Taking Sides: Muss Es Sein?


taking-sides-2.jpg

Beethoven, ölümünden hemen önce String Quartet No.15 opus 135’in notalarının üzerine “Muss Es Sein?” (Olmalı mıydı?) soru cümleciğini yazarken ne düşündüğü, neyi sorduğu belki de sonsuza kadar gizemini koruyacak.

Almanya’nın Reich’lar, savaşlar, Kaiser’ler, Führer’lerle dolu tarihini okuduğunuzda, Avrupa’nın ortasının ortasında bulunan dev ülkenin kanla, isyanla, saldırganlıkla, çekilen ve insanoğluna çektirilen büyük acılarla örülmüş mazisine baktığınızda aynı cümleyi tekrarlamamak mümkün değil: Muss Es Sein?

Kralların, imparatorlukların dünyayı bölüştüğü dönem bitip, ulus ülkelerin kendilerine yer kapma savaşlarını başlattığı, milletlerin kendini bir dilin-dinin-ırkın veya başka bir ülkünün etrafında toplayıp ülkeler kurduğu, “başka” olanı soykırımlardan geçirdiği dönem başladığında Almanya her “yerleşme kavgası”nın içinde yer almalı mıydı? O kavganın, kargaşanın içinde bir millet durup bunu kendine sorabilir miydi? Sormadılar, olmalı mıydı diye düşünmediler…

Birinci Dünya Savaşı kaybedilip, yenilginin ağır bedelini ödemeye başladıklarında savaşın kazanan taraflarına duydukları nefret tüm dünyaya, başka olana, siyaha, sarıya, kızılderiliye, çingeneye, sosyaliste, işçiye, komuniste, rusa, yunana, sırba, lehe, türke, museviye, düşünene, yazana, fikir üretene yöneldi. 500 milyar marklık banknotla bir ekmek bile alınamayan bir ülkenin halkıyla empati kurmak, içlerindeki kini anlamak zor değil… Ama bu kinin Hitler’le yanıt bulması üzerine yine Beethoven’ın sorusu geliyor akla: Muss Es Sein?

taking-sides-1.png

İzlediğiniz ve izleyebileceğiniz tüm İkinci Dünya Savaşı filmleri içinde apayrı bir yerde duran 2001 tarihli Istvan Szabo filmi “Taking Sides”, sadece bu soruyla kalmıyor. Beethoven’la ve klasik müzikle örülü bu önemli film, yüzlerce kafa karıştırıcı soruyu ardı ardına yöneltiyor, diğer tüm İkinci Dünya Savaşı filmlerindeki klişelere tersten yaklaşıyor.

Film klasik müzik tarihinin gelmiş geçmiş en yetenekli orkestra şefi Wilhelm Furthwangler’in gerçek yaşam öyküsü üzerinden, nazi, alman, musevi, hain, kahraman, işbirlikçi, hırslı, dürüst gibi birçok sıfatın değişik bakış açılarıyla nasıl farklı algılanabileceğini anlatıyor. Fazla spoiler vermeden, karakterler üzerinden filme ilgili çarpıcı ayrıntıları kısaca bir toparlayalım.

Wilhelm Furthwangler: Stellan Skarsgaard tarafından canlandırılan, klasik müzik eleştirmenlerinin büyük bir bölümüne göre tarihin en iyi orkestra şefi. Hitler iktidara geldiğinde ülkeden ayrılmaması ve dahası führerin de konuk olduğu konserler vermesi doğal olarak savaşın hemen ardından soruşturma konusu oluyor. Savaşı yitiren almanlar ve hatta ailesi katledilen museviler, savaşı Almanya’da geçiren hemen herkes ona saygı duyup koruyor. Furthwangler’in yaptığı herşeye mazaretler buluyorlar. Filmin ortalarına doğru ortaya çıkan Furthwangler ise egosunun büyüklüğüyle vicdanının baskısı arasında ezilip büzülüyor. Furthwangler’in Hitler hakkındaki düşüncelerini ise filmin en sonuna konulan küçük bir gerçek görüntüyle izliyoruz.

Steve Arnold: Harvey Keitel, şüpheci sorgu subayı rolünde abartılı olmasına rağmen kusursuz bir oyunculuk sergiliyor. Sivil hayatında sigorta müfettişi olan karakter, Furthwangler’e sorduğu sorularla sadece orkestra şefinin değil bizim de kafamızı karıştırıyor. Olaylara farklı yönlerden bakmamızı sağlıyor.

taking-sides-3.jpg

Teğmen David Wills: Moritz Bleibtreu, ailesi öldürülünce ABD’ye kaçan ve ismini değiştiren musevi asıllı amerikalı bir subayı oynuyor. Sorguda gözlemci olarak bulunan Wills, senaryonun vicdanı olup çıkıyor.

Emmi Straube: Walküre (Valkyrie) suikastında Hitler’i öldürmeyi başaramayan ekipten bir subayın kızı, Birgit Minichmayr tarafından canlandırıyor. Sorgunun notlarını almak için odada bulunan Fraulein Straube en kritik yerlerde ettiği sözlerle filmin vurucu ismi oluyor.

Film senaryosu ve oyuncularıyla öne çıkarken maalesef Szabo’nun ve prodüksiyon şirketinin yaşadığı sorunlar nedeniyle kurguda sorunlar yaşamış. Dikkatsiz izleyicilerin bile fark edeceği kurgu hataları göze çarpıyor. Bir de eğer iyi bir futbolseverseniz birden karşınıza fransız defans oyuncusu Frank Leboeuf çıkınca küçük çaplı bir şok yaşayacaksınız şimdiden uyaralım.


Leave a Reply