Kategoriler
haber

Abel Ferrara ve Shia LaBeouf, Padre Pio İçin Bir Arada

Sinemanın farklı yönetmenlerinden Abel Ferrara ve zaman zaman pek normal olmayan hareketleriyle öne çıkan Shia LaBeouf, bir biofilm için bir araya geliyorlar. Film italyan azizlerden Padre Pio’yu anlatacak.

20. yüzyılda yaşayan gerçek ismiyle Francesco Forgione, 1968’de hayata gözlerini kapamıştı. Abel Ferrara modern zaman azizlerinden birinin hayatını daha önce belgeselle incelemişti. Filmin senaryosu Maurizio Braucci tarafından kaleme alınıyor. Henüz resmi bir açıklama olmasa da Willem Dafoe’nun da filmde rol alması bekleniyor.

Padre Pio, özellikle savaş dönemlerinde insanlara yaptığı yardımlarla tanınıyordu. Ancak Mussolini’ye olan desteği, elindeki yaraların stigmata’ya (İsa’nın ellerindeki çivi izleri) benzediği iddiası, kendisini tartışılan bir kişilik haline getirmişti.

Kategoriler
haber

Lucas Hedges, Shia LaBeouf Biofilminde LaBeouf’ü Oynayacak

Haftanın en garip projesi duyuruldu. Manchester by the Sea filmindeki performansıyla parlayan genç aktör Lucas Hedges, Honey Boy adlı biyografik filmde kendisinden on yaş büyük olan aktör Shia LaBeouf’ün gençliğini oynayacak. Hemen belirtelim ki Hedges 21 yaşında, LaBeouf ise 31 yaşında. LaBeouf’ün hayatını ve alkolik, istismarcı babasıyla sorunlu ilişkilerini konu alan bu filmi LaBeouf kaleme aldı, Alma Har’el yönetecek. LaBeouf senaryoyu Otis Lort mahlasıyla kaleme almış. Aktörün babasını ise LaBeouf’ün bizzat kendisi oynayacak. Yani aralarında sadece on yaş fark olan LaBeouf-Hedges ikilisini bu filmde baba-oğul rollerinde göreceğiz. Çekimlere mayısta başlanacak.

Film, LaBeouf’ün henüz ünlenmediği, Disney’in Even Stevens adlı sit-com dizisinin başrolünü üstlendiği 2000’li yıllarda geçecek. 2000’de başlayan bu dizi 66 bölüm sürmüş, 2003’te sona ermişti, LaBeouf dizinin 66 bölümünde rol almıştı. Daha sonra I, Robot ve Constantine filmlerinde rol alan LaBeouf, Steven Spielberg sayesinde şu anki şöhretine kavuşmuştu. Spielberg aktörü Transformers serisinin başrolünde oynatmış, daha sonra onu Indiana Jones 4 ve Eagle Eye filmlerine de dahil etmişti, lakin aktör, Spielberg’i eleştirince onu sıradaki Indiana Jones filmine dahil etmekten vazgeçmişti yönetmen. LaBeouf’ü bu yıl Dakota Johnson’lı The Peanut Butter Falcon filminde izleyebileceğiz. Lucas Hedges ise üç filmde karşımıza çıkacak.

Kategoriler
haber

Freaks and Geeks Belgesel Oluyor

Paul Feig paylaştığı tweet’le Freaks and Geeks fanlarına bir müjde verdi. Erken finaliyle herkesi üzen kült dizinin belgeseli yayına hazır.

Aslında hemen herkes dizinin bir-iki bölüm de olsa bir reunion’la yeniden çevrimini bekliyor ama belgesel de fena bir haber değil. Yönetmenler Brent Hodge ve Morgan Spurlock (Super Size Me) kendilerinin de çok sevdiği dizinin yapımcılarını, oyuncularını bir araya getirerek bir belgesel oluşturmuş.

James Franco, Samm Levine, Linda Cardellini, Martin Starr, Busy Phillips, Jason Segel ve Seth Rogen’in düzenli oyuncular olarak ilk büyük adımlarını attıkları, Ben Foster, Lizzy Caplan, Shia LaBeouf, Tom Wilson, Ann Dowd, Rashida Jones, Kevin Corrigan, David Krumholtz, Jason Schwartzman ve Ben Stiller’ın da konuk oyuncu oldukları kült dizi Paul Feig ve Judd Apatow’un da kariyerlerine ciddi katkı yapmıştı.

