Kategoriler
haber

Uprising: Steve McQueen Ayaklanma Yönetecek.

Başarılı filmlerinin ardından, Small Axe dizisinden de başarıyla çıkan Steve McQueen, Uprising isimli bir belgesel dizisini yönetecek. Notlar Şöyle:

– McQueen, 3 bölümlük belgesel dizisini yine BBC ile birlikte hayata geçirecek.

– Yönetmene, James Rogan da eşlik edecek ve bölümleri birlikte yönetecekler.

– Belgeselde 1981 yılından üç önemli olay ekranlara gelecek.
13 siyahi gencin ölümüyle sonuçlanan New Cross Yangını
20 bin kişinin katıldığı Siyahi İnsan Hakları yürüyüşü
Ve Brixton ayaklanmaları

– Dizide dönemin tanıklıkları, yaşananların bugüne etkisi özel olarak ele alınacak.

Kategoriler
bakınıztv

Small Axe: Mangrove: Steve McQueen Serisinden İlk Film

Steve Mcqueen’in Londra’nın siyahi nüfusunun yaşadıklarını anlattığı Small Axe serisinin ilk filmi Mangrove’dan fragman yayınlandı.
Özellikle Batı Hint Adaları’ndan gelen göçmenlerin hayatlarına odaklanacak 5 filmlik seri, 1960’tan 1980’e geçen süreci anlatacak.

Bu bölümde Letitia Wright, Shaun Parkes, Malachi Kirby, Jack Lowden, Rochenda Sandall, Sam Spruell, Nathaniel Martello-White ve Gary Beadle’i izleyeceğiz.

Kategoriler
haber

Steve McQueen: İngiliz Film Endüstrisi Açıkça Irkçı

Steve McQueen, The Observer’a yaptığı açıklamayla, yaptığı gözlemler üzerinden İngiliz sinema ve TV endüstrisinin açıkça ırkçı olduğunu söyledi. McQueen, yaşadıklarını örnek göstererek haklı açıklamalarda bulundu:

“Geçtiğimiz yıl Londra’da bir film setini ziyaret ettim. Setin Londra’daki yaşamla ilgisi yoktu. Dışarıdakinden bambaşka bir dünyaya girmiş gibi oldum. Hala setin beyazlığına inanamıyorum. Özellikle Londra, her milletten yetenekli insanın buluştuğu bir yerken, film setleri bambaşka bir dünya…”

“Böyle bir çalışma ortamında ırkçılıkla ilgili skandallar ortaya çıkmıyor çünkü herkes beyaz. Büyük bir olasılıkla ırkçılık yapacak birini bulamıyorlar. Hollywood’da çektiğim filmlerde, setlerde çalışanlar da dışarıda yaşayanların oranlarında… İngiltere’de kapalı değil, apaçık bir ırkçılık yaşanıyor”

“Endüstrinin çok uğraşmasına da gerek yok… Londra’daki kültürle kendisini özdeşleştirmesi yeterli… İdeal model hemen kapının dışında”

Kategoriler
haber

Steve McQueen, Cannes Filmlerini George Floyd’a İthaf Etti

Bu yıl iki filmi birden Cannes’a seçilen Steve McQueen, bu eserlerini ve aynı seriye dahil olacak 3 filmini daha George Floyd’a ithaf etti. Mangrove ve Lovers Rock isimli filmler pandemi nedeniyle gösterim şansı bulamayacak olsalar da gelecek yıllarda Cannes filmi olarak anılacaklar.

Yönetmen, BBC’ye “Small Axe” serisi olarak adlandırılacak olan 5 film çekiyor. Filmler 1960 ile 1980’ler arasında Londra’da yaşayan karayipli azınlıkların yaşantısına odaklanacak. Seri küçük balta anlamına gelen ismini Bob Marley’in şarkılarında da yer alan afrika atasözü “If you are the big tree, we are the small axe”tan (Sen büyük bir ağaçsan, biz de küçük baltayız) aldı.

McQueen ithaf açıklamasında şunları söyledi:

“Bu filmleri George Floyd ve öldürülen bütün diğer siyahi insanlara adıyorum; görülen veya görülmeyen, ABD, İngiltere ve tüm dünyadaki insanlara. Black Lives Matter.”

Kategoriler
haber

The Occupied City: Steve McQueen’in Yeni Filmi Bir Belgesel

The Occupied City, Steve McQueen’in eşi Bianca Stigter tarafından yazılan ve İkinci Dünya Savaşı’nda Amsterdam’da yaşananları anlatan bir kitap… Tam adı Atlas of an Occupied City: Amsterdam 1940-1945 olan kitap, işgal altındaki kenti hem bir haritacı, hem de bir öykücü gibi inceliyor ve farklı insanları merceğine alarak etkileyici bir tarihi inceleme ortaya koyuyor.

