Kategoriler
haber

Christian Bale, Everest’e Tırmanmayacak

Baltasar Kormakur yeni gerilim filmi “Everest”in kadro hazırlıklarına başladı. Ne yazık ki Christian Bale’in filmde yer almayacağı açıklandı. Aylar önce yaptığımız haberde Bale Everest dağına tırmanmaya çalışırken vefat eden bir dağcıya hayat vereceğini belirtmiştik. Film, Jon Krakauer’in “Into the Air” adlı güncesinden uyarlanacak. Bale’in projeden neden ayrıldığı hakkında bir açıklama yapılmadı. Kormakur bir kaç aktörle görüşmelere başladı hemen. Josh Brolin, John Hawkes, Jake Gyllenhaal ve Jason Clarke ile görüşmeler sürüyor. Henüz bu aktörlerin cevaplarını, yani filmde rol alıp almayacaklarını bilmiyoruz. “Everest”in çekimlerine kasım ayında başlanacak. Tom Hardy’nin başrolünü üstleneceği, Doug Liman’ın yöneteceği diğer filminin çekimlerine de kasım ayında başlanacağını belirtelim.Christian-Bale-Actor-Smile

Kategoriler
haber

Juno Temple, Thomas Vinterberg’le Çalışacak

Kariyerini hem bağımsız filmlerde, hem de gişe filmlerinde devam ettiren yetenekli aktris Juno Temple Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in ilk İngilizce filmi “Far From The Madding Crowd”ında rol almaya hazırlanıyor. Carey Mulligan ile Matthias Schoeanaerts’in başrolleri üstleneceği film adından da anlaşılacağı üzere usta yazar Tom Hardy’nin aynı adlı klasik romanından uyarlanacak. Bir kadının (Mulligan) üç erkekle ilişkisini anlatacak filmde diğer iki erkeğe kimin hayat vereceği de yakın zamanda belirlenecek. Temple’ın Fanny Robin adlı karaktere hayat vereceği açıklandı. Çekimler eylül ayında başlayacak ve ne yazık ki 2014 kışından önce filmi izleyemeyeceğiz.
Juno-Temple

Kategoriler
haber

Gary Oldman Child 44’da

Daniel Espinosa’nın yöneteceği gerilim filmi “Child 44”, Tom Hardy ile Gary Oldman’ı dördüncü kez biraraya getirecek. Oldman filmde rol almayı kabul etti. “Child 44”, Tom Rob Smith’in aynı adlı romanından perdeye taşınacak. Filmde Hardy sovyet bir polisi, Naomi Rapace onun eşini, Oldman, Hardy’nin canlandıracağı karakterden şüphelenen ve onu takip etmeye başlayan polis teşkilatının başkanını, Joel Kinnaman hırslı birisini oynayacak.
Çekimler bu sene gerçekleştirilecek.gary-oldman-

Stalin Rusya’sı… 1953… Sadece devlete karşı işlenen suçların dikkate alındığı bir zamanda, bir adam, devletin reddettiği seri cinayetlerin ardındaki gerçeği açığa çıkarmaya kararlıdır. Olanaksız bir suç nasıl çözülür? “Kimseye güvenilmeyen paranoyak dünyanın korku verici şekilde anımsatılması. 44. Çocuk şimdiye dek okuduklarınıza hiç benzemeyen bir polisiye. Suç yok!…”

Kategoriler
haber

Tom Hardy Yeni Filminde Depresyondaki Bir Adamı Canlandıracak

Bilhassa “The Dark Knight Rises”dan sonra proje üstüne proje açıklayan yetenekli aktör Tom Hardy ile ilgili yeni bir film haberi var. Habere göre Hardy “Samarkand” adı verilen yeni filminde Ortadoğu’dan psikolojisi bozuk bir şekilde dönen, sürekli acı çeken ve toplumdan giderek uzaklaşan bir komandoya hayat verecek. Filmi Greg Williams yönetecek. “Samarkand” Williams’ın ilk uzun metrajlı filmi olacak. Aynı zamanda Tom Hardy ikinci filmi olacak. Williams ile Hardy iki sene önce “Sergeant Slaughter, My Big Brother” adlı kısa filmi kotarmışlardı. Çekimlerin ne zaman başlayacağı açıklanmadı.Tom-Hardy

Kategoriler
haber

Matthias Schoenaerts Tekrar Michael Roskam’la Çalışacak

Matthias Schoenaerts epeydir filmlerde rol alıyor ama özellikle Amerika’da ve dolayısıyla Avrupa’da ünlenmesi Michael Roskam’ın kotardığı “Bullhead” ile oldu. Bu filmde sağlam bir performans ortaya koyan aktör filmin Oscar’a aday gösterilmesi ile hem Avrupa’dan, hem de Amerika’dan teklif almaya başladı. İngiltere’de kotarılacak olan “A Little Chaos”, memleketi Belçika’da çekilecek olan “Waste Land” ve Fransa ile Kanada’da çekilmesi planlanan “Suite française” aktörün bu sene yer alacağı filmler. Bunlara bir de Amerika’da çekilecek olan “Animal Rescue” dahil edildi.
Matthias Schoenaerts
Amerikalı yazar Dennis Lehane’nin aynı adlı uzun öyküsünün bu uyarlamasında başrolleri Tom Hardy ve Noomi Rapace üstlenecek. Film “Bullhead”in yönetmeni Michael Roskam’a teslim edildi. Çekimlere yakın zamanda başlanacak. Schoenaerts böylelikle Roskam’la ikinci kez çalışmış olacak.