Kategoriler
haber

John McEnroe, Bu Sefer De Yapımcılara Salladı

Dünya kortlarının en çok raket kıran, en çok hakemin üstüne yürüyen, en çok kortta küfreden tenisçisi John McEnroe, kendisi hakkında film çeken yapımcıları uyardı.

McEnroe, Bjorn Borg’le aralarında geçen, dünya tenis tarihinin en büyük rekabetlerinden birinin senaryo yazılma ve çekimlere hazırlık sürecinde kendisiyle hiç temas kurulmamasından şikayetçi…

Yıldız isim “Filmi benimle ve Bjorn’la hiç konuşmadan çekmeye başlamışlar. Ne çekeceklerini bilmiyorum. Bundan sonra olacaklardan beni sorumlu tutmasınlar lütfen. Tenis kortu ve soyunma odaları ilgi çekici alanlardır. Bunları bilmeyen, ikimizin arasındaki rekabeti bilmeyen insanların nasıl bir film çekeceğini bilmiyorum”…

McEnroe kendisini oynayacak Shia LaBeouf hakkında ise olumlu konuştu: “Gördüğüm kadarıyla deli… Yani beni oynamaya uygun”

Filmde Bjorn Borg’ü ise Sverrir Gudnason oynayacak.

Kategoriler
izlenim

The Company You Keep: Geçmişle Yüzleşme Çabaları

The Company You Keep vizyona yeni girmekle beraber 2012 yılında çekilen bir film. Robert Redford’un yönetmenlik koltuğunda yeni bir şey yaratmamakla beraber standart ölçütlerinin de pek dışına çıkmadığı bir film denebilir.
4
Yaşlı sarışınla ilgili olarak güçlü bir sinema tutkusuna sahip olduğunu söylemekte fayda var. Oyunculuk, yapımcılık, yönetmenlik ve Sundance derken her yerinden sinemaya adanmışlık akıyor. Akmasına akıyor da artık anlaşıldığı üzere Redford’un en azından yönetmenlik adına büyük bir dehası söz konusu değil. Konu, janr her ne olursa olsun filmleri insan üzerinde derin bir etki bırakmıyor. Yeni filmi de izleniyor, fazla sıkmıyor, hatta konu itibariyle etkili bir etki vaadinde bulunsa da vasat bir seyirlik olarak yerini alıyor.

The Company You Keep için öncelikle karşımıza güçlü bir kadroyla çıktığını itiraf etmek gerekiyor. Kadro öyle böyle değil gerçekten; Yönetmenin bizzat kendisiyle beraber, Susan Sarandon, Sam Elliot, Chris Cooper, Brendan Gleeson, Richard Jenkins, Terrence Howard, Nick Nolte, Stanley Tucci ve Julie Christie. İnsan sıralarken bile nefesini tutuyor. Bu rüya kadronun eksenine de çaylak olarak Shia Labeouf ekleniyor. Bu olağanüstü oyuncular birer matematik denklemi gibi filmin belirli aralıklarına yayılıyor ve hepsine oyunculuklarını sergilemek için özel alan ayrılıyor. Film bütün olarak bir şey ifade etmese bile bu yıldız geçidini izlemek kendi başına güzel olmuş.3