Steve McQueen, eşinin bu çok başarılı çalışmasına kayıtsız kalamadı ve kitaptan uyarlanacak belgeselin yönetmenliğine geçti. Stigter da, Steve McQueen’e Widows ve 12 Years a Slave’de danışmanlık vermişti. McQueen, bu yapımla kısa film kariyerinin ardından ilk kez kurgunun dışına çıkacak.

Kategoriler
haber

Steve McQueen Projeleri Arasına Müzikal Bir Filmi Ekledi

Kariyerine kısa filmlerle başlayan, daha sonra ilk bağımsız filmi Hunger‘la herkesin dikkatini çeken, verdiği uzun arayı ikinci bağımsız filmi Shame‘le noktaladıktan kısa bir süre sonra 12 Years A Slave filmiyle Oscar kazanan yetenekli senarist-yönetmen Steve McQueen bu yıl aksiyon filmi Widows‘la dönecek. Aynı adlı diziden uyarlanan bu film yönetmenin ilk aksiyon filmi oldu. Widows‘un vizyonuna 11 gün kala yönetmen yeni projesini açıkladı. McQueen kariyerinin ilk müzikal filmini çekmek istiyor.

“Müzikal film çekmek istiyorum. Kendimi mutlu etmek istiyorum. Şu anda dünya karanlık ve ağır, bununla ilgili ‘ama’, ‘belki’, ‘eğer ki’ yok. Fazlasıyla emniyetsiz, fazlasıyla belirsiz bir dünya. Hepimizi mutlu edecek bir film yapmam lazım,” diyor McQueen. Ki dünyanın gidişatı ve gelecek konusunda yönetmenle hemfikiriz. Ne yazık ki McQueen müzikal projesinin ayrıntılarını açıklamadı. Sıradaki filminin bu isimsiz müzikal film olup olmayacağı belli değil. McQueen henüz sıradaki projesini duyurmadı.

Kategoriler
haber

Steve McQueen: “HBO Dizimi İptal Ettiği Zaman Netflix’ten Korkuyordu”

Geçtiğimiz günlerde Roma Film Festivali’ne katılan Martin Scorsese, HBO’nun iptal ettiği dizisi Vinyl ve showrunnerlık hakkında konuşmuştu. Scorsese’den sonra bir diğer HBO gazisi Steve McQueen de konuştu. Unutanlar veya bilmeyenler için özetleyeyim. McQueen 2015 yılında HBO’ya Codes of Conduct adlı bir dizi hazırlamaya başlamıştı. Dizi 6 bölümden oluşacak, siyahi bir adamın New York jet sosyetesindeki deneyimlerini konu alacaktı. Başroller Devon Terrell, Paul Dano, Helena B. Carter ve Rebecca Hall‘a teslim edilmişti. Dizi çekildikten sonra post aşamasındayken Vinyl dizisi beklenen reytingi elde edemediği için iptal edilmişti. HBO o zamanlarda Casey Affleck‘li diziyi de iptal etmişti.

McQueen iki yılını ayırdığı mini dizisinin iptalinden sonra sinemaya dönüp Widows‘u çekti ve genelde olumlu eleştiriler aldı. Fakat bu iptal yönetmenin TV’ye bakışını epey değiştirmişe benziyor. Indiewire’a konuşan McQueen, HBO’nun diziyi iptal ettiği zamanlarda Netflix’ten korktuğunu söylemiş. “Onlar Netflix’le doğrudan rekabet halindeydiler, -‘Bunu düzeltmeliyiz, bununla ilgili bir şeyler yapmalıyız’-” demiş McQueen. “Ben o dönüm noktasında HBO’yla yatağa girdim, o dönüm noktasından önce onlarlaydım ama sonra işler değişmeye başladı. HBO’yla çalıştığım zaman Netflix, Netflix değildi” diyor.

TV yorgunu olan McQueen TV’ye dair görüşlerini de açıklamış. McQueen TV’den hoşlanmadığını, ortada şahane içerikler olsa da genelde kalitenin şimdilerde kötü olduğunu ifade etmiş. Yönetmen 90’larda ve 2000’lerin başında enfes içeriklerin üretildiğini ama şimdilerde sadece daha çok içeriğe ihtiyaç duyulduğunu, TV’nin kuru ota dönüştüğünü belirtmiş. “Şimdi neler oluyor bilemiyorum. Ama tabii ki kalite biraz düştü. Çok içerik var ama kalite düşük. Breaking Bad mükemmeldi. Ama sonra Ozark‘ı alıyorsun ve Breaking Bad‘in kopyası çıkıyor. Çok talihsiz, şimdilerde çok fazla para var ama fikirler çok küçük. Problem şu ki paran olmadığı zaman düşünmek zorundasın”. Öte yandan McQueen sinema-TV çatışmasında sinemayı destekliyor. Daha doğrusu TV’nin sinemanın yaptıklarını yapamayacağını düşünüyor. Özetle McQueen TV’nin 90’lı ve 2000’li yıllarını muazzam bulurken şimdilerde ortaya konulan içerikleri başarılı bulmuyor, içerik sayısının aşırı arttığını, kalitenin de düştüğünü düşünüyor.

