Kategoriler
izlenim

The Trial of the Chicago 7: Başarısız Hatırlatma

The Social Network, A Few Good Men ve Moneyball gibi filmlerin senaryosuna imza atan Aaron Sorkin, 3 sene önce izlediğimiz Molly’s Game gibi hem yazıp hem de yönettiği The Trial of the Chicago 7 filmiyle karşımızda bu sefer. Netflix’in yeni Oscar atılımı olan Chicago 7, gerçek bir hikayenin Aaron Sorkin’in gözünden uyarlaması. Peki, Sorkin’in gözünden derken ne demek istiyoruz?

Hem Martin Luther King Jr. Hem de Robert F. Kennedy’nin ölümü sonrası yapılan Demokrat Parti Kongresi’nde çıkan olayların ardından 7 kişinin (ve Bobby Seale’ın) mahkemeye çıkarılışını anlatıyor. Hikayenin detaylarına daha fazla girmeye gerek yok. Kısaca belirtmek gerekirse, günümüz politik iklimine özellikle Trump sonrası Amerika’sına uygun bir hikaye. Bu hikayenin daha geniş bir bakış açısıyla ele alınması gerekiyor ki Sorkin, tam da burada sınıfta kalıyor. Liberal bir beyazın bakış açısından ötesini göremiyoruz. Film, bir iki beyaz karakter hariç (ki onları da anlatmaktan aciz) bütün karakterleri dışlıyor. En basitinden Bobby Seale’ı (Yahya Abdul-Mateen II) asla işleyemiyor film. Filme adını veren Chicago 7’lisinden biri olmaması, Seale’ı önemsiz bir karakter haline getirmemeli. Sorkin’in karakterlerin altını doldurmakta ki sıkıntıları burada da bitmiyor. Film, adını aldığı hiçbir karakteri önemli bir özne haline getiremiyor. Hatta anarşist bir karakter olan Abbie Hoffman’a, (Sacha Baron Cohen) “Sistemde sıkıntı yok, sadece bir iki çürük elma var” dedirtecek kadar ileri gidiyor. Film boyunca sistemin açıklarını kovalayan ve bize suçsuz insanların haksız yere mahkemede olduğunu gösteren filmin en sonunda şu cümleyi kullanmak akıl alır gibi değil. Filmde pasifist olduğunu iyi kötü öğrendiğimiz Dellinger’ı (John Carroll Lynch) spot ışığında gördüğümüz ilk anda basit bir drama ögesine çeviriyor mesela. Tom Hayden (Eddie Redmayne) ile siyah hizmetçi arasındaki minik diyalog da filmin en dip noktalarından biri ve oldukça tembel bir senaryo yazımı. Bir de tek karakter özelliği kötülük olan Yargıç Julius Hoffman (Frank Langella) karakteri var ki artık ana akım aksiyon filmlerinde bile bu kadar sığ kötü adamlar görmüyoruz. Ne karakterlerini ne de olayları anlayabilmiş Sorkin.