Neil Gordon’un romanından sinemaya uyarlanan film. 30 yıldır yeraltına çekilen bir örgütün üyelerinden birinin teslim olması sonrası 30 yıl öncesinde olanlara doğru bir yolculuk/çözümleme olarak özetlenebilir. Hikayenin peşine takılan genç ve hırslı gazeteci Shia Labeouf’un, örgütün kimliğini ustalıkla saklamış olan lideri Redford’u deşifre etmesiyle hikaye FBI ve Reford arasında bir kedi-fare oyununa dönüşüyor. Labeouf bu hikayenin peşinde Redford’u takip ettikçe gerçeklerin ilk izlenimle edinildiği gibi olmadığını öğreniyor.
2
Film genel anlamda geçmişle yüzleşme, adanmışlık ve madalyonun diğer yüzünü de anlayabilme gibi unsurları merkezine alıyor. Vicdan muhasebesi üzerine düşük ayarda mesajlar verme niyeti olmakla beraber detayları çok çok iyi ortaya koymuyor. Siyasi bir örgütün iyi niyetli olarak başlayan ve sonu terörist olarak etiketlenmelerine neden olan faaliyetlerinin dayanak noktası boş. Kendisine “hayat boyu ilegal eylemci” rolünü biçen Julie Christie’nin motivasyon kaynağı çok çok meçhul. FBI amiri Terrence Howard fazla 2 boyutlu kalmış. Daha da uzatılabilir. Çok gerek yok.

Son kertede izlenebilir mi? İzlenir. Çok şey beklemek lazım mı? Hiçbir şey beklemek lazım değil. Robert Redford iyi bir hikaye bulmuş, çok kaliteli bir oyuncu kadrosu oluşturmuş ama en fazla Pazar öğleden sonrası seyirliği ortaya çıkarmış denebilir.

Kategoriler
haber

Triple Nine’a Sağlam Kadro

Şu sıralar Amerikan Cinemax kanalı için “Quarry” adındaki televizyon filmini çeken yetenekli yönetmen John Hillcoat bir kaç senedir uğraştığı “Triple Nine”ı en sonunda çekebilecek gibi görünüyor. “Lawless”ın başrol oyuncusu Shia LeaBeouf ile bu filmde de çalışmak isteyen Hillcoat, aktörden hayır yanıtını alınca  başkasıyla görüşmelere başladı. Gelen haberlere göre suç draması/polisiye türündeki “Triple Nine”ın başrolünü “Pacific Rim”de rol alan Charlie Hunnam üstlenecek (LaBeouf’e teklif edilen karakteri kotaracak). Ona Christoph Waltz ile Cate Blanchett eşlik edecek. Hunnam genç bir polise, Waltz onun amcasına, Blanchett ise Waltz’un Macbeth’ten farklı olmayan karakterdeki eşine hayat verecek. Denilenlere göre Idris Elba da filmde rol almayı istiyor. Filmin senaryosunu Matt Cook kaleme aldı. Senaryoda değişikliklere gidecek isimse Nick Cave’den başkası değil. Çekimler yılın sonlarına doğru başlayacak.charlie_hunnam

Kategoriler
haber

Shia LaBeouf “Spy’s Kid” ve “Fury”de Rol Alabilir

Yetenekli yönetmenler arasında değil de Michael Bay gibi memur yönetmenler arasında çoktan yerini almış olan D.J. Caruso vasat filmi “I Am Number Four”dan sonra henüz gösterime girmeyen “Standing Up”ı kotarmıştı. Filmi stüdyoya teslim eden Caruso yeni filminin hazırlıklarına başladı. Bir ajan filmi olan “Spy’s Kid”in başrolleri için daha önce “Disturbia” ve “Eagle Eye”da çalıştığı Shia LaBeouf ile Robert De Niro’yu ikna etmeyi başarmak üzere.
caruso
“Spy’s Kid”, Steven Spielberg’in “Catch Me If You Can”ine benzer bir baba-oğul hikayesi anlatacakmış. Film, Bryan Denson’ın gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı “The Oregonian”ından uyarlanacak. Henüz filmin senaryosu tamamlanmamış ve denilenlere göre De Niro ile LaBeouf senaryonun tamamını okumadan filme dahil olmayacaklarmış.

LaBeouf ayrıca Brad Pitt’in başrolünü üstleneceği ve İkinci Dünya Savaşı’nda bir grup askerin Almanlarla savaşına odaklanacak olan “Fury”de de rol alacak. David Ayer’ın yazıp yöneteceği “Fury”nin çekimlerine bu sene sona ermeden başlanacak ve film 14 Kasım 2014’e yetiştirilmeye çalışılacak.

