Uçtu Uçtu: Anadolu Kartalları

Uçtu Uçtu: Anadolu Kartalları

Çocukluğunda Top Gun’la gaza gelmiş; ucundan kıyısından uçmaya, uçaklara meraklı insanlar olarak hep kendi filmimiz olsun istedik. Sonunda film oldu ama neresinden tutsak olmadı.

Ülkede böyle bir film yapılacağını duyunca önce heyecanlanır gibi olduk ama uzun sürmedi. Filmin Türk Hava Kuvvetleri’nin isteği doğrultusunda çekileceğini öğrendiğimizde bu heyecanın yarısı uçup gitmişti çoktan. Senaryonun Hakan Evrensel’e emanet olduğunu öğrendiğimizde ise bizi bekleyen şeyi az çok tahmin etmeye başlamıştık.

Hakan Evrensel’in önceki işlerinden yola çıkarak bu filmin de çaktırmadan militarizm yüklü, insan odaklı bir senaryoya sahip olacağını zaten anlamıştık. Beklediğimiz şey karşımızdaydı ama olabileceğinin en kötü haliyle. Film yıllardır yurtdışında yapılan filmlerden sahnelerin kolajıyla oluşturulmuş adeta, sadece oyuncular değişik ve içine Türk sinemasını vazgeçilmezi olan ajite hikayeler eklenmiş. 70’li yıllardan beri sinemamızın kurtulamadığı komik yan karakter de es geçilmemiş. Senarist havaalanlarında pilotlar ve teknisyenlerle vakit geçirdiğini; senaryoyu bu şekilde çıkardığını bağıra bağıra dile getirse de inanası gelmiyor insanın. Yıllardır bize anlatılagelen klişelerden ibaret bir örgüsü var filmin. Sanki oturduğu yerden google araştırmasıyla yazılmış hissi veriyor insana. Bir tek Türk pilotların milleti madara ettiği bir it dalaşı eksik kalmış. Sonuç olarak ortaya kötü bir senaryo, her tarafı açıkta, zorlama bir olay örgüsü çıkmış.

Filmimizin ikinci fiyaskosu da cast seçimi. Ortalama bir Türk dizisinde işe yarayabilecek yakışıklı çocuk, güzel kız ikilisinin seyirciyi sinemaya çekemeyeceğini hala öğrenememiş yapımcılar var. Çağatay Ulusoy biraz üzerine düşse bir şeyler olacak gibi görünse de Hande Subaşı’nın yaptığına oyunculuk demek için ilk kez film izliyor olmak lazım. Göründüğü; özellikle konuştuğu her sahnede izleyenin yaşam sevincini alıp götürüyor. Özge Özpirinççi ve Engin Altan’ın oyunlarında söylenebilecek çok fazla bir şey yok. Onlardaki sıkıntı bambaşka noktalarda. Özge Özpirinççi jet pilotu olmak için sanki fazla kısa, Engin Altan ise binbaşı olmak için fazla genç. Ekin Türkmen tamamen senaryo gereği filme monte edilmiş gibi görünüyor, Şevket Çoruh ise yine en iyisini yapma çabasında.

Yönetmen Ömer Vargı filmi çekerken pek yorulmamışa benziyor, oyunculuğu gerçekten kotaranlar zaten üzerlerine düşeni yapmışlar, diğerleri için ise pek uğraşmamış (ya da uğraşmştır da bu kadar olmuştur belki). Yine de Hakan Evrensel’in senaryosunu Levent Semerci’nin yönetmemesi bir mutluluk kaynağı; filmde bol bol bulut kullanımı görebilirdik yoksa. Filmin müzikleri için bir şeyler yazmaya, konuşmaya bile gerek yok. Alakasız sahnelerde alakasız müzikler, acemice tercihler. Ozan Doğulu “bitse de gitsek” modunda takılmış sanki. Filmi izlenebilir kılan tek şey var; o da görüntü yönetmenliği. Jenerik akarken bu koltukta Uğur İçbak ismini görmek çok şaşırtıcı olmadı.

Filmin çıkışında aklımızda kalanlar ise şöyle:

1. Yakışıklı, bahtsız pilot – güzel, sorunlu sevgili.
2. Amerikan filmlerinden fırlamış artist binbaşı.
3. Türk pilotları dünyanın en iyisi.
4. Jet üssünde vespa ile elimizi kolumuzu sallaya sallaya gezebiliriz.
5. Oğlumuz jetle kalkacakken 5 metreden el sallayabiliriz.
6. Uluslararası askeri tatbikata siviller de girebilir.
7. Bir gün Türk mühendis ve işçilerinin yaptığı uçaklarla uçacağız.

Bu kadar kötü bir filmde kullanılmamış tek klişe var: hiçbir uçak düşmüyor. Uçak düşse ama zeki, çevik, ahlaklı pilotumuz kurtulsa bir nebze ama uçak düşmüyor. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yasaklamış heralde diye düşünüp fazla kurcalamıyoruz.


Leave a Reply