Kategoriler
haber

Tom Hardy ve Noomi Rapace “Child 44″un Başrolünü Üstlenecekler

Özellikle Amerikan sinemasının son iki yılına damgasını vuran yetenekli aktör Tom Hardy ile Lisbeth Salander rolüyle Hollywood’un dikkatini çeken Noomi Rapace arka arkaya çekecekleri iki filmin başrolünü üstlenecekler. İlki Dennis Lehane’nin uzun öyküsünden uyarlanacak olan “Animal Rescue”. Bu filmin çekimlerine martta başlanacak.
TomHardy_NoomiRapace“Child 44″un çekimleri ise bu yılın mayıs ayında Budapeşte’de gerçekleştirilecek. “Child 44″un yapımcılığını Ridley Scott, yönetmenliğini son olarak Denzel Washington’lı aksiyon filmi “Safe House”ı kotaran Daniel Espinosa üstlenecek. Film Tom Rob Smith’in romanından Richard Price (“The Wire”) tarafından uyarlanacak. Smith’in bu romanı ülkemizde “44. Çocuk” adıyla Doğan Kitap tarafından piyasaya sürüldü.

Stalin Rusya’sı… 1953… Sadece devlete karşı işlenen suçların dikkate alındığı bir zamanda, bir adam, devletin reddettiği seri cinayetlerin ardındaki gerçeği açığa çıkarmaya kararlıdır. Olanaksız bir suç nasıl çözülür? “Kimseye güvenilmeyen paranoyak dünyanın korku verici şekilde anımsatılması. 44. Çocuk şimdiye dek okuduklarınıza hiç benzemeyen bir polisiye. Suç yok!…”

Kategoriler
haber

Noomi Rapace, Tom Hardy’li Animal Rescue’ya Katıldı

Tom Hardy’nin çekimlerine bu sene başlayacağı filmlerden ilki “Animal Rescue”. Filmi “Bullhead” ile Hollywood’un dikkatini çeken Michael Roskam yönetecek. Roskam’ın bu filmi Dennis Lehane’nin (kendisi “Shutter Island”, “Gone Baby Gone”, “Mystic River” romanlarının yazarıdır) aynı adlı kısa romanından uyarlanacak. Lehane filmin senaryosunu kendisi kaleme alacak. noomi_rapace17

Yazar bir röportajında “kendi romanlarımın senaryolarını yazmayı sevmiyorum. Bu, akraban olan bir insanı ameliyat etmek gibi” şeklinde senaryo ile ilgili görüşlerini dile getirmişti. Anlaşılan o ki Lehane bu görüşünden bu proje için caymış. Lehane’yi bir tarafa bırakırsak… Filmde Tom Hardy ve Noomi Rapace’nin rol alacakları kesinleşti. Film bir pitbulun hayatını kurtardıktan sonra kendisini birden mafyanın içinde bulan bir barmenin gerilimli hikayesini anlatacak.

Kategoriler
haber

Noomi Rapace ve Tom Hardy, İki Filmde Birarada

Son dönemlerin oyunculuk yetenekleriyle öne çıkan iki oyuncusu Tom Hardy ve Noomi Rapace aynı zamanda iki iyi arkadaşlar. Bu arkadaşlığı fark eden yapımcılar da tekliflerini iki oyuncuya beraber yapıyorlar.
tom-hardy-noomi-rapace-blag
İkiliye gelen tekliflerden ilki Animal Rescue… “Bullhead”le izlediğimiz Michael Roskam’ın filmi hayatını kurtardığı köpek yavrusunun sahibinin bir mafya babası çıkmasıyla hayatı alt üst olan bir adamın hikayesini anlatacak.

İkincisi ise Child 44… Önce Ridley Scott’ın yöneteceği açıklanan ancak daha sonra Daniel Espinosa’ya geçen film, bir soğuk savay dönemi draması. Film Sovyetler Birliği’nde çocukları öldüren bir seri katilin peşindeki iki dedektifin yaşadıklarını anlatıyor. Rostov Kasabı olarak tanınan ukraynalı seri katil 50 çocuğun canını almıştı.

Kategoriler
haber

Splinter Cell de Perdeye Taşınıyor

2001 yılında “Tom Clancy’s Splinter Cell” adıyla piyasaya sürülen ve piyasaya sürülür sürülmez çok satanlar arasına giren oyun sinemaya taşınıyor. Oyun Sam Fisher adındaki NSA ajanının gizliliğini koruyarak teröristleri etkisiz hale getirmesi üzerine kurulu. Bu oyunun sinema uyarlamasında başrolü ‘nin üstleneceği açıklandı. Hardy, gizli ajan Sam Fisher’a hayat verecek. Filmin yönetmeni henüz belirlenmedi. Çekimler gelecek sene başlayacak.

Kategoriler
haber

Dennis Lehane’nin Bir Eseri Daha Perdeye Taşınıyor

ABD’de kitapları her daim çok satanlar arasına giren, her kitabıyla övgüleri toplayan Dennis Lehane’nin (resim) bir romanı daha perdeye taşınacak. Lehane’nin “Gone Baby Gone” adlı romanı Ben Affleck tarafından, “Shutter Island” adlı romanı Martin Scorsese tarafından, “Mystic River” adlı romanı ise Clint Eastwood tarafından sinemaya taşınmıştı. Şu sıralar Leonardo DiCaprio’nun başrole kurulacağı “Live by Night” adlı eserinin senaryo hazırlıkları devam ederken kısa hikayesi “Animal Rescue”nun da perdeye taşınacağı haberi geldi.

