Twilight Serisinin Gelişimi ve The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 1

Twilight Serisinin Gelişimi ve The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 1

Bakınız için yazan: Emek Hançer

Filmin basın gösterimi için CityLife sinemalarındayım. Öncelikle yazının başında belirteyim hemen. Filmi hakkında konuşurken kitabı okuyan hayran kitlesi için yazdıklarım. Yani serinin bugünlere kadar gelmesini sağlayanlar için.

Alacakaranlık Serisi romanları 4 yıldır hayatımızda; ne zaman bir cafeye otursanız bir masada vampirler konuşuluyor muhakkak. Ben en son otobüs beklerken 40-45 yaşlarında bir beyefendinin elinde gördüm Şafak Vakti’ni . Bu kadar popüler olmalarının birçok sebebi var tabiî ki: Zamanda donma fikri, vampirlerin hepsinin güzel ve alımlı, kurtadamların kaslı olması ve tabiî ki Robert Pattinson. Filmin yapım aşamasında Edward rolünü oynamaması için 75.000 imza toplansa da şu an kimse başka bir Edward düşünemiyor. Oyuncuların genelde bir karekterle bu kadar özdeşleşmeleri kötü yorumlanır. Mr. Pattinson da bunu fark etmiş olacak ki eline gelen yeni seneryoları çok iyi değerlendiriyor. Yakında onu David Cronenberg yapımı Cosmopolis ve Guy De Maupassant hikayesi Bel Ami’de Uma Thurman, Christina Ricci ve Kristen Scott Thomas’la birlikte izleyeceğiz.

Filme giderken aklımdaki en büyük soru acaba bu sefer dedikleri doğru mu; yani gerçekten serinin kitaba en bağlı kalan filmini mi izleyeceğiz? 2 haftadır dur durak bilmeden yapılan promosyon çalışmaları , izleyicilerle (biliyorum biraz yumuşak kaçtı – obsesif hayranlar daha doğru olacaktır aslında) buluşmalar , basın gösterimleri ve tv şovlarının hepsinde oyuncular ve yönetmen Bill Condon kitaba bağlı kalmak için ellerinden geleni yaptıklarını söylediler. Filmden çıkar çıkmaz benim de düşüncem bu oldu: evet, neredeyse hiçbir şey değiştirilmemiş. Güzel haberlerin ilki bu. İkincisi ise filmde birçok sürpriz var. İlk filmin müziklerini yapan Carter Burwell ve soundtrack için en önemli sahnelerde tabiri yerindeyse ‘cuk’ diye oturmuş müzikler.

Oyuncularla ilgili artık bu saatten sonra bir yorum yapmak biraz abes kaçıyor. Serinin hayran kitlesi tarafından daha ilk filmde kabul gören başrol oyuncuları her ne kadar film sayesinde özel hayatlarından ödün vermek zorunda kaldıklarını ve bu durumdan çok da hoşnut olmadıklarını her röportajlarda belirtseler de geldikleri konumu kötüye kullanmadan filmin daha iyi olması için ellerinden geleni yaptıklarını ve kitabın hayranlarının görmek istedikleri en önemli sahneleri prodüktörler ve yönetmenlerle yapılan uzun toplantılar sonucu oluşturduklarını anlatıyorlar.

Özellikle Edward karakteri için Catherine Hardwicke’in evinde yapılan seçmeler adeta bir efsane halini almış durumda. Kristen Stewart neden Robert Pattinson’ın seçildiğini şöyle özetliyor: “Gelen oyuncular içinde burnu havada, dünyanın en yakışıklı erkeği benim havasında oynamayan sadece Robert’dı. Başını öne eğmiş adeta burada olmalı mıyım bilmiyorum dercesine içeri girdi. İşte o zaman anlamıştım Edward rolü Robert’ın olmalıydı. “Bunun sebebi ise Edward karakterinin 107 yıldır neden yaşadığını bilmemesi, daha doğrusu hayatta kalmak için bir sebebinin olmaması. Bella’nın hayatına girişiyle bu fikri değişiyor tabiki de. Bu süreci ise prodüktör Mark Morgan şöyle özetliyor: “Robert’ın Edward karakteri için seçilmesinin asıl sebebi Kristen’la aralarındaki inanılmaz kimya ve cinsel gerilimdi. Başka seçeneklerimiz de vardı fakat hiçbiri Kristen ile bu kadar uyuşmamıştı.”