Kategoriler
haber

Steve McQueen: Laptop’ta Film İzlemeyin

Her filmiyle olduğu gibi Toronto’da gösterilen Widows’la da övgülere mazhar olan Steve McQueen, sinema izleme deneyimi hakkındaki görüşlerini paylaştı.

“Sinema toplu bir deneyimdir. İnsannlarla beraber zevki çıkar. Widows’u da bu yüzden çektim. Bazen alkışlanacak, bazen ağlayacak bölümleri var. Sinemanın iyi yönü de bu… Evde kucağında laptop’la izleyerek sinemadan zevk almak mümkün değil”

“Sinemanın insana zevk veren yönü 200, 500 bazen 1000 kişiyle aynı şeyi izlemek. Kolektif bir tepki verebilmek. Eşimle ilk buluşmamızda North by Northwest’e gitmiştik. 20 yıl geçti üzerinden… Ama hem birbirimizin, hem de beraber izlediğimiz insanların tepkilerini unutmam mümkün değil”

Kategoriler
bakınıztv

10 Maddede Widows: Steve McQueen’den Bol Yıldızlı İntikam

Widows, bu yılın en merak edilen yapımlarından biri. Çektiği her filmle adından bir kez daha söz ettiren Steve McQueen, yıldızlarla dolu bir kadroyla büyük bir ihtimalle yine oscar kovalayacak.

Yapımcı: Yapım şirketi, 12 Years A Slave’in de arkasında bulunan New Regency

Yönetmen: Günümüzün en usta isimlerinden Steve McQueen kendi türünün dışına çıkarak sınırlarını genişletiyor.

Başroller: Viola Davis, Michelle Rodriguez, Elizabeth Debicki, Cynthia Erivo filmin ana öyküsünün üstlerine kurulduğu karakterleri canlandıracak.

Yardımcı Roller: Başrol oyuncularından da güçlü sayılabilecek Colin Farrell, Brian Tyree Henry, Daniel Kaluuya, Garret Dillahunt, Carrie Coon, Jacki Weaver, Jon Bernthal, Manuel Garcia-Rulfo, Robert Duvall, Liam Neeson’dan oluşan bir yıldızlar topluluğu…

Önemli Notlar: Film aynı isimli 6 bölümlük bir mini diziden uyarlandı.

Senaryo: McQueen senaryoyu Gone Girl’ün yazarı Gillian Flynn ile birlikte kaleme aldı. Flynn daha önce kendi kitabı Gone Girl’ü David Fincher ile birlikte senaryolaştırmıştı.

Konu: 4 kadın, soyguncu kocalarının ölümü ve bütün borçlarını kendilerinin üstüne bırakmasının ardından bir araya gelir ve dizginleri ellerine alır.

Gösterim: 16 Kasım 2018’de gösterimde olacak.

Yorumlar: “Steve kendi tarzında bir gangster filmi çekmek istedi. Sıradan gibi görünse de sert ve ayakları yere basan bir gangster öyküsünü 4 kadın karakter üzerinden aktarmak yeni bir bakış açısı. Fikri bize sunduğunda çok sevdik, çünkü o her şeyi farklı görebiliyor” New Regency CEO’su Brad Weston.

Fragman: Fragman, McQueen’in gangster filmlerine yeni bir bakış açısı getireceğinin kanıtı gibi.

Kategoriler
haber

McQueen’in İptal Edilen Dizisi Codes of Conduct Başka Kanalda Yayınlanabilir

Bir yıl önce HBO, Steve McQueen’in pilot bölümünü çektiği; Devon Terrell, Paul Dano, Rebecca Hall, Helena Bonham Carter’lı mini dizi Codes of Conduct‘ı pilotu beğenmediği için iptal edip diziyi bekleyenleri üzmüştü. Sevindirici haber bir yıl sonra geldi. Mini dizinin yapım firması See-Saw’dan Iain Canning bu öykünün McQueen için de, kendileri için de epey önemli olduğunu, dizinin ölmediğini, şu sıralar dizi için yeni bir kanal aradıklarını açıkladı. Kanal bulunursa dizi yayınlanacak. Fakat oyuncu kadrosunun değişip değişmeyeceği, pilot bölümün sil baştan çekilip çekilmeyeceği bilinmiyor. HBO diziyi iptal etmeseydi McQueen kalan beş bölümü de çekecekti. Codes of Conduct, göründüğü gibi olmayan Afro-Amerikalı bir gencin yüksek sosyete girmesini konu alıyor. Yönetmen şu sıralar Widows adlı filminin hazırlıklarına devam ediyor. Bu filmi bu yıl çekecek.