Geçtiğimiz senenin yabancı dilde en iyi film Oscar adayı olan İsrail yapımı “Bullhead” ile adından söz ettiren ve hemen Hollywood’a geçen Michael Roskam sözkonusu projeyi hayata geçirecek isim. Roskam’dan önce Neil Burger’ın filmi yöneteceği açıklanmış ama Burger bir süre sonra projeden ayrılmıştı (Burger’dan önce David Cronenberg, Alexander Payne ve George Clooney’nin adları da projede geçmişti). Roskam’ın yöneteceği bu filmde başrol yetenekli aktör Tom Hardy’e teslim edildi. Filmin senaryosunu “Kitaplarımın senaryosunu yazmak, bir akrabamı ameliyat etmek gibi. Bu yüzden kitaplarımı senaryolaştırma taraftarı değilim” sözleriyle kitaplarını senaryolaştırmaya soğuk baktığını dile getiren Lehane kaleme aldı. Çekimlerin ne zaman başlayacağı konusunda bilgi verilmedi.

Kategoriler
haber

Tom Hardy ile Doug Liman Everest’e Tırmanacak

Şu sıralar dördüncü Mad Max’in çekimlerine devam eden ve Al Capone’u canlandıracağı Cicero adlı filmin hazırlıklarını sürdüren yetenekli aktör Tom Hardy “Everest” adlı filmde rol alabilir. Filmin yönetmenliğini üstlenmesi için Doug Liman’la görüşmelere başlandı.

Elinde epey proje olan ve şimdilerde Tom Cruise’lu “All You Need Is Kill”in post prodüksiyonu ve “Reckoning with Torture” adlı belgeselin çekimleriyle uğraşan Liman’ın projeyi kabul ettiği söyleniyor. Film İngiliz yazar Jeffrey Archell’ın “Zafer Yolu” (Paths of Glory) adlı romanından uyarlanacak. Yazar bu romanında 1922’de Everest dağını fethettiği söylenen ama yeteri kadar kanıt olmadığından bu fethi hala tartışılan, 1924’te ise dağa tırmanmayı başaran ama hemen ardından trajik bir şekilde hayatını kaybeden George Mallory’nin hikayesini ve rakipleriyle rekabetini anlatır. Hardy ile görüşmeler devam ediyor. Teklifi kabul ederse Hardy, Mallory’ye hayat verecek.

Kategoriler
haber

Tom Hardy ve Michael Shannon Aynı Filmde

Son dönemlerin yükselişe geçen iki aktörü, Tom Hardy ve Michael Shannon “The Long Red Road” adlı filmin başrollerini üstlenecekler. Film Brett C. Leonard’ın aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanacak. Filmde Hardy, Sam’i Shannon da Sam’in abisi Bob’ı oynayacak. Filmi kimin yöneteceği henüz belirlenmedi. Senaryoyu Leonard’ın yazması bekleniyor.

Kategoriler
izlenim

God Bless GothAmerica: The Dark Knight Rises

DİKKAT: Yazı filmle ilgili ciddi spoiler’lar (sürprizbozan) içermektedir!

The Dark Knight Rises’ın vizyona girişi ile bir üçleme daha sona erdi. Christopher Nolan’ın el atıp dirilttiği, çokça söylendiği gibi kahramana saygınlığını kazandırdığı bu üçleme hakkında çok şey yazılıp çizildi, yazılıp çizilmeye de devam edilecek. Nolan 2005 yılında kotardığı ilk filmle epey olumlu eleştiri toplamış, gişeden de mutlu ayrılmıştı. Batman Begins herkesin yüzlerce kez dediği gibi yapımcıların çizgi-romanlara olan bakışlarını değiştirmiş, bu konuda bir devrim yapmıştı. “Abartıyorsun” diyenler olacaktır, ama abartmıyoruz. Bizzat Marvel’ın CEO’larının yaptığı açıklamalar, diğer stüdyoların ortaya koyduğu çizgi-r0man uyarlamaları Nolan’ın bir devrim yaptığının kanıtıdır. Batman Begins’ten sonra yapılan uyarlamalar izlendiğinde çoğunda bir Batman Begins etkisi rahatlıkla görülür. Yönetmenin 2008 yılında vizyona soktuğu The Dark Knight elde ettiği gişe ve aldığı onlarca olumlu övgü ile kısa bir sürede modern klasiklerin arasına dahil oldu. Tabi o meşhur soru da hemen ortaya atıldı: “Nolan TDK’dan daha iyi bir film çekebilecek mi? Heath Ledger da yok artık. İşi çok zor”.

Çoğu kişi Nolan’a güveniyordu, Joker/Heath Ledger olmasa da Nolan’ın sağlam bir finale imza atacağına emindi. İki Batman arasında kotardığı Inception (2010) da epey beğenilip sağlam bir gişeye imza atınca neredeyse tüm şüpheler yok olmuştu.

