Kategoriler
haber

Wolfman: Ryan Gosling Kurt Adamı Oynayacak

Üç yıl önce Marvel’ın evreninden etkilenen Universal bu evreni kendi canavarlarına (Mumya, Frankenstein, Frankenstein’ın gelini, kurt adam, Dracula, Görünmez Adam vs) uyarlamak isteyip Dark Universe markasını yaratmıştı. Ama bu markanın ilk ürünü olan The Mummy, Tom Cruise‘a rağmen ABD gişelerinde çakılıp kalınca evren başladığı gibi sona ermişti. Üç yıl sonraysa Universal canavarlarla ilgili filmlerini kendisine iyi paralar kazandıran Blumhouse yapım şirketine pasladı. Düşük bütçelerle çok kârlı ve sevilen filmlere imzasını atan Blumhouse, Universal için The Invisible Man‘i hazırladı. Bu film iyi bir gişe ve olumlu eleştiriler elde edince Universal bu kez hızını kesmeden canavarlar serisini devam ettirecek.

Universal, The Invisible Man‘in başarısının gazıyla pek çok proje duyurdu; James Wan, Paul Feig ve John Krasinski‘nin yönetmenliğinde üç projenin daha hazırlık aşamasında olduğunu açıkladı. Bu projelere bugün Wolfman (Kurt Adam) projesi de dahil edildi. Haberlere göre projeyi Universal/Blumhouse’a götüren kişi, Ryan Gosling‘ten başkası değil. Gosling, Network‘ün ve Jake Gyllenhaal‘lı Nightcrawler‘ın izinden giden bir Wolfman filmi istiyor. Editör Borys Kit, Gosling’in bu filmde bir anchorman’i (haber sunucusu) oynayacağını, anchorman’in canlı yayında bir kurt adama dönüşeceğini iddia etti, ki Network’ün etkisi şimdiden görülebiliyor.

Bad Education‘ın yönetmeni Cory Finley filmi yönetebilir ama bu durum henüz kesinleşmedi. Universal başka yönetmenlerle de görüşüyor aynı zamanda. Bu arada Gosling filmi yönetmeyi de istemiş ama olmamış. Bu yüzden yapımcılık ve başrolle yetinecek. Filmi Rebecca Angelo‘yla Lauren Blum kaleme alacaklar. Çekim tarihi henüz açıklanmadı. Gosling bu filmden önce MGM’in isimsiz filminde rol alıp gene bir astronotu oynayacak.

Kategoriler
haber

Jurassic World Serisi 3. Filmden Sonra Devam Edebilir

Jurassic Park serisinin üçüncü filmle sona ermesinden yıllar sonra, 2015’te yeni üçlemenin ilk ayağı olan Jurassic World vizyona girmiş, hasılat bir milyar doları aşınca devam filminin hazırlıklarına hemencecik başlanmıştı. İki yıl önce Fallen Kingdom alt başlıklı ikinci film vizyona girip bu kez 1.3 milyar dolar hasılat elde etmişti. Sadece iki filmle 2.5 milyar dolar kazanan Universal’ın Dominion alt başlıklı üçüncü filmle seriyi sonlandırması beklenirken serinin yapımcılarından Frank Marshall yüreklere su serpen (!) bir açıklama yaptı.

Marshall üçüncü filmin yeni bir dönemi başlatacağını söyledi. Yani bu denli para kazandıran seri üçüncü filmle bitmeyecek, bir süre daha sinemaları şenlendirecek (!) Marshall’ın ‘yeni dönem’den kastıysa henüz belli değil. Üçüncü filmi takip edecek yeni filmin bir spinoff mu, devam mı veya yeniden çevrim mi olacağı belirsiz. Serinin başrollerini üstlenen Chris Pratt‘le Bryce Dallas Howard‘ın kontratları bu filmle sona erecek. İkiliyle yeni bir kontrat imzalanmazsa dördüncü filmin başrolleri başka oyunculara teslim edilebilir.

Colin Trevorrow bu yıl Dominion‘ın çekimlerine başlamış, ama çekimlerin üçüncü haftasındayken salgın nedeniyle çekimler durdurulmuştu. Marshall çekimlere İngiliz hükümetinin rehberliğinde yakında dönüleceğini belirtmiş. Yeni filmde Jurassic Park‘ın başrolleri Laura Dern, Jeff Goldblum ve Sam Neill‘i de görebileceğiz. Universal vizyon tarihini henüz değiştirmedi. Film yetiştirilirse 11 Haziran 2021’de vizyona girecek. Bu filmi Netflix için hazırlanan Jurassic World animasyonu takip edecek. Animasyonun merkezinde altı ergen yer alacak, dizi bu ergenlerin parktaki hayatta kalma savaşlarına odaklanacak.

Kategoriler
haber

Yeni Indiana Jones ve Bourne Filmlerinin Hazırlıkları Başladı

Indiana Jones ve Bourne serilerinin yapımcılarından Frank Marshall bu serilerin geleceğiyle ilgili konuştu… Bilindiği üzere sürekli ertelenen, bir türlü çekim aşamasına geçemeyen Indiana Jones 5‘in yönetmenliği bu yıl Steven Spielberg‘ten James Mangold‘a geçmişti. Son üç yılda David Koepp ve Jon Kasdan‘la birlikte senaryoyu şekillendirmeye çalışan Spielberg bir türlü iyi bir senaryo ortaya çıkmayınca yönetmenlikten çekilip yapımcılıkla yetinmeye karar vermişti. Marshall’ın açıklamasına göre Mangold’la anlaşma imzalanmış, yetenekli yönetmen zaman kaybetmeden senaryoyu yazmaya koyulmuş. Açıklamaya göre Mangold senaryoya sil baştan başlıyor. Bu yüzden yeni filmin çekim tarihi belli değil. Disney bu filmi (gene ertelemezse) 29 Temmuz 2022’de vizyona çıkaracak.

Gelelim Bourne serisine. Üçüncü filmden sonra Matt Damon ve Paul Greengrass ikilisi seriden ayrılınca yapımcılar Jeremy Renner‘ın başrolünde yeni bir seri başlatmaya çalışmış ama The Bourne Legacy beklenen hasılat elde edemeyince Renner’lı seri iptal edilmişti. Bu iptalden sonra Damon ve Greengrass ikilisi seriye dönüp Jason Bourne adlı devam filmini yapmış ama bu film de beklenen hasılatı getirememişti. Bunun üzerine Universal şansını TV’de denemek istemiş ama Treadstone adlı spinoff dizinin yayın hayatı bir sezonla sınırlı kaldı. Bunca başarısızlığa rağmen Universal, Bourne defterini kapatmak istemiyor. Yapımcı Marshall yeni bir ekiple yeni bir filmin çekilebileceğini söyledi. Marshall’ın açıklamasına göre yeni film devam filmi veya spinoff olmayacak, seriye sil baştan başlayacak, yani yeniden çevrim olacak. Henüz bir senarist ve yönetmen belirlenmediğinden yeniden çevrimin çekim tarihi belli değil.

Kategoriler
seçki

Stream Savaşları: Apple TV+, Disney+, NBCUniversal, HBO Max, Quibi Üzerine…

Çok yazıldı, tekrar tekrar yazılacak. Sonbahara girmek üzere olduğumuz şu sıralarda bilindiği üzere Hollywood’ta pek çok dijital platformun hazırlıklarına devam ediliyor. Hollywood’u yıllardır sırtlayan en büyük stüdyolar artık içeriklerini Netflix’e, Hulu’ya veya Amazon’a satmak istemiyorlar. Artık her stüdyo kendi içeriklerini kendi platformunda yayınlayacak. Dolayısıyla misal Netflix’teki Warner Bros. veya Disney içeriklerinin sayıları günden güne daha da azalıyor. 8 yıl önce tüm stüdyolardan önce dijital alana geçip 8 yıl boyunca içerikleriyle gündemde yer edip her yıl daha da büyüyen Netflix pazarda sonsuza dek tek başına kalmayacağını fark edip orijinal içeriklerine daha fazla yatırım yapmaya başlamıştı bu yüzden. Ben de mücadele kızışmışken son durumu bazı başlıklar altında irdeleyeyim istedim.

Fiyatlar: Fiyatlardan başlayalım. Disney+ için Amerikalılar aylık 6.99 dolar, yıllık ise 69.99 dolar ödeyecekler. Apple TV+’a ne kadar ödeneceği ise henüz belli değil ama söylentiler ücretin aylık 10 dolar olacağı şeklinde. Apple TV+, Disney+’tan daha pahalı olacak gibi görünüyor. HBO Max ise en pahalı platform olacak. Warner, HBO Max’in HBO Now’dan (HBO’nun dijital platformu) biraz daha pahalı olacağını açıklamış ama aylık ve yıllık fiyatları açıklamamıştı. Tahminlere göre HBO Max’in aylık fiyatı 16-18 dolar arası olacak. Quibi’nin fiyatı ise Disney+’tan da az olacak. Aylık 4.99 dolar ödenirse Quibi içerikleri izlenebilecek. Tabii 4.99 dolar ödeyince reklamlar da çıkacak. Platformu reklamsız kullanmak isteyenlerden 7.99 dolar alınacak. NBCUniversal’ın platformuyla ilgili henüz hiçbir bilgi yok. Türkiye fiyatlarına gelirsek… Evet, henüz hiçbir platformun bizdeki fiyatları belli değil ama Amerikalılardan 6.99 veya 16-20 dolar istendiğinden bizden (kura göre) 41 TL  veya 94 TL istenecek diye bir kaide yok. Tahminen Netflix Türkiye’ye yakın bir fiyat belirleyecekler. Netflix’in tek ekran seçeneği için kullanıcılar 17.99 TL ödüyorlar. Fiyatlar tahminen 20-30 TL arası olacak.

Erişime Açılış Tarihleri: NBCUniversal’ın platformu yüksek ihtimalle 2021’den önce açılamayacak. Quibi’ın tam tarihi belli: 6 Nisan 2020. Apple TV+ ve Disney+ Kasım 2019’da erişime açılacak. Disney+’ın tam tarihi 12 Kasım 2019. HBO Max ise 2020’de açılacak gibi görünüyor. Disney+’ın erişime açılıp gündemde yer etmesinin ardından Warner belki süreci hızlandırıp HBO Max’i daha erken erişime açar. Gene ülkemize gelirsek… Quibi direkt akıllı telefon pazarını ve tabletleri hedeflediği için 6 Nisan 2020’de bizde de erişime açılacak. Keza Apple TV+’ın uygulaması şu an iPhone ve iPad’lerde mevcut. Bu yüzden kasımda biz de Apple dizilerini izleyebileceğiz. Disney+’ın ülkemize giriş tarihi belli değil. Disney+’ın TR’ye girişi 2020’yi bulabilir. HBO Max de öyle.

İçeriklerin Yaş Sınırı: NBCUniversal’ı hakkında hiçbir bilgi olmadığından gene geçiyoruz. Şimdilik Quibi’ın yetişkinlere dönük bir yapımı gözükmüyor. Yani Quibi’ın içeriklerini çocuklar da izleyebilecek ama bu durumun değişip değişmediğini Nisan 2020’ye yaklaştığımızda öğrenebileceğiz. Apple ise üzerine basa basa yetişkinlere dönük içerik üretmeyeceğini, küçük bir çocuğun bile elinde akıllı telefon olduğundan içeriklerin çocuklara uygun olacağını duyurmuştu. Disney’i söylemeye gerek var mı? Yıllardır herhangi bir yetişkin içeriğine imzasını atmayan, tüm yapımlarını çocuklara da uygun olarak hazırlayan Disney, Disney+’ta da bu politikasından uzaklaşmayacak. Geriye de HBO Max kalıyor. Yüksek ihtimalle burada yetişkinlere dönük içerikler görebileceğiz. Peki “yetişkinlere dönük içeriğin olmaması” ne demek? Dizi ve filmlerde cinselliğe, şiddete, argoya ve kana yer verilmeyecek demek.

