Kategoriler
izlenim

Titane: Kanserleşen Maçoluğun Kışkırtıcı Cenazesi

Not: Bu yazıda sürprizbozan öğelerden bahsedildiği için yazının filmin izlenmesinden sonra okunması gerektiği önerilir.

Sevgisiz Büyüyen Çocukların Başkaldırısı

“Raw” filmiyle sinema dünyasında adını duyuran Julia Ducournau, yeni filmi “Titane” ile Altın Palmiye ödülünü kazanarak adından söz ettiren bir sinemacıya dönüştü. Adını titanyum elementinden alan “Titane”, toplumsal cinsiyet algısını kendi içinde eleştirerek, stilize bir görsel yapı kuruyor. Klasik anlatıdansa metaforik doneleri filmin merkezine yerleştirerek maçoluk algısı ve toplum tarafından fazlaca dayatılan erkeklik olgusuna tokat gibi bir cevap veriyor.

Film erkeklik algısına kendi silahlarıyla saldırıyor. Araba tutkusu, kadınlara bakış açısı ve vücut sıvılarını kullanarak seyircisine beklemediği bir dünya göstermeyi tercih ediyor. Filmin ana karakteri Alexia’yı daha ilk sahnede sevgisiz bir şekilde büyüdüğünü göstererek bir kaza vasıtasıyla niyetini belli ediyor. Freudyen bir dokunuşla aile temasına baş kaldırıyor. İnsanların kadınlara vermediği sevgiyi, arabalarına ve metalin soğuk yapısına veren insanları ana karakterine yüklediği metalseksüel diyebileceğimiz farklı bir bakış açısıyla karşımıza çıkarıyor. Buna ek olarak Alexia’nın çıkardığı yangın da toplumsal aile yapısına karşı bir savaş çığlığı olarak düşünebiliriz. Hatta bir sevişme sahnesinde annesinden süt emen bir bebek misali, içindeki sevgisizliği kadının göğsündeki piercinglere ilgi göstererek karakterin ruh durumunu yansıtmaya çalışıyor.

Erkeklik ve Maçoluğa Vurulan Darbe

Filmin başında gösterilen arabaların üzerinde striptizci edasıyla dans eden kadınların, erkeklerin fetişi olarak gösterildiğini söyleyebiliriz. Bu algıyı bir itfaiye istasyonundaki kutlama dans sahnesinde tersyüz ediyor. Erkeklerin erkekleri dans ederken izlemekten hoşlanmadığı ve bu noktada homofobik bakış açısıyla toplumsal cinsiyet konusunun değiştirilmesi konusunda eleştirisini açıkça belli ediyor.

Baba figürü olarak karşımıza çıkan Vincent Lindon’un Vincent karakteri tam da bu durumun temsili gibi gözüküyor. Sonuna kadar maço bir erkek yetiştirmek isteyen Vincent’ın Alexia’ya uyguladığı baskıcı tutum, cinsiyet kalıplarına takılı kalmış bir neslin film içerisinde yansıması olarak yorumlanabilir. Zaten Lindon’ın yaşlılığa karşı mücadelesi ve her türlü acıya rağmen kendine zorla testesteron enjekte etmesi, belirli kalıplardan uzaklaşmak istememesinin en büyük tezahuru olarak karşımıza çıkıyor. Bu karakter ne zaman cinsiyetin, aile sevgisinden önemli olmadığını anladığı an, durum tam tersi bir vaziyete bürünüyor. Alexia kendi tabularını yıkmış bir adamı ödüllendirmeyi tercih ediyor.

Toplumsal Cinsiyet Kalıplarının Ölümü

Ducournau toplumun kabullenmekte zorlandığı tabuların artık yıkılması gerektiğini savunuyor. İnsanların kimlikle yaftalanması, cinsiyetleriyle var edilmesinin dünya düzeninde yanlış olduğunu vurguluyor. Artık modern toplumun tektipleşen cinsiyet algısından çıkıp insanları olduğu gibi kabullenmesinin doğru olacağının altını çiziyor. Bu yüzden de ana karakterinin fiziksel yapısını toplumun çizdiği kıstaslara bağlı kalmayarak başkalaşmasına fırsat tanıyor.

Tabii bu mesajların yerini bulması açısından klasik anlatımın dışına çıkmayı uygun buluyor. Olabildiğince provakatif bir dil kullanıyor. İnsanları kışkırtmanın bir formülünü yakalıyor. Görsel anlamda etkileyici bir atmosfer kurarak stilize bir yaklaşımla kendi sinemasının ne kadar güçlü olduğunu bizlere çıplak bir şekilde ifade ediyor.

“Titane” seyircisinin düşündürürken, istismar sinemasına yakın duran tavrıyla dikkat çekmeyi başarıyor. Korku sinemasının bir alt türü olan Body horror’ın sunduğu imkanları cömertçe kullanarak bize bir dönüşüm hikayesi anlatıyor. Kimlik nedir ve neyi ifade etmelidir sorusunu sorarken, insanın kendi varoluşunu düşünmesini istiyor. Ana karakterinin bir katil olarak tasvir edilmesinin temel nedeni olarak, nasırlaşan algının, bakış açısının öldürülmesi gerektiğini savunuyor. İnsanların bu durumu anlaması için de tokatını savurmaktan kaçınmıyor. Bu bağlamda seyircinin  kendini zorlamasını ve düşünce tembelliğinden artık sıyrılmasını temenni eden bir sinema karşımıza çıkıyor.

 

Bir cevap yazın