Ben ise genelin aksine The Dark Knight’ı başarısız buluyorum. Sonda söyleyeceğimi şimdi söyleyeceğim. Kimileri Burton’ın uyarlamalarını çizgi-romana daha yakın diye sever, kimileri de Nolan’ın uyarlamalarını daha ciddi, sululuktan, komediden uzak, gerçekçiliğin dibine vurulmasından ötürü, içinde (diğer Batman’lerden daha fazla) felsefe ve psikolojik çözümlemeler barındırdığı için daha çok sever. Ben iki üçlemeyi de sevmiyorum. Burton’ın tarzından hoşlansam da ortaya koyduğu Batman’lere katlanabildiğimi söyleyemem. Nolan’ın çektiği son iki Batman’i de çeşitli sebeplerle sevemedim. Nolan’ın üçlemesini bütün defolarına (aslında defodan öte bir durum söz konusu) rağmen çizgi-roman uyarlamalarına getirdiği yeni soluk, Batman’e kazandırdığı saygınlık ve teknik açıdan neredeyse kusursuz olmalarından ötürü önemsiyorum. Başta da belirttiğim gibi The Dark Knight bana göre vasat bir film. İlerleyen satırlarda buna kısaca değineceğim.

Gelelim asıl meselemiz The Dark Knight Rises’a. Yukarıda da belirttiğim gibi herkes Nolan’a güveniyordu. Bense “The Dark Knight’taki o muazzam hataları tekrar etmezse benim için kafidir” diye düşünüyordum. Tabi ben de beklenti içindeydim. Lakin ne yazık ki ama ne yazık ki karşımızda vasat, yer yer vasatın altına dahi inen bir film var. Bunun suçu kimde peki? Nolan’da mı, stüdyoda mı, David S. Goyer’da mı? Neden böylesine ucuz bir filme imza atıldı? Ama daha önemlisi Nolan bu filmi izlediğinde filmindeki mantık hatalarının ve problemlerin farkına varamadı mı? Bu sorulara cevap alacağımızı hiç sanmıyorum. Suçun kimde olduğu pek fark etmiyor. Karşımızda sadece Batman üçlemesinin değil Nolan’ın kariyerinin en kötü filmi var. Ama tüm bu olumsuz yargılara rağmen filmin Joel Schumacher’in Batman’lerini havada karada tokatlayacak kalitede olduğunu söyleyebiliriz. En azından bu açıdan sevinebiliriz.

Yukarıda son Batman için “T.D.K.’nın hatalarını tekrarlamazsa yeter bana” diye yazmıştım. The Dark Knight’ın onca problemleri arasında en göze çarpanı onlarca karakteri ve bu karakterler arasındaki ilişkileri 152 dakikada anlatmaya çalışması olarak göze çarpıyordu. Joker, Harvey Dent ile Joker arasındaki mücadele, Harvey Dent ile Two Face arasındaki çatışma, Batman ile Bruce Wayne arasındaki çatışma, Batman ile Two Face arasındaki mücadele, Joker-Mafya mücadelesi, Bruce-Rachel-Harvey arasındaki aşk üçgeni, Jim Gordon, Batman-Joker mücadelesi, Wayne Co.’daki bir çalışanın Bruce Wayne’i tehdit etmesi ve daha nice karakter, mücadeleler, çatışmalar, olaylar 152 dakikada anlatılmaya ve çözümlenmeye çalışılıyordu. Tabi ki altından kalkılamıyordu. Film başlangıcından sonuna dek odak noktasını yitiriyor, ne anlatacağını, neyi ne kadar anlatacağını şaşırıyordu. Kimi önemli konuların üstünden hızla geçiyor, kimilerini sakız gibi uzatıyordu, dengesiz bir film çıkıyordu ortaya. Bu durum filmi vasat kılmaya yetiyordu da artıyordu. Ne yazık ki Nolan hatalardan ders çıkarmadığı gibi bu hatalara yenilerini ekliyor.

Tıpkı The Dark Knight’taki gibi birden fazla karakteri ve olayları senaryosuna dahil eden Nolan bu karakterler arasındaki mücadelelerde odağını yitiriyor. Bane ile açılıyor film. Tıpkı açılış sekansında olduğu gibi finale dek çoğu sahnede Bane’in acımasız bir insan evladı olduğunu anlatıyor Nolan. Bu sırada Bruce’un ruhsal portresini çıkarıyor, Selina’yı anlatmaya çalışıyor, eski karakterleri tekrar sahneye çıkarıyor, yeni karakterlerden Blake’i tanıtıyor, Miranda Tate’i gösteriyor, Dr. Jonathan Crane’e az biraz odaklanıyor, Jim Gordon’ın Bane ile mücadelesini, Batman’in düşüşünü ve yükselişini, Bruce’un Miranda ile ve Selina ile ilişkisini, darbenin halk üzerindeki etkisini, kapitalizmin yok olmasının sonuçlarını, komünizmi ve nükleer tehlikeyi anlatmaya yelteniyor. Kısacası gene fazla kahraman ve anti kahramanı kısa sürede anlatmaya çabalıyor Nolan. Bu karakterlerin hakkının verilmediğini, bu karakterlerin hakkının verilmemesi de filmi olumsuz yönde etkilediğini söylemek mümkün.