İçerikler: NBCUniversal’ı geçelim… Apple TV+ birbirinden farklı türlerde diziler hazırlıyor. Bir kanalın sabah haberlerinin perde arkasındaki entrikaları konu alan The Morning Show‘dan Rusya-ABD’nin uzaydaki rekabetini konu alan For All Mankind, gene bilimkurgu türlerindeki See ve Vakıf/Foundation, dönem komedisi Dickinson, gizem/gerilim türündeki Defending Jacob, gerilim türündeki Servant‘a dek pek çok dizi hazırlanıyor. Apple TV+ için en az 20 dizi hazırlanıyor. Apple henüz film projelerini duyurmadı ama son yılların yükselişe geçen yapım şirketlerinden A24‘la anlaşmıştı. Yani 2020’den itibaren film projeleri de açıklanabilir. Disney+ ise bütün alt stüdyolarından içerikler hazırlıyor. 2. sezon çekimleri yaklaşan The Mandalorian‘ın dışında en az 3 Star Wars dizisi daha çekilecek. Lucasfilm bu dizileri hazırlarken Marvel Studios da Loki, WandaVision, Hawkeye, Falcon and the Winter Soldier, Moon Knight ve nice diziyi hazırlıyor. Öte yandan Pixar’dan Monsters Inc animasyon dizisi de gelecek. High School Musical‘in devam dizisi, Lady and the Tramp yeniden çevrimi, The Simpsons‘ın tüm sezonları ve daha nicesi… Apple açıldığında çok içerik olmayacak ama Disney+ açıldığında yüzlerce içeriğe erişmek mümkün olacak. Tabii ki bu içeriklerin çoğu eski yapımlar olacak. Keza HBO Max de açıldığında yüzlerce eski içeriği (Friends, Luther, Doctor Who, orijinal The Office, Top Gear dizilerinin tüm sezonları, HBO dizileri, Looney Tunes animasyonları, New Line filmleri, klasik filmler) izleyicilere sunacak. HBO Max’in yeni içerikleri ise şunlar: Steven Soderbergh‘in Meryl Streep‘li filmi Let Them Talk, Gossip Girl‘ün günümüzde yeni karakterlerin merkezinde geçecek devam dizisi, kıyamet sonrası dünyada geçecek Station Eleven, animasyon dizisi Gremlins, Denis Villeneuve‘ün yöneteceği Dune: The Sisterhood dizisi, komedi dizisi Love Life… Bu yapımlara yıl içinde daha fazla orijinal ve yeni yapımın eklenmesi bekleniyor. Quibi’ye gelirsek… Bu platforma hazırlanan dizilerin bölümleri maksimum 10 dakika sürecek. Tüm sezon bir film uzunluğunda olacak. Yani aslında Quibi, Netflix’in, Amazon’un veya Disney+’ın rakibi olmayacak. Zaten Sony, Disney, Universal, Fox, Alibaba gibi büyük stüdyolar şu sıralar Quibi için de içerik üretiyorlar. Quibi açıldığında kullanıcılar 7 bin saatlik içeriğe erişebilecekler. Quibi için Idris Elba‘dan Steven Spielberg‘e, Soderbergh’ten Antoine Fuqua‘ya dek pek çok ünlü isim içerik hazırlıyor. Quibi platformunun hazırladığı içerikler için şu yazıya, Disney+ içerikleri içinse şu yazıya bakabilirsiniz.

Yayın Düzeni: Netflix için yayıncılıkta devrim dersek abartmış olmuyoruz. Zira tüm sezonu aynı gün yayınlayarak izleyicinin izleme alışkanlığını kökten değiştirdi. Peki rakiplerinin yayın düzeni nasıl olacak? Amazon bazı dizilerini haftalık yayınlarken bazı dizilerinin tüm sezonlarını birden verebiliyor Netflix gibi. Quibi yüksek ihtimalle Netflix gibi tüm sezonu yayınlayacak. Disney+ ise dizilerini arkası haftaya şeklinde yayınlayacağını duyurdu. Yani The Mandalorian‘ın tüm sezonu ne yazık ki aynı gün yayınlanmayacak, dizinin yayını 10 haftada tamamlanacak. HBO Max ise yayın düzenini henüz duyurmadı.

Platformun ve İçeriklerin Bütçeleri: Quibi’ın içeriklerinin bütçesi henüz belli olmasa da platforma 11 yatırımcıdan 2 milyar dolara yakın bir meblağ toplandı. Yani Quibi’ın şimdilik bütçesi 2 milyar dolar ama pek çok yerde bütçenin daha da artacağı ifade edilmiş, ki Quibi, Netflix-Disney+ vs’nin rakibi olarak konumlanmasa ve sadece telefonları hedeflese de yatırımcıların ilgisini çekmeyi başarıyor. Apple TV+’ın başlangıç bütçesi ise 1 milyarken aradan geçen bir yılda Tim Cook harcamaları 6 kat arttırdı. Son haberlere göre Apple’ın dizilerine 6 milyar dolar harcanmış. The Morning Show‘un 2 sezonunun (20 bölüm) 300 milyon dolara mal olması ise herkesi şaşırtmıştı, zira bu bütçe, Game of Thrones‘un 2 sezonuna denk geliyor. Apple gibi Disney de milyonlarca doları içeriklere yatırıyor. Sadece The Mandalorian‘ın ilk sezonu 100 milyon dolara mal oldu. Disney diğer dizilerine de genelde 100’er milyon dolar bütçe ayırmış. HBO Max’in bütçesiyse henüz açıklanmadı ama Warner da bu platformun tutması için kesenin ağzını açacak.

Netflix’le ve Diğer Stüdyolarla Anlaşmalar: Stüdyolar dijitalin önemini fark etmedikleri zaman zarfında Netflix’e içerik satma konusunda birbirleriyle yarışmışlardı. Marvel Television, Jessica Jones ve diğer dizileri Netflix için hazırlarken Marvel Studios da filmlerinin dijital haklarını Netflix’e satmış, böylelikle film vizyondan kalktıktan bir süre sonra Netflix’te yayınlanabilmişti. Aynı şey Warner ve diğer stüdyolar için de geçerli. Bu yüzden stüdyolar kendi platformlarını kurdukları şu dönemde tüm yapımlarını Netflix’ten çekemiyorlar. Örnek verecek olursak: Friends dizisi 2020’de Netflix US’ten kaldırılıp HBO Max’te yayınlanacak ama Amerika dışında bazı ülkelerde dizinin Netflix’teki yayını devam edecek. Aynı şey Harry Potter serisi için de geçerli. Seri, HBO Max’te yayınlanamayacak, çünkü haklar 2025’e dek Universal’ın elinde. Keza The CW’nun pek çok dizisi de Netflix-Warner anlaşması nedeniyle hemen HBO Max’te yayınlanamayacak, önce Netflix’te yayınlanacak. The Office dizisiyse 2020’nin sonuna dek Netflix’te yayınına devam edecek ama Ocak 2021’den itibaren NBCUniversal’a geçecek. Marvel TV’nin Jessica Jones ve diğer Netflix dizileri anlaşma nedeniyle birkaç yıl daha yeniden çevrilemeyecek. Bu diziler, Netflix’te kalacak ama yeniden çevrimleri için birkaç yıl daha beklemek gerek. MCU’ya gelirsek… MCU’nun bu yılki filmleri Captain Marvel ve Avengers: Endgame, Disney’le anlaşma sona erdiği için Netflix’te yayınlanamadı. Bu iki film ve sonraki MCU projeleri, Disney+’ta yayınlanacak. Kısacası nasıl ki Netflix’in Türkiye pazarına girmeden evvel yapılmış anlaşmalar nedeniyle pek çok yapımı Netflix TR’de göremiyorsak aynı şeyi HBO Max ve Disney+’ta da yaşayacağız. HBO Max US’te yayınlanan bir içerik anlaşma nedeniyle HBO Max TR’de izlenemeyebilir. Durum böyle…

Kategoriler
haber

The Invisible Man’e Metoo Ayarı

Dark Universe’ü hatırlıyor musunuz? Hani Universal’ın Marvel Sinematik Evreni’ni ve Warner Bros.’un Canavarlar Evreni’ni (MonsterVerse) görüp “ben de elimdeki Dracula, Mumya, Frankenstein, Görünmez Adam, Frankenstein’ın Gelini gibi fantastik karakterlerden bir evren yaratayım” diyerek yola çıktığı ama daha ilk filmle –Tom Cruise‘lu The Mummy‘le- duvara tosladığı evren… İşte The Mummy başarısız olunca Universal, Dark Universe defterini bir daha açılmamak üzere kapatmıştı. Ama The Mummy çekim aşamasındayken duyurulan, başrolü Johnny Depp‘e teslim edilen The Invisible Man ve diğer filmler çekilecek. Sadece bu filmlerden bir evren yaratılmayacak, yani bu filmler arasında bir bağ olmayacak, tabii kadrolar ve bütçeler değişecek.

Bir bilim adamının görünmezliği keşfedip görünmez olmasını konu alan HG Wells imzalı bilimkurgu romanından uyarlanacak filmin çekimlerine bu yaz Upgrade‘in yönetmeni Leigh Whannel‘ın yönetmenliğinde, küçük bütçeli filmlerle adını duyuran, Blumhouse’ın sahibi Jason Blum‘ın yapımcılığında başlanacak. Başroller Elisabeth Moss, Aldis Hodge, Storm Reid‘e teslim edildi. 2020’de vizyona girecek yeni filmde metoo’nun izlerine rastlamak mümkün.

Roman ve bu romandan uyarlanan film ve dizilerin merkezinde çılgın bilim adamı Jack Griffin yer alırken yeni filmin merkezinde Cecilia adlı kadın yer alacak. Film, Cecilia’nın kendisini suistimal eden eski erkek arkadaşının intihar ettiğini öğrenmesini konu alacak. Cecilia bu intihardan sonra kendisine yeni bir hayat kurmaya başlayacak ama çok geçmeden eski sevgilisinin aslında ölmediğini düşünecek, olaylar gelişecek. Kısacası Whannel romana tamamen sadık kalmayacak, öyküyü değiştirecek gibi görünüyor. Universal bu filmle orta bir bütçeyle çektirecek. Film 13 Mart 2020‘de vizyona girecek.

Kategoriler
haber

Hızlı, Öfkeli ve Davalı: Hızlı ve Öfkeli’nin Yapımcısı, Universal’a Dava Açtı

Universal’ın 5 milyar dolardan fazla kazandıran, altın yumurtlayan tavuğu Hızlı ve Öfkeli / Fast and Furious bu yıl ilk spinoff filmi Hobbs & Shaw‘la  dönecek. Serinin hayranları bu filmi merakla beklerken Universal bir yandan kendisine açılmış davayla, beri yandan da evrenin diğer filmlerini planlamakla meşgul durumda. Davadan başlayalım. 8 filmden oluşan serinin yapımcısı Neal Moritz, Hobbs & Shaw‘ın çekimleri devam ederken sete alınmadığını, sete girişinin yasaklandığını, adının yapımcılar listesinden çıkarıldığını açıklamış, Universal’ı mahkemeye vermişti. Moritz sadece Vin Diesel‘li serinin değil, Hobbs & Shaw‘ın da yapımcısı olduğunu belirtiyor.

