Kategoriler
izlenim

The Guilty: Tıpkısının Jake’lisi

The Guilty ile ilgili ilk konuşulması gereken şey haliyle filmin neredeyse “tıpkısının aynısı” denilebilecek bir yeniden çevrim olması…

The Guilty ile ilgili ilk konuşulması gereken şey haliyle filmin neredeyse “tıpkısının aynısı” denilebilecek bir yeniden çevrim olması…

Sadece filmin sonuna doğru sekansların sıralaması değişmiş ve bu yüzden filmin son sahnelerinde farklılıklar bulunuyor. Ancak bunun dışında tüm olaylar ve diyaloglar birebir aynı… Bu durum iki farklı şekilde yorumlanabilir:
1.Birebir bir yeniden çevrime ne gerek vardı? Orijinali zaten var!
2.Yapımcılar ve yönetmen Antoine Fuqua, Avrupalı bir filmi ABD izleyecisine ve Hollywood’a göre değiştirmeden eğip bükmeden aynen çekmiş, aferin!

Açıkçası ilk filmi daha önce seyreden biri olarak, son bölümdeki twist’i de bilince “Aynı filmi ikinci kez niye izliyorum?” diye sormaktan kendimi alamadım. Bu sorunun ilk yanıtı haliyle “Dur bakalım Hollywood filmi nasıl katletmiş?” diye meraklanmamdı.

Filmin belirli iyi yönleri de dikkat çekiyor tabi, çok da haksızlık etmemek lazım. İlki Jake Gyllenhaal’un kalburüstü oyunculuğu… Fuqua, ilk filmden farklı olarak çok hareketli kamera kullanımıyla tek mekanı renklendirmeye çalışmış. Bu seçim, kameranın sık sık Gyllenhaal’un yüzünün dibine kadar girmesi demek… Bu sahnelerde her mimiğin, her sözcüğün, her hafif duraksamanın mükemmel yansıtılması oyuncunun büyük başarısı… Gyllenhaal’un oscar adaylığı biraz da akademi üyelerinin ilk filmi seyredip seyretmemesine bağlı, çünkü ilk filmde Jakob Cedergren de iyi bir oyunculuk sergiliyordu.

Filmin ikinci olumlu yönü ise olağanüstü ses cast’ının telefonda verdiği başarılı performans… Riley Keough, Peter Sarsgaard, Ethan Hawke, Paul Dano gibi iyi oyuncular, sadece sesleriyle bile filme önemli katkı sunmuşlar. İlk filmdeki Jessica Dinnage’ın Iben performansına kimse yanaşamasa da, seslendirmenin toplam performansı ilk filmden iyi olmuş.

Filmin konusuyla ilgili BOL SPOILER İÇEREN yorumlara gelirsek…

İki film de aynı şekilde ana fikri korumuş.
Suç nedir, suçlu kimdir, bir insanı suçlu ilan etmek için ne kadar bilgi ve delil gerekir?

Konu, suçluyu ve suçu telefon üzerinden ve sesten belirlemeye gelince, Emily/Iben kendi ruhsal bozukluklarını ve çocuğuna yaptıklarını kamufle edebilmiş. Sadece suç ve ceza konusunda değil, her konuda aramıza teknoloji ve anti sosyalliği pekiştiren sosyal mecralar girdiği için yanlış müdahaleler insanları ölümün kıyısına sürükleyebiliyor. Algoritmada bir veri olduğumuz için, bu veriyi kafasındaki önyargılarla okuyan polis memuru tamamen yanlış sonuçlar çıkarabiliyor. Bir çocuğun ölümünden sorumlu olmasının bütün ağırlığı doğru karar vermesini engelliyor.
The Guilty, sistemin çarpıklıklarını gösterse de bir sistem eleştirisi değil. Yaşanan kötü olayların hepsini insan hatalarına bağlayıp sıyrılmayı başarıyor. Birçok yönüyle iyi bir gerilim olsa da daha fazlasını beklemeyin.

Bir cevap yazın