Under The Skin: Bu Sabah Yağmur Var Glasgow’da

under the skin

“2014 yılı pek çok nedenden ötürü İskoçya için önemli bir yıl olacak” diyor radyoda sabah programı yapan DJ… Scarlett Johansson bu esnada beyaz minibüsünün direksiyonunda etrafı kesiyor. “Referandum var. Hepimiz o günü bekliyoruz. Ayrıca Commonwealth Oyunları ve Ryder Cup… Çok heyecanlıyız.”

Bağımsızlık referandumundan %55’e 45 oranla “hayır” çıktı. Aslında Glasgow halkı %53,5 oranında “evet” dedi ama genel tabloyu değiştiremediler. Bu halkoylamasından 2 ay kadar önce İskoçya, tarihinin en büyük spor organizasyonu olan 20’nci Commonwealth’e Glasgow’da ev sahipliği yaptı. İskoçlar 19’u altın 53 madalyayla kendi adlarına rekor kırarak en başarılı dördüncü ülke oldular. Ryder Cup ise Eylül sonlarında yine İskoçya’da oynandı. Bir İrlandalı olan Paul McGinley kaptanlığındaki Avrupa takımı, ABD takımını devirdi ve unvanını korudu.

Jonathan Glazer filmi 2011 sonbaharında çekti. Fakat filmin gösterileceği döneme göndermeler yapmayı ihmal etmemişti. Merak edenler için, Michel Faber’ın aynı adlı romanından uyarlanan (Sel Yayıncılık tarafından “Derinin Altında” adıyla Türkiye’de de piyasaya sürüldü) ve başrolünde Scarlett Johansson’un Glasgow’da insan avlayan bir uzaylıyı canlandırdığı “Under The Skin”den bahsediyorum.

under the skin

Filmin 2013 yazının son günlerinde Telluride ve Venedik Film Festivalleri’nde başlayan macerası, 1 yılı aşkın süre devam etti. 2014 Ekim’inde Sitges’te hâlâ festival programlarında dolaşıyordu. 45 adaylık, 18 ödül elde etti. Bu esnada geçen yıl !f İstanbul’a da uğradı. Sonradan buralarda vizyona giremedi. Keşke sinema salonlarında 1-2 hafta olsun şans bulabilseydi.

Hayaller Scarlett Johansson, Hayatlar ‘Tehlikeli Tür’

Scarlett, Under The Skin’de isimsiz bir uzaylı rolünde. Zihninizde öyle kostümlü, antenli, dijital bir uzaylı canlanmasın ha. Çocukluğumuzun “Species”indeki Natasha Henstridge gibi öldürücü numaraları da yok. Görünüş olarak normal bir insan. Esrarengiz güzelliğiyle şehrin her noktasında anında fark ediliyor. Beyaz minibüsünde kenti turlayıp, gözüne kestirdiği ‘tek tabanca’ Glasgow erkekleriyle adres sorma gibi bahanelerle muhabbet açıyor. (‘Yalnız kurt’ olmaları ön koşul. Uzaylı Scarlett, sorduğu sorularla önce bundan emin olmayı ihmal etmiyor.) Akabinde “bize gidelim beyler” diyor; dört ayak üstüne düştüğünü sanan delikanlıları garip bir yöntemle ‘harcıyor’. Esas kızımız bu yönüyle, tesis sıkıntısı çekmeyen bir uzaylı!

Eve götürdüğü adamlara ne yaptığını tam olarak bilmiyoruz. Gördüğümüz şey, heyecanla soyunarak yürürken uçsuz bucaksız siyah bir havuza batıp gözden kaybolmaları (temsili). Bu tuhaf ritüel serisi böyle sürüp giderken Scarlett, arabasına aldığı nörofibromatozlu bir adamı (Adam Pearson) harcama operasyonunda bu kez işe duygularını karıştırınca, kendi varlığını tehlikeye atıyor. Belli ki ona bu görevi veren bir ‘üst akıl’ var!

Bunlar olurken beyaz minibüsün penceresinden gördüğümüz şehirde gündelik hayat öyle harikulade akıyor ki, hemen vizeye başvurmak istiyoruz. Serin İskoç sonbaharında incecik giysisi ve üzerindeki kürküyle Scarlett, “Glasgow’da bir yabancı” karakteri için mükemmel seçim. Ortaya çıkan ürün ise absürt görselliği, sıra dışı müzikleri (zaman zaman cızırtıları hatta sessizlikleri), rahatsız eden ama bunu son derece klas bir şekilde yapan bilim-kurgu(ish) yapısıyla hayli korkutucu, hayli egzotik, hayli erotik bir küçük ‘arthouse’ başyapıtı.

under the skin 2013

İçinde Yaşadığım ‘Deli’

Jonathan Glazer daha geleneksel senaryolarla ilerleyen önceki filmleri Sexy Beast (2000) ve Birth’e (2004) kıyasla bu sefer bayağı ampirik takılmış, bayağı ‘uçmuş’. Gaspar Noé, Michel Gondry ve David Lynch’in “aferin koçum” diyeceği bir yerlere konumladığı ‘stilize’ sahneler, bir anda Ken Loach’un “Carla’s Song”undaki hüzünlü Glasgow’a dönüşebiliyor. Direksiyona Scarlett değil de Robert Carlyle’ın canlandırdığı naif otobüs şoförü George Lennox oturabiliyor.

Lakin hem konu olan şehir, hem de cezbedici deneyselliğiyle en çok David Mackenzie’nin “Perfect Sense”ini hatırlatıyor. Şiirsel tuhaflık, bu kente çok yakışıyor. Yine mi Glasgow’dayız, yine mi sanat filminde zirve yapıyoruz, yine mi güzeliz, yine mi çiçek? Hamdolsun…

Son bir not: Scarlett’in formalı, atkılı Celtic taraftarları arasında ‘avlandığı’ sahne, ezeli rakip Rangers’ın makûs talihini anımsattı. Aslında Walter Campbell ve Jonathan Glazer senaryoyu uyarlarken şehrin mavi-beyaz yakası henüz vergi borcu nedeniyle kayyuma devredilmemiş ve ‘amatöre’ düşürülmemişti. Yine de eminim ki Scarlett’in bu hareketi Rangers taraftarlarını biraz olsun tebessüm ettirmiştir. Rangers şu an ikinci lige kadar tırmandı. Dilerim ki iyice çivisi çıkan ‘güzel oyun’a renk katmayı sürdürebilecek ender olaylardan Old Firm derbisi önümüzdeki sezon sahnelere geri dönsün.


Leave a Reply