Kategoriler
haber

The Necessary Death of Charlie Countryman’den İlk Kare

Fredrik Bond’un yönettiği, Shia LaBeouf, Evan Rachel Wood, Mads Mikkelsen, Aubrey Plaza, Rupert Grint, Melissa Leo ve Til Schweiger’in rol aldığı romantik-komedi The Necessary Death of Charlie Countryman’den ilk kare nete düştü. Film, annesinin ölümünü atlatmak için seyahate çıkan Charlie’nin uçakta Gabi adındaki güzel bir kadınla tanışması ve ona aşık olmasının ardından başının Gabi’nin kocası ile belaya girmesini konu alıyor. Charlie, Gabi’ye aşık olacak, Gabi karşılık verecek, Gabi’nin kocası ise onları ayırmaya çalışacak, bu arada Charlie annesinin, Gabi de babasının ölümünü atlatmaya çalışacak.

Kategoriler
haber

Nymphomaniac: Von Trier Hollywood’a Yöneldi

Lars von Trier, yeni filmi Nymphomaniac için birlikte çalışmayı sevdiği Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgard gibi isimlerin ardından Hollywood yıldızlarına yöneldi.

Trier, geçtiğimiz hafta Nicole Kidman’ı konuk oyunculuk konusunda ikna etmişti. Bu hafta da filmin yardımcı rollerinden birini Shia LaBeouf’a verdi. Filmin çekimleri eylül ayında başlayacak.

Kategoriler
haber

Lawless Ekibinden Yeni Bir Film: Triple Nine

John Hillcoat’un ilk gösterimi dün akşam Cannes’da yapılan Lawless’ı karışık tepkiler aldı. Filmden nefret eden de var, filme hayran kalan da. İğrenç bulan da var, müthiş bulan da. “İçki kaçakçılığını anlatan Lawless yüzde yüz kötü bir içki gibi” diyen de var. Hillcoat bu yeni filminin Amerika’daki gösterimi için gün sayarken diğer yanda yeni projelerini de hayata geçiriyor.

Yönetmen bu sene çekeceği yeni filmini belirledi. “Triple Nine” adını verdiği yeni filminin senaryosunu Lawless’ı kaleme alan ve yönetmenin yakın arkadaşı olan Nick Cave yazacak. Başrolse Lawless ile olumlu eleştiriler alan ‘arıza çocuk’ Shia LaBeouf’e teslim edildi. Shia LaBouf dışında filme dahil olan kimse yok. Filmin müziklerini Hillcoat’un Lawless dışındaki tüm filmlerinin müziklerini yapan Warren Ellis yapacak. “Triple Nine”dan ilk kez iki sene önce bahsedilmiş, Hillcoat filmi yönetmeyi kabul etmişti. Ama sonra Hillcoat Lawless’ı çekmek için projeden ayrılmıştı. Film Los Angeles Polis Teşkilatı üzerinden dönen bir drama olarak tanıtıldı.

Kategoriler
haber

Warren Beatty’nin Dönüşü

2001’den beri film çekmeyen ve 1998’den beri film yönetmeyen oyuncu-yönetmen Warren Beatty suskunluğunu bozmak üzere. “Bonny and Clyde” filminden hatırlayabileceğimiz oyuncu şu sıralar bir Howard Hughes projesiyle uğraşmakta. Gelen haberlere göre Beatty projenin senaristliğini, yönetmenliğini, yapımcılığını ve oyunculuğunu üstlenecek. Howard Hughes’un hayatını anlatacağı şimdilik isimsiz olan bu projede birbirinden ünlü oyuncularla çalışmanın peşinde: Andrew Garfield, Jack Nicholson, Rooney Mara, Annette Bening, Alec Baldwin, Evan Rachel Wood, Shia LaBeouf.

Şimdilik sadece Beatty’nin Hughes hakkında bir proje hazırlığında olduğunu ve bu oyuncularla çalışmak istediğini biliyoruz. Daha evvel Martin Scorsese tarafından “The Aviator” filminde hayatı anlatılmıştı. Christopher Nolan da “The Dark Knight Rises” filminden sonra bir Hughes uyarlaması yapmanın peşinde. Bu iki Hughes projesi hakkında haberler çıktıkça bilgilendireceğiz.

Kategoriler
izlenim

Transformers 2: Klişenin intikamı!

