Kategoriler
haber

The Chicago Code: Shawn Ryan Polisiyesi

9 şubatta prömiyeri yapılan ve yaratıcısının Shawn Ryan olduğu Fox’ta yayınlanan amerikan polisiye dizisi. Daha önce The Unit, The Shield, Lie To Me gibi dizilerde kendini kanıtlayan Shawn Ryan yine bir polisiye dizisiyle karşımıza çıkıyor. Başrolde The L Word’den; genç olmasa da güzelliğiyle ön plana çıkan Jennifer Beals rol alıyor. Yan rollerde ise Public Enemies, Brotherhood gibi filmlerde rol almış olan Jason Clarke ve Matt Laurien yer alıyor.

Dizi ilk bölümünden itibaren oldukça hareketli. Polislerimiz bir yandan Chicago’nun çeşitli çeteleriyle mücadele ediyor, bir yandan da en başlarındaki adamın para için kötü işlere bulaşmış olmasından şüphe ediyor.

Jennifer Beals’ın canlandırdığı Teresa Colvin karakteri, 8 yıl içinde başkomiserliğe kadar yükselmiş en genç insan. Aynı zamanda o mevkiye gelebilmiş tek bayan. Başlarda Jason Clarke’ın canlandırdığı dedektif Jarek Wysocki’nin ortağıyken on yıl içinde başkomiser olacağını söylemiş fakat bu sadece sekiz yılını almış. Jarek Wysocki ise hala dedektif fakat alanının en iyilerinden. Hiç bir ortakla anlaşamayan, yanına atanan ortaklarına en fazla iki gün katlanabilen bir dedektif. Fakat son ortağı Calev Evers’ten (Matt Lauria) vazgeçemiyor çünkü çok zeki ve çalışkan biri olduğuna inanıyor.

Polisiye sevenlerin izlerken çeşitl atraksiyon ve entrikalarla güzel vakit geçirebileceği, belirli bir konusu olan, her bölümü farklı olay olmadığı için 45 dakikalık film tadı vermeyen bir dizi The Chicago Code. Fakat tekrar söylemeliyim ki polisiye sevmeyenlerin bunda farklı bir şey bulabileceklerine inanmıyorum. Şahsen iki bölümünü izlediğim diziye devam etmeyi düşünmüyorum.

Kategoriler
haber

The Shield: Zırhın Altında Herkes Kötüdür!

the-shield-dizi.jpg

2002de başlayıp 2009a kadar 7 yıl süren polis dizisi The Shield geçtiğimiz kasım ayında son buldu. Türkiye’de Digiturk’ün günaşırı yayınlamayı seçtiği dizi, ülkemizde de bu hafta 90 dakikalık özel final bölümüyle sona erecek.

The Shield’ı bir polisiye dizi değil de ‘polis dizisi’ olarak nitelememiz boşuna değil. Polisiye dizilerin en sert ve acımasız eleştirilere sahip olanlarında bile, polis sadece bir motif olarak kaldı yıllar boyunca… Genelde zeki dedektiflerin ve hatta bazen kedi-köpeğin bile suçları çözdüğü, kötü adamları hapse tıktığı dizilere alıştık. The Shield, ingilizce tabiriyle hardcore bir polis dizisi olarak, 7 yıl boyunca takip eden herkese bambaşka bir dünyayı gösterdi. Tüm polisiye, dedektiflik ve son dönemde hızla çoğalan CSI dizilerinin anti-tezi oldu.

Her şey dünyanın en fazla çete ve son bölümde naif dedektif Dutch’ın da söylediği gibi seri katil barındıran coğrafyası California’da, Los Angeles’ın Farmington semtinde başladı. Kapatılması düşünülen, kiliseden bozma Farmington Karakolu, çalışanlarının deyimiyle “The Barn” (ahır), dizi tarihinin en ilginç polis tiplemeleriyle tanıştırdı bizi… Dedektif Vic Mackey’nin (Michael Chiklis) başını çektiği “Strike Team”, CSI dizilerinde olduğu gibi delilleri arayıp, kulak çubuklarıyla tahliller yapıp, kurallara riayet edip bitirmedi işlerini. Tehdit, delil yerleştirme, şantaj, adam öldürme ve bol bol suçla dolu hayatlarını 7 yıl boyunca izledik. Nasıl birbirlerine düştüklerini, karakolda ilk olarak komiser olarak görev yapan, ardından binbir ayak oyunuyla dizinin sonunda Los Angeles Valisi olan Michael Aceveda ile siyaset de girdi işin içine. 7 yıl boyunca, Meksikalı, Bizans-Latin, Salvador, Vietnam, Çin, Kore, Kolombiya, Müslüman, Rus ve Ermeni çetelerin içyüzünü öğrendik. Fahişeleri, uyuşturucu satıcılarını, seri katilleri, parçalanmış aileleri gördük. Shield korku, dehşet ve kötülüklerle dolu bir görüntüyü; belki de tam olarak gerçek hayatı aktardı bizlere.

Daha ilk bölümde bir polis arkadaşını öldüren Vic Mackey’nin bir anti-kahraman olarak sürüklediği 7 sezonda, Mackey ve Strike Team,“Sadece kendilerinin kötü olmadığını, tüm dünyanın kokuşmuş olduğunu” gösterdi. Para kazanma, unvan elde etme gibi hırslara sahip olunduğunda ya da tehdit ve şantaja boyun eğdiklerinde insanların neleri yapabileceğini yaşadık. Bu maceraya birer sezon boyunca iki büyük usta Glenn Close ve Forest Whitaker eşlik etti.

Dizide her biri iyi çizilmiş 50ye yakın karakter yer aldı. İçinde biraz bile kötü niyet olanların suç sarmalına kapılmalarını, aralarında iyi yürekli olanların kendileriyle hesaplaşma çabalarına tanık olduk.

shil1.jpg

Şunu da itiraf etmeliyim, dizinin son bölümünü izleyip, yazı yazmak için klavyenin başına oturduğumda, aklımda dizinin senaristlerinin neler düşünmüş olabileceğini ve The Shield’ın alt metinlerini sunmaya koşullandırmıştım kendimi… Ancak biraz düşününce dizide her şeyin çok net ve sert bir şekilde sunulduğunu, altmetin arama, diziyi anlamlandırma gibi bir çabanın boş olduğunu görüyorsunuz.

İyi ve kötünün yüzyıllar boyunca bitmeyen savaşını izleyebileceğiniz çok eser var. Ama tüm insanların belli koşullar ve kendilerini koruyan zırhlar altında ne kadar kötü olabileceğini görmek istiyorsanız, son yılların en samimi dizisi The Shield’ın bölümlerini edinmenizi ve en baştan sindire sindire izlemenizi öneririz.