İlk filme geri dönelim önce isterseniz. Düşük bütçeleri var çünkü sadece kitabın hayranlarının filmi izleyeceklerini düşünüyorlar ve yönetmen koltuğunda indie filmlerden tanıdığımız (bkz. “13” , “Lords of Dogtown” ) Catherine Hardwicke oturuyor. Görsel efektler biraz da ekibin zorlamasıyla oluşuyor. Mesela Edward’ın Bella’yı ağacın tepesine çıkarıp manzara izlettirdiği sahnede bir uçurum kenarında duruyorlar. Ağacın o kadar uzun gözükmesinin sebebi de bu. Filmin tonlarından bile büyük kitleler için düşünülmediğini anlayabilirsiniz aslında.

Filmin tanıtım aşamasında San Fransisco Comic Con ve birçok farklı şehirde yapılan hayranlarla buluşma organizasyonları beklenenin çok daha üzerinde ilgiyle karşılanıyor. Box-Office de elde edilen büyük başarıyla birlikte birden heryerde kitabın ve oyuncuların ismini duymaya başlıyoruz. İşte bu noktadan sonra artık sadece bir film değil bir ürün, bir franchise oluyor.

İkinci film için çalışmalar başlıyor ve bu sefer yönetmen koltuğuna Chris Weitz oturuyor. Tabii ki beklentiler artık çok daha büyük. Gösterime girdiği gün 2 rekor birden kırıyor Yeni Ay: Gece gösterimi ( $26.3 million ) ve gösterime girdiği cuma günü ( $70 million ) en fazla bilet satışı. Edward Bella’nın normal bir insan hayatı yaşaması için onu terkediyor. Bu sahne filmin anahtar sahnelerinden çünkü Bella Edward’ın söylediği yalana çok çabuk inanıyor. “Bir daha geri gelmeyeceğim, söz veriyorum sanki hiç varolmamışım gibi olacak. Sadece senden son bir şey istiyorum, kendini tehlikeye atma, Charlie için” Edward’ın son sözleri oluyor Bella’ya. Burada kitaptaki vampir ve kurtadam elementlerini bir kenara bırakıp, normal bir ilişkide hem kızın hem erkeğin sıklıkla yaşadığı duyguyu biz de Bella’yla beraber yaşıyoruz. Kendimize olan güvensizliklerimiz, eksiklerimiz yüzünden terkedilme korkusu gibi duygularla çok kolay özdeşleşebiliyoruz Yeni Ay’da. Belki de filmin en önemli sahnesini nasıl çektiklerini Weitz şöyle anlatıyor: “bir noktada Kristen ve Robert için endişelenmeye başladık çünkü sahneyi içlerinde çok fazla yaşıyorlardı”. Bu arada müziklerden bahsetmeden geçemeyeceğim; Bon Iver ve St. Vincent, Thom Yorke, Lykke Li, Anya Marina, Grizzly Bear, Editors ve Alexandre Desplat gibi dahilerle çalışılmış. Edward’ın karanlığa doğru yürümesini izleyen Bella’nın ifadesi Roslyn’i her dinleyişinizde aklınıza geliyor.

Tam 7 ay sonra serinin 3. filmi Tutulma gösterime giriyor. Bu sefer aşk üçgeninin tamemen içinde buluyoruz kendimizi. Bir yanda en yakın arkadaşı, ona mutlu ve normal bir hayat yaşatabilecek Jacob, bir yanda ise onsuz yaşayamayacağını bildiği Edward. Her sahnede bir o yana bir bu yana çekiliyor Bella. İki taraf Victoria Bella’yı öldürmek için geri dönünce işbirliği yapmak zorunda kalıyorlar. Kitabın en önemli sahneleri nedenini bilemediğimiz bir şekilde filmin içinde kayboluyor. Kitapta okuduğumuz Bella ile filmde gördüğümüz Bella aynı kişi değil sanki. Burada Kristen Stewart’ın oyunculuğundan değil, senaryonun eksiklerinden bahsediyorum. Bella ve Edward diyalogları sanki hep yarıda kesilmiş gibi. Koltuğunuzdan kalkıp “ burayı kim uydurdu, böyle bir sahne yok ” diye bağırmak geliyor içinizden.