Kategoriler
haber

Steve McQueen, Widows’un Başrolünü Buldu

Steve McQueen yeni filmi için hazırlıklarını sürdürüyor. 1980’lerde İngiliz TV’lerinde yayınlanan Widows dizisini günümüze uyarlayacak olan yetenekli yönetmen başrollerinden birisini belirledi.

3 kadının, kocalarının yaptıkları plan başarısız olup kocaları öldürülünce planlanan soygunu yeniden ele alıp yapmaya çalışmalarına odaklanacak Widows‘ta ilk başrol Viola Davis’in oldu.

Gone Girl‘den tanıdığımız Gillian Flynn’in senaryosunu yazacağı film MCQueen’in daha Hollywoodvari bir hikayeyle karşımıza çıkacağı bir yapım olacak.

Kategoriler
izlenim sinema tarihinden

Bakınız Öneriyor: Shame (2011)

Shame’i izlemek için birçok sebep var. Bu sebeplerin en başında metrodaki kesintisiz plan sekans söylenebilir. İlişkilere bağlanamayan seks takıntılı ıssız bir adamın, kendi iç huzursuzluğunu atmosferiyle sonuna kadar içselleştirirken, ruhunuzda bir acı hissedeceksiniz.

Bir diğer neden ise Carey Mulligan’ın insanı efkarlandıran farklı ve hüzünlü “New York, New York” yorumu denilebilir. Michael Fassbender’ın rolünü canlandırmayı bırakın, karakterin kendisine büründüğünü görünce; ona karşı bir yandan acırken, bir yandan da tiksinti duyacaksınız.

Bu arada “12 Years a Slave”‘in müziklerini sevenler için bir nevi giriş niteliği taşıyacak müzikleri, filmin bütününde jenerik yazılarına kadar sizi filmin başında hareketsiz kalmanıza neden olacaktır.

Yöneten: Steve McQueen
Oynayanlar: Michael Fassbender, Carey Mulligan,

shame film

Kategoriler
izlenim

Hunger: Ölümüne Özgürlük

Tanrı insanı açlıkla ıslah etmesin derler hep ama İrlandalılar açlıkla ıslah edilene kadar zaten binbir türlü acıyla ıslah edilmişlerdi yüzyıllardır. “Güneş batmayan imparatorluk” İngiltere, dünyanın dört bir yanına sömürge şubeleri açarken burnunun dibindeki İrlanda’ya karşı da boş duracak değildi tabi ki.

1910’lu yılların ilk yarısında İrlanda halkı organize olup bu duruma bir dur demenin vakti geldiğine karar verdi ve İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA)’nu kurdu. Kimilerine göre özgürlük savaşçıları, kimilerine göre ise teröristler. Aslında bize ne kadar tanıdık bir tartışma değil mi? IRA’nın direnişiyle İrlanda’nın bir bölümü bağımsızlığına kavuşurken, Kuzey kısmı esaretine devam etmek zorunda kaldı. Ama IRA’nın mücadelesi bütün Kelt toprakları özgürlüğüne kavuşana kadar devam edecekti…

Biraz tarih bilgisinden sonra asıl mevzumuza gelelim artık: Hunger.
Steve McQueen ismini duyduğumuzda Hollywood’un efsane aktörü “King of Cool” Steve McQueen’den başkası aklımıza gelmez herhalde. 2008 yılı Cannes Film Festivali’nin programında Hunger’ın künyesini ilk göz attıklarında seyirciler de aynı şeyi düşünmüşlerdir büyük ihtimalle. Daha önce hiçbir uzun metrajlı film yönetmemiş yönetmen bir Steve McQueen’di ama bu. Kendisi sinema dünyasında tanınmasa da video ve görsel sanatlar camiasında bilinen ve bol ödüllü bir sanatçıydı aslında. Nitekim Hunger filmiyle Cannes’da da Golden Camera ödülüne layık görülecekti o yıl McQueen.

