Kategoriler
haber

Splinter Cell, Tom Hardy’nin Başrolünde Çekilecek

Yıllardır hazırlık aşamasında olan oyun uyarlaması Splinter Cell‘le ilgili yeni haberler geldi. Yapımcı Basil Iwanyk, Tom Hardy’nin hâlâ kadroda olduğunu belirterek senaryonun tamamlanmak üzere olduğunu müjdeledi. Senaryo biraz uzun olduğu için şu sıralar senaryoyu kısaltmaya çalışıyorlar. Bu işlemden sonra, birkaç hafta içerisinde senaryo, Hardy’e gönderilecek. Fakat çekimlere ne zaman başlanacağı, filmi kimin çekeceği halen belli değil. Iwanyk, Assassin’s Creed‘in hasılatının Splinter Cell‘in geleceğini (iptal edilip edilmemesi) etkilemediğini, iki filmin birbirleriyle ilişkili olmadığını söyledi. Yapımcıya göre Splinter Cell oyun uyarlaması olduğunu hissettirmeyen bir film olacak. Yapımcıların istediği, oyun uyarlaması olduğu belli olan bir filmden ziyade Hardy’li bir aksiyon filmi yapmak. Iwanyk, Hardy’nin rolü oynamayı çok ama çok istediğini söylemiş. Yıllardır projede olması da bunu kanıtlıyor. Son olarak… Yapımcı, Splinter Cell filmini Jason Bourne, James Bond gibi filmlere ton ve kötü karakterler açısından benzememeye, bu filmlerden farklılaşmaya çalıştıklarını da belirtti.

Kategoriler
haber

Tom Hardy, Mad Max: Wasteland’te Oynamak İçin Hazır ve Nazır

Tom Hardy 2015’in en çok ödüllendirilen filmlerinden olan Mad Max: Fury Road‘un devam filmi olan Mad Max: Wasteland‘in çekileceğini söyledi ama çekim tarihi hakkında bir bilgi vermedi; çünkü o da bilmiyor. Aktör, Taboo dizisiyle ilgili yeni röportajında üç filmlik bir kontrat imzaladığını, ikinci filmde oynamayı çok istediğini dile getirdi. Hardy şu sıralar George Miller’dan ikinci filmde oynaması için bir telefon beklediğini de sözlerine dahil etti. “George’u muhteşem yapan şey hem Max, hem de Furiosa için bir seri yaratmış olması. Hangi karaktere odaklanacağı onun kararı. Ben ondan çekimler için gelecek haberi heyecanla bekliyorum. George’la çalışmayı çok seviyorum. Gerçek şu ki yarattığı mitoloji çok derin. Böylesine bir sanatçıyla çalışmak muhteşem,” dedi. Aktör ikinci filmin adının değişebileceğini de belirtti.

Filmin ne zaman çekileceği aradan iki yıl geçmesine rağmen açıklanmadı. Miller bu filmden önce küçük bütçeli bir film yapmak istediğini söylemişti ama henüz yönetmenin bu küçük projesi de açıklanmadı. Hardy kariyerine JC Chandor’ın çekeceği Triple Frontier ve Josh Trank’in yöneteceği Fonzo filmleriyle devam edecek. Aktörü şubata kadar Taboo mini dizisinde izleyebilirsiniz.

Kategoriler
haber

Tom Hardy, Fonzo Filminde Al Capone’u Oynayacak

Tom Hardy geçtiğimiz haftalarda projeleri arasına kaşif Ernest Shackleton’ı konu alan isimsiz bir projeyi dahil etmişti. Bu haberden sekiz gün sonraysa bir projesi daha açıklandı. Hardy, Fonzo adı verilen filmde Amerika’nın ünlü gangsterlerinden Al Capone’u oynayacak. Hazırlıkları devam eden bu filmi ilk filmi Chronicle‘la övülen, ikinci filmi Fantastic Four‘la epey yerilen Josh Trank yazıp yönetecek. Çekimlere ne zaman başlanacağı açıklanmadı. Hardy’nin sıradaki projesi de henüz bilinmiyor. Aktör yakın zamanda karşımıza Taboo adlı mini dizide çıkacak. Temmuz 2017’deyse aktörü Chris Nolan’ın savaş filmi Dunkirk‘te izleyeceğiz.

Kategoriler
haber

Tom Hardy Kaşif Ernest Shackleton’ı Oynayacak

Bu yaz Christopher Nolan’ın ilk savaş filmi Dunkirk‘te rol alan Tom Hardy henüz sıradaki projesini belirlemedi. Aktörün kariyerine hangi yapımla devam edeceği şimdilik bilinmiyor ama Hardy projeleri arasına yeni projeler eklemeye devam ediyor. Bugün gelen haberlere göre Hardy İngiliz kâşif Ernest Shackleton’ı oynayacak. Adı açıklanmayan bu biofilmi Peter Straughan kaleme alacak. Filmin yönetmeni henüz belirlenmedi. Shackleton 1914’te ekibiyle birlikte gemiyle Antarktika’ya açıldı. Ama gemisi Endurance’ta buzlar arasında sıkışınca Antarktika’ya ulaşamadı. Artık tek amacı vardı: Sıfırın altındaki sıcaklıkta hayatta kalmaya çalışmak ve ekibini İngiltere’ye götürmeyi başarmak. Nitekim bunu başarır. Bütün ekip eve sağ salim ulaşır. Shackleton son bir keşif için yola çıktıktan bir yıl sonra 1922’de Georgia’da kalp krizi sonucu ölür.* Film, Shackleton’ın Endurance’taki hayatta kalma savaşına odaklanacak.

*: Kaynak

Kategoriler
seçki

Oscar Adayı Oyuncu ve Yönetmenlerin Projeleri

Her yıl çeşitli sinemacılar Akademi tarafından Oscar’a aday gösteriliyor. Tabii bu durum, dikkatleri ve spot ışıklarını bu isimlerin üzerine çekiyor. 2016 Oscar’larında aday olan oyuncu ve yönetmenlerin sıradaki projeleri neler peki? Buyrun dosyamıza.

TrumboBar640

Bryan Cranston: “Trumbo” filmiyle aktör dalına aday olan Cranston her zamanki gibi pek çok filmde karşımıza çıkacak: James Franco’nun filmleri “In Dobious Battle” ve “The Disaster Artist”, Franco’nun da rol alacağı komedi filmi “Why Him?”, HBO için hazırlanan TV filmi “All the Way”, Wes Anderson’ın stop-motion animasyonu, yıllar önce çekilen ama bir türlü gösterime giremeyen “Get a Job” komedisi, “Wakefield” ve Pablo Escobar’ı konu alan “The Infiltrator”. Görüldüğü üzere Cranston adeta nefes almadan film çekiyor.

michael-fassbender-as-steve-jobs

Michael Fassbender: “Steve Jobs” filmiyle aktör dalına aday olan Fassbender de dinlenmeden film çekenlerden. Onu bu yıl gangster filmi “Trespass Against Us”ta, X-Men filminde, ödül sezonunda gösterime girecek “The Light Between Oceans”da ve yıl bitmek üzereyken oyun uyarlaması “Assassin’s Creed”te izleyeceğiz. Terrence Malick’in “Weightless”ı ise bu yıl festivallerde gösterilebilir. İyi eleştiriler alırsa “The Light…” filmiyle tekrar Oscar için mücadele edebilir ve belki de şubatta üçüncü adaylığını elde edebilir. Aktörün şu sıralar Norveç’te polisiye roman uyarlaması “The Snowman”de rol aldığını, nisan ayında Prometheus serisinin ikinci filmi “Alien: Covenant”ın çekimlerine başlayacağını da ekleyelim.

martian-gallery3-gallery-image

Matt Damon: “The Martian” ile aday olan Damon’ı bu yıl sadece “Jason Bourne” filminde izleyeceğiz. Gelecek yılın şubat ayındaysa 8.yüzyılda Çin’de geçen “The Great Wall”da karşımıza çıkacak. Bu iki filmin çekimlerini tamamlayan Damon bu yıl Alexander Payne draması “Downsizing”de ve ardından Coenlerin yazdıkları, George Clooney’nin çekeceği “Suburbicon”da rol alacak. Şimdilik başka projesi yok. Bu yılın ödül sezonunu ise projesi olmadığından pas geçecek. 2018’de Payne’in filmiyle yarışa dönecektir.

landscape-1441114110-capture-decran-2015-09-01-a-092811-am

Eddie Redmayne: Geçen yıl aldığı Oscar’dan hemen sonra “The Danish Girl”de rol alarak “Acaba üst üste iki yıl ödülü alıp adını Oscar tarihine yazdırabilir mi?” diye düşündürtmüştü. Ama öyle bir şey olmayacak gibi görünüyor. Redmayne’in bu yılın ödül sezonu için bir projesi olmadığını da hemen belirtelim. Aktör bu yıl üçlemenin ilk halkası olan “Fantastic Beasts and Where to Find Them”de karşımıza çıkacak. Şimdilik başka projesi yok. Ama bu filmin çekimlerini tamamladığından yıl sona ermeden bir film daha çekebilir.