Konuk Yazar: Cem Süer

transformers_2-2.jpg

Çocukluğunu 80’li ve 90’lı yıllarda geçirenler için Transformers adı çok şey ifade eder. O zamanlar bu dev robotların maceralarını izlemek için sabahın köründe kalkar ekran başına kilitlenirdik. O yıllarda dev robotları anlatan bir sürü çizgi film vardı, ancak Transformers’ı özel kılan şey adından da anlaşılacağı gibi, onların aynı zamanda araçlara da dönüşebilmesiydi. Transformers efsanesi, Japon oyuncak firması Takara’nın dönüşebilen robot oyuncakları tasarlamasıyla ortaya çıktı. Dev robotları taparcasına seven Japonlar için bu yeni oyuncaklar müthişti. Firma iyi bir ciroya sahip olunca bu robotlarla dünyayı ele geçirmeye karar verdi. Birçok farklı ülkedeki oyuncakçılarla görüşme yaptı. Amerikan oyuncak firması Hasbro’nun bu fikri beğenip kendine uyarlamasıyla birlikte, 25 yıldır çocukların hayatını değiştiren bir serüven başladı.

Hasbro çocukların çizgi filmi ya da filmi olan oyuncakları almaya daha çok eğilimli olduğunu biliyordu. Bu yüzden, kendilerine bir Transformers çizgi filmi yaptırdılar. Bu çizgi film o kadar popüler oldu ki bir çok ülkede gösterildiği gibi, onlarca devam yapımı, çizgi romanlar, animeleri, mangaları ve 1986 yılında ilk uzun metrajlı filmine ulaştı. Aslında Transformers çizgi filminin amacı oyuncakları tanıtacak ve onları sevdirecek bir reklam filmi olmasıydı. Zaten 1986 yılında yapılan film sadece 1.5 saatlik dev bir reklam filmi. Yeni çıkan seriyi tanıtan bu filmde, diziden tanıdığımız tüm robotlar ölüyordu. Özellikle her çocuğun sevdiği Optimus Prime’ın ölmesiyle birlikte birçoğumuz belki de olgunluğa ilk adımını atmış oldu. Transformers 2000’li yıllarda tam unutulmaya başlamıştı ki, Steven Spielberg serinin haklarını aldı ve bir film çekeceğini söyledi. Prodüktörlüğünü yaptığı film, Hollywood’un en klişe sever yönetmenlerinden birisi olan Michael Bay’e teslim edildi. 2007 yılında film gösterime girdiği zaman kimse bu kadar büyük bir başarı beklemiyordu. Bay ve ekibi Transformers’ların tasarımlarını değiştirip, onları daha kompleks ve günümüze uygun hale getirmişti. Orijinal serideki robotlar, kare hatlara sahipken yeni seridekilerin altıgen ağırlıklı bir tasarımları vardı. CGI efektleriyle süslenmiş bu film dünya çapında iyi bir gişe başarısı sağladı. Aynı zamanda Hasbro film için Transformers oyuncaklarının serisini yeniledi. Oyuncakların değişmesi için yeni bir teknoloji geliştirdi, onları daha karmaşık hale getirdi. Kısacası 2007 yılıyla birlikte Transformers serisi tekrar dirilmiş oldu. 2 yılın ardından beklenen devam filmi Revenge of the Fallen’da gösterime girdi…