Universal ise Moritz’in sadece devam filmlerinin ve yeniden çevrimlerin yapımcılığını üstleneceğini, F & F serisinin sadece iki karakterine yer veren spinoff filmlerin yapımcılığını üstlenemeyeceğini belirtmiş, bu yüzden yapımcının sete girişinin yasaklandığını açıklamış. Mahkeme devam ederken Universal, Moritz’le anlaşmaya çalışmış ama yapımcıyla onca girişime rağmen anlaşılamamış. Universal’ın amacı, Moritz’i seriden (tüm filmlerden) uzaklaştırmak. Hatta geçtiğimiz günlerde H & S filminin yönetmeni David Leitch‘le first-look anlaşması imzalanınca yönetmenin serinin yapımcılığını üstlenebileceği söylentiler ortaya çıkmıştı. Ama mahkeme sonuçlanmadan Leitch’in evrendeki durumu (Moritz’in yerini alıp almayacağı) belli olmayacak gibi görünüyor.

Mahkemeye rağmen Universal evreni şekillendirmeye devam ediyor. Dwayne Johnson‘ın yer almadığı Fast 9 filminin çekimlerine başlandı. Universal 2000’de başlattığı bu seriyi 10. filmle bitirecek. Sonra yola spinoff filmleriyle devam edilecek. İkinci spinoff filmi, 8. filmde karşımıza çıkan Cipher’a (Charlize Theron) odaklanabilir. Bu filmde serinin diğer kadın karakterlerine de yer verilmesi düşünülüyor. Tabii bu proje henüz kesinleşmemiş. Öte yandan H & S filminin iyi bir hasılat elde etmesi durumunda devam filmleri tabii ki çekilecek. THR’nin haberine göre Universal, F & F evreninden bir Avengers çıkarmaya çalışıyor.

Görüleceği üzere Universal, F & F evrenini daha da büyütmenin peşinde ama bunu da serinin neredeyse 20 yıllık yapımcısı Moritz olmadan yapmak istiyor. Moritz ise H & S senarist Chris Morgan‘la birlikte hazırladığını, hatta stüdyonun kendisine yapımcı ücretini ödediğini söylemiş. Velhasıl seride durum böyle… Bakalım mahkeme kimi haklı bulacak…

Kategoriler
seçki

Annihilation, Extinction ve Mowgli: İptalin Eşiğindeki Filmlerin Yeni Kurtarıcısı Netflix

Bu yıl Netflix iptalin eşiğine gelmiş üç büyük filmi kurtardı. Birkaç yıl önce Paramount, Jeff VanderMeer‘in roman serisinin haklarını satın alıp bir üçleme umuduyla ilk film Annihilation‘ı Alex Garland‘a yazdırıp çektirmişti. Stüdyo bu film serisi konusunda heyecanlıydı, lakin filmin son halini izleyince endişelenmeye başlamışlardı. Çünkü Garland filmi devama açık kapı bırakmayacak şekilde ama stüdyo açısından daha kötüsü izleyici için fazla entelektüel ve zeki kaçacak bir şekilde bitirmişti. Bunun üzerine Paramount yapımcı Scott Rudin ve yönetmenle görüşüp finali değiştirmesini istediler. Lakin kontratta son kurgu hakkı yönetmene teslim edildiği için bu finali değiştirtemedi Paramount. Filmin batacağını düşünmeye başlayınca tek çıkar yol olarak filmin ABD ve Kanada dışındaki global haklarını Netflix’e satmakta bulmuştu. Film, ABD’de vizyona girince bütçesi 40 milyon doları çıkaramamış, hasılatı 32 milyon dolarda kalmıştı. Yani bir açıdan Paramount haklı çıkmış, film batmıştı, lakin Netflix sayesinde stüdyo zarar etmekten kurtulmuştu.

Extinction

Aynı şey Universal’ın hazırladığı bilimkurgu filmi Extinction‘da da olmuştu. Michael Pena ve Lizzy Caplan‘ın başrollerinde, Ben Young‘ın yönetmenliğinde çekilen bu film uzaylı istilasını konu ediniyor. Ama Universal da filmi çektirip tamamlanmış halini izledikten sonra Paramount gibi düşünmeye başlamıştı. Aslında Extinction‘ın pazarlanması, Annihilation‘dan daha kolaydı, zira daha fazla ve daha klasik aksiyon sahneleri içeriyor. Lakin Universal filmin kötü eleştiriler alacağını ve gişede batacağını fark edince filmi iptal etti. Birkaç ay sonraysa Netflix, Universal’la görüşüp hakları satın almıştı. Film geçtiğimiz günlerde yayınlandı, tahmin edildiği üzere kötü bir film çıktı. Fakat Paramount’tan sonra Universal da epey para döktüğü bir filmin gişede iki seksen yatmasına tanık olmadan Netflix sayesinde zararını minimize etmeyi başardı.

Gelelim Warner Bros.’a. WB yıllar önce The Jungle Book kitabını sinemaya uyarlayacağını açıklamış, yönetmenlik için Andy Serkis‘le anlaşmıştı. O zamanlarda henüz bir film yönetmemiş olan Serkis projeye heyecanla başlamış, seslendirme kadrosuna Benedict Cumberbatch, Christian Bale, Cate Blanchett, Fredia Pinto, Naomie Harris, Peter Mullan, Matthew Rhys, Jack Reynor, Tom Hollander gibi ünlü isimleri dahil etmişti. Lakin Mowgli bir türlü tamamlanamamış, bu süre zarfında Disney kendi Jungle Book‘unu vizyona çıkarıp neredeyse 1 milyar dolar hasılat elde etmişti. Bu muazzam gişe başarısından sonra WB filmini bir kez daha ertelemek zorunda kalmıştı. Film bu ekimde vizyona girecekti ama test gösterimlerinden sürekli kötü eleştiriler geldiği, izleyicilerin “daha karanlık bir uyarlama”yı izleyecekleri düşünülmediği için en sonunda film Netflix’e satıldı. WB’nin epey para döktüğü, üç yıl boyunca post prodüksiyon aşamasında olan animasyonu Mowgli‘yi gişede batacağını düşündüğü için Netflix’e sattı. Film 2019’da yayınlanacak.

Görüleceği üzere Netflix bu yıl üç büyük filmi iptalden kurtardı. Netflix için önemli olan filmlerin kalitesi değil; zira sürekli kötü filmler yayınlıyor. Netflix bütün filmlerin izleyiciyle buluşmasını istiyor. Extinction kötü olduğu için iptal edildi ama Netflix hem kütüphanesini daha da genişletmek, hem de bu filmi merak edenlere filmi ulaştırmak için haklarını satın aldı. Bu böyle de devam edecek gibi görünüyor. Stüdyolar kağıt üstünde iyi hasılat elde edeceği düşünülen projeleri onaylamaya devam edecekler, ama bu post prodüksiyonda bu yapımların batacağını düşündüklerinde çalacakları kapı belli: Netflix. İleride Netflix stüdyoların büyük projelerini toplamaya devam ederse şaşırmamak gerek. Artık yeni bir dönemden geçiyor Hollywood. Riskli, batma ihtimali olan projeler, Netflix’e devredilecek. İleride daha da büyük projelerin el değiştirdiğine tanık olabiliriz. Lakin bu durum Hollywood’ta ilk kez yaşanmıyor. Projelerin stüdyo değiştirmesi sık rastlanan bir durum. Ama sık olmayan şeyse filmlerin post prodüksiyon aşamasında el değiştirmesi. Netflix’le birlikte bu durum daha sık gerçekleşecek gibi görünüyor. Tabii bu filmleri sinemada izleyenler için bu durum pek iyi olmayabilir, zira Netflix filmlerini vizyona çıkarmıyor.

Kategoriler
haber

Kurtzman ve Morgan, Universal’ın Dark Universe’ünden Ayrıldılar

Marvel’ın 17 filme ulaşan evreniyle elde ettiği hasılat başarısı diğer stüdyoları bu evreni kopyalamaya yöneltmişti. Evrenin benzerini tasarlamaya yeltenen Universal, Tom Cruise ve Russell Crowe’lu The Mummy ile bu yıl hüsrana uğramıştı. Film, ABD’de çok kötü batmış, ABD dışı sayesinde fazla olmasa da kâr edebilmişti. The Mummy, Dark Universe adı verilen fantastik evrenin ilk filmiydi. Aynı zamanda senarist-yapımcı Alex Kurtzman’ın da ilk filmiydi. Kurtzman, Chris Morgan’la birlikte evreni tasarlamıştı. Ama film, Amerika gişelerinde ve eleştirmenler nezdinde başarısız olunca ikisi de evrenle yollarını ayırdılar. Kurtzman, Star Trek: Discovery ve diğer dizilerine, Morgan’sa Hızlı ve Öfkeli serisinin Dwayne Johnson-Jason Statham’lı spin-off filmine döndü. Universal şimdi seçeneklerini değerlendiriyor. Universal bu kez daha tecrübeli ve başarılı sinemacılarla çalışmak niyetinde, mesela düşük bütçeli korku filmleriyle adından söz ettiren Jason Blum’ın Dark Universe’ün sorumluluğu için adı anılıyor.

Dark Universe’ün sıradaki filmi Bride of Frankenstein olacak. Fakat Bill Condon’ın kaleme alıp yönetmeye hazırlandığı filmin senaryo nedeniyle henüz çekime hazır halde olmadığı görülünce ekip evlerine gönderilmiş, film Universal’ın vizyon takviminden çıkarılmıştı. Halen senaryo üzerinde çalışılıyor. Çekim tarihi ve başrol belli değil. Angelina Jolie’nin filmde yer almayacağını belirtmiş Hollywood Reporter. Rolü için Gal Gadot’nun adı anılıyordu birkaç ay önce. Frankenstein’ın canavarını ise Javier Bardem oynayacak. The Mummy başarısızlığından sonra evren iptal edilmezse Frankenstein, Wolf Man ve Johnny Depp’li The Invisible Man filmleri de çekilecek. Son olarak… Yukarıdaki fotoğraf, The Mummy zamanında yayınlanmış ama kısa bir süre sonra fotoğrafın photoshop olduğu ortaya çıkınca Universal’la sıkça dalga geçilmişti.

Kategoriler
haber

Universal’ın Dark Universe’üne Yeni Oyuncular Dahil Olabilir

Universal canavarlara odaklanan evreni Dark Universe‘ü The Mummy filmiyle başlattı. Tom Cruise, Sofia Boutella ve Russell Crowe’lu film bu cuma vizyona girecek. Bu filmi yöneten, evreni tasarlayan, bu evren kapsamında çekilecek tüm filmlerin yapımcılığını üstlenecek Alex Kurtzman çalışmak istediği oyuncuları açıkladı. Evrene Frankenstein’ın canavarı rolüyle Javier Bardem’i ve görünmez adam rolüyle Johnny Depp’i de dahil eden Kurtzman; Michael Fassbender, Jennifer Lawrence, Charlize Theron ve Angelina Jolie’yi de bu evrende görmeyi çok istediğini belirtti. Tabii henüz bu oyunculara teklif götürülmediğini de belirtmek gerek. Ama diğer filmler için bu oyuncularla görüşülebilir. Zaten iki yıldır Jolie’yle evrenin sıradaki filmi Bride of Frankenstein‘da oynaması için görüşülüyor. Bill Condon’ın yöneteceği, Bardem’in rol alacağı Bride of Frankenstein 14 Şubat 2019’da vizyona girecek.

Öte yandan Kurtzman bu evren kapsamında Hunchback of Notre Dome, Phantom of the Opera, Dracula filmlerinin de yeniden çevrileceğini açıkladı. The Wolfman (başrolün Dwayne Johnson’a teklif edildiği söyleniyor), Frankenstein, Creature from the Black Lagoon, Invisible Man‘in de yeniden çevrileceği aylar öncesinden açıklanmıştı. Gelelim bu evrenin mahkeme tarafına. Geçtiğimiz hafta Warner Bros.’un hazırladığı DC filmlerinden Justice League Dark‘ın diğer adı olan Dark Universe‘ü Universal evreni için kullanmaya başladığı için stüdyoyu mahkemeye verebileceği söylenmişti. WB’nin henüz  dava açmadığını belirtelim.