hunger steve mcqueen

Film, 1981 yılında IRA direnişçileri tarafından gerçekleştirilen açlık grevinin gerçek hikayesini anlatıyor ya da açlık grevine liderlik eden Bobby Sands’in hayatından bir kesiti. Aslında filmin ilginç yanlarından birisi de bu. İlk yarısında bütünüyle hapishanenin gündeliğine yoğunlaşan ve seyirciyi açlık grevine hazırlayan film, ikinci yarısında açlık grevini fon yapıp açlık grevinin lideri olan Bobby Sands’a yoğunlaşıyor. Hatta açılışını hapishane gardiyanlarından birinin evinden işine gidene kadarki rutiniyle yapıyor. Aslında filmin daha ilk dakikasından, tarafı ne olursa olsun açlık grevine kadar giden süreci herkesin gözünden göstereceğini anlatıyor bize yönetmen. Gardiyanın sıradan bir gününün boktanlığından duvardaki boklara geçiyoruz sonrasında: Battaniye Protestosu…

Açlık grevinden önce başka bir protesto daha vardır direnişçiler tarafında. Siyasi mahkum oldukları için normal mahkumlarla aynı kıyafetleri giymeyi reddeden direnişçiler, ayrıca yıkanmayı da kabul etmemektedirler. Tuvalet ihtiyaçlarını hücrelerinde giderip duvarlara dışkılarıyla icra ettikleri eserlere yoğunlaşır yönetmenin kamerası. Az önce bahsettiğimiz gibi, o boklarla göründüğünden fazlasının anlatıldığını tahmin etmek çok da zor değil aslında.

Gardiyanların ve kolluk kuvvetlerin ani bir baskınıyla battaniye protestosu güç kullanarak son bulmuştur. Saçı sakalı birbirine giren mahkumlar zorla ve kan revan içinde tıraş edildikten sonra da Bobby Sands’le tanışırız – ki zorla tıraş edilene kadar direnişçilerden hiçbirinin suretini farkedemiyoruz zaten. Bobby Sands’le gerçek anlamda tanışmamız ise meşhur 17 dakikalık görüşme sahnesinde olur. Meşhur diyorum çünkü, filmi izlemeyen sinema takipçileri bile bu sahnenin methini duymuşlardır. Şimdilerin en gözde aktörlerinden Michael Fassbender’in kendisini hepimize hayran bıraktığı o meşhur sahne. Ziyaretine gelen papaz kendisini açlık grevinden vazgeçirmeye çalıştıkça çocukluğuna gider Sands, artık çok eskide kalmış anılarıyla bağlar sebeplerini. Papazlar aslında iyi birer psikologlardır sözünü doğru çıkarırcasına bir terapi seansını andırır bu sahne. 17 dakika boyunca susulmayan bu sahne, filmin başından beri süregelen sessizliği de bozar. Papaz rolündeki Liam Cunningham’ın da hakkını vermek lazım. Diyaloğu az olan taraf olsa da bakışlarıyla bile bu enfes sahnenin parçasıdır her saniyesinde.

hunger 2008

Beklenen açlık grevinin başlamasıyla da kaçınılmaz sona yaklaşılır filmin ilerleyen dakikalarında. Son bölümde Bobby Sands’in yatağının ucundadır hep kamera. Her gün masasına konan ama elini bile sürmediği yemekler, ziyaretine gelen ailesi ve son nefesinde gözünün önüne gelen, Papaz’a içini dökerken bahsettiği çocukluk anıları.

Son bölümün en etkileyici sahnelerinden birisi, bir deri bir kemik kalmış ve ayağa kalkmakta zorlanan Sands’in elinde UDA (Ulster Defence Association: Kuzey İrlandalı Protestanlardan oluşan, İngiltere’ye bağlılık yemini etmiş ve anti IRA’cı örgüt) dövmesi olan hasta bakıcının yardımını reddettiği sahnedir. Ölümüne özgürlüğün, haksızlığa direnen tüm İrlandalıların duruşunun özetidir o sahne.

1981 yılında Bobby Sands ile birlikte haksızlığa direnen Francis Hughes, Raymond McCreesh, Patsy O’Hara, Joe McDonnell, Martin Hurson, Kevin Lynch, Kieran Doherty, Thomas McElwee, Michael Devine açlık grevinde hayatlarını kaybettiler…

Steve McQueen, taraf tutma kaygısına düşmeden hem insan olgusunu ön planda tutup hem de uğruna hayatların feda edildiği bir davaya saygısını sunarak görsel gücü çok yüksek, etkileyici bir gerçek hikaye anlatıyor bizlere. Büyük sözler etmeden, propaganda derdi gütmeden, politik olmadan politik bir hikaye anlatıyor. Sinema tarihinde kendine özel bir yer edinen Hunger, hem -her ne kadar şimdi Hollywood sistemine kaptırsak da- Steve McQueen gibi kendine has bir yönetmeni hem de rolü için fiziksel sınırlarını da zorlamaktan kaçınmayan Michael Fassbender’i bizlere kazandırmış oldu.