transformers_2-3.jpg

Öncellikle, bu filmi dilimize ‘Yenilenlerin İntikamı’ diye çeviren yetkilileri tebrik etmek istiyorum. Bir filmin içeriği bu kadar bilinmeden ve ilgisiz çevrilir. Adı geçen The Fallen bir robotun ismi ve filmde önemli bir yer tutuyor. Transformers 2 aslında bir çok klişenin birleşimi olmuş. Filmi izlerken biraz Stargate, biraz Indiana Jones, biraz The Dark Knight biraz da Ghostbusters tadı buldum. Tabii gizli devlet işleri ve uzaylı komplolarını sayarsak biraz da X-Files tadı var. Aynı filmi ikinci kez izliyor kadar tanıdıktı her şey. Ancak buna rağmen çok zevkliydi. Yıllarca klişe filmler hep hor görüldü ve ağır eleştiriler aldı. Ancak Revenge of the Fallen klişelerle süslü olsa da bunları orijinal bir şekilde harmanlayıp insanları eğlendirmeyi başarabilen bir film. Kısacası sadece The Fallen değil, klişe filmler de yıllardır bekledikleri intikamlarını alıyorlar. Transformers 2 ilk filmden iki yıl sonra geçiyor. Optimus Prime yönetimindeki iyi robotlar yani Autobot’lar devletle gizli bir anlaşmaya girmiş. Popüler tabirle derin devlet olmuşlar. Dünya üzerinde saklanan kötü robotları yani Decepticon’ları bulup avlıyorlar. Uzaylılarla anlaşma içindeki gizli askeri birlik fikri daha önce Stargate SG-1 dizisinde işlenmişti. Bu robotları bulmak için askerlerin Ghostbusters filmindekine benzer aletleri var. Transformers 2 şimdiye kadar çekilmiş en bol aksiyonlu ve heyecanlı girişlerden birine sahip. Filmin konusu hem ilk Transformers’ı devam ettirirken hem de bu karakterlerin geçmişlerine ışık tutuyor. İlk filmde Transformers’lar Allspark adlı küpün peşindeydiler. Bu küp onlara yaşam veriyordu, ölü robotları diriltiyordu. Bir şekilde dünyayı düşen küpün peşinden Transformers’larda gelmişti. Haliyle kendi savaşlarını bizim dünyamıza yansıtmışlardı. En sonunda küp yok oldu ama kavga bitmedi. Bu filmde aslında Transformers’ların dünyaya daha önce geldiğini öğreniyoruz. İlk Transformers olan Prime ırkı, güneşleri yok edip hayat enerjisine çeviren bir cihaz geliştirmişler. Ancak içinde yaşam olan gezegenlerin güneşlerini yok etmeme gibi bir prensipleri varmış. İçlerinden birisi kardeşlerine ihanet edip, cihazı çalıştırıp tüm gücü ele geçirmek istemiş. Sonuçta çıkan savaş sonucunda The Fallen adını alan bu isyankar kardeş hapsedilmiş cihaz ise dünyaya saklanmış. Filmin hikayesi bu ana tema üzerinde devam ediyor. Bir yandan da ara hikaye olarak insanlar kullanılmış. Ama bunun ara hikaye olması gerekirken filmin ilk 15 dakikadan sonrası tamamıyla insanların üzerine kurulu. İlk film yaklaşık 3 saatti ve anlattığı çok şey olduğu için bu bile yetmiyordu. Bunu da 3 saat yapmak için olaya bir keşif ve arkeoloji hikayesi katarak hikayeyi uzatmaya çalışmışlar. Stargate’teki “piramitleri uzaylılar yaptı” olayı burada da devam ediyor…

transformers_2-7.jpg
Megatron’un geri dönüşüyle birlikte, The Fallen ile arasında bir Darth Vader-İmparator ilişkisi ortaya çıkıyor. Decepticon’ların gerçek ve esas lideri The Fallen’ken, Megatron görünen lider olarak ortalığı yönetiyor. Bu filme eklenmiş bir sürü yeni Transformers var. Ancak senaryo daha çok insanlar üzerine kurulu olduğu için, onlar sadece birkaç dakika gözüküyor. Megatron ve Optimus Prime dışında ekran zamanı bol olan robot yok. Haliyle diğer Transformers’ların sadece bir süreliğine gözükmesi sadece oyuncak satışları için filme eklendiklerini gösteriyor. Kısacası yeni oyuncaklar için reklam filmi. Sadece Hasbro reklam yapmıyor. Amerikan ordusu da müthiş bir reklam yapmış. Film laf arasında Barrack Obama’yı eleştirirken öte yandan Amerikan ordusu aslında filmin esas kahramanı durumunda. Çizgi filmdeki Transformers’ın ana konseptine göre bu bizden çok ileri olan robot ırka insanların bir zarar vermesi mümkün değildi. Bu yüzden zaten dünyayı sömürge haline getirmek isteyen kötü Decepticon’lara karşı iyi Autobot’lar çok önemliydi. Eğer Autobot’lar bizi korumaya çalışmasa bu robotlara karşı hiç şansımız olmazdı. İlk filmde birkaç sahnede bunun tam tersini gördük. Ancak bu film de artık askeri propaganda iyice abartılmış. Neredeyse Autobot’lar insanlara muhtaç hale gelmiş. Amerikan ordusu çok rahat bir şekilde Decepticon’ları öldürebiliyor. Filmin adı bari Transformers 2 yerine U.S Army olsaymış.