1401x788-the-revenant-DF-02339R_rgb-1200x675

Leonardo DiCaprio: Altı kez Oscar’a aday olan DiCaprio, “The Revenant”la sonunda ödüle ulaşacak ve on altı yıllık muhabbet sona erecek gibi görünüyor. Projelerini çok titiz bir şekilde seçen, bu yüzden genelde iki yılda bir kez karşımıza çıkan DiCaprio’nun adı her yıl onlarca projeyle anılıyor. Hatta şu yazımızda IMDb’de yer alan projelerinin ölüp ölmediklerini değerlendirmiştik. DiCaprio’nun sıradaki projesi ne yazık ki kesinleşmedi. Aktör geçen yıl Martin Scorsese ile “The Devil in the White City” adlı dönem/gerilim filminde tekrar çalışacağını açıklamışsa da henüz bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı. DiCaprio’nun “Conquest” adlı filmde oynayacağı da açıklanmıştı. Ama bu filmin henüz kaleme alınmadığını da belirtelim. Filmi “Revenant”ın senaristlerinden Mark L. Smith yazacak, Paramount dağıtacak.

cate_blanchett_xmas_shop_carol-xlarge

Cate Blanchett: “Carol”daki başarılı performansıyla Oscar’a aday olan Blanchett, “Hobbit” serisinden kısa bir süre sonra büyük bütçeli gişe filmlere dönecek. Aktris bu yaz çekilecek “Thor: Ragnarok”ta Thor’un düşmanını oynayacak. Bu filmden sonraysa Richard Linklater’ın yeni filmi “Where’d You Go, Barnadette”ta rol almayı planlıyor. Diğer projesi ise aktris Lucille Ball’ın hayatına odaklanan, Aaron Sorkin’in kaleme aldığı isimsiz biofilm. Blanchett, Malick’in “Weightless”ında ve gelecek yıl “Jungler Book: Origins”de de karşımıza çıkacak. Blanchett’ın Avustralya dizisi “Stateless”ın bir bölümünü çekerek ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturacağını da belirtelim.

01-jennifer-lawrence-as-joy

Jennifer Lawrence: Bu yıl X-Men’de muhtemelen son kez karşımıza çıkmaya hazırlanan Lawrence’ı yılın sonlarına doğru romantik bilim-kurgu filmi “Passengers”da da izleyeceğiz. Film aralık ayında gösterime girecek. Lawrence bir adaylık daha alır mı göreceğiz ama türü ve konusu buna pek müsait gibi gözükmüyor. Aktris yaza doğru Darren Aronofsky’ın yeni dramasının çekimlerine başlayacak. Bu filmden sonra Fidel Castro’ya âşık olan bir kadını oynayacağı “Marita”nın ve Amy Schumer’la birlikte yazdığı isimsiz komedi filminin çekimlerine başlamayı planlıyor. Lawrence’da da projeler bitmiyor kısacası.

brooklyn

Saoirse Ronan: “Brooklyn” ile aday olan Ronan’ı bu yıl Çehov uyarlaması “The Seagull”da izleyeceğiz. Ronan’ın bu yıl çekeceği ilk filmse “Lady Bird”. Komedi türündeki bu filmi yetenekli aktris Greta Gerwig yazıp yönetecek. Ronan’ın diğer projesi bir ara Carey Mulligan’a paslanan ama sonra aktrisin rol almaktan vazgeçtiği Ian McEwan uyarlaması “On Chesil Beach”. Aktris ilk Oscar adaylığını elde ettiği “Atonement”tan sonra 2.kez McEwan uyarlamasında rol alacak. Filmin iyi çıkması halinde Ronan yarışa dönebilir. Aktris bu yıl bu iki filmle meşgul olacak.

screen shot 2015-09-22 at 11.04.37 am

Brie Larson: “Room” ile Oscar’ı da kucaklamaya hazırlanan Larson yaşıtı pek çok aktrisin izinden gidip ünlenir ünlenmez bir gişe filminde, King Kong’u anlatan “Kong: Skull Island”ta rol alıyor. Aktris bu filmini tamamladıktan sonra “Short Term 12″in yönetmeni Dustin Cretton’la 2.kez çalışacak. Bir zamanlar J.Lawrence’ın rol almayı planladığı ama sonra vazgeçtiği “The Glass Castle”ın başrolünü Woody Harrelson’la birlikte üstlenecek. Aktrisi bu yıl müzikal komedisi “Basmati Blues” ve Ben Wheatley filmi “Free Fire”da izleyebileceğiz.

45-Years

Charlotte Rampling: “45 Years” ile ilk adaylığını 70 yaşında alan (Akademi’nin ayıplarından) Rampling’i pek çok filmde izleyeceğiz: “Waiting for the Miracle to Come”, “The Whale”, Julian Barnes uyarlaması “The Sense of Ending”, Guy Maddin filmi “Seances”, “Valley of the Gods”, “The Clown” ve Jane Austen uyarlaması “Sanditon”. Aktrisi iki yıl boyunca bu filmlerde izleyebileceğiz.

here-s-why-the-big-short-elevates-christian-bale-s-oscar-chances-to-new-heights-739059

Christian Bale: “Big Short”la adaylık alan Christian Bale’ı Ermeni Tehciri’ni konu alan “The Promise”de Oscar Isaac ile birlikte rol aldı. Film başarılı bulunursa aktör ödül yarışına dönebilir. Bale, Malick’in “Weightless”ında da karşımıza çıkacak ama bu filmin gösterim tarihi henüz netleşmedi. Aktör bu yaz Scott Cooper’la ikinci kez çalışacak. İkiliyi tekrar buluşturacak olan “Hostiles” 1880’lerde geçecek, 2017’de (muhtemelen ödül sezonunda) gösterime girecek. Bale’in “Jungle Book: Origins” animasyonuna sesini verdiğini de hatırlatalım.

Bridgeof-Spies-777x437

Mark Rylance: Spielberg’in filmi “Bridge of Spies” filmiyle aday olan Rylance’ı bu yıl sadece “The BFG”de izleyeceğiz. Spielberg’in yönettiği bu film, Roald Dahl’ın aynı adlı çocuk kitabından uyarlandı. Film TR’de 1 temmuzda gösterilecek. Rylance yaza doğru Christopher Nolan’ın büyük bütçeli savaş filmi “Dunkirk”te rol alacak. Aktörün başka projesi yok. “Dunkirk” başarılı olursa Rylance yarışa dönebilir.

creed-sylvester-stallone-golden-globes-nominations-2016

Sylvester Stallone: Yedinci kez Rocky’i oynadığı “Creed”le 3.Oscar adaylığını alan (“Rocky” ile aktör ve senarist adaylıklarını almıştı) ödülü de kazanması beklenen Stallone kariyerine üç filmle devam edecek: “Creed 2”, Gregory Scarpa’yı anlatan Brad Furman biofilmi “Scarpa” ve aksiyon filmi “Expendables 4”. Ex’in ne zaman çekileceği açıklanmadı. “Creed 2” ise Kasım 2017’ye yetiştirilecek.

maxresdefault

Mark Ruffalo: “Spotlight” ile 3.adaylığını alan Ruffalo’yu bu yaz “Now You See Me 2″da izleyeceğiz. Ne yazık ki başarılı aktörün bu yıl gösterime girecek başka bir projesi yok. Ruffalo, “Thor: Ragnarok”ta Bruce Banner’ı dördüncü kez oynayacak. Bu yıl “Thor” dışında bir filmde rol almayabilir.

revenant-tom-hardy

Tom Hardy: Ödül sezonunda görmezden gelinse de Akademi’nin es geçmeyip “The Revenant” ile ilk kez aday gösterdiği Hardy’i bu yıl “Taboo” dizisinde 8 hafta boyunca izleyeceğiz. Hikâyesini babasıyla birlikte yazdığı, senaryosunu Steven Knight’ın kaleme aldığı, yapımcılığını Hardy’lerle birlikte Ridley Scott ve Knight’ın üstlendiği bu dizi 1800’lerde geçecek ve bir intikamla elmas bulma çabalarına odaklanacak. Hardy yazın Nolan’la 2.kez “Dunkirk”te çalışacak. Ne yazık ki şimdilik başka bir projesi yok.

THE HATEFUL EIGHT

Jennifer Jason Leigh: 50’sinden sonra ilk adaylığını “The Hateful Eight” ile alan Leigh’in 4 projesi var: Çekimleri tamamlanan, Amerikan başkanını konu alan “LBJ” (başrol Woody Harrelson’ın), Natalie Portman’lı bilim kurgu filmi “Annihilation”, David Fincher’ın dizisi “Twin Peaks” ve korku filmi “Amityville”. Leigh, “LBJ” ile ikinci adaylığını almaya çalışacaktır. “Twin Peaks”te ise kaç bölümde görüneceği bilinmiyor. Mayıs ayında Alex Garland’ın yeni filmi “Annihilation”ın çekimlerine başlayacak.

steve-jobs-trailer-1-2-1280x720

Kate Winslet: “Steve Jobs” ile tekrar Oscar’a aday olan Winslet’ın sadece iki projesi mevcut: Çekimlerine başlanan bol yıldızlı, ödül sezonunda adı anılabilecek “Collateral Beauty” ve fotoğrafçı Lee Miller’ı anlatan isimsiz biofilm. Bu biofilmin çekimlerine ne zaman başlanacağı açıklanmadı. Şansımız varsa bu film 2017’ye yetiştirilir. Ne yazık ki Winslet’ı bu yıl sadece “Collateral”da izleyeceğiz.

the-danish-girl

Alicia Vikander: “The Danish Girl” ile ilk Oscar adaylığını alan ve ödülü kazanmaya daha yakın olan Vikander’i bu yıl üç filmde izleyeceğiz: Gösterime hazır hale gelen dönem draması “Tulip Fever”, yazın gösterilecek “Jason Bourne” ve ödül sezonunda gösterime girecek Michael Fassbender’li “The Light Between Oceans”. Vikander “Jason Bourne” dışındaki iki projesiyle tekrar adaylık almaya çalışabilir. Aktris yaza doğru Wim Wenders’in James McAvoy’lu romantik/gerilim filmi “Submergence”da rol alacak. Şimdilik başka projesi yok.