Karakterlerden sözü açtık, öyle devam edelim. Bakın Nolan’ın uyguladığı taktik, yani bir sürü karakteri kısa sürede anlatma taktiği çizgi-romanlarda işe yarayabilir ama sinemada yaramaz. Elbet bir yerden sonra ip kopacak, bazı karakterlere daha fazla süre verilirken bazıları harcanacak, bazı olaylar izleyeni etkileyemeden hızla anlatılacak. The Avengers (2012)’ın, The Dark Knight (2008)’ın, Spider-Man 3 (2007)’nin sorunu da tam olarak buydu. Fazla karakter, daha fazla olay… Bu durum filmde Bane, Bruce, Blake, Selina ve Miranda gibi film için hayati derecede önemli karakterlerin hikayelerinin doğru dürüst anlatılamamasına neden oluyor. Miranda’dan başlayalım. Bizlere Bruce’un şirketinin CEO’su olarak tanıtılıyor. Daha sonra onu gördüğümüz her sahnede yönetmen onu derinleştirmek yerine bambaşka şeylerle meşgul oluyor. Miranda’yı iki üç sahnede gördükten sonra birden bizlere Miranda’nın aslında Gölgeler Birliği’nin lideri Ra’s Al Ghul’un kızı olduğu söyleniyor. Daha Miranda derinleştirilemeden, hikayesi anlatılamadan Talia Al Ghul anlatılmaya çalışılıyor. Aslında anlatılmıyor, sadece söyleniyor. Miranda kendisinin Talia olduğunu söyledikten sonra tüm planı, yani Gotham’a darbe yapıp iktidarı suçluların eline vermeyi kendisinin kararlaştırdığını anlıyoruz. Lakin Miranda’nın derinleştirilememesi, Talia’nın bir addan ibaret olması tüm hikayeyi zedeliyor. Bu durum, yani Miranda/Talia’nın anlatılamaması Bane’i de etkiliyor. Kaslı bir aşıktan öteye gidemeyen bir karakter çıkarılmış oluyor. Bane’in tüm bunları yapmasının altından zekice şeylerin çıkmasını beklerken tam bir klişe olan “Aşkım için yaptım”ın çıkması açıkçası üzüyor.

Sadece Bane de değil anlatılamayan. Selina da doğru dürüst anlatılamıyor. Kendisi hakkında bir kaç bir şey fısıldıyor Nolan kulaklarımıza ama ne yazık ki bu fısıltılar karakterin derinleştirilmesine yetmiyor. Ayrıca Anne Hathaway’in 13 dakikalık ‘featurette’de belirttiği gibi karşımızda Nolan’ın Kedi Kadın’ı duruyor. Nolan’ın tüm karakterlerine yaptığını Selina’ya da yaptığını söyleyebiliriz. Seksi, femme fatale, cazibeli bir Selina yok karşımızda. Kedi Kadın ise hiç yok. Ama buna zaten hazırlıklı idik. Selina’nın çoğu özelliği törpüleniyor ama törpülenenler yerine başka şeyler koyulmuyor ne yazık ki. Gene de Bruce’u uykusundan uyandırması bakımından hikaye için önemli olduğunu söylemek mümkün. Ve gelelim Bruce’a. Bruce’un derinleştirilmediğini söylersek çarpılırız. Ama Bruce’un düşüşü ile yükselişi arasındaki süre çok ama çok kısa olunca ne yazık ki bazı şeyler inandırıcılıklarını yitiriyorlar. Nolan’ın Bruce’un düşüşü ile yükselişine fazla zaman harcayamaması tamamen yaptığı seçimlerden kaynaklanıyor. Örneğin olaylara Miranda/Talia’yı ve hatta Selina’yı dahil etmemiş olsaydı geriye kalan sürelerde Bruce’un düşüşü ile yükselişini daha sağlam bir şekilde irdeleyebilirdi. Kısacası karakterlerde sorun çok. Bu da etkileyici karakterlerin ortaya çıkmamasına neden oluyor. Filmden sonra aklımızda Bane’in sesi kalıyor ve belki görüntüsü ama onlar da hızla siliniyorlar. Peki Joker’i unutan var mı aramızda? Yönetmenin Joker’i oya gibi işlemesi, Batman’in sahnelerinde dahi Joker’i anlatması ile etkileyici bir karakter ortaya çıkıyordu. Nolan aynı şeyi Bane’de ve Miranda’da başaramıyor ne yazık ki. Kötü kahramanları etkileyici olmayan bir film olup çıkıyor The Dark Knight Rises.

Gelelim hikayedeki klişelere. Açıkçası The Dark Knight Rises’a gitmeden önce karşıma nükleer terörü anlatan bir film çıkacağını tahmin etmiyordum. Tabi ki Bane’in Gotham’a olabildiğince zarar vereceğini biliyordum ama bunun daha filmin ortasında nükleer bombaya bağlanacağını düşünmemiştim. Son otuz-otuz beş senede nükleer bomba o kadar çok işlendi ki filmlerde berbat bir klişe haline gelmesi kaçınılmazdı. Nolan gibi filmleri üzerinde epey uğraşan ve klişeler kullanmamaya çabalayan bir yönetmenin böylesi bir klişeyi filmine dahil etmesi ve buradan bir gerilim yaratmaya çalışması üzücü. Tek klişe de bu değil ne yazık ki. Gordon’ın bombayı durduracak aleti bombaya yerleştirecekken düşürmesi, kahramanın şehir zarar görmeden bombayı son anda imha etmesi, bombanın patlamasına bir dakika kala esas kızla öpüşmesi, bombayı yapanın bir Rus olması (kötü Ruslar klişesi), Bruce’un düştüğü hapishanedeki ulvi yaşlı adam ve daha onlarca klişe. Bazıları kolayca göz ardı edilebiliyorlar, ama bazıları ne yazık ki Nolan gibi bir yönetmene yakışmıyorlar.