David Slade (Hard Candy, 30 Days of Night) filmin daha bir adult, daha bir karanlık olması için elinden geleni yapmış. Zaten çekimlerde sürekli elinden düşürmediği kamerasıyla görüyoruz yönetmeni. 4. filme doğru gelirken önce kitabın iki film olarak çekilmesi kararlaştırılıyor ve Oscar ödüllü Bill Condon ile anlaşılıyor. Bill Condon ve ekip hayranların neler beklediklerinin daha bir farkında sanki. O zaman geçelim filmin en önemli sahnelerine:

Edward sonunda Bella’yı evliliğe ikna eder. Davetiyeler dağıtılır ve sevdiği kızın baş düşmanıyla evlenmesini hazmedemeyen Jacob insan formunu geride bırakarak herkesten ve her şeyden uzağa kaçar… Üzülerek söylüyorum çok komik olabileceğini düşündüğüm Bella’nın babasını evliliğe ikna etme sahnesi maalesef filmde yok. Burada ayrı bir parentez açmak lazım, Charlie rolünde izlediğimiz Billy Burke ilk üç filmde olduğu gibi yine filmin en iyilerinden. Düğün hazırlıkları yapan Cullen ailesini izlemek çok zevkli; onlar da Edward’ın sonunda mutluluğu bulmasıyla rahatlıyorlar. Şimdiden uyarıyorum düğün sahnesinde ağlamaya hazır olun; Set, dekor, gelinlik, hepsi özellikle bayan hayranları memnun edecektir.

Öncelikle şunu belirtmem lazım kitabı okumayanlar için balayı ve düğün sahneleri biraz uzun gibi gelebilir. Fakat önce de belirttiğim gibi günlerce çadırlarının içerisinde hayranı oldukları yıldızları görmeyi bekleyen, onlar için blog siteleri açan ve bu sahneleri kendi aralarında günlerce tartışan bir kitle var. İşte bu yüzden filme gitmeden önce IMDb puanına bakanlar değil; zaten hikayeyi başından sona ezbere bilen, biletleri 2 ay önceden almış olanlar için değerlendirildiğinde serinin en iyi filmi kesinlikle Şafak Vakti.

4 senedir herkesin beklediği o en önemli sahneye gelirsek; Edward’ın Bella’yı incitmemek adına seksi ertelemesi kitabı bitirmek için en büyük nedenlerden biri. Bu kadar çok beklenen, üzerine yazılıp çizilen bir sahneyi hayata geçirmek gerçekten stresli bir iş olmalı. Ama ertesi gün kendini yastık tüyleri içinden bulan Bella geçirdiği geceyi hatırlarken (Turning Page – Sleeping at Last dinliyoruz burada) Edward birden gelip Bella’nın en mutlu anını mahvediyor. Balayı boyunca da bir daha ona dokunmamaya söz veriyor. Bella’nın Edward’ı baştan çıkarmaya çalıştığı sahneler filmin en zevkli yeri.

Sonunda bütün zorlukları geride bırakan çiftimiz balayına mutlu mesut devam ederlerken Bella’nın hamile olduğunu anlamasıyla sinirler yine geriliyor… Edward’ın tek düşüncesi Bella’yı bir an önce kurtarmak çünkü karnında büyüyen şeyin ne olduğunu bilmiyorlar. Bella ise kendisini anlayan tek kişi olacağını düşündüğü Rosalie’ye sarılıyor. Zamanda donma fikrini kabullenemeyen Rosalie kendisinin hiç sahip olamayacağı bebeği Bella’dan almalarına izin vermiyor. İlk tanıştıkları günden beri anlaşamayan Bella ve Rosalie sonunda uzlaşabildikleri bir konu bulup kanka oluyorlar.

Kurt kafilesinde ise Bella’nın durumu grubu ikiye ayırıyor. Sevdiği kızın ölmemesi için gruba sırtını çeviren Jacob, Seth ve ablası Leah ile birlikte Cullen’ları korumaya alıyorlar. Filmin finalinde ise Bill Condon’ın neden Oscar’lı bir yönetmen olduğunu gördüğümüz doğum sahnesi var. Bu sahnede yönetmenin korku filmelerine olan hayranlığı ortaya çıkıyor. Kristen “benim için kesinlikle en zor sahneydi, kendimi sürekli daha çok yapmam daha çok zorlamam gerekiyormuş gibi hisettim” diyor. Bella’nın annelik içgüdüsüyle bir deri bir kemik kaldığı sahneler serinin normal havasının çok dışında. Kitabı okuduğunuzda görsel efektlerin kullanılacağını anlıyorsunuz. Ama işi abartmayarak, gerçeğe yakın sahneler çekmeyi başarmışlar. Bella’nın vampirliğe geçişi özellikle serinin ilk 3 filminden alınan karelerle ve Love, Death, Birth eşliğinde mükemmel olmuş.


Leave a Reply