251772

Rooney Mara: “Carol” ile 2.adaylığını alan Mara’yı bu yıl “Una”da, ödül sezonunda gösterime girmesi planlanan “The Secret Scripture”da ve Malick’in filmi “Weightless”da izleyeceğiz. Mara, Nicole Kidman’lı “Lion”da kısa bir süre rol almıştı, bu film de bu yıl gösterilecek. Aktris bu yıl “The One I Love”ın yönetmeninin yeni romantik bilim kurgu filmi “The Discovery”de Nicholas Hoult ile birlikte rol alacak. Diğer projesi ise dini film “Mary Magdalene”. “Lion”ın yönetmeni Garth Davis’in çekeceği bu filmde Mara, Mecdeleli Meryem’i (Meryem Ana değil) oynayacak. Film yazın çekilecek. Mara bu yıl “Secret Scripture” ile, gelecek yılsa “Mary” ile ödül kovalayacaktır.

Rachel-McAdams-Spotlight

Rachel McAdams: Yıllardır sektörde olan McAdams ilk adaylığını “Spotlight” ile aldı. Bu filmle daha da fazla kişinin dikkatini çeken McAdams pek çok aktris gibi (mesela Larson) hemen büyük bütçeli bir gişe filminde, “Dr. Strange”de rol aldı. Onu bu yıl sadece bu Marvel uyarlamasında izleyeceğiz. Şimdilik başka projesi yok.

Rm_D44_GK_0034.RW2

Lenny Abrahamson: 3. filmi “Frank” ile adından söz ettiren Abrahamson “Room” ile ilk adaylığını aldı. Peki sırada ne var? Geçen yıl Abrahamson’ın Donald McRae’nin kaleme aldığı “A Man’s World” romanını uyarlayacağı açıklanmıştı. Henüz projeyle ilgili yeni bir açıklama yapılmadı. Filmin konusu ödül sezonuna uygun: Boks maçında bir adamın ölümüne neden olan bir boksörün eşcinsel bir ilişki yaşayınca toplumun tepkisini çekmesi anlatılacak.

3055096-poster-p-1-adam-mckay-and-the-big-short

Adam McKay: Komedi filmleriyle tanınan McKay ilk 2 adaylığını “Big Short” ile aldı. McKay’in kariyerine hangi filmle devam edeceği bilinmiyor. Anchorman 3’yi çekebilir. “Ant-Man and the Wasp” filminin öyküsünü ise yazmaya başlamış. Diğer projesi ise John C. Reilly’nin başrolünü üstleneceği bir komedi filmi. Yakında yeni projesi açıklanacaktır.

2015-5-Feature-Mad-Max-George-Miller-set-WB

George Miller: “Mad Max: Fury Road” ile aday olan Miller kariyerine küçük bütçeli bir filmle devam edeceğini açıkladı.  Ama henüz bu filmin adı, konusu, türü vs açıklanmadı. Kamera arkasına bu yıl dönüp dönmeyeceği bilinmiyor. “Mad Max”in devamını ise bir süre daha (belki 2019’a kadar) bekleyeceğiz gibi görünüyor.

2015-5-Feature-Mad-Max-George-Miller-set-WB

Tom McCarthy: “Spotlight” ile adaylık elde eden McCarthy kariyerine bir diziyle devam edecek. McCarthy, Netflix’in hazırladığı, Selena Gomez’in başrolünü ve yapımcılığını üstleneceği, 13 bölümlük “13 Reasons Why”ın ilk iki bölümünü çekecek, sezonun yapımcılığını üstlenecek. Bu diziden sonra hangi filmi çekeceği ise bilinmiyor.

revenant-xlarge

Alejandro G. Inarritu: “The Revenant” ile Oscar’a aday olan Inarritu’nun da hangi filmle sinemalara döneceği bilinmiyor ne yazık ki. Inarritu (bir değişiklik olmadıysa) “The One Percent” dizisinin bazı bölümlerini çekecek. Ed Helms, Ed Harris ve Hilary Swank’li dizi fonksiyonunu yitiren bir ailenin ekonomik krizden etkilenmelerini anlatacak. Inarritu dizinin senaristleri ve yapımcıları arasında da yer alıyor. Dizinin kanalı, çekim ve yayın tarihi henüz açıklanmadı.

Kategoriler
haber

Yeni Mini Dizi: Taboo (FX-Ridley Scott-Tom Hardy)

-Sekiz bölümlük mini dizi İngiltere’de BBC One, ABD’de FX’ten aynı anda yayınlanacak. İngilizlerin ve amerikalıların dizi zevklerinin giderek benzeşmesi ilginç…

-Dizinin hikayesi ve senaryosu Tom Hardy ve babası Chip Hardy’den çıktı. Fragmandan anladığımız kadarıyla Hardy kendi oyunculuk yeteneklerine uygun bir senaryo yazmış. Hardy aynı zamanda dizinin yardımcı yapımcısı…

-Taboo, Afrika’dan döndükten sonra öldürülen babasının intikamını almak isteyen bir adamın öyküsünü ve garip hallerini anlatıyor. Hardy’ye usta bir oyuncu kadrosu Jonathan Pryce, Michael Kelly, Oona Chaplin ve David Hayman eşlik edecek

Kategoriler
izlenim

Bakınız Kulis: The Revenant

Bakınız yazarları olarak Alejandro Gonzales Inarritu’nun yeni filmi The Revenant’ı konuştuk. Ortaya farklı görüşlerden oluşan bir yelpaze çıktı…

Turgay Kaplan: Güçlü bir kalemi olmayan Inarritu-The Revenant’ta da açıkça görüldüğü üzere-bu eksikliğini giderebilmek için işin teknik kısmına daha çok efor sarf ediyor. Üç boyut etkisi uyandırmak için oyuncuların etrafında kamerasını dört döndürüyor ve de -senaryosunu amacından saptırması pahasına- hikayenin geçtiği vahşi ortamı gerek renk kullanımı gerekse çerçeve anlayışıyla seyirci için olabildiğince cazip kılıyor. Neticede hikaye ve görsellik farklı kulvarlarda ilerliyor. Bir yanda içinde bulunmayı pek arzu etmeyeceğiniz bir mücadele yaşanırken diğer yanda daha güçlü seyreden görsellik, tüm ilgiyi kendi üzerine çekerek, mücadelenin ruhuna hançeri saplamış oluyor. Filmin insan türünü ele alış bakımından gerçekçi bulduğum yaklaşımı da bundan zarar görüyor. Diyebilirim ki; insan türüne gerçekçi yaklaşımının zarar görmediği tek sahne, Di Caprio’nun boz ayının saldırısına uğradığı sahnedir.
Teknik yönden maharetli Inarritu, uzun süredir, senaryoları Guillerma Arriage’e ait ilk iki filmini taklit edip duruyor. Tabi ki orjinallerinin yanında her zaman gölgede kalmaya mahkum olan her iş gibi gölgede kalan filmleri, güçlü görselliklerinin altında ezilmeyecek güçlü kalemlere gereksinimleri olduğu izlenimlerini uyandırıyor.revenant 4

Sinan Doğrul: Hikayesi ayrıksı olmasa da sinemanın en temel dilinin görsellik olduğu düşünüldüğünde sırf görsel yetkinliğini deneyimlemek için bile seyredilebilir Revenant. Dahası bu görsel yetkinlik hikaye ilerledikçe dikkati kahramanların üzerinden doğanın kendisine yönelterek filmin oyuncu kadrosuna vahşi doğanın kendisini de katmış oluyor ki bu söz konusu intikam kovalamacasına başka bir boyut da katıyor diye düşünüyorum. Bu bakımdan ben Revenant’ta Turgay’ın film için yaptığı “gerçekçi” belirlemesinin bir adım daha daha öteye götürülüp filmin “natüralist” bir çizgide değerlendirileceği kanısındayım. Senaryoda anlatacağı hikaye konusunda elinde çok belirgin kayda değer bir senaryo bulunmayan Innaritu, meseleyi nasıl anlatacağı konusunda seyirciye hatırı sayılır bir cevap verebiliyor.

Turgay Kaplan: Sinan, eşin öldürülmüş ve sonra da çoçuğun öldürülüyor. İntikamla dolup taşarken bir yandan da zorlu doğa koşullarında hayatta kalmaya çalışıyorsun. Şimdi böylesi bir durumda filmdeki kahramanın gördüğü doğayla bize gösterilen doğa aynı mıdır sence? Ben Inarritu’nun yaptığının sinematik bir çaba olduğunu düşünüyorum. Seyirci desin ki “Bu film sinema da ne izlenir be” ve sinemaya koşsunlar. Kamerasını o kadar çok hissettiriyor ki senin dediğin gibi natüralist olsaydı ben o kamerayı hissetmez o kartpostal görüntülere içim gitmezdi. Sonuçta klasik anlatıyı tercih etmişsin değil mi? Sana katılıyorum; sırf görsel yetkinliği için bile izlenebilir elbette. Ancak sinemanın temel dilinin görsellik oması görselliğin anlatının aleyhine işleyebileceği sonucunu doğurmaz.