Filmin politik söylemleri de filmi olumsuz anlamda etkiliyor. Nasıl ki Nolan’dan finali nükleer bombayla yapan bir film beklemediysem “God Bless Gotham/America” gibi bir politik söylem de beklemiyordum. Yönetmenin önceki filmi The Dark Knight ve ilk filmi Batman Begins’te ‘gothic’siz bir ‘Gotham’ mevcuttu. Evet, buraya Gotham demek biraz zordu. Yönetmen gerçekçiliği önemsediği için Gotham’ı da Şikago ve New York’a benzetiyordu ama çizgi-romandaki Gotham’dan da parçalar bulmak mümkündü. Bu filmin ise Gotham’da geçtiğini söylemek mümkün değil. Parçalanmış ABD bayrağı, ABD’nin marşı, Gotham’ın karanlığı yerine New York’un aydınlığının tercih edilmesi ve politik söylemleri ne yazık ki The Dark Knight Rises’tan çok şey alıp götürüyor. Bush’un politikalarının övülmesi, devrimin yanlış tanıtılması ve sistemin kutsanması işin tuzu biberi oluyor.

Oyunculuklara ve aksiyon sekanslarına değinmeden bitirmeyelim yazıyı. Christian Bale Bruce rolünde alışkın olduğumuz performansını sergilerken yönetmenin tutumundan ötürü filmin en kötü performansı Marion Cotillard’a ait oluyor. Kendisinin yapabileceği bir şey yok ne yazık ki. Michael Caine özellikle Bruce’a veda ettiği sahnede ustalığını konuşturuyor, zaten bu sahneden sonra da kendisini ancak finalde görebiliyoruz. Gary Oldman, Anne Hathaway, Joseph Gordon-Levitt de alışık olduğumuz performanslar sergiliyorlar. Tom Hardy’nin performansı ise gene Nolan’dan ötürü heba olup gidiyor. İlk başlarda sağlam performans sergileyen aktör ne yazık ki karakterinin hikayedeki rolü azaltılmaya başlanınca yavaş yavaş etkisini yitiren bir performansa imzasını atıyor. Bu da akılda kalıcı performansın filmde olmamasına neden oluyor. Aksiyon sekansları da keza öyle. İkinci filmdeki sahneler ne güzeldi halbuki! Bu filmdeyse Nolan, Fritz Lang gibi binlerce figüranlı aksiyon sahnelerine imza atmaya çalışıyor. Lakin kusura bakmasın, pek başardığı söylenemez. 1100 figüranın birbirine girdiği o sekansların yönetimi fena halde kötüydü. Karşı çıkacak olanların Martin Scorsese’nin Gangs of New York (2002)’unu izlemelerini öneririm. Şehirdeki yüzlerce figüranlı çatışma sekansları nasıl çekilirin dersini veriyordu Scorsese. The Dark Knight’ın gerisinde aksiyon anlamında da kalınıyor.

Fazlasıyla zaafı, problemi, mantık hataları var filmin. Fakat tüm zaaflarına rağmen film kendisini izlettiriyor. Geçen seneden beri bilinçaltımıza pompalanan “Destansı bir final”den çok uzak bir final karşımızdaki. Gizlilik politikası yerine “çektiğin her sahneyi spot, fragman, featurette şeklinde nete aktar” şeklinde bir pazarlama politikasının güdülmesi de filmden alınacak hazzı azaltıyor. Neredeyse her sahneyi fragmanlarda ve spotlarda gördüğümüzden filmde çok az şaşırıyoruz. Sonuçta belirttiğim gibi yılın en vasat işlerinden bir tanesi The Dark Knight Rises. Nolan üçlemesini bu şekilde bitirmemeliydi.

Kategoriler
haber

Warner Bros’un DiCaprio Aşkı Batman’e Bulaşıyordu

Hollywood’taki her stüdyonun çalışmaktan keyif aldığı ve tekrar tekrar çalışmak istediği oyuncular vardır da her stüdyo, Warner Bros gibi bir oyuncuya takıntılı mıdır? Warner, ile Leonardo DiCaprio neredeyse her seneye bir film sığdırmaya devam ediyorlar. Geçtiğimiz sene WB’nin Inception ve J. Edgar’ının başrolünü üstlenen aktör bu seneyi de boş geçmedi ve Warner Bros’un Baz Luhrmann’a çektirdiği The Great Gatsby’de rol aldı. Son gelen haber WB’nin işi ne kadar ilerlettiğini gösteriyor:The Dark Knight Rises ile ilgili haberler, fragmanlar vs gelmeye devam ediyor. Worst Previews sitesinde yayınlanan kısa haber bizleri TDKR’nin çekim öncesine götürüyor. The Dark Knight’ın bir milyar dolar sınırını aşması üzerine Warner Bros., Christopher Nolan’la iletişime geçer ve yeni filmin hemen o sene içinde çekilmesini ister. Nolan’ı bilenler bilir. Diğer yönetmenler gibi stüdyoların her istediğini yapan birisi değil. Örneğin TDK ve TDKR’nin üç boyutlu çekilmesi için sürekli baskı uygulayan Warner Bros.’u her seferinde üzmüş birisi… Warner Bros. ayrıca filmin kötüsünün The Riddler olmasını, The Riddler’ı da Leonardo DiCaprio’nun canlandırmasını istemiş. Filmin şu haline bakarsak Nolan’ın Warner Bros.’un bu isteklerinin hiçbirisini yerine getirmediğini söyleyebiliriz. Filmi üç boyutlu çekmeyerek bu teknolojiden pek hazzetmediğini tekrar kanıtladı. Filmin üçte biri IMAX teknolojisiyle çekildi. Ayrıca filmin oyuncu kadrosuna Inception’dan Joseph Gordon-Levitt, Tom Hardy ve Marion Cotillard’ı katıp Leonardo DiCaprio’yu katmamasıyla Warner Bros.’a sağlam bir cevap olmuş. Bunu ben söylemiyorum. Bizzat senarist David S. Goyer söylemiş: “Nolan Inception’daki üç oyuncuyu filmine dahil etti ama DiCaprio’yu dışarıda bıraktı”. Filmin kötüsünde de WB’nin isteğini gerçekleştirmedi Nolan. Filmin kötüsü Bane olarak belirlenmişti.

