yalanla dolu bir dünyadan daha acımasızdır. Mark için işler para çekmek için gittiği bankada değişir. O an öyle bir noktadadır ki, iş kaybetme korkusu, kira derdi gibi sıkıntılar ortadan kaybolur. Çünkü zaten tüm bu sıkıntılardan kurtulmuştur. Ne işi ne de kalacağı bir yer vardır. Tam da bu noktada, gereklilikten ötürü, o büyük icad doğmuştur. Mark, yalan söyleyebileceğini fark etmiştir. Hesabından çekmek istediği para miktarı, bilgisayar ekranında görülen toplam para miktarından daha çoktur. Ama kasiyer kız, bu doğrular dünyasında karşısındaki kişinin yalan söyleme ihtimalini doğal olarak düşünemez ve ‘ Kusura bakmayın, bilgisayarda bir sorun var herhalde’ deyip, Mark’a istediği miktardaki parayı verir.

Yalanlarla kurduğu yeni dünyasında Mark finansal durumunu düzeltmiştir ve kendine güveni tamdır artık. Aşk hayatınındaki pürüzleri gidermek için Anna’dan kendisi için bir şans daha ister. Fakat, hala Anna için Mark’ın durumunun iyi olması yeterli değildir. Onunla evlenmesi halinde, tombul ve çirkin çocukları olacağını düşünür ve genetik özellikleri daha iyi olan birini bulmak istediğini söyler. Olayların akışı ise bir kez daha, Mark’ın annesinin hastanede ölümle pençeleşmesiyle değişir. Annesinin artık son anlarıdır ve ölümden korkuyordur. Yalan söyleyebilme yetisine sahip Mark, burda da patlatır bir yalan. Annesinin öldükten sonra sevdiği insanlarla buluşacağını, iyi bir yere gideceğini söyleyerek, türlü türlü ölümden sonraki hayat hikayeleriyle onu telkin eder. Bu esnada, doktor ve hemşireler kulak misafiri olur anlattıkları karşısında. Bildiklerini Mark’dan anlatmasını isterler.

Artık onun ismi ve verdiği demeçler her yerdedir. Yüzlerce insan evinin önüne toplanır ve bildiklerini paylaşmasını ister Mark’tan. Bu durum karşısında afallar. Yanında destekçi olarak yakın dostu ve Anna vardır. Anna, ondan bildiklerini halka anlatmasını çünkü anlattıklarının annesini mutlu ettiğini ve binlerce insanı mutlu etmenin harika olacağını düşündüğünü söyler. Evde gecesini gündüzüne katarak adeta bir fetva hazırlar. Bunları pizza kutularının üzerine yapıştırır ve insanların karşısına çıkar. Onlara, önceden hiç duymadıkları gökyüzündeki adamdan ve öteki dünyadan bahseder. Mark artık peygamberliğini ilan etmiştir.

Güzellik, aşk ve din ekseni üzerine kurulu İngiliz yapımı Yalanın İcadı, Hristiyan tebaayı salak olarak gösterildiği gerekçesiyle sinema salonlarını boşaltacak, sosyal medyayı ayağa kaldıracak cinsten bir tepkiyle karşılaşsa da, fikir bakımından oldukça ilginç bir film. Zaman zaman durup kendinize ‘ E kardeşim hiç mi farklı eyaletlerle etkileşimi olmamış bu insanların’ diyebilirsiniz. ‘Dürüst olmak yada yalan söylememek akıl süzgecinden geçirilmeden, karşındakinin incinip incinmeyeceğini tartmadan herşeyi olduğu gibi söylemek midir? ‘ şeklinde argümanlar üzerine düşünebilir ya da ‘insanı insan yapan düşünsel varlığı ise bu insanların problemi nedir?’ şeklinde oturduğunuz yerde mekanikleşmiş karakterlere böbürlenebilirsiniz. Filmi izleyip kenara çekilmek gerçekten zor, üzerine düşünüp, içinden çıkamamanız ise oldukça mümkün. Bu kadar film kritiğinin ardından en sonunda, filmin birçok açığını yakaladığınızı düşüneceksiniz. Sonra, senarisi eleştirip, kızacaksınız. Fakat, sakin olun, arkanıza yaslanın. Dediğim gibi, öyle yada böyle fikir olarak enteresan bir film.