Sinan Doğrul: Mevzu bahis sadece bir intikam meselesi değildi filmde bence. Hatta söz konusu intikam sadece mevzu’nun görünen kısmıydı. Filmde ben hesaplaşmak için geri dönmeye çalışan adamdan çok üç kuruş kazanç için kendinden geçmiş ve her şeyi yapmaya hazır “beyaz” adamın ahlaksızlığın dibine doğru yaptığı yaptığı yolculuğu fark ettim. İşte kâr için doğayı yağmalamaya hazır uygarlığın yeni bir anakara keşfetmişken içine düştüğü acınılası hırsı ve en başta kendisi ve etrafındakiler olmak üzere her şeyi gözden çıkarışı çarptı beni. Filmin çarpıcılığının en belirgin nedeni ise hikayesindeki malzeme değil o malzeme için yarattığı sinema dili oldu. Natüral yanıyla kastettiğimse filmin klasik hikaye algısında en başta oluşturulan iyi-kötü kahraman arasındaki sınırı elinden geldiği kadar silikleştirmeye çalışmasıydı. Zira bence Di Caprio’nun oynadığı karakter de aslında öyle sütten çıkmış ak kaşık biri değildi. Bunun belirgin derecede hissettim filmde. Filmin sonlarına doğru gördüğümüz kavga sahnesindeki sakillik ve vahşet bunun en belirgin göstergesiydi. Eğer Di Caprio bir yerli olsaydı böyle konuşmazdım. Onu karakter olarak diğerlerinden ayıran en önemli farksa anakaraya yeni gelmiş biri olarak az önce bahsettiğim yağmacı anlayışla ama iyi ama kötü yüzleşmeye çalışması oldu. Ne ki bu yüzleşmede o, sözgelimi Avatardaki Jack Sullivan gibi rafine edilmiş ve direnişçiye dönüştürülmüş biri değildi. Tam tersi biz film boyunca kahramanın doğa içindeki sefaletini ve çaresizliğini gördük. Filmde ana karaktere acıdım ama doğa içinde kaybolduğu ve haksızlığa uğradığı için değil kendi hırsları ve hevesleri için içine düştüğü tanımsızlıktan ve çaresizlikten dolayı acıdım.revenant 5

Haktan Kaan İçel: Revenant tam anlamıyla bir ayindi bana kalırsa… Görüntü yönetmeni Lubezki görüntülediği her karesiyle görsel bir başyapıtın kapılarını sonuna kadar aralamış. Filmin içinde ayı sahnesi gibi unutulmaz anlar var. Leonardo DiCaprio fiziksel mücadelesiyle rolünün hakkını sonuna kadar veriyor. Bana kalırsa Leo’dan sonraki en beğendiğim oyuncu Domnhall Gleeson oldu. Bu oyuncu son dönem işleriyle yükselişini sürdürüyor. Ancak filmin en temel sorunu senaryonun zayıf kalmasında diyebiliriz. Hikaye ne kadar intikam hikayesi olarak sunulsa da, Amerika’nın Amerikan yerlileri katliamı ile yüzleşmesi olarak göndermeler içeriyor. Senaryodaki kimi nokta çok sağlam temeller üzerine oturtulmadığından havada kalıyor. Bir de film intikam hikayesinden çok, bir felaket filmi sonrasında survive filmlerine daha çok benziyor. Ancak film hipnoz edici yapısıyla bu yılın deneyimlenmesi gereken işlerinden biri olarak öne çıkıyor. Innaritu’nun en iyi filmi değil. Ama yine de herşeyin toplamını aldığımızda ne kadar beğensek de, eksik bir tarafımız kalıyor.

Turgay Kaplan: Sinan ve Haktan, ben film sadece bir intikam hikayesi demedim.Demek istediğim şu ki; Di Caprio’ya fokuslanan bir kamera ister istemez onu prizma gibi kullanacak ve bağımsızlığını yitirerek Di Caprio’yu şarj eden şeyler neler ise görüsü de o şeylerle sınırlandırılmış olacaktır ya da olmalıdır. Bir de şu var:Amerikan yerlilerinin katledilmesine ve kıtanın talanına dair ön bilgiye sahip olmasaydınız bunu filmden çıkartabilir miydiniz?

Sinan Doğrul: Di Caprio mevzusuna katılıyorum Turgay. Kızılderililere gelince evet, ortada dolaşan yanlış bir şeyler olduğunu sezerdim ama bunu sadece film bağlamında açıklamak zor olurdu sanırım.revenant 6

Edip Can Rende: Galiba herkes senaryonun sıkıntılı olduğu konusunda hemfikir. Aslında ilk bir buçuk saati senaryo açısından da sorunsuzdu. Zaten ekip (Inarritu, Lubezki, filmin üç müzisyeni, kostümleri tasarlayan vs) muazzam bir performansa imza attıklarını daha film başlar başlamaz kanıtlıyorlar. Senaryo da o ilk bir buçuk saat de iyiydi bence. Yerlilerle mücadele, ayının saldırısı, ekip arasındaki tartışmalar ve intikamı hazırlayan olaylar iyi yazılmış. Ama film devam ettikçe öykü gücünü kaybetti. Görsellik zaten başlangıçtan beri önplandaydı. Süre ilerledikçe görsellikte sıkıntı çıkmazken öykünün nefesi tıkanıyor, görselliğin gerisinde kalıyor. Öte yandan Turgay’a katılmadan edemiyorum. Amerika’nın kanlı geçmişine uzaktan bir bakış atılıyor. Glass’in yerli eşinin katledilmesi, evlerinin yakılmasına flashbackle saniyelik yer veriliyor. Sonra tabii ki izleyiciye yabancıların acımasızlığı ve vahşiliği çıtlatılıyor. Ama bunun üzerinde fazla durmuyor. Martin Scorsese, “Gangs of New York”ta ABD’nin gerçek yüzünü ifşa etmemiş olsaydı pek takılmazdım buna. Scorsese “Gangs”de lafı eğip bükmeden, dolandırmadan, iki saat boyunca ABD’nin kanlı yüzünü ortaya koymuştu. Inarritu’nun ise bu konuda cesur davranmadığını söyleyebilirim. Aslında yerli katliamı, Glass’ın bir yerliyle evli olması üzerinden öyküye iyi bağlanmış ama bunun üzerine gidilmiyor. Glass’in geçmişi, yani eşinin Glass gibi beyaz adamlarca katledilmesi, evinin yakılması geçmişte bırakılmış, pek kurcalanmak istememiş. Kurcalanmasını isterdim. Zaten bakıldığında karakterlerin tamamının geçmişi es geçilmiş. Fitzgerald’ın geçmişine de pek değinilmiyor, Yüzbaşı’nın geçmişine de. Bu durum Glass dışındaki karakterlere zarar veriyor. Zira saniyelik de olsa ara ara Glass’in geçmişine değiniliyor.
İntikam teması iyi işlenmiş. Aslında intikamdan çok bu vahşi doğada ve vahşi insanlar arasında hayatta kalma (survive) teması daha belirgin. Zira film başlangıcından son yirmi dakikasına kadar karakterlerin doğayla ve birbirleriyle mücadelelerine odaklanıyor.

Bu arada Sinan da güzel yazmış. Glass’la özdeşleşsek ve oğlunun intikamını Fitzgerald’tan almasını istesek bile Glass’ın da sütten çıkma ak kaşık olduğunu söyleyemeyiz. Zira o da doğayı kazancı için talan ediyor. Inarritu’nun kahramanını kahramanlaştırmaması da yerinde olmuş. Sinan’ın dediği gibi, Cameron “Avatar”da Jack’i bir süre sonra Navilerden birisi, hatta Navilerin önderi haline getiriyordu, ki açıkçası ben bundan hoşlanmamıştım. Burada ise öyle bir şey olmuyor neyse ki. O yüzden Glass, Jack’ten daha sağlam, daha gerçekçi bir karakter olmuş. Kalkıp yerlilere önderlik etmiyor, yerlilerin intikamını almaya çalışmıyor, sadece oğlunun intikamı için uğraşıyor.

Görsellik hakikaten şahaneydi. Lubezki gene döktürmüş. Filmin kanımca en büyük gücü. Soğuğu hissettirmeyi başarmış. “Everest”i örnek vereceğim. “Everest” bunu hissettirememişti mesela. Karakterlerini de umursatmamıştı zaten. Lubezki büyük bir sinemacı. Öte yandan kameranın 360 derece dönüp durması da hoşuma gitti. Turgay sevmemiş sanırım. Ben kameranın kendisini hissetirmesinden sıkıntı yaşamadım. Hatta mesela Glass’ın akıntıya kapıldığı sahnede daha da heyecanlandım. Öncesinde yerlilerden gizlenmeye çalışıyordu. Kamera da 360 derece dönüp gene Glass’ı gösteriyordu. O sahneyi sevdim. Aslında sahnelerin çoğunun çok iyi çekildiğini söyleyebilirim. Bence Inarritu yönetmenlik ödülünü en az George Miller kadar hak ediyor. O ayı sahnesi de enfesti. Tarihe girebilir bu sahne. Oyunculuklara gelirsek… Leonardo da ödülü sonuna dek hak etmiş. Rakibi Eddie Redmayne’i onun kadar başarılı bulmadığımı söyleyeyim. Tom Hardy ve hep loser karakterlerde gördüğümüz Domhnall Gleeson da iyi oynamışlar. Hardy zaten kendisini önceden kanıtlamıştı. Gleeson’ı diğer rollerinden daha farklı bir rolde izlemek güzel oldu. Özetle; senaryosu sorunlu, görselliği ve oyunculukları muazzam bir film.revenant 7

Ebru Çavdarlı: Öncelikle belirtmem gerekir ki Inarritu’nun en iyi filmi kesinlikle değil. Herkesin de belirttiği gibi senaryo oldukça sıkıntılı. Nereye odaklanacağına karar verememiş izlenimi yaratıyor. Bir yandan Amerika’nın Kızılderililer’le olan kanlı geçmişine yer yer değinirken, bir yandan bir intikam mücadelesinin hikayesini izliyor, bir yandan da sadece vahşi doğa koşullarında bir yaşam mücadelesine odaklanıyor. Oğlunun intikamını almak için hayata tutunma çabası ile başlayıp sadece doğa koşullarında hayatta kalma mücadelesine evriliyor film.

Görsellik konusuna gelecek olursak zaten film Lubezki ve DiCaprio’nun performansı ile dikkat çekiyor. Hatta öyle ki filmdeki ayı sahnesi hepsinin önüne bile geçiyor. Senaryo ne kadar sorunlu olsa da Haktan’ın da dediği gibi görsel bir başyapıt sunan filme hakettiği değeri vermek gerekir.

Leonardo DiCaprio da bu sene Oscar’ı sonuna kadar hakedecek bir performans sergilese de ben üzülerek rakibi Eddie Redmayne’nin performansını daha başarılı buldum. Olur da akademi bir sürpriz yapar da ödülü Eddie’ye verirse hiç şaşırmam.

