Theo Angelopoulos ve Eleni Karaindrou: Görüntünün Müzikle Aşkı

Theo Angelopoulos ve Eleni Karaindrou: Görüntünün Müzikle Aşkı

Angelopoulos ve Karaindrou’nun arkadaşlıklarını, nasıl tanıştıklarını, nasıl birlikte çalıştıklarını kendilerinden dinleyelim. Mahmut Hamsici’nin büyük ustayla, Serhan Yedig’in ve Figen Yanık’ın 2006’da Türkiye’de konsere geldiğinde Karaindrou’yla yaptığı röportajlardan yararlandık.

Theo Angelopoulos’un Karaindrou Hakkındaki Sözleri

Ben çok uzun zamandır aynı insanlarla çalışıyorum. Gençken birlikte başladık ve birlikte yaşlandık. Bir evlilik gibi. Bu, bir seçim değildi, bu benim ailem. Eleni ile de böyle. Eleni ile nasıl çalışmaya başladım biliyor musunuz? Başka bir film için müzik yapmışlığından haberim vardı. Onunla ilk karşılaşmamda, karar vermek için onu tanımam gerektiğini, bunun için de konuşmamız gerektiğini söylemiştim. Evime yanında bir kayıt cihazıyla geldi. Ona birlikte çalışıp çalışamayacağımızı bilmediğimi ama filmin hikâyesini anlatmak istediğimi söylemiştim.

Filmin hikâyesini anlatmaya başladım, yaklaşık iki saat konuştum ve o da tüm bu konuşulanları kaydetti. Ben belki görüşürüz belki görüşmeyiz derken, bir hafta sonra elinde bir kasetle geldi. Kasette bir müzik parçası, piyano parçası vardı. “Sizin konuşmanızı koydum ve dinlerken bunu çıkardım nasıl buldunuz?” diye sordu. Ve bu, filmin müziğiydi! Şimdi bile her seferinde bana bir kayıt cihazıyla gelir, anlattıklarımı kaydeder ve sonra müziği yaratmaya çalışır. Dolayısıyla bu buluşma bir aşk gibiydi, aramızda bir çekim oluşmuştu. Tüm çalışma arkadaşlarımla aram böyledir.

Eleni Karaindrou’nun Angelopoulos Hakkındaki Sözleri…

Angelopoulos’un filmleri, müziğim bir tür günah çıkarma. Belki bana yaşam gücü veren bu. Belki müzikle kendimi keşfetme çabam, dinleyicilere de yardımcı oluyordur.

Çoğu kez hayatı yönlendiren karşılaşmalardır. Angelopoulos’la karşılaşmam belirleyici rolü oldu. Doğaçlama yapıyor, klasik müzik ve oyun müziği yazıyordum, mutluydum. Film müziği alanında yeniydim, sadece bu alanda kalmayı hiç istemiyordum. Angelopoulos’la tanışmamızı sağlayan ikinci film müziğimdi. İlk filmlerinde hiç özgün müzik kullanmamıştı. Elinde kronometreyle stüdyoda çalışacak bir besteci istemiyordu. Üretim sürecini birlikte yaşayacağım koşullarda çalışmayı teklif etti.

Tuhaftı, çünkü film çekilmeden yazıyordum müziği. Öyküyü anlatmasını istiyordum, sesini kaydediyordum. Bazen ses tonu, vurgu, duraklamalar sözcüklerden çok anlam taşır. Bu duygu doğrultusunda bestelerim. Senaryo okuyup, sinematografik beste yapmadım hiç. Görüntülerden esinlendim, özgürce besteledim. Angelopulos bir şair, filozof. Ondan çok etkilendim.

Angelopoulos’la işbirliğimle kendi derinliklerime ve kendi özüme ulaştım. Çekimlerde müziği hiç yazmam sadece fikirler vardır. Ulis’in Bakışı’nda
olduğu gibi müziği kaybolmuş bir saflıkla ele aldığım zaman önce kendi derinliklerime ulaşmam gerekiyordu ki sanatımın içinden bu sesleri çıkarabileyim.

Bir yönetmenle bir müzisyen arasındaki ilişki zaten sihirli bir özellik taşır. Bunu anlatmak kolay değil. Angelopoulos’un benim müziğimde uzun yıllar aradığı bir şeyi keşfettiğine inanıyorum. Onun da böyle bir arayışı vardı ve onu bende buldu. Aramızda ideolojik, estetik ve ruhsal bir ilişki var. Aşk nasıl anlatılamıyorsa müzikle-sinema arasındaki kimya da anlatılamaz. Böyle olunca Angelopoulos ile aramızdaki dostluğa da aşk diyebilirsiniz.

Angelopoulos bana önce yavaş yavaş olayı anlatıyor. İkinci gün birkaç şey aha ilave ediyor. Bu sürede benim içimde de birtakım duygular oluşuyor ve bu anlatım içinden filmin ana konusunu çıkarmaya çalışıyorum. Bütün hikayeyi anlattıktan sonra da çoğunlukla hemen müziğe başlıyorum. Onun senaryoya neleri ekleyeceğine emin olmadan birçok uzun eser yazıyorum. İkimiz de bu müziğin içine nelerin dahil edilip edilmeyeceğini bilmiyoruz. Bütün müzisyenlerin biraz medyum olduğuna inanıyorum. Bu bende de var. Angelopoulos bazen temalarımı hemen anlıyor, hissediyor ve uyguluyor. Bazen de üstünde düşünüyor. Düşüncelerin bende yarattığı duyguları müzikle dışarıya veriyorum. Stüdyoya girip kronometre ile plan yapmıyorum. Bazı temaları dinledikten sonra o tema üzerine de bazı sahneler çekiyor. Arıcı filminde vals sahnesi böyle oluştu. Aramızda karşılıklı bir etkileşim sözkonusu. Bundan yola çıkarsak bir aşk sözkonusu olabilir ama bu sadece işimizle ilgili… İkimiz de işimizi aşkla yapıyoruz.


Leave a Reply