The Dark Knight Rises hem Christian Bale, hem Christopher Nolan için Batman’in sona erdiği film olarak tarihe girdi. Warner Bros.’un şu dönemde Batman defterini kapatmayacağı ise bilinen bir şey. Şimdiden yeni üçleme üzerinde çalışmalar başladığı gelen dedikodular arasında yerini koruyor. Ayrıca stüdyonun Batman’i televizyona da taşımak istediği bizzat stüdyo tarafından açıklanmıştı. Dolayısıyla TDKR’den sonra Batman’le ilgili bir dizi gelirse şaşırmamak gerek. Yeni üçlemenin yeniden çevrim olacağı da söyleniyor, son kertede bu dedikoduyu da ekleyelim. Tabi bunlar üzerinde düşünmek için henüz erken. Ama şu çok açık ki Batman gişede iki seksen yatana kadar devam ettirilecek.

Kategoriler
haber

The Dark Knight Rises’ın Çekimleri Sona Erdi, Ayrıntılar Ortaya Çıkıyor

Christopher Nolan’ın ilkbaharın sonlarına doğru başladığı The Dark Knight Rises’ın çekimlerini bitirdi. Çekimleri yedi ay süren filmden bu süre zarfında onlarca fotoğraf, bir teaser ve kamera arkası görüntüleri yayınlandı. Filmin ilk fragmanı, “prologue” adı verilen altı dakikalık bir görüntüyle beraber gelecek ay yayınlanacak. Filmin fragmanı Sherlock Holmes filminin Amerika’da vizyona gireceği gün sinemalarda gösterilecek. Prologue ise Mission Impossible’nin vizyona gireceği gün gösterilecek. Tabi Warner Bros filmi pazarlamaya devam ediyor ve Empire’da filmle ilgili yeni kareleri yayınlattı.

Çekimlerin bitmesiyle Nolan da filmin hikayesiyle ilgili ilk bilgileri verdi. Yedi ay boyunca çekimler devam etse de filmin hikayesiyle ilgili bilgiye sahip değildik. Nolan’ın belirttiğine göre hikaye, Joker’in yakalanmasından sekiz yıl sonrasında geçiyor. Christopher Nolan “Tüm amacımız Batman ve Bruce Wayne’in hikayesini bitirmek. Dark Knight’ta onu ilginç bir yerde bıraktığımızı biliyorum ama hikaye oradan devam etmeyecek. Batman’ı 8 yıl sonra biraz daha yaşlı ve hatta formsuz bir halde bulacağız” sözleriyle hikayeyle ilgili ipuçları verdi.
Söylentiler ise Nolan’ın hikayeyi çok daha sonraya taşımak istediğini yönünde… Ancak Warner Bros, seriye Christopher Nolan ve Christian Bale olmadan da en azından bir TV dizisiyle devam etmeyi uzun vadeli planları arasına koymuş. Nolan ve WB pazarlık yapıp en sonunda 8 yılda karar kılmışlar.

Sekiz yaş daha yaşlanmış ve eski görünümünden birazcık uzaklaşmış olan Batman’i şüphesiz Bane, Joker’den daha fazla uğraştıracak. Bu esnada Bane, Gotham’ı işgal ederken Jim Gordon da Batman’i yakalamaya çalışıyor. Rachel’ı yitirmesiyle kayıplara karışan Batman de Bane’in şehri işgal etmesiyle Gotham’ı bir suçludan daha temizlemek adına Gotham’a dönüyor ve Batman-Bane kapışması da böylelikle başlıyor.
Yeni filmde Batman temiz bir dayak da yiyecek ve ağır yaralanacak. Bane’in çizgi romanda da Batman’i fiziksel ve mental olarak en çok zorlayan kötü karakter olduğu bilinir. Filmde de Batman’i kötü benzetecek. Nolan “Batman’e kaybetmenin ne olduğunu tattırmak istedik” sözleriyle Bane-Batman çekişmesini anlatıyor. Bane’in dövüş stili “İşin artistliğine kaçmadan doğrudan hasar vermeye yönelik” sözleriyle aktarılıyor. Bane’in çizgi romandaki karakterini takip edenler, zaten hapishanede yetiştiğini biliyorlardır.

Tom Hardy, Bane için “çok vahşi birisi ve tek amacı kaos çıkarıp ortalığı dağıtmak. Bir terörist o ve kafa-kol-ayak kırmadan rahat edemiyor” diyor. Zaten filmle ilgili çıkan materyallerden de Bane’in azılı bir düşman olduğu da görülüyor. Joker’le amacı benziyorsa da ondan çok farklı bir karakter. Bane, Joker gibi kaçak dövüşmüyor. Ayrıca Joker’den daha sadist, daha acımasız bir karakter olarak göze çarpıyor. Yüzündeki maskesiyse, Joker’in makyajından ve dikişlerinden daha korkutucu durumda. Amansız bir hastalığı olan Bane’in yaşayabilmesinin tek sebebi yüzündeki o maske olarak açıklanıyor. O maske Bane’e ihtiyacı olduğu ilacı sağladığından Bane her zaman dinç, fit ve enerjik oluyor. Maskesiz yaşayamayacağıysa bir gerçek.