Son olarak müziklerine değinecek olursam filmin görsel etkileyiciliğinin yanında biraz sönük kalıyor. Daha vurucu daha akılda kalıcı müzikler beklerdim. Ama filmin önüne geçmesi de istenmemiş olabilir tabi bilemiyorum.

Kategoriler
izlenim

Legend: Scorsese’nin İzinden Giden Bir Suç Filmi

Brian Helgeland’ın yazıp yönettiği “Legend”, Martin Scorsese’nin gangster filmlerinin izinden giderek 1950 ve 60’larda Londra’da gangsterlik yapan, ikiz olsalar da birbirleriyle karakter açısından zerre benzerlikleri olmayan Ronald ve Reggie Kray kardeşlerin hayatlarına odaklanıyor. Ama bir Scorsese olmak da, Scorsese gibi gangster filmi çekmek de kolay değil ve Helgeland da bu macerasında vasatı aşamıyor, efsane olamıyor. Böyle bir niyeti var mı, tartışılır gerçi.

“Legend” bir gangster filminden beklenenleri veremiyor. Veremiyor, çünkü mafyalar arası mücadeleleri ihmal ediyor. Polis Read’in (Christopher Eccleston) Krayleri tutuklama arzusunu yüzeysel bırakıp Read’e sadece birkaç sahnelik alan açıyor. Efsane diye nitelendirdiği Kraylerin de neden efsane olduklarını anlatmıyor. Ki filmi izledikten sonra bizlere gösterilenlerle “efsane” sıfatı arasında bağ kurmak zordu. Scorsese dedik. Scorsese’nin suç filmlerinde güzel başlayan ama kötü biten evliliklere, açgözlülüğe, yükselme hırsına, mafyalar arası mücadelelere, yükselme hırsı yüzünden ödenen bedellere mizahi ve gerilimli bir şekilde değinilir. Bu konular arasında bir dengeden söz edemeyiz ama evliliğin de, gangsterliğin de hakkının verildiğini söyleyebiliriz.

Helgeland ise Scorsese’nin filmlerinde hakkı verilen bu konuların hakkını veremiyor. Haliyle bir gangster filmi olarak tatmin edici bir iş değil. Reggie ile Frances’in (Emily Browning) aşkına gangsterlikten, Kraylerin mücadelelerinden vs daha fazla yer vermesi de kısmi bir hayal kırıklığı yaratmadığını söyleyemem. Belki de Helgeland’ın amacı bir gangster filmi yapmak değil de gangster olan iki kardeşin ilişkilerine ve bu kardeşlerden daha normal olanın (Reggie) aşkına odaklanmak istemiştir. Bu açıdan bakınca iyi bir iş ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Helgeland, Kraylerin birbirleriyle mücadelelerine iyi bir şekilde değiniyor, iki kardeşi de derinleştirebiliyor. Reggie ile Frances aşkı ise klişelerden çokça nemalanıyor. Son yirmi dakikada mizahi tondan dramatik tona geçişi ise yadırgadığımı söyleyebilirim.

Gelelim oyunculuklara. Tom Hardy iki rolde çok iyi oynamış. Adının ödül sezonunda anılmaması oldukça şaşırtıcı. Film beklenenleri veremiyor, vasatı aşamıyor ama Hardy iki saat boyunca iki karakterde döktürüyor. 2015’in en iyi performanslarından bir tanesi kanımca. Eccleston, David Thewlis, Taron Egerton görevlerini eksiksiz yerine getirirken Browning’in bir cast faciası olduğunu düşünmeden edemiyorum. Fiziği yüzünden Reggie’nin eşi değil de kızı/kardeşi olduğunu düşünmemek zordu. Browning hâlâ on beş yaşındaki bir kız gibi görünüyor ve Hardy ile uyuşabildiğini söylemek zor.

Her şey beklentilerle alakalı. İki gangster kardeşin sevgi/nefret ilişkisini, kardeşlerden Reggie’nin aşkını anlatan mizahi bir suç filmi gözüyle izlenirse eğlenceli iki saat geçirtebilir. Ama mafyalar arası mücadeleleri, Raylerin gangsterliklerini daha fazla anlatan bir suç filmi beklenirse hayal kırıklığı yaratabilir. Kardeşlerin ilişkisini iyi yansıtsa da orijinal olamayan, Scorsese’nin izinden giderken onun çarpıcılığına erişemeyen bir film. Daha iyi olabilirdi. Gene de Hardy’i iki rolde izlemek epey keyifliydi.

Kategoriler
haber

Christopher Nolan’ın Yeni Filminin Ayrıntıları Açıklandı

WB sonunda Christopher Nolan’ın yeni filminin ayrıntılarını açıkladı. Daha doğrusu dün yayılan söylentileri doğruladı. Nolan “Insomnia”dan sonra arka arkaya çektiği bilim kurgu filmlerine ara verecek ve ilk kez savaş türünde bir film çekecek. “Dunkirk” adını verdiği bu filminde Dinamo Operasyonu olarak da anılan Dunkerque Tahliyesi’ni işleyecek ve epik bir savaş filmi olacak. Şu sıralar kardeşi Jonathan’la beraber filmi için mekan bakan Nolan çekimlere mayısta başlayacak. Filmin başrolü ise tanınmayan bir oyuncuya verilecek. Bu oyuncuya Tom Hardy, Kenneth Branagh ve Mark Rylance eşlik edebilirler. Nolan ve WB bu üç aktörle görüşmelere başladılar. Filmle ilgili gelen son bilgiyse filmin IMAX kamerayla çekilecek oluşu. Nolan’ın yeni filmi 21 Temmuz 2017’de gösterime girecek.

Kategoriler
haber

Tom Hardy Dizisi Taboo’nun Yönetmeni Belirlendi

Tom Hardy’nin altın arayan bir adamı canlandıracağı sekiz bölümlük dönem mini dizisi “Taboo”ya aranan yönetmen bulundu.
taboo
Danimarka yapımı “Killing” ile dikkatleri çeken Kristoffer Nyholm dizinin ilk dört bölümünü çekmeyi kabul etti. Son dördü kim(ler)in çekeceği şu an için bilinmiyor. Dizinin öyküsünü Tom Hardy ile babası Chips Hardy’nin, senaryosunu Steven Knight’ın yazdıklarını, Hardy’lerin yapımcılığı Ridley Scott’la paylaştıklarını da belirtelim.

Kategoriler
söyleşi

Bakınız Kulis: Mad Max | Fury Road

Mad Max: Fury Road’u izlediğimizde içimiz içimize sığmadı. Bu sıradışı seyir deneyiminin bizde uyandırdıklarını klasik bir Bakınız kulisiyle sizlere aktarmak istedik.

Haktan Kaan İçel: Mad Max’in yeni filmi fragmanlara bakıldığında sanki ikinci filmin remake’i gibi izlenimlere neden olmuştu. Ancak filmi izledikten sonra bunun doğru olmadığını gördük. George Miller üçlemenin en sevilen filminin ikinci filmi olduğu algısından yola çıkarak buradaki tır aksiyon sahnelerini, üçüncü filmdeki kurgusal düzlemle harmanlayarak kendine has bir film yaratmayı başarmış. Tabii günümüzde Mad Max yapmanın neticesinde başrol oyuncusu Mel Gibson yerini Tom Hardy’e bırakarak oyuncu değişikliği gerçekleştirilmiş. Tom Hardy, Mel Gibson’ın Max’ine göre daha ciddi bir karakter olmuş. Daha az konuşan, hatta daha asi bir insan olmuş. Bunun nedeni belki de filmin başında yakalandıktan sonra uğradığı muameledir. Charlize Theron filmin bana kalırsa en başarılı cast seçimi olmuş. Adeta Max’ten rol çalıyor film boyunca. Post-apokaliptik bir dünyada geçen full aksiyonlu filmleri insanlar özlemiş olacak ki, Fury Road coşkuyla karşılandı. Ben filmin muhteşem olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Tamam Mad Max serisi içerisinde belki de en iyi film olmaya aday ama film bittiğinde aklımda yer eden filmin gazı dışında mest olmadım. Tabii bir yandan da bu bir bilimkurgu-aksiyon sentezi; çok da bir şeyler beklememem gerektiğini kendime öğütlüyorum. Böyle düşününce de filmin seyirciye istediğini verdiğini söyleyebilirim. Ama hikâye kısmı beni tatmin etmedi. Yoksa filmin başından sonuna kadar başka diyarlara sürüklenmek harika bir tecrübeydi. Bu yılın şu ana kadarki büyük bütçeli filmleri arasında, eksiklerine rağmen bir numarama yerleşen film bu gibi gözüküyor. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, kum bulutu sahnesi nedense bana Water Diviner’daki kum fırtınası sahnesini hatırlattı.

mad-max-fury-road-tom-hardy-3

Ömür Kuşluoğlu: Mad Max’in yeniden çekildiğini duyduğumda oldukça heyecanlanmıştım. Çocukluk yıllarımızda televizyonda denk gelip izlediğim günler aklıma gelmişti hemen; görmek için sabırsızlanmıştım. Lafı uzatmadan baştan söyleyeyim, beni oldukça memnun etti “Fury Road”. Post-apokaliptik düzen, kaos ve üstüne de baştan aşağı delirmiş bir insanoğlu üzerine kurulmuş bu düzenin ortasında kibarlığa, nezakete hele ki acıma duygularına hiç ama hiç yer yoktur. Filmin bu kadar hızlı şekilde açılması ve temposunu bir an olsun düşürmeden seyircisini o deliliğin içerisine sürüklemesi çok başarılıydı.