Bu karakter çizimlerinin ve hikaye anlatımının bir diğer yan etkisi de demode hissettirmesi. Bu film 90’larda çıkmış olsaydı (tıpkı A Few Good Men gibi) belki daha ılımlı bakılabilirdi ancak Sorkin’e kötü bir haberim var bu konuda. Ne yazık ki saf kötü ve/ya saf iyi karakterler başarılı olmuyorlar artık. Film boyunca yer yer giren gerçek görüntülerle bir nebze de olsa asıl yaşananları göstermeye çalışan filmin karakter çalışmasında bu kadar geri kalması ilginç. Çünkü bu karakterler bariz şekilde gerçek değiller, sadece iyi veya kötünün tarafında bulunan birer kartonlar.
Filmin tekniğine dönersek eğer burada bizi basit bir sinematografi karşılıyor. Artık rahatlıkla başarısız bir yönetmen olduğunu söyleyebileceğimiz Sorkin, kamerasına pek dikkat etmiyor ve daha çok oyuncu performanslarına odaklanıyor. Görsel olarak pek bir şey sunmuyor ve hatta yer yer özensiz kalıyor. Müzik kullanımı da bu özensizlikten nasibini alıyor, filmin bitişiyle birlikte zihninizden uçup gidiyorlar. Kurguya geldiğimizde ise bizi hiçbir anlamı olmayan Abbie Hoffman stand-up’ı karşılıyor. Konuşan kafalar şeklinde ilerleyen filmin en bariz örneği, hikayeye yardımı dokunmayan Hoffman stand-up’ı. Zaten gördüğümüz olaylara bir de Hoffman’ın yorumlarını görüyoruz. Yer yer filmi beraber izlediğiniz geveze arkadaş havası veriyor bu durum. Stand-up haricinde, akıcı ve hareketli bir kurgu ile birlikte arada ayarı kaçırsa da kendini izletmeyi başarıyor denebilir. Oyuncular ise ellerindeki karakterler ile çabalıyorlar. Jeremy Strong, Sacha Baron Cohen ve Yahya Abdul-Mateen II, yer yer parlıyorlar. Özellikle Abdul-Mateen II, tıpkı filmdeki karakteri gibi, tek başına ayakta durmaya çalışıyor.

Sonuç olarak, Aaron Sorkin belki de kariyerinin en kötü senaryosu ile karşımıza çıkıyor. Bu durum başarısız yönetmenliğiyle birleşince de film adına işler hiç iyi gitmiyor. Bu demode filmin tek faydası, Chicago 7’lisini tekrar hatırlatması olacaktır.

Kategoriler
haber

Neil Patrick Harris, Matrix 4 Kadrosunda

How I Met Your Mother başta olmak üzere, bir çok TV yapımında karşımıza çıkan Neil Patrick Harris beklenilmedik bir seçimle The Matrix 4 kadrosuna katıldı.

Oyuncunun rolü açıklanmazken, şu ana kadar açıklanan Yahya Abdul-Mateen II, Keanu Reeves ve Carrie-Anne Moss’un ardından dördüncü isim oldu. 2020’nin hemen başında başlayacak çekimlerde Aleksander Hemon ve David Mitchell’ın senaryosunu, Lana Wachowski yönetecek.

Kategoriler
haber

Candyman, Jordan Peele Sayesinde Geri Dönüyor

Bir dönem özel televizyonlarımızın favori korku filmi olarak ülkemizde defalarca yayın şansı bulan Candyman, Jordan Peele sayesinde geri dönüyor. Peele’in senaristliğini ve yapımcılığını yaptığı, Nia DaCosta’nın yönettiği film yine Clive Barker’ın klasik korku romanından uyarlanacak.

Geçtiğimiz hafta başlayan çekimlerle prodüksiyon süreci başlayan filmde Yahya Abdul-Mateen II başrolde yer alacak. Filmin esas büyük sürprizi ise 1992 versiyonunda Candyman’i oynayan Tony Todd’un geri dönecek olması…
Peele’in “Orijinal filme bir saygı duruşu niteliğinde bir devam filmi yazdım” diyerek anlattığı film, 12 haziran 2020’de ABD’de gösterime girecek.

Kategoriler
bakınıztv

Black Mirror Beşinci Sezon Tarihi ve Fragmanı

Netflix, antoloji dizisi Black Mirror Beşinci Sezon yayın tarihini açıklarken, yeni bölümlerden güzel bir fragman da yayınladı. 5 Haziran’da başlayacak ve Anthony Mackie, Miley Cyrus, Yahya Abdul-Mateen II, Topher Grace, Damson Idris, Andrew Scott, Nicole Beharie, Pom Klementieff, Angourie Rice, Madison Davenport ve Ludi Lin gibi oyuncuları izleyeceğimiz sezon, Bandrsnatch’ten 6 ay sonra yayınlanmış olacak.