Filmin 2008 yılında birçok festivalde Özcan Alper’in Sonbahar’ıyla arka arkaya gösterilmesi, bizim de bu tür olaylara pek uzak bir millet olmadığımızı kanıtlar nitelikte – ki Sonbahar’ı izleyenler bunu daha iyi anlayacaklardır.

Kategoriler
haber

Film Independent Spirit Awards Ödülleri Belli Oldu

Oscar gecesinin hemen öncesinde düzenlenen ve 29. gerçekleşen törende ödüller sahiplerini buldu. Törene damgasını Steve McQueen’in filmi “12 Years a Slave” vurdu.independent-spirit-awards-ifc-film

En İyi Film: 12 Years a Slave
En İyi İlk Film: Fruitvale Station
En İyi Yönetmen: Steve McQueen / 12 Years a Slave
En İyi Senaryo: John Ridley / 12 Years a Slave
En İyi İlk Senaryo: Bob Nelson / Nebraska
En İyi Kadın Oyuncu: Cate Blanchett / Blue Jasmine
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Lupita Nyong’o / 12 Years a Slave
En İyi Erkek Oyuncu: Matthew McConaughey / Dallas Buyers Club
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Jared Leto / Dallas Buyers Club
En İyi Kurgu: Nat Sanders / Short Term 12
Robert Altman Ödülü : Mud
John Cassavetes Ödülü (Best feature made for under $500,000): This Is Martin Boner
En İyi Görüntü Yönetimi: Sean Bobbitt / 12 Years a Slave
En İyi Uluslararası Film: La vie d’Adele (Blue Is The Warmest Color) / Fransa
En İyi Belgesel: 20 Feet From Stardom

Kategoriler
seçki

Yönetmenlerin Müzikal Projeleri

Bu aralar hangi yönetmene mikrofon uzatılsa o yönetmen müzikal türünde bir film çekmeyi çok istediğini dile getiriyor. Stüdyolar da İngiliz yönetmen Tom Hooper’ın “Les Miserables”ının gişede sağlam bir hasılat elde etmesinden sonra bu türün hala iş yaptığını düşünmüş olacaklar ki rafa kaldırdıkları müzikal projelerini indirip çektirmeye başladılar. Bu kısa yazıda yönetmenlerin müzikal projelerine değindik.

david-o-russell

David O. Russell: Kariyerinin başından beri Amerikan aile kurumunu komik bir üslupla anlatan David O. Russell farklı türlerde filmler çekmekten hoşlanan bir yönetmen. Boks, polisiye, savaş, romantik komedi gibi türleri komediyle harmanlayan yönetmen önümüzdeki dönemlerde aynı şeyi müzikal için yapacak. Russell geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada müzikal türünde bir film çekmek istediğini, başrolde de Amy Adams’ı görmeyi çok istediğini dile getirdi. Russell danslı, şarkılı sahneler çekmekten hoşlanan biri. Özellikle son iki filmine dahil ettiği bu tür sekanslarla bunu kanıtlıyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bir müzikal çekmesi şaşırtıcı olmayacak. Bakalım klasik bir müzikale mi imza atacak, yoksa Tom Hooper gibi bu türe bir şeyler katmaya çalışacak mı?

Coen Kardeşler: Tıpkı Russell gibi Coen Kardeşler de sıkça komik filmler çekmiş, ama müzikal türüne bulaşmamışlardı. Görünüşe göre kardeşler de bu türü denemek istiyorlar. Hatta senaryo çalışmalarına başlamışlar bile. Kardeşler müzikal türündeki filmlerinin odağına bir opera sanatçısını yerleştirecekler. Komik bir film olacağını söylüyorlar. Ne yazık ki hemen çekmeyecekler bu filmi. Önce Roma İmparatorluğu döneminde geçen bir film çekecekler. Kesin olmamakla birlikte bu filmden sonra müzikal türündeki filmi çekecekler.

Clint Eastwood: Bu iki yönetmenin aksine Clint Eastwood müzikal filminin çekimlerini bitirdi bile. 20 Haziran 2014’te gösterime girecek “Jersey Boys”. Adından da anlaşılacağı üzere biofilm aynı zamanda. Jersey Boys adlı gruba odaklanıyor. Filmin tanıdık tek ismi efsane aktör Christopher Walken. Her ne kadar müzikalle Eastwood’u pek bağdaştırmasak da Eastwood bu türe epey ilgi duyuyor. Hatta “Jersey Boys”dan önce üç kere yeniden çevrilen “A Star Is Born” müzikalini tekrar çekmeye çabalamış ama başarılı olamamıştı. Eastwood gibi müzikalle bağdaştıramadığımız bir yönetmenden müzikal izlemek nasıl olacak merak ediyoruz.