Cemetery Junction

1970 İngiltere’sinin ırkçılıkla çalkalandığı, ülkenin Afrika’dan hızla göç aldığı, ekonomik krizle sarsıldığı öte yandan gençler arasında yükselen hippi akımıyla dengelerin değiştiği bir dönemde geçen film, İngiltere’nin Reading banliyösü, Cemetery Junctiondaki üç gencin maceraları şeklinde özetlenebilir. Ama filmde bundan daha fazlası var.

Babası gibi orta sınıf bir işçi olmayı reddeden ve sigorta şirketine girerek, beyaz yakalılar arasına katılan New Yorker görünümlü Freddie, banliyönün asi kavgacı çocuğu Bruce ve Hangover filminde baş belası Alan (Zach Galifianakis)’a benzettiğim Snork, hayatın amacı üzerine umutlarını çoktan yitirmiş fakat bunun içinde inanç sahibi olmaya gerek olmadığını adeta ispatlayan üç yakın arkadaş… Tek yaptıkları kız peşinde koşmak, partiye gitmek, içmek, şakalaşmak ve kavga etmek. Tek fark, Bruce ve Snork hayatı olduğu gibi kabul edip yaşarlar; Freddie’nin ise planları vardır. Bu planları, eski okul arkadaşı aynı zamanda patronun kızıyla karşılaşınca sekteye uğrayacaktır. Bruce’un babasına duyduğu öfke, hayattaki en büyük motivasyonudur. Çıkardığı kavgaların temelinde bu öfke yatar. Cemetery Junction’ı birgün terk edeceğini söylemesi bile bu yüzdendir. Ya da bir planı varmış gibi görünmek için bunu söylüyordur. Herşey, birgün kapatıldığı koğuşta değişecektir. Snork’un durum ise gerçekten gülünçtür. Kariyer olarak istasyon şefi olmayı kendine seçmiştir. Zaten fazla seçeneği de yoktur -kızlardan yana olduğu gibi-. Bu ‘loser’ı fazla küçümsememek gerekir aslında. Herkesin içinde bir cevher vardır. Onun da vücuduna camdan bakan çıplak bir kadın vampir dövmesi yapmakdan daha iyi şeyler yapabileceğini görürüz.

Filmde, aile sorunları, gelecek kaygısı, sınıf çatışması, aşk, kavga, öfke, hayata dair herşey var. Yani, konuya yabancılık hiç çekmeyeceksiniz. Filmin mottosu da Freddie’nin söylediği gibi, ‘ Ya dünyada bir yerde birileri büyük bir parti veriyorsa ve biz sırf burada tıkılı kaldığımız için kaçırıyorsak…’ şeklindedir.

İnce ince, ince mizah üzerine temellendirilmiş film tüm duyularınıza seslenecek. Yüksek belli ispanyol paça pantalonlar, platform ayakkabılar, gençlerin James Dean tavırları, 70’lerin pastel tonları, Oasis, Davie Bowie, Led Zepplin’in müthiş klasikleri içinize işleyecek.

Kategoriler
haber

Yalansız Hayat Çekilmez

Televizyon dünyasının özgün isimlerinden yazar, yönetmen, oyuncu, şarkıcı Ricky Gervais, Matthew Robinson ile beraber yazdığı The Invention of Lying ile sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Üstelik yanında televizyon starlarından oluşan dev bir ekip de var.

2001 yılında yakın arkadaşı ve ortağı Stephen Merchant ile BBC televizyonu için The Office dizisini hazırlayan Ricky Gervais, belki de kendisinin bile beklemediği kadar büyük bir başarı yakalayıp dünya televizyon tarihinde kendine önemli bir yer ediniyordu. Toplam 6 Bafta ve 2 Altın Küre ödülü kazanan bu dizinin ardından yine Merchant ile birlikte imza attıkları Extras dizisi ise The Office kadar olmasa da Gervais’in şöhretine şöhret katıyor ve diğer ödüllerin yanında kendisine bir de Emmy kazandırıyordu.