Tüm bunlara rağmen Revenge of the Fallen müthiş bir sahne kurgusuna ve görsel efektlere sahip. Sürekli seyircinin ilgisini ve merakını canlı tutuyor. Tabi bunları sadece aksiyonla yapmıyor, filmde bol bol seksi kız görmek mümkün. İlgili ilgisiz her kız kameraya seksi bakışlar atıyor ve güzelliğini sergiliyor. Shia LaBeouf ve Megan Fox filmin yine başrol oyuncuları. İlk filmden beri bu ikili birlikteler. Ancak filmin genç çiftleri etkileme yöntemi olarak klasik sorunları var. Shia’nın oynadığı Sam karakteri filmin senaryosu için çok önemliyken, Megan Fox sadece güzelliğini sergilemek için dolaşıyor. Filme pek bir katkısı yok. Robotlar bile ona aşık olup asılıyorlar. Shia ilk filmde bol bol panik atak geçiren, hızlı hızlı konuşan ve içinde bulunduğu durumdan kurtulmaya çalışan bir gençti. Transformers 2’de Sam bu rolünü oda arkadaşı olan Ramon Rodriguez’in canlandırdığı Leo karakterine bırakmış. Shia bu filmde ilkine kıyasla çok daha iyi bir oyunculuk çıkartmış. Karaktere biraz liderlik özellikleri katılmış. Ayrıca geçen sene Indiana Jones ile yaşadığı maceradan çok şey öğrenmiş olsa gerek ki, filmin arkeoloji üzerine kurulu kısımlarını hep o çözüyor. Filmin komedi unsurları olarak Sam’in ebeveynleri ve ikiz Autobot robotlar kullanılmış. Bu iki robotlar, sürekli aptalca ve komik şeyler yapıyorlar ve çocukları çekmek için en eski yöntemi kullanıyorlar. Ancak bir sorun da var, bu robotlar biz okumayı sevmeyiz tarzı çocuklara hiç de iyi örnek olmayan laflar da ediyor. Buna rağmen ilk filmi aratmayan komik ve eğlenceli dakikalar yaşıyoruz.

megan_fox-2.jpg 

Transformers’ların efektleri bu sefer biraz farklı olmuş. Hareketleri ilk filme kıyasla daha bir stop motion (duraklı çekim) duruyor. Sanki hareket eden oyuncaklar gibiler. Rahatsız edici bir yanı yok ancak, oyuncakları film efektlerine benzetmektense tam tersini yapmak daha kolay olsa gerek. Robotların seslendirmeleri ve filmin müzikleri çok etkileyici… Optimus Prime’ı yine Petter Cullen, Megatron’u da Huge Weaving seslendirmiş. Soundwave, çizgi filmde bu karakteri ve Megatron’u konuşan Frank Walker’ın sesiyle can bulmuş. Müzikler filmin sahnelerine çok uygun şekilde onları tamamlıyor. Ancak filmin en büyük sorunu, zamanı doğru kullanamamaktan kaynaklanıyor. Bazı şeyler hava da kalmış ya da göstermelik olmuş. Tabii bunu üçüncü film için bir açık kapı olarak da düşünebiliriz. Transformers: Revenge of the Fallen, kesinlikle yazın en iyi filmi. Aksiyon, komedi ve macera dev robotların müthiş görsel şöleniyle iyi bir şekilde toparlanmış. Belki klişelerle dolu ama klişeleri de en mükemmel şekilde herkese gösteriyor. Bu sıcakta her yaşta izleyicinin gidip zevk alabileceği bir film olmuş.

Cem SÜER
ccemsuer@gmail.com