Rob Marshall: Coen’leri, Eastwood’u müzikalle bağdaştıramıyoruz ama Marshall deyince herkesin aklına şarkılı, türkülü, danslı filmler gelecektir. Marshall yıldız oyuncularla doldurduğu masalsı filmi “Into the Woods”un çekimlerini geçtiğimiz ay tamamladı. Johnny Depp, Meryl Streep, Anna Kendrick, Chris Pine, Emily Blunt filmin başrollerini üstlendiler. Hepsini karşılıklı şarkı söylerken, masalsı mekanlarda izlemek güzel mi olacak, gelecek sonbaharda göreceğiz.

Michelle-Williams-600

Michael Mayer: Bir yeniden çevrim projesi de Mayer’dan gelecek. Mayer üç dalda Oscar’a aday gösterilen 1958 yapımı “South Pacific” filmini perdeye taşıyacak. Bir değişiklik olmadığı taktirde filmin başrolünde Michelle Williams’ı izleyeceğiz. Film, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir adada hemşirelik yapan Nellie ile Fransız Emile’in aşkını anlatıyor. Mayer’ı Colin Farrell’lı “A Home at the End of the World” filminden hatırlarsınız belki. “South Pacific”, Mayer’ın ve Williams’ın ilk müzikali olacak.

Michael Gracey: Kendisini muhtemelen tanımıyorsunuzdur. Çünkü daha önce film yönetmedi. Ama önümüzdeki yıllarda sağlam projelerle adından söz ettirecek. Gracey şu sıralar Elton John’ın hayatına odaklanan Tom Hardy’li “The Rocketman” filmine hazırlanırken beri yandan müzikal türündeki “The Greatest Showman on Earth” filmini hazırlatıyor. Bu müzikal filminin başrolünde Hugh Jackman’ı izleyeceğiz. Bilindiği gibi aktör bu türü çok seviyor. Sinemada çok fazla müzikal filmde rol almasa da sahnede bu türdeki oyunlarda sıkça rol alıyor. Film, showman P.T. Barnum’un hayatına odaklanacak.

Steve McQueen: Belli ki bu tür herkesin ilgisini çekiyor. “Hunger”, “Shame” ve “12 Years A Slave” gibi hazmı zor filmlerinin yönetmeni Steve McQueen de müzikal türünde bir film çekmek istiyor. Çekmek istediği müzikalin ayrıntılarını açıklamadı ne yazık ki. Projenin başrolü ise şimdiden belli: Michael Fassbender. Aktörle üç kez çalışan, dördüncünün planlarını yapan McQueen, Fassbender’e “Çok iyi bir sesi var. Onu dinlemelisiniz. Gerçekten çok iyi şarkı söylüyor” şeklinde övgülerde bulunmuştu aylar önce.

 

Kategoriler
haber

Steve McQueen’in Sıradaki Projesi Belli Oldu

Şu sıralar “12 Years A Slave” filminin tanıtımlarıyla meşgul olan yetenekli yönetmen Steve McQueen “Fela” adlı filminden önce HBO’ya bir proje hazırlayacak. Proje diyoruz; çünkü bu projenin TV filmi mi, mini dizi mi, sezonlar boyunca devam edecek bir dizi mi olacağı açıklanmadı. McQueen bu projenin senaristliğini “State of Play” ve “World War Z” yapımlarının senaristi Matthew Michael Carnahan’la birlikte üstlenecek. Yapımcılığı ise Russell Simmons’la paylaşacak. İsimsiz projenin yönetmenliği de McQueen’e ait olacak. Proje “provokatif bir drama” olarak tanımlanıyor. “Six Degrees of Seperation” ile “Shame”in karışımı olarak nitelenen proje, genç bir Afro Amerikalının New York yüksek sosyetesine geçme çabalarını anlatacak.
steve-mcqueen

Kategoriler
haber

Steve McQueen “Fela Kuti” Filmini Yönetmeyecek

Bu sene “12 Years A Slave” ile adından söz ettiren yetenekli yönetmen Steve McQueen “Shame” filmine hazırlanırken “Fela Kuti” filmini yakın zamanda yöneteceğini açıklamıştı. Hatta filmin başrolü için Chiwetel Ejiofor ile iletişime geçmiş, aktörden de olur yanıtını almıştı. Ama yıllardır prodüksiyon aşamasında olan bu proje “Shame”den sonra da çekilmedi. Bugün yapılan açıklamaya göre McQueen projeyi yönetmekten vazgeçti. Ejiofor kadrodaki yerini koruyup korumadığı konusunda bilgi verilmedi. Yönetmenlik koltuğu “Mother of George” filmiyle tanınan Andrew Dosunmu’ya teslim edildi. “Fela Kuti”, Michael Veal’in kaleme aldığı “Fela: The Life and Times of an African Musical Icon” adlı biyografik kitabından uyarlanacak ve açıklamalara göre standart bir biofilm olmayacak. Film devrimci müzisyenlerden Afrikalı Fela Kuti’nin hayatına odaklanacak.Fela-Kuti_Clay