İkilinin yazdığı dizilerin genel özelliği, gülme efektinden uzak, dingin atmosferleri (ilk işleri The Office mockumentary bir dizi olarak tarihe geçmişti), sosyal ortamlarda eziklik üstüne eziklik yaşayan, mesleklerinde başarılı olsalar bile ‘kaybeden’ olmaktan kurtulamayan karakterlere sahip olması ve ekibin gerçek alamet-i farikası olan deha eseri detaycılıklarıydı. Bu özellikler, ekibin işlerinin diğer dizilerden farklı bir hayran kitlesine sahip olmasını ve ikilinin görünen yüzü olan Ricky Gervais’in (bahsi geçen iki dizide de başrol oynuyor) işlerinin açılmasını sağladı.

Gervais, pek çok komedi gösterisinin yanısıra The Simpsons dizisinde konuk yazarlık, Alias dizisinde konuk oyunculuk yaptı. Sinemaya olan aşinalığı da bulunduğumuz yıl itibariyle ilk uzunmetraj filmini çekmesiyle hızlı bir şekilde artacağa benziyor.

the-invention-of-lying-filmden-kare.jpg

The Invention of Lying, yaşayan hiç kimsenin yalan söyleyemediği bir alternatif dünyada geçiyor. Kimileri için ütopya, kimisi için ise distopya olarak adlandırılacak bu evrende yaşayan tüm insanlar, tıpkı Liar Liar filmindeki Jim Carrey gibi yalan tek bir söz bile söyleyemiyorlar. Derken günün birinde bir yazar çıkıyor ve yalan söylemeyi keşfediyor. Bu keşfin kendisine ne getirip neleri götüreceğini ise filmi izleyerek görebileceğiz. Filmin çekim aşamasında This Side of the Truth olarak açıklanan ismi, keskin bir değişiklikle The Invention of Lying’e çevrilmiş.

[dailymotion x9p5nm&related=0]

Filmin başrolünde yine yönetmen Ricky Gervais yer alıyor. Bu, Gervais’in sinemadaki altıncı oyunculuk deneyimi. Daha önce dört filmde ufak rollerde yer almışken 2008 tarihli Ghost Town’da başrol oynamış ve detaylara ağırlık veren oyunculuğunu David Koepp yönetmenliğinde göstermeyi başarmıştı. Filmin geri kalan oyuncu kadrosu ise televizyon seyircisinin ağzını sulandıracak cinsten. Filmde esas kızı, Alias dizisinin yıldızı Jennifer Garner canlandırırken, diğer rollerde West Wing’den Rob Lowe, Arrested Development’tan Jeffrey Tambor, 30 Rock’tan Tina Fey ve Lost’tan Fionnula Flanagan gibi pek çok ünlü ismi görebileceğiz. Ayrıca filmin oyuncu sürprizleri bununla da sınırlı kalmıyor. Ricky Gervais’in sonunda popülerliğini kullandığı ve filmini adeta ünlüler geçidine çevirdiği söyleniyor.

Ricky Gervais’e yönetmenlik ve senaryo alanında Matthew Robinson eşlik ediyor bu yapıtta. Film, Robinson’un her iki açıdan da ilk sinema deneyimi olacak. Yönetmenin kadim dostu ve ortağı Stephen Merchant ise bu filmde sadece ufak bir rol almakla yetinmiş. Ancak ikili yaratım ortaklığını bitirmiş değil, zira 2010 yılında vizyona girecek ve başrollerinde Ralph Fiennes, Emily Watson gibi isimlerin olduğu (Red Dragon’dan sonra bir kez daha bir aradalar) Cemetery Junction filminin künyesinde yine yazar-yönetmen olarak Merchant-Gervais ikilisi yer alıyor.

14 eylülde Toronto film Festivalinde ilk kez seyirciye kavuşan ve olumlu eleştiriler alan film, Amerika’da 2 ekimde vizyona giriyor. Ülkemize ne zaman uğrayacağı ise henüz kesinlik kazanmamış durumda.

Televizyon dünyasında insanı acı acı güldüren Ricky Gervais’in yalanlı dolanlı bu yeni senaryosuyla nasıl tepkiler alacağını merakla bekliyoruz.