The Dark Knight Rises’ın post-production işlemleri hızla devam ediyor. Christian Bale, Tom Hardy, Joseph Gordon Levitt, Marion Cotillard, Michael Caine, Morgan Freeman, Gary Oldman ve Anne Hathaway filmin başrollerini üstleniyorlar. Ayrıca IMDb sitesine göre filmde Liam Nesson ve Cillian Murphy’i de izleyeceğiz. Batman serisinin üçüncü ve son filmi olan The Dark Knight Rises Amerika’da 20, ülkemizde 27 Temmuz’da vizyona girecek.

Kategoriler
haber

Inception: Varoluşçu Aksiyon

inception-1.JPG

YÖNETMEN: Christopher Nolan. Herkes Dark Knight’ın büyük başarısının ardından kolay olanı seçip, devam filmleriyle cebini dolarlarla doldurmasını ve stüdyoları memnun etmesini bekliyordu. Nolan, zor olanı seçti. Dark Knight’ın yarattığı güveni, stüdyoları uzun süredir planladığı “Inception”a ikna etmek için kullandı. Çok büyük bir kumar oynadı. Bu filmle ya James Cameron seviyesine gelecek, ya da Batman’in devam filmleri bile elinden alınacak.

OYUNCULAR: Son yılların en çarpıcı kadrolarından birini bir araya getiren Nolan, neredeyse figüranları bile ünlü isimlerden seçti. Filmde başrolü Leonardo Di Caprio oynarken, Marion Cotillard eşini canlandıracak. Di Caprio’nun ekibini yani iyi adamları çekimlere başlayan ancak takvimi uymadığı için James Franco’nun yerini alan Joseph Gordon-Levitt, Ellen Page ve Tom Hardy oynuyor. (Soyer Arigimus’a James Franco uyarısı için teşekkürler)

Kötü adamların başını rol seçen ve bu yüzden çok sık izleyemediğimiz Ken Watanabe oynuyor. Filmde usta aktör Michael Caine, verilen her rolü başarıyla canlandıran Cillian Murphy, deneyimli isimler Lukas Haas ve Tom Berenger’ın da yer aldığını hatırlatmak gerekiyor.

inception-3.jpg

KONU: Inception’ın konusunun gizli tutulması çekimlerin ilk günlerinde tüm sinema çevrelerinde olay oldu. Özellikle oyuncuların, “Oynuyoruz ama ne oynadığımızı biz de bilmiyoruz” minvalinde sözleri filmin çevresinde bir spekülasyon bulutu yarattı. Trailer’lar ve posterlerle birlikte açıklanan sinopsis, birçok soru işaretini yanıtlarken, Di Caprio’nun “Sinopsis sadece filmin başını açıklıyor, filmin sonunun sinopsisle ilgisi yok” demesi söylentileri iyice arttırdı. Nolan ise bu söylentilerin filme olan ilgiyi arttıracağını bildiği için sorulara hep kaçamak yanıtlar veriyor.

Film için açıklanan sinopsis şöyle:
“Inception insanların bilinçaltına girerek sırlarını alan bir şebekenin öyküsü. İnsanların rüya görürken beynine girme yeteneğine sahip Cobb (Di Caprio) bu özelliğiyle rakiplerinin sırlarını öğrenmek isteyen şirketlerin gözdesi durumuna geliyor. Aynı zamanda uluslararası bir suçlu olan ve her yerde aranan Cobb, son bir iş karşılığında özgürlüğünü ve ailesini geri kazanma fırsatı yakalar. Yapacağı son iş birinin beynine girip bildiklerini çalmak değil, tam tersine adamın beynine yeni bir düşünce eklemektir.

Inception Türkçe Altyazılı Fragman

Inception Diğer Fragmanlar

inception-2.JPG

AÇIKLAMALAR: Filmle ilgili açıklamalar iki başlıkta toplanabilir. Nolan’ın iddialı açıklamaları ve oyuncuların şaşkın tavuk misali filmi anlamadıklarını söylemeleri:

Christopher Nolan
“Bu filmi uzun bir süredir yapmak istiyordum. Filmin fikri kafamda 16 yaşımdayken oluştu. İlk taslak senaryoyu 7-8 yıl önce yazdım. Inception’ın hayatımın projesi olduğunu söyleyebilirim”

“Rüyalar her zaman ilgimi çekti. Uyanıkken yaşadıklarımız ve gerçeklik algımızın rüyalarımızda gördüklerimizle değişebileceğini düşünüyorum. Rüyaların üzerinde kontrol kurabilenler, kişinin gerçekliğini de yönetebilirler. Senaryonun temel fikri bu.”

“Leonardo dünyanın en iyi yönetmenleriyle çalışmış ve çok iyi eğitimli bir oyuncu. Onun fikirlerini almamak aptallık olurdu. Filmin yönetmenlerinden biri de o… Karakteri üzerinde uzun konuşmalar yaptık, fikirleriyle senaryoya çok büyük bir katkı verdi.”

Leonardo Di Caprio
“Filmi oynadığımız süre içinde ne oynadığımızı pek anlamadık. Senaryolarımız ayrı ayrı elimize geldi. Oyuncularla kamera arkasında uzun süre film hakkında dedektiflik yaptık. Filmin konusu hakkında şimdilik kafamda bir fikir var ama filmi izleyince bambaşka birşey çıkacağına eminim.”