Bazı izleyiciler, özellikle Mad Max’e yabancı olan ve haliyle aradan uzun zaman geçtiği için unutan kısım, filmin bu denli hızlı akmasını, ön bir açılış yapmadan bu deli saçması dünyayı görmeyi garipsemiş olabilirler. Fakat Max karakterinin filmin hemen başında söylediği gibi “Dünya düştükten sonra kimin daha çılgın olduğunu bilmek zordu. Ben veya benim dışımda herkes.” Bu aslında bize kafadan bir fikir veriyor. Bir ülkeden, bölgeden veya bir siyasi savaştan bahsedilmiyor. Dünya düşmüş, insanlık dağılmış, ekolojik denge altüst olmuş. Çetelerin hüküm sürdüğü, günümüzün tek geçerli gücü olan paranın yerini almış brutal yetkinlik, kaydadeğer şekilde ölmeyi erdemli bir kurtuluş olarak niteleme gibi öğeler aslında adrese teslim referanslar.

Film bize sonuçta bir hayat amacı aşılamıyor ya da varlığımızı keskin bir dram ile sorgulatmıyor fakat mutasyon, Valhalla çılgınlığı, off-road yarışlarını andıran kovalamacalar, kamyon arkasında davul çalıp, elektro gitar amplifikatöründen oluşmuş aracına kadar deliliğin tam gaz gittiği bir film oldu benim için. Bu kadar büyük bütçeye sahip olamayan filmlerin olduğunu da hatırlatıp, paranın hakkını ancak böyle verebilirlerdi diye de eklemek lazım. Oyuncular için de iki kelam etmek gerekirse, Tom Hardy iyiydi, nihayetinde sınırları belli bir karakterdi. Çok konuşmayan, düzeni bu haliyle kabul etmiş, bakışlarıyla etrafı süzen fakat içten içe herkes kadar delirmiş bir Mad Max’ti. Fakat Charlize Theron’un başarısı gözardı edilemeyecek derecede parladı filmde; karizması Max ile yarıştı. Eh, Nicholas Hoult’a da bir “aferin lan” demeden geçmek ayıp olur.

Sinan Doğrul: Ben Mad Max’in öngördüğü dünyaya doğru yol alan bir zamanda yaşadığımızı düşünüyorum. Mad Max’in ilk filminin çekilmesinin üzerinden otuz altı yıl geçmiş olmasına rağmen bugün hâlâ hatırlanıyor olmasının en önemli nedenlerinden biri de dünyanın hâli pür melalini kendine dert ediniyor olması. Geleceğe karamsar bakıyor ve çözüm konusunda çok da umutlu ve hatta ahlakçı bir yaklaşımı yok. Tankerin peşindeyken ağızlarına tuhaf bir sprey sıkıp kendilerini Valhalla’ya gönderecek hamleyi yapanları görünce aklıma Ortadoğu geldi haliyle. Sonra kestikleri kafaların videolarını bütün dünyaya yayan cehennem köpekleri de geldi. Hatta kim daha gerçek diye düşündüm bir ara. bugünkü ortadoğu mu yoksa şuan beyazperdede izlediğim tuhaf dünya mı? Ardından ayrı ayrı suyu silahı ve petrolü ellerinde tutan derebeylerinin gerçek dünyada kimlere örneğin ülkelere mi yok şirketlere mi karşılık gelmesi gerektiğini düşündüm. Mad Max’i hiçbir zaman düpedüz bir aksiyon filmi olarak düşünmemek gerek. Aksiyonun arkasında kurulmuş bir dünya algısı var ve bu algı da oldukça politik bir niteliğe haiz. Gösterim sezonunun giderek kuraklaştığı şu zamanlarda çöldeki vaha gibiydi bence.

Yıldıray Kibar: Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Son zamanlarda soluksuz izlediğim yegane film.

Mad Max post-apokaliptik denen netameyi ilk gördüğüm sinema filmiydi. Küçüktüm, teyzemlerde betamax video’da izlemiştim ve algılarım yerlebir olmuştu. Küçük bir çocuk i
çin zamanında bir çöl olan görsel etkileşim dünyasında korku verici bir deneyim olmuştu. Mel Gibson öyle bir ikon haline geldi ki bu filmden sonra her filminde Mad Max’i gördüm. Braveheart, Signs demeden her filmde o deli bakışlarla karşılaştım.

Önceki filmler ve yeni gelen Fury Road arasında korelasyon kurmak için eski filmleri tekrar izlemem gerekiyor. Hikâye, kurgu, tasarım nasıl bir bileşik veya devam oluşturuyor ifade etmekte zorlanıyorum. Zihnimde eski filmlerden yer eden kodların (özellikle 2. film) çoğunlukla yeni filmde de geçerli olduğunu söyleyebilirim.

Dünyanın geldiği (gelebileceği) nokta tasviri, insanlığın geldiği (gelebileceği) duruma dair metaforlar hikâye bağlamında tutarlı ve sırıtmıyor. Geriye kalan kısım ise tam anlamıyla görsel bir şölen. Filmin açılışında başlayan ve Max’in çölde kumların içerisinde uyanmasına kadar süren aksiyon akışında soluğumun kesildiğini ve bittinde derin bir nefes aldığımı söylemeliyim. CGI menşeili günümüz süper kahraman aksiyonlarının üzerine gerçek bir aksiyon şöleni olduğunu bir yerlerde altını çizerek vurgulamam gerekiyor.

Bir filmin kalibresi derdi olup olmadığıyla doğrudan ilişkilidir der dururum. Mad Max: Fury Road’ın alt metninde ciddi bir dert var. Görsel karnaval haline gelen aksiyon aslında bu temelin üzerine oturtulmuş. Yukarıda belirttiğim, dünyanın ve insanlığın gittiği yer bağlamında varoluş veya yeniden doğuşu tanıdık bir hikâye modülüne eklemliyor. Evden kaçış ve eve dönüş. Çemberi tamamlama: yolculuk. Kurtuluşun gitmek değil, gerçeği görmek (uyanış) ve geri dönmek olduğunu anlatıyor hikaye. Geriye kalan her şey, güçlü bir aksiyon filmini oluşturan estetik tasarım güzellemesi.

Araçların tasarımı, işlevleri, insanların kast sistemi içerisinde geldikleri deformasyon, inanç ekseninde oluşmuş kafa karışıklığı derken filmin iskeletini oluşturan her parça kendi hikayesini güçlü biçimde destekliyor. Çılgınlık max karakterinin çok üstüne çıkmış bir seviyede. Kör elektro gitarist muhteşem bir ikon olmuş.

George Miller’ın önceki filmlerin de başında olması tüm bu şaşaalı tasarımı çok daha tutarlı hale getirmiş denebilir. Otuz yıl önce olmayan rahatlığı, otuz altı yıl önce olan hikâyeye çok güzel bir biçimde yedirmiş. Otuz altı yıl önce olan ve sonrasında olmayan en önemli öğe Mel Gibson. Mad Max denince otuzlu yaşlarındaki insanların gözüne anında Mel Gibson’un saç baş dağınık, -daha önemlisi- dünyayla bağını yitirmiş bakışları geliyor. Aslında bu imaj ikinci filmden gelen bir data (Fury Road’un da ikinci film ekseninde olduğunu söylemekte fayda var). Tom Hardy şahsen oyunculuğuna güvendiğim bir aktör. Fakat ikonik bir Mad Max olamayacağı da aşikar. İşin altından ustalıkla kalkmış. Fakat zihinlerde savaşması gereken ikonik imaj çok güçlü, derinde ve kemikleşmiş denebilir. Rahatsız olmadım, beğendim ama çok fazla etkilenmedim bu yeni Max’ten. Tom Hardy’nin ötesinde Charlize Theron, Imperator Furiosa rolünde çok çok başarılı bir kompozisyon çiziyor. Yeni Mad Max’in tutarlılığının ve gücünün odak noktalarından birisi de Charlize Theron’un oyunculuğu denebilir. Nicholas Hoult’a da bir cümle yer açmak istiyorum. Beyni yıkanmış bir askerden, özgürlük savaşçısına dönüşümü inandırıcı ve gösterişsiz bir şekilde yansıtmış. Şukusunu verdim.

Başta söylediğimi tekrar edeyim: Pişman olmayacağınız, harika bir seyirlik. Mümkünse büyük perdede gidip görün ve filmin anaşist post-apokaliptik süratine kendinizi kaptırın.

mad-max-fury-road

Barış Toker: Mad Max serisiyle daha küçük bir çocukken televizyonda rastlayıp tanışmıştım. O zaman için gerçekten dehşet verici bir deneyimdi kendi adıma. Bu kadar acımasız bir gelecek tasviri kabuslarıma girmişti. Tabii şimdiki gibi senede üç-dört tane post-apokaliptik film ya da dizi çekilmiyordu. Ama şu an türün örnekleri sayıca çok olsa bile Mad Max serisinin sinema tarihi açısından çok önemli bir değeri vardır gözümde. Düşük bütçeli bir Avustralya filmi hem dünyada büyük bir hayran kitlesi edindi hem de bir yıldız çıkardı: Mel Gibson.

Evet, Fury Road’da gözüm bayağı bayağı Mel Gibson aradı açıkçası. Belki de birkaç gün önce seriyi tekrar izlemiş olmam bunda etkili oldu. Mad Max ismini duyduğum an gözümde canlanan Mel Gibson olmuştur her zaman. Tom Hardy yeni neslin en sevdiğim oyuncularındandır ama işte göz alışkanlığı olunca kabullenmek zor oldu. Ama şu var ki, zaten bu film Max üzerine kurulmuş bir film değildi. Hani bi’ ara dedik ki Max olmasa bile film olurmuş. Bunu Max karakterinin zayıflığı ya da herhangi bir negatif anlamda söylemiyorum. Bilakis yan karakterlerin güçlü ve sağlam kurgulanması bu duruma sebep olmuş. Önceki serinin zayıf yanlarından biriydi bu aslında. Filmlerdeki diğer karakterler Max’i yolda tutmak için birer bahaneydi sanki sadece. Zaten Mel Gibson dışında seride tanınmış oyuncu olmadı pek (Tina Turner faciasını saymıyorum). Charlize Theron ve Nicholas Hoult’un karakterleri başlı başına birer karakter. Kendi hikâyeleri, kişilikleri, dönüşümleri var. İnandırıcılar, inandırıcı oynanmışlar. Kötü adamımız olarak karşımıza çıkan Hugh Keays-Byrne ise aradan geçen otuz beş yıla rağmen acımasızlık formundan hiçbir şey kaybetmemiş. Yüzünü pek göremesek de sesi ve gözleri bunları anlatmaya yeterli oldu.