Kategoriler
seçki

Universe Sineması: Hollywood Stüdyoları, Marvel’ın İzinde

Disney sahip olduğu pek çok stüdyo sayesinde her yıl darphanede basılan paralardan daha fazlasını kazanıyor. Pixar, Walt Disney, Lucas, Marvel ve pek tabii ABC kanalı. Hepsi Disney’e ait ve Disney yoluna özellikle Marvel filmleriyle rekor kıra kıra devam ediyor. Marvel’ın en kötü filmiyle dahi en az 500-600 milyon dolar kazanması ve bunun yakın zamanda da böyle devam edecek olması diğer stüdyoları da Marvel’ın oyununu oynamaya ve Universe Sineması yaratmaya itiyor.

Biliyorsunuz, Marvel 2008’de Iron Man filmiyle koca sinematik evrenini başlattığını duyurmuştu. Iron Man serisini devam ettirirken haklarını satmadığı diğer kahramanların da solo filmlerini çektirip bu kahramanlarını izleyiciye sevdirdikten sonra kahramanlarını Avengers filmlerinde buluşturmuştu. Marvel evrenini yavaş yavaş inşa ettiğinde diğer stüdyolar henüz bu evren fikrini benimsememişlerdi. Ama aradan uzun bir zaman geçti, Marvel 16. filmine (Spider-Man: Homecoming) gün sayıyor. Marvel’ın bu sistemi öyle bir noktada ki Başkan Kevin Fiege serinin 2030’lara kadar devam edebileceğini, en az 2025’e kadar planının olduğunu söylüyor. Dediğimiz gibi, Marvel’ın bu tutan evren sistemi diğer stüdyoları da geç de olsa harekete geçirmişti. Artık herkes Marvel’ın oyununu oynuyor. Şu an Hollywood’taki evrenlere bir göz atalım dilerseniz.

Marvel Sinematik Evreni: Marvel’da durum artık eski yüzlerle yolları ayırıp yeni yüzlerle yola devam etme noktasına gelindi. 10 yıldır Marvel filmlerinde rol alan Robert Downey Jr, Scarlett Johansson, Chris Evans, Samuel L. Jackson ileride Marvel’dan ayrılacaklardır. Downey Jr.’ın Avengers 4‘dan sonra Marvel’ı bırakacağı, serisi noktalanan Evans’ın da istemese de evrenden çıkarılacağı söyleniyor. Marvel’ın Downey Jr.’ın boşluğunu Tony Stark’tan pek farklı olmayan Stephen Strange’i oynayan Benedict Cumberbatch’le dolduracağını söylemek mümkün. Zaten yavaş yavaş eski seriler (Thor, Avengers) noktalanıyor, yeni serilerle (Black Panther, Captain Marvel, Doctor Strange 2, Ant-Man and the Wasp) yola devam ediliyor. Özellikle Avengers 4 10 yıllık evreninin kırılma noktası olacak. Bu filmden sonra dediğimiz gibi yola yeni yüzlerle devam edilebilir. Özetle Marvel’da durum böyle. Diğer stüdyolar evrenlerini hızla inşa etmeye çalışırlarken Marvel 10. yılını devirmek üzere ve her filmiyle çok iyi para kazanıyor. Mesela son filmi Guardians of the Galaxy Vol. 2‘nun hasılatı 800 milyon dolara hızla ilerliyor. Olumsuz eleştiriler, Marvel’ı etkilemez oldu diyebiliriz.

DC Sinematik Evreni: Marvel evrenini başlattığında DC, The Dark Knight serisiyle meşguldü. Batman serisiyle ve evren fikrinden bağımsız ilerleyen yapımlarıyla yoluna devam ederken DC de Marvel’ın sistemine kapılmadan edemedi. Zira evren öncesi Green Lantern filmi boxofficede beklenenleri verememişti. DC, Man of Steel filmiyle kendi evrenini inşa etmeye başladı. Ama Marvel’ın önce solo filmleri çektirip en sonunda tüm kahramanları bir filmde buluşturma fikrini benimsemeyip daha ikinci filmi Batman v Superman‘de tüm kahramanlarını buluşturdu. DC, Suicide Squad‘la üçüncü filmini geride bıraktı, dördüncü filmi Wonder Woman‘a sayılı günler kaldı. DC filmleriyle henüz bir milyar sınırını aşamayıp Marvel’dan bu açıdan geride kaldı. Zira Marvel bir milyara ulaşmakta zorlanmıyor. Öte yandan Marvel -bana göre çoğu zaman hak etmediği halde- olumlu eleştiriler alıp filmlerine fazla yüklenilmezken DC’nin üç filmi de yerden yere vuruldu -ki filmler kötüydü-. Kısacası DC eleştirilerde de, gişede de Marvel’ı aşamadı ama bu normal. Zira Marvel 10 yıldır birbirleriyle bağlantılı filmler çektirirken DC yola yeni çıktı ama Marvel’ın aksine evrenini doğru dürüst planlamadığı da göze çarpıyor. Velhasıl DC evreni bu yılı Justice League‘le kapatacak, gelecek yılı Aquaman‘le açacak. Şimdilik 2018’deki diğer filmi belli değil, ki plansızlıktan kastım da buydu. Marvel’ın çekim takvimi fazla değişmezken DC’ninki bir türlü netleşemedi.

WB’nin Canavarlar Evreni (MonsterVerse): Warner Bros. bir yandan DC filmleriyle meşgul olurken beri yandan da canavarlar evreni (monsterverse) adını verdiği evrenini şekillendiriyor. WB’nin bu evreni de yeni başladı. Hatta DC’den daha yeni. Godzilla filmiyle başlatılan bu evren bu yıl iyi hasılat (564 milyon dolar) elde eden Kong: Skull Island filmiyle devam etmişti. Evrenin merkezinde Godzilla, King Kong gibi fantastik canavarlar yer alıyor. Kong beklenen hasılatı getirdiğinden evren yeni filmlerle genişleyecek. Mesela bu yıl Godzilla: King of the Monsters filmi çekilecek. Bu filmde ilk filmdeki karakterlerin çoğuna yer verilmeyecek (ilk filmden sadece Sally Hawkins ve Ken Watanabe dönecekler), yeni karakterlerle Godzilla’nın öyküsü (kim bilir nasıl -saçma?- bir şekilde) devam ettirilecek. Kong filmindeki oyuncuları bu filmde görüp görmeyeceğimiz açıklanmadı, yüksek ihtimalle göremeyeceğiz. Evrenin üçüncü, Godzilla filmlerinin 33.’sü olacak bu film ve 22 Mart 2019’da vizyona girecek. Sonraki film bir nevi bu evrenin Avengers‘ı olacak. Godzilla vs. Kong adı verilen film 2020’de vizyona girecek ve adından da anlaşılacağı üzere iki sevimli kahraman kapıştırılacak, ki daha önce yapılmamış bir şey değil. 1962’de Japon şirket Toho Company Ltd., King Kong vs. Godzilla adlı filmde iki canavarı kapıştırmıştı. Evrenin beşinci filmi şimdilik bilinmiyor. Tahminimce Skull Island‘ın devamı çekilir, sonra Godzilla‘nın üçüncüsü, sonra Godzilla vs. Kong‘un ikincisi, belki araya farklı bir canavarın solo filmi koyulur. Evren tutunca gerisi geliyor -ne yazık ki; zira bu izlediklerimizin hiçbiri orijinal değil, 1950’lerden beri King Kong ve Godzilla filmlerini yapıp duruyorlar-.

Universal’ın Canavarlar Evreni (Dark Universe): Her stüdyonun evreni olur da Universal eksik kalır mı? Kalmadı ve o da 2030’lara kadar devam edecek (etmesini umduğu) bir evreni, Dark Universe’ü başlattı. WB gibi Universal da fantastik canavarlara yer veriyor. Hangi canavarlar?: Frankenstein ve canavarı, Frankenstein’ın gelini, görünmez adam, Dr. Jeykll, mumya hanımefendi, Operanın delirmiş hayaleti Erik bey, bay kurt adam, sör Dracula vb. Universal evrenini 9 haziranda izleyeceğimiz The Mummy filmiyle başlattı. Tom Cruise mumyayı özgürleştiren Nick rolünde, Sofia Boutella mumya rolünde, Russell Crowe’sa Dr. Jeykll rolünde karşımıza çıkacaklar. Evren, Bride of Frankenstein filmiyle 14 Şubat 2019’da devam edecek. Açıklamalara göre Universal, Marvel’ın aksine iki yılda bir filmle dönecek. Dolayısıyla Johnny Depp’in görünmez adamı oynayacağı The Invisible Man 2020 sonrasına kaldı. Frankenstein’ın canavarını oynayacak Javier Bardem’i ve Depp’i The Mummy veya Bride of Frankenstein‘da görüp göremeyeceğimiz açıklanmadı, yüksek ihtimalle Bardem’i Bride‘ta göreceğiz. Kısacası bu evren, WB’nin canavarlar evreni gibi 50 yıldır bin kez çekilen filmlerden oluşacak. Cruise, Crowe, Bardem, Depp, Boutella gibi yıldızları aynı evrende görmek belki sizleri heyecanlandırmıştır. Ben halen heyecanlanamıyorum.

X-Men Evreni: Fox, Marvel’dan satın aldığı karakterlerle kendi evrenini bu yıldan itibaren daha da genişletecek. Bu yıl X-Men: Apocalypse‘ın devamı olan X-Men: Dark Phoenix‘i çektirecek. Beri yandan X-Men: New Mutants ve Deadpool 2 filmlerini de çektirecek bu yıl. Üç filmi de 2018’de izleyeceğiz. Fakat şimdilik Apocalypse‘tan kimlerin döneceği net değil. Michael Fassbender ve James McAvoy dönecekler gibi görünüyor. Sophie Turner zaten Dark Phoenix‘in başrolünde. Jennifer Lawrence ve Nicholas Hoult’ın kararları belli değil. New Mutants‘taysa Maisie Williams ve Anya Taylor-Joy rol alacaklar. Josh Brolin, Deadpool 2‘ye dahil oldu. Evren ileride Brolin’in karakteri Cable’ın solo filmiyle, Deadpool 3‘le, Apocalypse serisinin beşinci filmiyle devam edebilir. Kısacası Fox, X-Men evrenini daha da genişletecek. Peki Fantastic Four‘a ne olacak? Şimdilik bu filmle ilgili bir plan yok, zira son film çok kötü eleştiriler alıp battı. Ama bir süre sonra Fox bunu da raftan indirecektir. Baktığımızda şimdilik Fox, Marvel’ın sistemini kullanmıyor. Ama solo filmlerini gösterime soktuktan sonra Marvel gibi illaki bu mutantları aynı filmlerde buluşturmak isteyecektir. Zaten yıllardır Wolverine ve Deadpool’un veya X-Men ve Fantastic Four ekiplerinin olduğu ortak filmler çekilsin isteniyor.

Spider-Man Evreni: Sony yıllardır Marvel gibi bir evren inşa etmek istiyor ama Spider-Man filmlerinde bir türlü istediği başarıyı elde edemeyince evreni başlatamadı. Bu yıl bu evreni başlatacak. Evrenin ilk filmi örümceğin düşmanı Venom’un solo filmi olacak. Tom Hardy, Venom’u oynayacak. Film, 5 Ekim 2018’de vizyona girecek. Evren, Silver Sable ve Black Cat solo filmleriyle devam edecek. Peki Spider-Man bu filmlerde görünecek mi? Şimdilik bilinmiyor. Bilindiği üzere Spider-Man, Marvel’ın evrenine geçti. Ama 2019’da vizyona girecek yeni Spider-Man filminden sonra Marvel artık Spider-Man’i kullanamayacak. Tabii Sony fikrini değiştirmezse. Spider’ı kendi filmlerinde ve Marvel’ın Avengers filmlerinde göreceğiz. Daha sonra Sony’nin evrenine geçecek. Şimdilik Sony’nin evreninin ayrıntıları gizleniyor. Bildiğimiz tek şey evrenin Venom‘la başlatılacağı.