https://www.youtube.com/watch?v=2bVik34nWws

Kategoriler
haber

Watchmen Dizisinden Son Gelişmeler ve Setten Sızan Görseller

Damon Lindelof tarafından TV’ye uyarlanan Alan Moore şaheseri Watchmen’in çekimleri tüm hızıyla devam ediyor. Çekimler sürerken de diziden yeni haberler geliyor.
Dizinin en “afili” başrol oyuncusu Jeremy Irons’ın rolü nihayet açıklandı. Karakteri uzun süredir sır gibi saklanan Irons, Ozymandias’ı (Adrian Veidt) canlandırıyor. 2009 yapımı Watchmen filminde Matthew Goode’nin yorumuyla izlediğimiz Ozymandias oldukça zeki, bilgin, kibirli ve çekici bir karakter. Irons bu karakterin yaşlı halini canlandırıyor ama çizgi-romanda ve çizgi-romana sadık bir şekilde uyarlanan 2009 yapımı filmde genç halini gördüğümüz Ozymandias’in yaşlı halinin nasıl bir hikayenin ekseninde olacağını henüz bilmiyoruz.

Diziye yeni isimler de eklendi. Mad Men ve Zoo dizilerinden hatırladığımız James Wolk ile birlikte 24, Fargo ve Legion dizilerinden hatırladığımız Jean Smart diziye katılan yeni isimler. Wolk’un canlandıracağı karakterle alakalı resmi bir açıklama yapılmadı ancak bazı söylentilere göre Wolk, Oklahoma’lı genç bir senatörü canlandıracak. Smart’ın karakterinin ise bir cinayet soruşturmasını yürüten FBI ajanı olduğu HBO tarafından doğrulandı.

Bu haberlerin dışında setten gelen heyecan verici görseller de var. Watchmen Brasil isimli bir Twitter hesabının paylaştığı set görsellerinden anlaşıldığı kadarıyla, Watchmen ismine yaraşır bir şekilde politik mevzulara değinen bir uyarlama bizleri bekliyor.
Kadrosunda Regina King, Jeremy Irons, Don Johnson, Tim Blake Nelson, Louis Gossett Jr., Yahya Abdul-Mateen II, Adelaide Clemens, Andrew Howard, Tom Mison, Frances Fisher, Jacob Ming-Trent, Sara Vickers, Dylan Schombing, Lily Rose Smith, Jean Smart, James Wolk ve Adelynn Spoon gibi oyuncuların yer aldığı Watchmen 2019 yılı içerisinde HBO’da yayınlanacak.

Kategoriler
haber

Ari Aster ve Jordan Peele Yeni Korku Filmleriyle Dönecekler

Rol aldığı komedi filmleriyle tanınır, hatta önceki filmi Keanu minnoş bir kediye rağmen (?) gişede iki seksen yatmışken korku-komedi türlerindeki Get Out‘la sürpriz bir gişe başarısı elde edip senaryo Oscar’ını kazanan Jordan Peele yönetmenlik kariyerine korku-gerilim filmi Us‘la devam ediyor. Peele çekimlere yakın zamanda başladı. Daha önce açıklandığı üzere filmin başrollerini Elisabeth Moss, Anna Diop, Yahya Abdul-Mateen II, Lupita Nyong’o, Winston Duke üstleniyorlar. Get Out gibi topluma değinen Us‘ın merkezinde biri siyah, diğeri beyaz iki çift yer alıyor. Konusu henüz açıklanmayan film 15 Mart 2019’da vizyona girecek.

Gelelim Ari Aster‘e. Bu yıl vizyona giren korku filmi Hereditary‘le dikkatleri çekip olumlu eleştiriler alan Aster de korku türünden şaşmayacak. Yönetmenin ikinci uzun metrajlı filminin adı açıklanmadı. Çekimlerine başlanan bu filmin başrollerini Florence Pugh, Will Poulter ve Jack Reynor üstleniyorlar. Filmin merkezinde bir çift (Pugh-Reynor) yer alacak. Bu çift, İsveç’in kırsalında yaşayan arkadaşlarına konuk olacaklar, ama tabii ki işler yolunda gitmeyecek, şiddet ve ölüme tanık olan çift hayatta kalmaya çalışacaklar. Bu film de 2019’da vizyona girecek.