Fury Road’u George Miller çekmese bu kadar sever miydik, pek sanmıyorum. Aksiyonun sadece CGI maharetine dayandığı günümüz aksiyon sinemasında ancak George Miller gibi “çılgın” bir adam bu kadar gerçekçi aksiyon sahneleri çekebilirdi. Otuz beş  yıl önceki düşük bütçeli Mad Max’te bile zamanı için oldukça iyi aksiyon işi çıkarmıştı ki Fury Road’daki bütçesiyle böyle bir muazzam iş çıkarması (özellikle bağımsız sinemadan stüdyo filmlerine geçen yönetmenler), sinema dünyasında çoğu zaman geçerli olmayan bütçe-kalite üzerine kurulu doğru orantılı denklemin bazen geçerli olabileceğini gösterdi. Umarım yeniyetme aksiyon yönetmenleri de bir şeyler kaparlar ustadan.

Mad Max serisi soluksuz aksiyonu, abartı karakterleri, karizmatik kahramanı, enteresan araçları ve kıyafetleriyle aklımızdadır hep. Hikâye babında çok da önemli yer etmez kafamızda. Hatta B filmlerine yakın bile diyebiliriz bu yüzden. Fury Road’da ise hikayenin daha olgun ve radikal olduğunu görebiliyoruz. Aksiyonun ortasına güçlü kadın karakterleri koymak her yapımcıya kabul ettirilebilecek bir durum değil açıkçası. Bekaret kemerini atan ve damızlık olmayı reddeden kadınlar bu filmin asıl kahramanları, tırın üzerinde savaşan yaşlı kadınlar, mahvolmuş insanlara suyun vanasını açan süt anneler… Erkek egemenliğine ve şiddetine başkaldıran kadınlar. Ama en güzel yanıysa, bunun sığ bir feminist zeminde değil, erkek-kadın ortak çabası içerisinde gerçekleştirilmesi. Karşısında isyan edilen mevzunun temeli tamamen berbat bir erkek faşizmi ama bu uğurda yapılan savaşta çekilen cefanın da iki cinsiyet arasında el ele pay edilmesi, erkeklerin de er ya da geç kadının haklı isyanını anlayıp bu mücadele içerisinde elinden geleni yapması.

Mad Max: Fury Road, her kesimden izleyiciyi koltuğuna yapıştıracak muazzam bir seyirlik sunuyor bizlere. Önceki seriyi izleyenlere müzik kutusu, şehrin beyni olan cüce adam vb. şeylerle selam çakıyor ama Mad Max’le ilk kez tanışacakları da kafa karışıklığına itmeyen dehşetimsi bir dünyaya davet ediyor George Miller. Küçük ekranda harcamayın ve bu heyecanı mutlaa sinema salonunda yaşayın. Ayrıca gelen haberlere göre Tom Hardy üç film için imza atmış, şu ana kadar filmin gişesi de iyi. Yani önümüzdeki yıllar içerisinde muhtemelen yeni yan karakterlerle birlikte yine yollara düşeceğiz.

Kategoriler
haber

Yeni Mad Max Filminin Devamı Çekilebilir

15 Mayıs 2015’te gösterime girmesi planlanan “Mad Max: Fury Road”un yönetmeni George Miller bu filminin devamını çekebileceğini açıkladı. On beş senedir çekmeye çalıştığı ama ancak iki sene önce çekebildiği bu filminin devam filmi değil, yeniden çevrim olduğunu artık herkes biliyor. Mel Gibson’lı üçlemeye sil baştan başlayıp yolların fatihi Max rolünü Tom Hardy’e paslayan Miller geçtiğimiz günlerde Comic Con’a katıldı ve yeni filmin devamının senaryosunu bitirdiğini açıklayarak şaşırttı. Eğer film maddi açıdan yapımcıların yüzünü güldürürse ikinci film çekilebilir. Aslında Miller iki filmi de arka arkaya çekmeyi planlıyordu ama ilk filmin çekimlerinin iki seneye yayılması planların değişmesine neden oldu. İkinci filmin adı “Mad Max: Furiosa” olacak ve muhtemelen kadro korunacak.

Kategoriler
haber

Tom Hardy’den Bir Dizi Daha: Taboo

İngiliz aktör Tom Hardy ile ilgili yaptığımız son iki haberde Locke filminde kendisini yöneten Steven Knight’ın kaleme aldığı gangster dizisi Peaky Blinders’ın ikinci sezonuna dahil olduğunu ve şu sıralar babasıyla birlikte Bluebell dizisinin senaryosunu kaleme aldığını; bu dizinin de başrolünü üstleneceğini (belirtmiştik).

tom hardy taboo

Hardy birden çok sinema projesiyle meşgul olsa da küçük ekrandan gelen teklifleri geri çevirmiyor. Steven Knight’ın kaleme alacağı, sadece sekiz bölüm sürecek Taboo mini dizisini de geri çevirmedi ve dizinin başrolünü üstlenmeyi kabul etti. Dizinin yapımcılığını Ridley Scott ile Hardy üstlenecekler. Dizinin çekimlerine 2015’in Ocak ayında başlanacak.

Öte yandan Hardy’nin Olivia Colman’ın başrolünü üstleneceği London Road adlı müzikalde de rol alacağı ama ekran süresinin kısa olduğu da açıklandı. Aynı adlı oyundan uyarlanacak filmin yönetmenliğini Rufus Norris üstlenecek. Norris aynı zamanda senaryoyu da kaleme alacak. Hardy filmde karşımıza taksi şoförü Mark rolünde çıkacak.

Kategoriler
haber

Tom Hardy İkiz Gangsterlere Hayat Verecek

Kariyerinde birden fazla filmde suçlu karakterlere can veren, şu sıralar Elton John biofilmi “The Rocketman”e hazırlanan Tom Hardy tekrar gangster rolünde karşımıza çıkacak. Ama bir değil, iki karakterde izleyeceğiz kendisini. “Legend” olarak adlandırılan bu suç filmi ikiz kardeşler Ronald ve Reginald Kray’in 50’ler ve 60’lardaki suç dolu (hırsızlık, cinayet, kundaklama, şantaj, saldırı ve çok daha fazlasından oluşan) yaşamlarına odaklanacak. Filmi “L.A. Confidential”ın senaristi Brian Helgeland yazıp yönetecek. Çekimlere bu sene İngiltere’de başlanacak. Hardy’nin diğer gangster filmi “Cicero”nun ise ertelendiğini ve Kray Kardeşlerin hayatlarının 1990’da “The Krays” filminde anlatıldığını belirtelim.

©BAUER-GRIFFIN.COM UK actor Tom Hardy shows his big heart by signing an autograph and giving a beggar on the street five dollars in downtown Vancouver, BC Canada.  EXCLUSIVE   September 23, 2010 Job: 100923R3    Vancouver, Canada      www.bauergriffin.com www.bauergriffinonline.com

Kategoriler
haber

The Outsider Yönetmensiz ve Başrolsüz Kaldı

Japon yönetmen Takashi Miike bu sene Amerikan yapımı “The Outsider” ile Hollywood’a geçmeyi planlıyordu. Geçen sene yapılan haberlerde Miike’nin yöneteceği “The Outsider”ın başrolünün son zamanlarda yoğun olan Tom Hardy’e paslandığı açıklanmıştı. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra “The Outsider”ın başrolsüz ve yönetmensiz kaldığı haberleri geldi ne yazık ki. Şu sıralar memleketi Japonya’da “Kamisama no iu tôri”nin çekimlerine hazırlanan Miike “The Outsider”da İkinci Dünya Savaşı sürerken birliğinden firar etmiş bir Amerikalı askerin Yakuza’daki yükselişini anlatmayı planlıyordu. Miike ile Hardy’nin projeden ayrılmalarının nedeni açıklanmadı. Hardy bu sene “The Rocketman” filminde Elton John’a hayat verecek.
Tom-Hardy1

Kategoriler
seçki

Yönetmenlerin Müzikal Projeleri

Bu aralar hangi yönetmene mikrofon uzatılsa o yönetmen müzikal türünde bir film çekmeyi çok istediğini dile getiriyor. Stüdyolar da İngiliz yönetmen Tom Hooper’ın “Les Miserables”ının gişede sağlam bir hasılat elde etmesinden sonra bu türün hala iş yaptığını düşünmüş olacaklar ki rafa kaldırdıkları müzikal projelerini indirip çektirmeye başladılar. Bu kısa yazıda yönetmenlerin müzikal projelerine değindik.

david-o-russell

David O. Russell: Kariyerinin başından beri Amerikan aile kurumunu komik bir üslupla anlatan David O. Russell farklı türlerde filmler çekmekten hoşlanan bir yönetmen. Boks, polisiye, savaş, romantik komedi gibi türleri komediyle harmanlayan yönetmen önümüzdeki dönemlerde aynı şeyi müzikal için yapacak. Russell geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada müzikal türünde bir film çekmek istediğini, başrolde de Amy Adams’ı görmeyi çok istediğini dile getirdi. Russell danslı, şarkılı sahneler çekmekten hoşlanan biri. Özellikle son iki filmine dahil ettiği bu tür sekanslarla bunu kanıtlıyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bir müzikal çekmesi şaşırtıcı olmayacak. Bakalım klasik bir müzikale mi imza atacak, yoksa Tom Hooper gibi bu türe bir şeyler katmaya çalışacak mı?