Diğer Evrenler: Paramount da bu evren yarışına Transformers serisiyle dahil olacak. Serinin beşinci filmi bu yaz vizyona girecek. Seri ne yazık ki halen çok iyi kazandırdığı için uzun yıllar devam ettirilecek gibi görünüyor. Son açıklamalara göre Paramount’ın elinde daha 9 filmlik öyküler mevcut. Bunlardan da bir Transformers evreni yaratılması planlanıyor. Ama şimdilik evrenin nasıl olacağı belli değil. Öte yandan Warner Bros. üçüncü evreni Harry Potter‘a da devam ediyor. Fantastic Beasts filmiyle Harry Potter evrenini genişletti, 70 yıl geçmişe dönüp başka maceraları anlatmaya başladı. Bu yaz Fantastic Beasts 2 çekilecek. Bu seri beşinci filmle noktalanacak. Universal’ın diğer evreniyse Hızlı ve Öfkeli evreni olacak. Universal seriyi 10. filmle tamamlayacak. Ama Universal yüksek ihtimalle 10. filmden önce Dwayne Johnson ve Jason Statham’lı spin-off filmini çektirecek. Yani bir yandan ana seriye devam edilecek, diğer yandan spin-off filmler çektirilecek ve Hızlı ve Öfkeli filmleri hiçbir zaman bitmeyecek.

Velhasıl görüldüğü üzere her stüdyonun bir evreni mevcut, hatta Warner Bros.’un üç evreni mevcut. Hepsinde de Marvel’ın izinden gidildiği görülüyor. Disney, Marvel filmleriyle Hollywood’un tüm stüdyolarını peşinden sürüklüyor görüldüğü üzere. Bir filmi tutturmanın iyice zorlaştığı bir dönemdeyiz ve Hollywood artık eskisinden de garantici durumda. Artık orijinal öykülere/fikirlere prim (bütçe) verilmiyor, pek çok iş riskli diye reddediliyor (özellikle bir zamanların klasik üstüne klasik film üreten Warner Bros. artık orijinal film yapmaz oldu). Haliyle yıllardır seveni olan, batma ihtimali düşük olan öykü/karakterlerle evren yaratma fikri stüdyolara cazip geliyor. Bu yüzden King Kong’u, Godzilla’yı altmışıncı kez perdeye taşıyor, Transformers serisini bir türlü bitirmeyip 14. filme kadar planlıyor, Harry Potter serisini vasat altı Fantastic Beasts‘le genişletiyor vs. Haliyle yeni kadrolarla (ambalaj) çektirilen bu öyküleri beş bininci kez izlemek-izleyecek olmak şahsen beni heyecanlandırmıyor. O yüzden orijinallikten ve riskten uzak olan bu evren fikrinden hoşlandığımı söyleyemem. Öte yandan asıl sorun dizi mantığını (her hafta bir bölüm) alıp sinemaya yerleştirmeleri. Haftalık diziler sinemada 6 ayda veya yılda bir izlediğimiz filmlere dönüşmüş durumda. “Birbirleriyle bağlantılı, 10-15 yıl devam eden filmler serisi” manasına gelen ‘evren’den bu yüzden hoşlanmıyorum. Fakat Hollywood’un orijinal film üretmeden para kazanmasının yeni yolu olan ‘evren’in yakında daha fazla yere sirayet edeceğini söylemek mümkün.

Kategoriler
haber

Universal, Madonna’nın Biofilmini Çektirecek

Universal stüdyosu şarkıcı-oyuncu Madonna’nın hayatına odaklanan bir biyografik film çektirecek. Blonde Ambition adı verilen filmi Elyse Hollander kaleme aldı. Universal senaryoyu satın alır almaz hazırlıklara başladı. Henüz Madonna’yı canlandıracak oyuncu da, filmi çekecek yönetmen de belli değil. Hollander’ın senaryosu 2016’da henüz filmleştirilmemiş senaryolar arasında 48 oyla en iyi senaryo seçilmişti. Film, 1980’lerde New York’ta geçecek, Madonna’nın ilk albümünü yaparken yaşadığı zorluklara, şöhrete, romantizme ve müzik endüstrisine odaklanacak. Filmin adı, Madonna’nın 1990’daki konser turundan geliyor.

Kategoriler
haber

Boxoffice Raporu: Disney’in Hasılatı 7 Milyar Dolara Ulaştı

Daha önceki boxoffice yazılarımızda belirttiğimiz gibi Disney bu yılın en çok hasılat elde eden stüdyosu. Yılın sonlarına doğru gelirken Doctor Strange‘in hasılatının 653 milyon dolara, Moana adlı animasyonunun hasılatının 282 milyon dolara ve Rogue One‘ın hasılatının 290 milyon dolara ulaşmasıyla Disney’in toplam hasılatı 7 milyar dolar oldu. Bunun bir rekor olduğunu, daha önce hiçbir stüdyonun bu hasılatı elde edemediğini belirtmek lazım. Daha önceki rekor 6 milyar 890 milyon dolar hasılatla Universal’ındı. Universal stüdyosu bu hasılatı 2015’te elde etmişti. Disney’in yüzünü güldüren, yılın en çok hasılat elde eden on film listesine giren filmleri şunlar: Captain America: Civil War, Finding Dory, Zootopia, The Jungle Book, Doctor Strange.

Diğer stüdyolardaysa durum o denli iyi değil. Warner Bros.’un bol yıldızlı filmi Collateral Beauty önce eleştirmenler cephesinde, ardından gişede iki seksen yattı. 36 milyon dolar bütçeli filmin hasılatı Will Smith’e ve diğer yıldız oyunculara rağmen (şimdilik) 12 milyon dolar. Bütçesini çıkarabilirse WB sevinecek gibi görünüyor. Stüdyonun büyük bütçeli filmi Fantastic Beasts‘in 32 günlük hasılatıysa 718 milyon dolar. Harry Potter serisinin en az hasılat elde eden filmi ama hasılatının epey iyi olduğunu belirtmek gerek. Zaten film yılın en çok hasılat elde eden 9. filmi. Gelelim Fox’a. Warren Beatty’nin 25 milyon dolar bütçeli filmi Rules Don’t Apply‘ın hasılatı sadece 3 milyon dolar. Film epey kötü battı. Paramount’ın Office Christmas Party filmiyse bütçesini çıkardı ama fazla kâr elde etmedi. 45 milyon dolar bütçeli filmin hasılatı 51 milyon dolar. Stüdyonun Fences filmi sınırlı gösteriminden 129 bin dolar hasılat elde etti. Film geniş gösterimle 25 aralıkta vizyona girecek. Paramount’ın 85 milyon dolar bütçeli Allied‘ı iki yıldız oyuncusuna rağmen sadece 76 milyon dolar elde etti. 47 milyon dolar bütçeli Arrival‘ın hasılatıysa 135 milyon dolar.

Lionsgate’in Oscar’a ilerleyen filmi La La Land‘se seyircinin ilgisini pek çekememiş gibi görünüyor. 30 milyon dolar bütçeli filmin hasılatı şimdilik 16 milyon dolar. Stüdyonun Hacksaw Ridge filminin hasılatı 102 milyon dolara ulaştı. Weinstein Company’nin durumuysa kötü. Bu yıl vizyona soktuğu Hands of Stone‘un hasılatı sadece 4, Sing Street‘in hasılatı 13,5, Jane Got a Gun‘ın hasılatı sadece 1,5 ve Lion‘ın hasılatı 703 bin dolar. Küçük şirket A24 bol ödüllü Moonlight filmiyle 11 milyon dolar, American Honey filmiyleyse 1,8 milyon dolar hasılat elde etti. Bu yıl ABD’de vizyona girecek son filmlerse şunlar: 21 aralıkta Assassin’s Creed, Passengers, Sing (animasyon) ve Patriots Day; 23 aralıkta Why Him? ve Silence (sınırlı dağıtım); 25 aralıkta Fences (geniş dağıtım); 28 aralıkta 20th Century Fox, Hidden Figures, Live by Night (sınırlı dağıtım).

 

Kategoriler
haber

Boxoffice Raporu: Yılın Sonuna Yaklaşırken Batanlar-Çıkanlar

Bu yılın en çok kazanan stüdyosu olan Disney, Doctor Strange‘den 576 milyon dolar hasılat elde etti. Filmin bütçesinin 175 milyon dolar olduğunu belirtelim. Disney’in bu hafta (23 kasım) vizyona giren yeni animasyonu Moana‘nın ilk gün hasılatı 15 milyon dolar. Disney kazanmaya devam edecek gibi görünüyor. Animasyonun ilk haftasında 80 milyon dolar kazandırması bekleniyor. Disney yılı Rogue One‘la kapatacak.

walt-disney-studiosPeki Disney’in aksine yüzü çok az gülen Warner Bros.’da durumlar nasıl? Çok kötü eleştiriler alan Suicide Squad vizyonu 745 milyon dolarla tamamladı. Batman v Superman‘in 873 milyon dolar hasılatla vizyondan çekildiğini hatırlatalım. Yani Suicide Squad neredeyse BvS‘yi yakalayacaktı. WB’yi sevindiren diğer filmse Clint Eastwood imzalı Sully. 60 milyon dolar bütçeyle çekilen bu filmin toplam hasılatı 188 milyon dolar, ki çok iyi. Ben Affleck’in başrolünü üstlendiği, 44 milyon dolarlık The Accountant‘ın hasılatıysa 139 milyon dolar. Gelelim Fantastic Beasts‘e. 18 kasımda vizyona giren, 180 milyon dolar bütçeli bu filmin ilk hafta hasılatı 261 milyon dolara ulaştı. Filmin şimdilik beklentileri karşılamadığını söyleyebiliriz. Filmin Çin’de yarın (25 kasım) gösterime gireceğini belirtelim. WB, Çin’den iyi bir hasılat elde etmeyi umuyor. Stüdyo yılı Will Smith’li Collateral Beauty ve Ben Affleck’li Live by Night‘la kapatacak.

Paramount‘a gelelim. Yaz filmlerinden, 185 milyon dolarlık Star Trek Beyond vizyonu 343 milyon dolar hasılatla tamamladı, ki Paramount’ın beklentisi daha yüksekti. Hasılat kötü değil tabii ki ama önceki filmin 467 milyon dolar hasılat elde ettiğini düşünürsek düşüş daha net görülür. Tom Cruise’lu Jack Reacher filminin toplam hasılatıysa 137 milyon dolara ulaştı. Filmin bütçesi 60 milyon dolar. İlk film aynı bütçeyle 218 milyon dolar hasılat elde etmişti. Tahminimizce stüdyo üçüncü filmi onaylamayacaktır. Amy Adams’lı Arrival‘ın bütçesi 47 milyon dolar, toplam hasılatı 67 milyon dolar. Yılın en kötü batan filmlerinden Ben-Hur‘un hasılatı 94 milyon dolara ulaştı. Filmin bütçesi 100 milyon dolar. Stüdyo yılı Silence, Fences, Office Christmas Party filmleriyle kapatacak.