McQueen yaptığı açıklamada müzikal filmlerden çok hoşlandığını, sıradaki filminin bu türde olabileceğini, ekürisi Michael Fassbender’le tekrar çalışmak istediğini belirtti. Fassbender’in sesinin çok iyi olduğunu dile getiren yönetmene biz de katılıyoruz. Geçen sene bu haberimizde aktörün sesinin oldukça iyi olduğunu belirtmiştik.

Kategoriler
haber

Toronto’nun Büyük Ödülü 12 Years A Slave’e

Toronto Uluslararası Film Festivali (TIFF) ödüllerin de dağıtılmasıyla sona erdi. Festivalin büyük ödülü Steve McQueen imzalı “12 Years A Slave” filmine teslim edildi.
12 Years A Slave

“12 Years A Slave” ödül sezonunun ilk ödülünü kapmış oldu.

  • Halkın Seçimi (Kurmaca Film): 12 Years A Slave (takipçileri: Philomena ve Prisoners)
  • Halkın Seçimi (Belgesel): The Square (takipçileri: Beyond the Edge ve Hi-Ho Mistahey)
  • Halkın Seçimi (Geceyarısı Çılgınlığı): Why Don’t Play In Hell (takipçileri: Oculus ve Witching and Bitching)
  • Kanada Yapımı En İyi İlk Film: Asphalt Watches
  • Kanada Yapımı En İyi Film: When Jews Were Funny
  • FIPRESCI Ödülleri: Ida (Özel Gösterim Ödülü) ve The Amazing Catfish (Keşif Ödülü)
  • En İyi Asya Filmi: Quissa
  • Kanada Yapımı En İyi Kısa Film: Noah
  • The Grolsch Film Works Keşif Ödülü: All the Wrong Reasons
Kategoriler
haber

Steve McQueen, Hans Zimmer’ı da Yanına Aldı

Hunger’la uluslararası sinema sahnesine çok sağlam bir giriş yapan, Shame ile bu yeri sağlamlaştıran Steve McQueen, üçüncü filmi “Twelve Years A Slave” için olağanüstü bir kadro toparlamıştı.
hans-zimmer1
Chiwetel Ejiofor, Michael Fassbender, Scoot McNairy, Benedict Cumberbatch, Paul Giamatti, Paul Dano, Sarah Paulson, Garret Dillahunt, Ruth Negga, Taran Killam, Adepero Oduye, Alfre Woodard, Quvenzhané Wallis, Dwight Henry, Michael K. Williams ve konuk oyuncu olarak Brad Pitt’i bir araya getiren McQueen, kamera arkası için de en iyileri seçiyor.

Özgürlüğünü kazandıktan sonra oyuna getirilerek yeniden köle olmak durumunda bırakılan Solomon Northup’ın gerçek hikayesini anlatacak filmin müziklerini Hans Zimmer yapacak. Uzun süredir ilk defa epik filmler dışında bir filmde çalışacak olan Zimmer’in müzikleri en az film kadar merakla bekleniyor olacak.

Kategoriler
haber

SuperCut: Korku Filmleriyle Başlayan Kariyerler

İlk veya ikinci filmlerinde korku filmlerinde yer alan sinema yıldızlarının sayısı hiç de az değil. Flavorwire Halloween anısına yıldızların ilginç sahnelerini bir araya getirmiş.

Yıldızlar Sırasıyla:
George Clooney, Brad Pitt, Steve McQueen, Jennifer Connelly, Jennifer Aniston, Julianne Moore, Isla Fisher, James McAvoy, Keira Knightley,Naomi Watts, Sharon Stone, Johnny Depp, Patricia Arquette, Laurence Fishburne, Evangeline Lilly, Kevin Bacon, Jamie Lee Curtis, Dana Carvey, Paul Rudd, Michelle Williams, Joseph Gordon-Levitt, Ted Danson, Holly Hunter, Jason Alexander, Julia Louis-Dreyfuss, Viggo Mortensen, Matthew McConaughey, Renee Zellweger, Jessica Alba, Leonardo DiCaprio, Angela Bassett, Eric Dane, Patrick Dempsey, Jack Black, Bill Maher, Tom Hanks, Jack Nicholson