Coen Kardeşler: Tıpkı Russell gibi Coen Kardeşler de sıkça komik filmler çekmiş, ama müzikal türüne bulaşmamışlardı. Görünüşe göre kardeşler de bu türü denemek istiyorlar. Hatta senaryo çalışmalarına başlamışlar bile. Kardeşler müzikal türündeki filmlerinin odağına bir opera sanatçısını yerleştirecekler. Komik bir film olacağını söylüyorlar. Ne yazık ki hemen çekmeyecekler bu filmi. Önce Roma İmparatorluğu döneminde geçen bir film çekecekler. Kesin olmamakla birlikte bu filmden sonra müzikal türündeki filmi çekecekler.

Clint Eastwood: Bu iki yönetmenin aksine Clint Eastwood müzikal filminin çekimlerini bitirdi bile. 20 Haziran 2014’te gösterime girecek “Jersey Boys”. Adından da anlaşılacağı üzere biofilm aynı zamanda. Jersey Boys adlı gruba odaklanıyor. Filmin tanıdık tek ismi efsane aktör Christopher Walken. Her ne kadar müzikalle Eastwood’u pek bağdaştırmasak da Eastwood bu türe epey ilgi duyuyor. Hatta “Jersey Boys”dan önce üç kere yeniden çevrilen “A Star Is Born” müzikalini tekrar çekmeye çabalamış ama başarılı olamamıştı. Eastwood gibi müzikalle bağdaştıramadığımız bir yönetmenden müzikal izlemek nasıl olacak merak ediyoruz.

Rob Marshall: Coen’leri, Eastwood’u müzikalle bağdaştıramıyoruz ama Marshall deyince herkesin aklına şarkılı, türkülü, danslı filmler gelecektir. Marshall yıldız oyuncularla doldurduğu masalsı filmi “Into the Woods”un çekimlerini geçtiğimiz ay tamamladı. Johnny Depp, Meryl Streep, Anna Kendrick, Chris Pine, Emily Blunt filmin başrollerini üstlendiler. Hepsini karşılıklı şarkı söylerken, masalsı mekanlarda izlemek güzel mi olacak, gelecek sonbaharda göreceğiz.

Michelle-Williams-600

Michael Mayer: Bir yeniden çevrim projesi de Mayer’dan gelecek. Mayer üç dalda Oscar’a aday gösterilen 1958 yapımı “South Pacific” filmini perdeye taşıyacak. Bir değişiklik olmadığı taktirde filmin başrolünde Michelle Williams’ı izleyeceğiz. Film, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir adada hemşirelik yapan Nellie ile Fransız Emile’in aşkını anlatıyor. Mayer’ı Colin Farrell’lı “A Home at the End of the World” filminden hatırlarsınız belki. “South Pacific”, Mayer’ın ve Williams’ın ilk müzikali olacak.

Michael Gracey: Kendisini muhtemelen tanımıyorsunuzdur. Çünkü daha önce film yönetmedi. Ama önümüzdeki yıllarda sağlam projelerle adından söz ettirecek. Gracey şu sıralar Elton John’ın hayatına odaklanan Tom Hardy’li “The Rocketman” filmine hazırlanırken beri yandan müzikal türündeki “The Greatest Showman on Earth” filmini hazırlatıyor. Bu müzikal filminin başrolünde Hugh Jackman’ı izleyeceğiz. Bilindiği gibi aktör bu türü çok seviyor. Sinemada çok fazla müzikal filmde rol almasa da sahnede bu türdeki oyunlarda sıkça rol alıyor. Film, showman P.T. Barnum’un hayatına odaklanacak.

Steve McQueen: Belli ki bu tür herkesin ilgisini çekiyor. “Hunger”, “Shame” ve “12 Years A Slave” gibi hazmı zor filmlerinin yönetmeni Steve McQueen de müzikal türünde bir film çekmek istiyor. Çekmek istediği müzikalin ayrıntılarını açıklamadı ne yazık ki. Projenin başrolü ise şimdiden belli: Michael Fassbender. Aktörle üç kez çalışan, dördüncünün planlarını yapan McQueen, Fassbender’e “Çok iyi bir sesi var. Onu dinlemelisiniz. Gerçekten çok iyi şarkı söylüyor” şeklinde övgülerde bulunmuştu aylar önce.

 

Kategoriler
haber

Terminator 5’in Oyuncuları Belli Olmak Üzere

Yeni Terminator filminin yönetmenliği için yapımcılar “Thor: The Dark World”ün yönetmeni Alan Taylor ile görüşmüşlerdi. Taylor gelen teklifi kabul etti ve dümenin başına geçti. Filmin gösterim tarihi 2015 yazı olduğu için de hiç vakit kaybetmeden hazırlıklara başladı Taylor.

emilia-clarke-10135
Yönetmen, Sarah Connor rolü için “Game of Thrones” ile ünlenen Emilia Clarke, Martin Scorsese’nin “The Wolf of Wall Street”inde rol alan Margot Robbie ve bu senenin kaliteli bağımsızlarından “Short Term 12” ile dikkatleri çeken Brie Larson ile deneme çekimleri gerçekleştirdi. Rolün kime gideceği yakında belli olur. Öte yandan en son Christian Bale’in hayat verdiği John Connor için Taylor, Tom Hardy’i istiyor. Şu sıralar iki filmle meşgul olan aktörün bu filme zaman ayırıp ayıramayacağını da yakında öğreneceğiz. John’ın babası rolü içinse Garrett Hedlund düşünülüyor. Arnold Schwarzenneger tekrar Terminator evrenine dönecek. Taylor çekimlere 2014’ün başlarında başlayacak ve filmini 1 Temmuz 2015’e yetiştirmeye çalışacak.

Kategoriler
haber

Tom Hardy, Elton John’a Hayat Verecek

Çekimlerine bir ay kala, gerilim filmi Everest’in kadrosundan ayrılan Tom Hardy yeni projesini hemen belirledi: Rocketman adı verilen filmde Hardy, şarkıcı Elton John’a hayat verecek.

Film, John’ın şarkıcılıkta yükselişine ve partneri Bernie Taupin ile ilişkisine odaklanacak. Focus Features yapım şirketinin yapımcılığını üstleneceği The Rocketman’i Michael Gracey yönetecek. Senaryoyu ise Billy Elliott’tan Lee Hall kaleme aldı. Filmin çekimlerine 2014’te başlanacak; filmi 2015’in kışında izleyeceğiz.

Hardy bu filmden önce Takashi Miike’nin yöneteceği The Outsider’da rol alacak.

Tom-Hardy

Kategoriler
haber

Everest’lerden Son Haberler

Şu sıralar Hollywood’ta Everest’e tırmanma ve hayatta kalmaya çabalama konulu iki filmin hazırlıkları devam ediyor. Bu iki filmle ilgili yeni haberler geldi. Doug Liman’ın filminden başlayalım. Liman’ın yöneteceği bu gerilim filminde gerçekte yaşamış olan İngiliz dağcı George Mallory’nin hayatı ve 1924 yılında Everest’e tırmanışı anlatılacak. Mallory’e Tom Hardy’nin hayat vereceği açıklanmıştı. Lakin gelen yeni habere göre Hardy kadrodan ayrılmış. Filmin yapımcılığını üstlenen Sony’nin bu rol için hazırladığı listede Benedict Cumberbatch, James McAvoy, Joel Kinnamann, Tom Hiddleston, Luke Evans, Henry Cavill, Dan Stevens, Matthew Goode ve Jim Sturgess yer alıyor. Rolün kime teslim edildiği yakında açıklanır. Zira Liman filmini bu sene bitirmeyi planlıyor.
cumberbatch
Hollywood’a geçip aksiyon filmlerine hapsolan Baltasar Kormakur’un Everest’inde ise Christian Bale’i izleyecektik. Ama aktör kısa bir süre sonra kararını değiştirip kadrodan ayrılmıştı. Kormakur bu filmini dağcı Jon Krakauers’ın anılarını yazdığı “Into Thin Air” kitabından uyarlıyor. Filmde Krakauers’ın 1996 yılında Everest’e tırmanma çabalarını ve diğer dağcılarla rekabeti anlatılacak. Liman filmini bu sene çekmeyi planlıyor ama başrol oyuncusu henüz belli olmadığından ne zaman çekimlere başlayacağı bilinmiyor. Kormakur ise gelecek ay çekimlere başlayacak. Büyük ihtimalle de Liman’ın filminden önce gösterime girecek. Bu filmin başrolleri Josh Brolin, Jason Clarke, John Hawkes ve Jake Gyllenhaal’a teslim edilebilir.
baltasar-kormakur

Kategoriler
haber

Dördüncü Mad Max Filmi 2014’e Ertelendi

Yıllardır (1985’ten beri) proje aşamasında olan, bir türlü çekilemeyen, hatta iki kez iptal edilen ama en sonunda şeytanın bacağı kırılıp çekilebilen “Mad Max: Fury Road” filmi normalde bu sene festivalleri dolaştıktan sonra gösterime girecekti. Lakin işler pek yolunda gitmemiş olacak ki önce festivaller es geçildi, sonra filmin ticari gösterimi 2014’e ertelendi. Tom Hardy’nin Max’e hayat verdiği filmin çekimlerine geçen yaz başlanmış, gene geçen senenin aralık ayında çekimler noktalanmıştı. O günden beridir de post prodüksiyonu devam ediyordu. Ama gelen bilgilere göre yönetmen George Miller sete tekrar dönecek. Miller filmin son halinden memnun kalmamış olacak ki yeni sahneler çekmek üzere kollarını sıvadı. Yönetmen kasım ayında üç hafta boyunca Sydney’de filmin yeni sahnelerini çekmeyi planlıyor. Haliyle filmi ancak 2014’te izleyebileceğiz. Hardy’e Charlize Theron, Nicholas Hoult, Zoe Kravitz ve manken Rosie Huntington-Whiteley’nin eşlik ettiğini hatırlatalım.
mad max