Lionsgate’te de durumlar pek iyi değil. Mark Wahlberg’li Deepwater Horizon sadece 3 milyon dolar kazandırdı. 110 milyon dolar bütçeli filmin hasılatı 113 milyon dolar, ki bütçesini düşünürsek durum kötü. Mel Gibson’ın yeni filmi Hacksaw Ridge‘in hasılatı şimdilik sadece 44 milyon dolar. Stüdyoyu A Madea Hallowen filminin sevindirdiğini söyleyebiliriz. 20 milyon dolarlık filmin hasılatı 73 milyon dolar. Stüdyo yılı La La Land ve Patriots Day‘le kapatacak. STX stüdyosunun 9 milyon dolar bütçeli filmi The Edge of Seventeen‘in hasılatının 6 milyon dolar olduğunu da belirtelim. STX’in beklentisi tabii ki daha fazlaydı. Universal’ın Jason Bourne filmi vizyona 415 milyon dolar hasılatla tamamlamıştı. Yüksek ihtimalle birkaç yıl sonra Universal gene Matt Damon’ın kapısını çalıp bir devam filmi daha yapmak isteyecek. Stüdyo bu yıl The Secret Life of Pets‘le 873 milyon dolar hasılat elde etmişti, ki animasyonun bütçesi sadece 75 milyon dolardı.

billy_lynns_long_halftime_walk_-_still_-_h_-_2016Sony’de durumlar normal. Bu yaz vizyona soktuğu Ghostbusters vizyondan 229 milyon dolar hasılatla çekildi. Film başta batmıştı ama zaman içerisinde bütçesini (144 milyon dolar) kurtardı. Bu hasılattan sonra ikinci film iptal edilmişti. 90 milyon dolar bütçeli The Magnificent Seven‘ın hasılatı 160 milyon dolar ve 75 milyon dolar bütçeli Inferno‘nun hasılatı 212 milyon dolar. Inferno, ABD’de 33 milyon dolar hasılatla battı, ama yurt dışı sayesinde kâra girebildi. Stüdyo, Dan Brown uyarlamalarına devam eder mi zaman gösterecek. Ang Lee’nin pahalı filmi Billy Lynn’s Long Halftime Walk ise çok kötü battı. Filmin ABD hasılatı 1 (evet, 1), yurt dışı hasılatı 22 milyon dolar. Sony yılı Passengers‘la kapatacak.

Bu yılın en fazla hasılat elde eden filmleri sırayla şöyle:

  1. Captan America: Civil War 1 milyar 153 milyon dolar
  2. Finding Dory 1 milyar 26 milyon dolar
  3. Zootopia 1 milyar 23 milyon dolar
  4. The Jungle Book 966 milyon dolar
  5. The Secret Life of Pets 873 milyon dolar
  6. BvS 873 milyon dolar
  7. Deadpool 782 milyon dolar
  8. Suicide Squad 745 milyon dolar
  9. Doctor Strange 576 milyon dolar
  10. The Mermaid 553 milyon dolar

Görüleceği üzere listenin ilk dört filmi Disney’in. Stüdyonun toplam hasılatı 6 milyar doları aştı. Bu yılın en fazla kazandıran on filmden dördü animasyon türünde. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda vizyona daha fazla animasyon girecektir. Yılın batan film listesini de ekleyelim:

  • Max Steel 4 milyon dolar
  • Free State of Jones 23.2 milyon dolar
  • The Brothers Grimsby 28.7 milyon dolar
  • Whiskey Tango Foxtrot 23 milyon dolar
  • Snowden 34 milyon dolar
  • Pride and Prejudice and Zombies 16.4 milyon dolar
  • Ben-Hur 94 milyon dolar
  • Zoolander 2 55 milyon dolar
  • Keeping Up with the Joneses 26 milyon dolar
Kategoriler
haber

Javier Bardem, Frankenstein’ın Canavarını Oynayabilir

Universal, canavarlar evreni adını verdiği ve Marvel’ın izinden giderek oluşturduğu serisini yıldız oyuncularla doldurmaya devam ediyor. Hatırlanacağı üzere -şu sıralar Londra’da çekilen- The Mummy‘nin başrollerini Tom Cruise ve Russell Crowe’a, ne zaman çekileceği açıklanmayan The Invisible Man‘in başrolünü Johnny Depp’e teslim etmiş, Bride of Frankenstein‘ın başrolünü Angelina Jolie’ye teklif etmişti. Dr. Victor Frankenstein’ın yarattığı canavar rolü için ise Universal, Javier Bardem’i istiyor. Stüdyonun Bardem’le görüşmelere başladığı açıklandı. Aktör teklifi kabul ederse çekilecek Frankenstein filminde canavarı oynayacak. Bardem bu filmden önce Universal’ın diğer filmlerinde görünebilir. Jolie de teklifi kabul ederse ikisini Bride of Frankenstein‘da da izleyebiliriz. Bardem şu sıralar Darren Aronofsky’ın Jennifer Lawrence’lı filminde rol alıyor. Asghar Farhadi’nin isimsiz İspanyol filminde ve Escobar biofilminde eşi Penelope Cruz’la birlikte rol alacak. Bardem’i Sean Penn’in filmi The Last Face‘te ve 2017 yazında Karayip Korsanları 5‘te kötü rolde izleyeceğimizi de belirtelim.

Kategoriler
haber

2016 Yılının Boxoffice Sonuçları

2016’nın yarısını tamamladık. Bu yıl stüdyoları pek az filmin sevindirdiğini söyleyebiliriz. “Kesin para getirir,” diye düşünülerek devam ettirilen pek çok film yapımcıları üzdü. Hatta devam filmlerinin arka arkaya batışları, çok azının iyi hasılat elde etmesinden sonra Amerikalı gazeteciler “Devam filmlerinde doyum noktasına ulaşıldı mı?” konulu yazılar kaleme aldılar. Lafı uzatmayalım ve kim batmış, kim çıkmış bir görelim.
The-Jungle-Book
Disney‘den başlayalım. Bu yılın en iyi hasılat elde eden filmi Captain America. Disney bu filmle toplamda 1 milyar 148 milyon dolar hasılat elde etti. Filmin bütçesi 250 milyon dolar. Disney’in yaptırdığı The Jungle Book 934 milyon, Finding Dory 538 milyon, Zootopia ise 1 milyar 16 milyon dolar hasılat elde etti. Yılın ilk altı ayında Disney 4 milyar dolardan fazla hasılat elde ederek en çok kazanan stüdyo oldu. Fakat Disney’in bütün filmleri sevilmedi. Alice in Wonderland‘in devam filmi 170 milyonluk bütçesini ABD’de çıkaramadı ve film ABD gişelerinde battı. Dünya hasılatı sayesinde kâra girdi. Hasılatı 250 milyon dolar. Disney’in bu yıl batan diğer filmiyse 52 milyon dolar hasılat elde eden The Finest Hours.

Fox‘ı ihya eden filmse 58 milyonluk bütçesiyle 780 milyon dolar elde eden Deadpool. Fox’ın son X-Men‘i toplamda 528 milyon dolar hasılat elde etti. Bu filmin ABD topraklarında battığını söylememiz mümkün. Çünkü 178 milyonluk bütçesine karşılık ABD’de sadece 152 milyon dolar elde edebildi. Yurt dışı sayesinde iyi bir hasılat elde edebildi. Fox’ın yaptırdığı Kung Fu Panda 3 ise 518 milyon dolarlık hasılatla stüdyoyu sevindirdi. Ama bilimkurgu filmi Independence Day 2, ABD gişelerinde çok kötü battı. 165 milyon dolarlık filmin ABD hasılatı 72, yurt dışı hasılatı 177 milyon dolar. Film 249 milyon dolar hasılat elde edebildi. Yurt dışı hasılatı sayesinde serinin üçüncüsü çekilebilecek.
how-to-be-single-lead-xlarge
Gelelim Warner Bros.’a. 2015’i kötü kapatan WB’nin 2016’sı fena değil. Midnight Special ve komedi filmi Keanu gişede battı. Me Before You ve How to be Single WB’yi sevindirdi: How… 112, Me… 136 milyon dolar hasılat elde etti. The Nice Guys ise ABD’de batmış gibi görünüyor. Filmin ABD hasılatı 35 milyon dolar. Bütçesi ve dünya hasılatı açıklanmamış. Korku filmi The Conjuring 2, 274 milyon dolarlık hasılatla (bütçesi sadece 40 milyon) stüdyoyu sevindirdi. Batman v Superman ise 872 milyon dolar hasılat elde etti. Beklenti bir milyarı aşmasıydı.

Sony‘nin The 5th Wave‘i ABD cenahında battı, dünyada çıktı. 38 milyon dolarlık filmin ABD hasılatı sadece 34 milyon dolar. Yurt dışı hasılatı 74 milyon dolar. Filmin ikincisinin çekilmeyeceğini söylememiz mümkün. Pride and Prejudice and Zombies 28 milyon dolarlık bütçesine karşılık ABD’de 10, yurt dışında sadece 5 milyon dolar hasılat elde ederek epey kötü battı. Sony’i sevindiren filmse Angry Birds animasyonu. Filmin hasılatı 334 milyon dolar. Bütçesi ise 73 milyon. 13 milyon dolarlık dini film Miracles from Heaven ise 73 milyon dolar kazandırarak Sony’i sevindirdi.

Paramount durumu bu yıl kötü. 135 milyonluk Teenage Mutant Ninja 2‘nin hasılatı sadece 188 milyon dolar. Michael Bay’in aksiyon filmi 13 Hours 50 milyon dolarlık bütçesine karşılık sadece 69 milyon kazandırabildi. Zoolander 2‘nin de durumu kötü: Bütçesi açıklanmayan filmin hasılatı sadece 55 milyon dolar. 35 milyonluk Whiskey Tango Foxtrot farklı zamanlarda iki kez vizyona girmesine rağmen bütçesini çıkaramayıp 23 milyon hasılatla battı. Linklater’ın son filmi Everybody Wants Some!!‘ı da kimse izlememiş. Hasılatı sadece 3,5 milyon dolar. Fakat gerilim filmi 10 Cloverfield Lane 108 milyonluk hasılatla stüdyoyu sevindirdi.
GodsofEgypt
Lionsgate‘in de bazı filmleri gişede battı. Birbirinin aynısı Nicholas Sparks uyarlamalarından The Choice 18 milyon dolar hasılat elde ederek stüdyoyu üzdü. Sparks da bu hasılattan sonra yapım şirketini kapattı. 140 milyonluk Gods of Egypt, ABD’de sadece 31 milyon kazandırarak yılın en kötü batışına imzasını attı. Filmin toplam hasılatı 144 milyon. Bütçesi açıklanmayan Now You See Me 2 de ABD’de battı, yurt dışında durumu toparladı. Filmin toplam hasılatı 214 (ABD hasılatı sadece 58) milyon dolar. Stüdyoyu üzen diğer filmse Allegiant. ABD hasılatı 66, yurt dışı hasılatı 113 milyon dolar. 169 milyon kazandıran filmden beklenti tabii ki daha yüksekti ve ABD’de batmamasıydı.

Universal‘ın hızla yazdırıp çektirdiği Neighbors 2 da bekleneni veremedi. Filmin toplam hasılatı 100 milyon dolar. Film kâra girdi ama ilk filmin 270 milyon hasılat elde ettiğini belirtmek gerek. Üçüncü film çekilmeyebilir. The Huntsman ise ABD’de 48 milyon hasılatla battı. Yurt dışı hasılatı sayesinde az da olsa kâra girebildi. Bu serinin de bittiğini söyleyebiliriz. Gelelim Warcraft‘a. ABD filmi zerre merak etmemiş. Zira 160 milyonluk filmin ABD hasılatı sadece 45 milyon. Çok kötü bir batış. Ama Çin sayesinde film 421 milyon dolar hasılat elde etmeyi başardı. Yani yurt dışı hasılatı iyi. İkinci film çekilebilir.

Diğer filmler: 180 milyonluk Tarzan, ABD’de geçen hafta gösterime girdi ve ABD’den sadece 38, yurt dışından 18 milyon kazanabildi. Yurt dışında izlenmezse çok kötü batacak. McConaughey’li Free State of Jones da 12 milyon hasılatla ABD’de battı. Bütçesi 50 milyon. 140 milyonluk The BFG ise şimdilik sadece 23 milyon kazanabildi. Bu film de battı. The Purge: Election Year ise ilk haftasında 31 milyon dolar kazandırdı. Bütçesi 10 milyon dolar.

