The Mist: Sisle Beraber Gelen Kaos

Stephen King'in öyküsünden uyarlanan The Mist dizisi üzerine bir yazı...

Sıradan ve sakin bir günde doğal olmayan bir sis yavaş yavaş Bridgeville adlı kasabanın üzerine çökmeye başlar. Sis yaklaştıkça göz gözü görmez bir hale gelir. Aynı zamanda bu sis öldürücü bir etkiye sahiptir. Sis kasabaya iyice çöktüğünde kasaba halkı sisin etkisiyle hem yaşam mücadelesi verirler hem de içlerindeki kötülüğü serbest bırakırlar. The Mist, Stephen King’in aynı adlı romanındaki ana hikâyeden uyarlama bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Daha öncesinde 2007 yılında çıkan The Mist filmi her ne kadar harika olmasa da gayet iyi bir yapım olarak Stephen King uyarlamaları içinde yerini alıyorken televizyon dizisi olan The Mist ne yazık ki bizlere hayal kırıklığı yaşatıyor. Genel olarak King uyarlamalarının yaşattığı hayal kırıklığına alışmış olsak da bu kadar kötüsünü de beklemiyorduk doğrusu.

Dizi, romandaki hikâyeye ne kadar sadık kalmış orası tartışılır fakat kesinlikle sorun bundan kaynaklanmıyor. Uyarlama olduğu için dizinin yaratıcısı hikâyeyi istediği şekle dönüştürme yetkisine sahip oluyor (En son ve uç örnek olarak The Dark Tower). Öncelikle hikâyenin gidişatını romandan bağımsız ele alacak olursak ilk bölüm itibariyle olaya güzel bir giriş yapılıyor. İstenilen gizemi bizlere veriyor. Fakat sis çöktükten sonra işin rengi değişiyor. Sisin insanları ne duruma soktuğu elbette ki gösterilmesi gereken önemli unsurlardan fakat neredeyse dizinin sezon finaline kadar sisin kökeni hakkında herhangi bir bilgi verilmiyor bizlere. Gizem demek 8-9 bölüm boyunca sadece birbirini yiyen insanları izlemek istiyoruz anlamına gelmiyor sonuçta. Dizinin yaratıcısı, ilk sezonu sadece temel atmak amaçlı kullanıp daha çok psikolojik gerilimi yansıtmak istemiş diye düşünürsek bu sefer en büyük iş oyunculara kalıyor ki en büyük hayal kırıklığını bizlere oyuncular yaşatıyor. İlk sezonun 8 bölüm olmaması veya psikolojik gerilim kısmına daha az yer verilmemesi yapılan hatalardan birisi oluyor.

Psikolojik gerilimin fazlaca yer aldığı dizide en önemli unsur haliyle oyuncular oluyor. Karakterlerin arasındaki sorunlar, çatışmalar ve şiddet seviyesi her geçen bölüm artarken karakterleri canlandıran oyunculardan neredeyse hiçbiri hakkıyla bunu seyirciye yansıtamıyor. Genelinin performansında bir yapaylık hâkim oluyor. Biraz olsun iyi diyebileceğimiz performanslardan birisi Nathalie karakterini canlandıran Frances Conroy’a (Six Feet Under, American Horror Story, Scent of a Woman) aitken bir diğeri de Connor karakterini canlandıran Darren Pettie’ye (Mad Men, Ringer, Madam Secretary) ait oluyor. Dizideki karakterlerin neredeyse hiçbiri seyirci tarafından benimsenemiyor aksine nefret unsuru haline geliyorlar. Sis, insanların içinde iyilik bırakmıyor mu yoksa bu kasıtsız bir şekilde yapılan bir olay mı bilemiyoruz ama dizinin itici yanlarından birisi haline geliyor.

Dizinin görselliği hikâye ve oyunculuklara göre bir tık daha iyi bir konumda yer alıyor. Sisin oluşumu ve ölüm sahneleri bir dizi için ideal olsa da yüksek bir kaliteye sahip olduğunu söyleyemiyoruz. Yer yer efektlerin yapaylığı göze çarpıyor. Müzikler açısında ise herhangi bir özel durum yer almıyor. Sahnelere eşlik eden sıradan fonlar bulunuyor.

İlk sezonunu tamamladığı gibi ülkemizdeki Netflix platformunda yerini alan The Mist, gizem ve korku açısından bekleneni veremeyen, oyuncu performansları ve hikaye ilerleyişi ile hayal kırıklığına uğratan bir Stephen King uyarlaması oluyor.

kategori:
izlenim