Kategoriler
seçki

Türk Sinemasında Dağıtım Sorunları ve Tekelleşme

Nedir bu dağıtım sorunu? Son yedi-sekiz yıldır bir sürü film ya çok kısıtlı bir şekilde ülkemiz sinemalarına dağıtıldı ya da hiç dağıtılmadı. Boxoffice Türkiye sitesini sıkça inceleyen birisi olarak söyleyebilirim ki gidiş hiç de iyi değil. Her sene bir sürü kaliteli film “para getirmez” diye düşünülerek ülkemizde gösterilmiyor. Hakları satın alınmayan bu filmleri ya netten ya da DVD’den izlemek zorunda bırakılıyoruz. Halbuki öyle filmler var ki bu filmlerin zevki ancak sinemada çıkar. Ama bu durum şirketlerin umurunda değil doğal olarak (!). Bu yazımda bu soruna geniş bir şekilde değinmeye çalışacağım.

Hollywood’un Dağıtım Sistemi:

Hollywood’da film dağıtımı nasıl yapılır? Önce bu konu hakkında bilgi verelim. Bazı kişiler sinema sektöründe en önemli koltuğun yapımcılık olduğunu düşünürler. Sonuçta parayı basan, filmin çekilmesini sağlayan, mekânların kullanımı için yerel yönetimlerden izinleri kopartan, hatta seyircinin önüne gelecek filmin nasıl olacağına karar verecek kadar ileri gidebilen kişidir yapımcı. Ama yapımcıdan da önemli kişiler var.

warner_bros_televisionEvet, yapımcı bunlardan sorumludur. Filmin gerçekleşmesini sağlar. Ama eğer dağıtımcı şirketlerle, bu şirketlerin başkanlarıyla bir ilişkisi, irtibatı yoksa filmi elinde kalacaktır. Büyük emekle yaptırdığı ve para yatırdığı filmi ailesi ve en fazla birkaç binden fazla kişi izleyemeyecektir. Dolayısıyla para da kazanamayacaktır. Bu yüzden bir yapımcının bu şirketlerle irtibat kurması zorunludur. Çünkü bu filmleri geniş bir alana sadece bu şirketler dağıtırlar. Filminizin Amerika’nın sadece birkaç eyaletinde gösterilmesini istemiyor musunuz? Filminizi Fransızların, İngilizlerin, İspanyolların, Türklerin de izlemesini mi istiyorsunuz? Öyleyse size görünen tek yol dağıtımcının yoludur.

Amerikan bağımsız sinemasının ürettiği filmler geçmişte çok kısıtlı şekilde gösterilirdi. Çünkü bu filmler Hollywood klişeleriyle donatılmamıştı. Büyük efektler yoktu. Kahraman filmleri, genelde “karakterle” (Jason Bourne, John McClaine, John Rambo) ilgilenmez. Karakter sahibi olan genelde kaybedenlerdir. Hayattan çok çekmiş, sistemle mücadele etmiş ama bu mücadeleyi kaybetmiş, yaşamaktan sıkılmış, psikolojik sorunları olan karakterler işlenir bağımsız sinemada. Şüphesiz böyle söyleyerek dünyadaki tek bağımsız sinemayı okura yanlış tanıtmak istemem. Amerikan bağımsız sineması sadece bu “karakterlerden” ibaret değildir. Tam zıt yöndeki karakterler de bu sinemadan çıkan filmlerde hayat bulurlar. Demek istediğim bağımsız sinemanın Hollywood’dan çok farklı bir yönde olduğu(1).

Böyle olunca bu filmler dağıtımcıların hemen ret ettikleri filmlerden oluyor. Çünkü dağıtımcılara göre seyirci kasvetli, huzurunu bozan, mutlu sonla bitmeyen, kendisini eğlendirmeyen bu filmlerden hoşlanmaz. Ayrıca bu filmlerde Hollywood’un tanınmış oyuncularına (star) yer verilmemesi de “para getirmez” önyargısının oluşmasına neden oluyor. O yüzden bu filmler geçmişte çok ciddi bir dağıtım sorunuyla karşılaştılar. Zaman içerisindeyse Amerikan bağımsız sinemasında değişikler görülmeye başlandı. Örneğin ünlü oyuncularla çalışılmaya, hikâyelere yeni açılımlar yapılmaya başlandı. Ayrıca sadece bağımsız filmleri destekleyen stüdyolar da kurulunca, büyük stüdyoların (bkz.: Universal, Fox, WB) bu sinemaya dair önyargısı az da olsa parçalanınca bu filmler daha fazla kişiye ulaşmaya başladı.

hollywoodKısacası dağıtım sistemi bir sinemanın yazılı-yazısız kurallarını değiştirebildi. Dağıtım önemlidir. Peki sistem nasıl işliyor? Hollywood’taki büyük stüdyoların -ki bunlar Disney, Warner Bros, DreamWorks SKG, Universal, Paramount, 20th Century Fox, Metro Goldwyn Mayer’dır- kendi dağıtım şirketleri mevcuttur. Warner Bros’un yaptığı bir film gene Warner Bros tarafından hem Amerikaya, hem Amerika dışına dağıtılır. Bu tür stüdyolara film yapmayan bir yapımcı filmini geniş bir şekilde dağıtmak istiyorsa örneğin Warner Bros’a başvurur. Ardından karşısına bir sözleşme koyulur. Yapımcı çok az bir para kazanacak olmasına rağmen bu sözleşmeyi imzalar. Bundan sonra dağıtım bu stüdyonun elindedir. Filmin hangi ülkelere dağıtılacağını, hangi ülkelerde kaç kopyayla vizyona gireceğini, o ülkelerde kaç şehirde gösterileceğini, kaç hafta boyunca gösterimde kalacağını hep stüdyo belirler. Örneğin Oliver Stone’un yönettiği Savages (2012) filmi UIP şirketi tarafından piyasaya sürülecek. UIP (bir değişiklik olmazsa) bu filmi 45(+) kopyayla vizyona sokacak. Bu filmi ülkemizin hangi şehirlerinde vizyona sokacağını belirlemiştir. İsterse sadece İstanbul’da vizyona sokar, isterse daha fazla şehirde. Karar kendisine (ve tabii ki sinemalarla yapacağı anlaşmalara) bağlıdır. Hollywood’ta da sistem bu şekilde işlemektedir.

Hemen bir sayı verelim. Amerika’da gösterime çıkan filmlerin yüzde seksenden fazlası yukarıda saydığım stüdyolar sayesinde gösterime çıkabildiler. Yani yukarıda adını andığım stüdyolar dağıtım ağını hakimiyetleri altına almış durumdalar. Herhalde şimdi geriye kalan yüzde on-on beşin içerisinde yer alan bir filmin durumu anlaşılır hâle gelmiştir. Tüm filmlerin neredeyse yüzde doksanını dağıtan bu stüdyoların karşısında bağımsız bir dağıtımcı şirketin/stüdyonun ya da yapımcının şansı olabilir mi? Bu yapımcıya sadece iki yol gözüküyor: Ya birkaç film yaptıktan sonra kepenkleri indirecek, ya da bu büyük stüdyolarla masaya oturacaktır. Kapitalizmin en can yaktığı dönemlerden bir tanesinde, yani yaşadığımız dönemde bu yapımcılara başka şans tanınmamaktadır. Stüdyolar 1930’lardan sonra dağıtımı da ellerine almanın meyvesini şimdilerde topluyorlar. Bu yüzden çok büyük bütçeli (150-200 milyon dolarlık) bir film gişede batsa da stüdyoya zararı ölümcül olmuyor.

Sorunlar:

Peki büyük stüdyoların dağıtım ağlarını ellerinde tutmaları ne gibi sorunlara yol açar? Bu büyük stüdyolar sadece Amerika’daki dağıtım ağlarını ellerinde tutmuyorlar. Yıllardır Amerika dışında da var olma çabası içindeler. Örneğin ülkemizdeki en büyük dağıtımcılar (UIP, Warner Bros, Chantier) yabancılara ait. Bu stüdyolar Amerika dışındaki ağları da ellerinde tuttuklarında çok büyük kazanç sağlamaya başlarlar. Warner Bros ürettiği filmini Türkiye’de dağıtmak için Bir Film gibi yerli dağıtımcılarla anlaşmak zorunda kalmaz. Bu şekilde başka bir dağıtımcıya kaptıracağı parası cebinde kalmış olur. Bu stüdyolar başka ülkelerdeki dağıtım ağlarını ellerine geçirdiklerinde yerli sinemanın kökünü kurutma gibi bir şansı elde etmiş olurlar. Nitekim belirli ülkelerde bunu başarmışlardı. Fransa’yı örnek verebiliriz. Stüdyolar Fransa’ya sürekli kendi filmlerini sattılar. Fransızlar kendi filmlerinden çok Amerikan filmlerini izlediler. Fransa’daki sinemalar kendi filmlerini vizyona sokmaktansa Amerikan filmlerini vizyona sokmayı daha uygun gördüler. Çünkü Amerikan filmleri, yerli filmlerden daha çok para kazandırtmaktaydı. Bir süre sonra Fransız sineması bitme noktasına geldi. Artık film çekilemiyordu. Her yerde Amerikan filmleri gösteriliyordu. Fransız hükümeti sinemanın öneminin farkına geç de olsa varınca Amerikan filmlerinin ülkesindeki gösterimlerine kısıtlama getirdi. Ayrıca yerli sinemaya destek üstüne destek vermeye başladı. Aslında yerli sinemayı bitirme noktasına getiren de Fransız hükümetiydi. Çünkü Amerikan filmlerinin ülkeyi istila etmeleri için yapmadıkları kolaylık kalmamıştı. Çin hükümetiyse yıllardan beri Hollywood filmlerine rest çekiyor. Çin’de bir senede en fazla yirmi yabancı film gösteriliyor. Çin politik sebepler yüzünden Hollywood’a kapıları ardına dek açmıyor. Hollywood’taki stüdyolar da yıllardır bu kapıya daha fazla aralamaya çalışıyorlar. Buradan elde edecekleri gelir hiç de az değil neticede (Çin, Hollywood için dünyanın en büyük ikinci pazarı). Bir diğer sorunsa kültürel. Etraf Amerikan filmleriyle dolmuş taşmışken bir milletin bu filmlerden etkilenmemesi, asimile olmaması çok zordur. ABD bunun farkına vardığında sinemalarına daha da fazla önem atfetmeye başladı.

getimage

Yerli Sinemada Dağıtım:

1960 ve 70’ler sinemamızın en üretken dönemleriydi. Ne derece doğru olur bilmiyorum, ama ürettiğimiz film sayısıyla Hollywood’ta rahatça rekabet edecek düzeyde idik. Tabii ki Hollywood bizden kalite olarak ilerideydi ama sanıyorum yılda üç yüz film üreten başka bir sinema sektörü yoktu Hollywood, Bollywood ve Yeşilçam dışında. Yeşilçam çok üretkendi. Ta ki 80 darbesine kadar. O günden sonra ne sinema kaldı, ne Yeşilçam. ’95’te çekilen Eşkıya filmine kadar toparlanamadı yerli sinema. Yeşilçam’ın en üretken dönemleri olan 60’lar ve 70’lerde hemen her film bir haftalığına da olsa gösterime girebiliyordu. Tabii bir hafta olmasının nedeni yılda üç yüz kadar film üretiliyor olmasıydı. Bu kadar film üreten bir sinemanın filmleri ardı ardına vizyona sokmaktan başka çaresi yoktu. Bu da filmlerin sadece bir hafta kadar gösterimde kalmasına neden oluyordu. O dönemlerde az bir para getirecek olsa da her film vizyon şansı bulabiliyordu. Çünkü dağıtım ağları yerli yapımcıların, şirketlerin elindeydi ve sinemalarda şimdiki gibi bir tekelleşme yoktu. Ayrıca sinemalarla imzalanan anlaşmalar çoğu filmin gösterime girmesini kolaylaştırıyordu.

Darbeden yıllar sonra Türk sineması toparlanma emareleri gösteriyordu. Yavuz Turgul’un Eşkıya‘sından sonra işler daha iyiye gitmeye başladı. Ülkeye hakim olan seks filmleri furyası zaten sona ermişti. Ama Hollywood’un hakimiyeti de sona ermeye başlayacaktı (en azından -bir süreliğine- eskisi kadar kazanamayacaklardı) . Eşkıya‘dan sonraki süreçte yerli filmler daha çok izlenmeye başlandı. Böylelikle Hollywood’un hakimiyeti sarsıldı.

Bugüne dönüp bir göz atalım dağıtımın işleyişine. Ülkedeki en büyük dağıtımcılar Warner Bros, UIP, Pinema, Mars, Chantier göze çarpıyor. Bu şirketler Hollywood’tan gelen filmleri dağıttıkları gibi yerli filmleri de dağıtıyorlar. Yerli dağıtımcılar arasında Bir Film, Medyavizyon, Fida Film, Mars, Özenfilm, M3 Film yer alıyor. Bu şirketler yurt dışından filmlerin haklarını satın alıp ülkemizde vizyona sokuyorlar. Ama açıkçası yabancı şirketlerle mücadele etmekte zorlandıkları bir gerçek (Mars dışında). Yabancı şirketlerin yerli filmlere de el atması yerli şirketlerin işlerini daha da zorlaştırıyor. Pastadan alacakları pay daha da azalıyor. Kısacası şu an pastanın çoğu kısmını yabancı şirketleri kapıyor.

foxSorunlar:

Yukarıdaki “Sorunlar” bölümünde Amerika’ya ait şirketlerin hakimiyetinin yol açacağı sorunları irdeledim. Burada yerli sinemamızın önündeki tehlikelere değinelim kısaca. Kültürel emperyalizm sinema yoluyla da yayılır. Amerika bunun farkındadır. Yukarıda da belirttiğim gibi bir ülkenin dili ve kültürü zarar gördüğünde çoğu tehlikeye karşı savunmasız kalır. Amerika da ülkelerin dağıtım ağlarını eline geçirerek (yani kendi şirketlerini yasalar ve yerli sinemalarla yapılan anlaşmalar sayesinde ülkede daha da güçlendirip yerli şirketlerin manevra alanlarını daraltarak) kendi filmleriyle ülkeye bu açıdan zarar verebileceğini yıllar önce farkına varmıştır. Hollywood ile kültürel emperyalizm arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu da başka bir yazının konusudur.

Bir diğer sorunsa gelirlerin yabancıların cebine gitmesidir. Warner Bros gibi şirketler Türkiye’den kazandıkları parayı şüphesiz Türk sinemasının gelişmesi adına harcamayacaklardır. Zaten yerli sinemayı, dağıtımcıları yok etmek gibi bir amaçları varken bunu yapacaklarını düşünmek akıllıca değildir. Buradan kazanılan her kuruş yurt dışına gidecektir ve “yeni” yabancı filmlerin yapılması için harcanacaktır. Halbuki dağıtım ağları yerli şirketlerin ellerinde olursa kazanılan para tekrar sinemamız için harcanacaktır. Bu da yerli sinemayı daha da geliştirecektir. Yapımcılarımızın WB gibi şirketlere ihtiyacı kalmayacaktır. Ayrıca şu an yabancı şirketlerin vizyona sokmadıkları yerli filmler gösterime girme şansı yakalayacaklardır.

Sorunlardan diğeri sinemanın kendi dilini yitirmesidir. “Hollywood filmlerinin çakması” sıfatını şu on iki yılda o kadar çok kullandık ki… Yeşilçam döneminde de Hollywood’un senaryoları çevrilip bu senaryolar filme alınıyorlardı ve sayıları da hiç de az değildi. Ama o zamanlarda dağıtım ağları kendi ellerimizde olduğundan bunlar dışında özgün işler de gösterim şansı yakalayabiliyordu. Bu sayede sinemamız için şu an çok önemli olan o usta isimler yetiştiler. Ne yazık ki Hollywood hakimiyetindeki sinemamızdan çok az başarılı filmler çıkıyor. Daha da üzücü sorunsa kendisine hep Hollywood’u örnek alan yönetmenlerin ortaya çıkması. Kendi dilini, üslubunu yaratamayan bu yönetmenler çareyi ya Nuri Bilge Ceylan’ı, ya da yabancı yönetmenleri taklit etmekte buluyorlar. Bu da “Hollywood filmlerinin çakmalarının türemesine neden oluyor. Sorun büyük. Taş çatlasa beş-on önemli yönetmenle bu sinema bir milim bile ilerleyemez.

Diğer tehlikeyse Hollywood filmleri dışında hiçbir şey izleyecek olmamız. Aslında bunu yaşıyoruz bile. Hatırlıyorum da eskiden, yani 90’ların sonları ve 2000’lerin başlarında ülkeye daha fazla sayıda Güney Kore, Çin, Fransız, İngiliz, İspanyol vs filmi girerdi. Son beş-altı yıldır ülkede gösterilen Avrupa ve Asya filmlerinin sayısında muazzam bir düşüş söz konusu. Bunlar yerine Amerikan filmleri gösteriliyor. Böylelikle fazlasıyla merak ettiğimiz, Amerika dışında üretilen filmlerin vizyona girmesi de zorlaşıyor. Sadece Sinema ve Altyazı dergilerinin sezonun başındaki “Vizyona da bekleriz,” başlıklı yazılarına bakarsak ne kadar da fazla filmin ülkede gösterilmediğini fark edebiliriz. Onca büyük yönetmenin ve umut vaat eden genç yönetmenlerin filmlerini sinemada izleyemiyoruz. Festival deseniz her ne kadar İstanbul dışında da yapılmaya başlansa da genelde İstanbul’la sınırlandırılmıştır. 

Bu sorunla ilgili bir örnek vermek istiyorum ki sorunun boyutu daha da anlaşılsın. Cemal Şan minimalist filmi Acı‘yı (2009) kotardıktan sonra filmini dağıtması için yapımcı aramaya başladı. Ama filmini izlettirdiği herkes “Bu film para getirmez. Bunu dağıtmam mümkün değil,” diyordu. Şan yeni filmini vizyona sokamıyordu. Bir gün Ferhat Gündoğdu, Şan’ın kapısını çaldı. “Elimde Sonsuz (2009) diye bir film var. Gel şu filmi sen çek. Eğer bu filmi çekersen ben de Acı‘nın dağıtımcılığını üstlenirim,” dedi. Şan’ın başka şansı yoktu. Kendisinin sinemaya bakışıyla uzaktan yakından alakası olmayan Sonsuz‘u hiç istemeyerek çekip bitirdi. Bu dağıtım sorunu genç ve parlak yönetmenlerin heba olmasına, giderek gişe filmleri çekip yeteneklerinin körelmesine neden olacak ne yazık ki. Genç yönetmenlerin “piyasaya uymaları” neredeyse hiç yol almayan sinemamızın gelişmesini ve adından söz ettirmesini de engelleyecek. Dağıtım sorunu, sinema sorunlarının kanımca en ciddisi. Filmleri dağıtılmayan bir yönetmen para kazanmak için gidip limon satmayacaktır herhalde. Kendisinden istenen filmleri kotaracaktır. Usta yönetmenlerin filmleriniyse sadece festivallerde izlemek mümkün olacaktır. Bu yüzden sinemaya gitmeye gerek kalmayacaktır. Bu dağıtım sorunu sadece Hollywood filmlerine yarıyor. Eşkıya‘dan sonra çok az filmle yerli filmleri ekarte edebilen Hollywood, dağıtım sorunu sayesinde Türkiye’de tekrar eski günlerine dönebilecek.

Sinema Salonlarındaki Tekelleşme:

Gerçek sinemalar öldü, yaşasın AVM sinemaları! Tabii ki öyle bir şey söylemeyeceğim. Gerçek sinemalar, yani alışveriş merkezlerinin içerisinde yer almayan sinemalar ne yazık ki bir bir kapandı. Hem artık AVM sinemalarıyla rekabet edemeyecek durumda olduklarından, hem de hükümet bu sinemalara köstek olduğundan hakimiyetlerini yitirdiler. Bu durum AVM sinemalarının gücüne güç kattı. Geçtiğimiz aylarda Mars Entertainment Group’un Bonus’la ortaklığı sona erdi. Biter bitmez de Maximum markasıyla ortaklığa gitti. Cinebonus oldu Cinemaximum. Mars, Maximum ile ortaklığa gittikten sonra AFM sinemalarını da satın alarak bu alanda bir tekel haline geldi. Bu ne demek peki? Çoğu alışveriş merkezindeki sinemaların Mars’a ait olduğunu ve alışveriş merkezleri dışında da artık çok az sayıda sinema olduğunu düşünürsek Mars artık istediği filmleri vizyona sokacak, istemediklerini sokmayacak. Yukarıda da uzun uzadıya anlattığım gibi yabancı şirketlerle yaptığı anlaşmalar ve bu filmlerin daha fazla para getirdiği gerçeği yüzünden para getirmesi imkansız olan filmleri izleyemeyeceğiz demek. Sadece Avrupa ve Asya yapımı filmleri değil, aynı zamanda bizim yerli filmleri de (tabii ki romantik-komedi, sulu komedi, aksiyon türleri dışındakileri) izleyemeyeceğiz anlamına geliyor. Sinema salonlarında tekel hale gelen Mars’ın kararları her şeyi etkileyecektir şüphesiz. “Ben artık sadece Amerikan filmleri dağıtacağım,” derse kimse bir şey diyemez. Tekelleşme bu yüzden iyi değildir. Olumsuz sonuçlar doğurur. Şunu da belirteyim: Mars tekel haline gelmiştir. Ama tekel kalabilmek için kendisinden daha güçlü olan Warner Bros ve UIP ile ticari ilişkisini devam ettirmelidir. WB ve UIP’nin Mars üzerinde bir güçleri olduğunu söyleyebiliriz.

“1990’larda ve 2000’lerin başında, bir bakıma Türk sineması kendi ülkesinde “yabancı”dır, uçlara itilmiştir. Gişe gelirinin paylaşılmasında söz hakkı sınırlıdır, varlığı, yüksek masraflarla üretilen filmlerin başarılı olmalarına bağlıdır. Tüm gücü elinde tutan dağıtımcılar, çok büyük gişe geliri beklemediği filmleri üç beş salona mahkum eder, pazarlama faaliyetlerini kısıtlı olarak gerçekleştirir.”(2)

Çözüm ve Sonuç:

Eğer devlet kendi sinemasını korumazsa kimse korumaz. Korunmayan bir sinemanın daha iyiye gitmesi çok zordur. Kurallar yasalarla daha belirgin hale getirilmelidir. Yabancı şirketlerin özgürlükleri sınırlandırılmalı, yerli şirketler ve yapımcılar desteklenmelidir. Dağıtım önemli bir sorundur ve bu sorun üstünde durulmalıdır.

Kaynakça:

(1) İki sinema arasındaki farklar için buradan bilgilenebilirsiniz: http://alpereraydin.blogspot.com/2010/10/amerikan-bagmsz-sinemas-uzerine-ksa-ksa.html ve http://asinema.wordpress.com/2007/07/17/yeni-amerikan-sinemasi/

(2) http://www.nuveforum.net/1507-radyo-televizyon-sinema/55700-film-endustrisi-dagitim-1990-sonrasi-turk-sinemasinda-dagitim-sektoru/

www.boxofficemojo.com

http://www.sineport.com/linkler/studyo.html

http://cadde.milliyet.com.tr/2012/04/16/HaberDetay/1218596/yeni-sinema-hareketi-basladi-