Underworld – Awakening: Bunu Saymıyorum

Serinin bir seveni olarak bulduğum ilk fırsatta sinemanın yolunu tuttum. Üç filmi de keyifle  izlemiş ve çok sevmiştim. Şimdilerde onca pespaye film ve kitapta vampirler ve kurt adamlar cirit...

Serinin bir seveni olarak bulduğum ilk fırsatta sinemanın yolunu tuttum. Üç filmi de keyifle  izlemiş ve çok sevmiştim. Şimdilerde onca pespaye film ve kitapta vampirler ve kurt adamlar cirit atarken “öyle olmaz böyle olur” dedirtecek iddiada bir film izleyeceğimden emindim. Hatta büyüsü bozulmasın diye ne fragmanını izlemiş ne de konusunu okumuştum. Sonuç, tam bir hayal kırıklığı… Uyanmaz olaymış, ben de izlemez olaymışım. Biri kollarını açıp da beni durduraymış. Daha da duygusallaşmadan fiyaskonun nedenlerine değinelim.

Kate Beckinsale: Duru güzelliği, fetiş kıyafeti ve karizmasıyla serinin en önemli kozlarından biriydi. Üçüncü part Lycan’ların Yükselişi’nde boşluğunu Sonya karakteri doldurur gibiydi ama bir yandan da film boyunca gölgesini hep hissetmiştim. Selene (Kate), karanlığın içinde parlayan bir ay motifiydi sanki (hopsss yavaş! Platonik aşklar yaşını çoktan geçtin). Kate Beckinsale, Underworld’de Guillermo del Toro’nun Mimic filminde iğrenç devasa böceklerin arasında kusursuz güzelliğiyle çelişkili duyguların uyanmasına sebep olan Mira Sorvino’nun sahip olduğu bir işleve sahipti. Filmin yönetmenleri Mans Marlind ve Björn Stein, Kate faktörünü iyi değerlendirememişler ve ona anaç sıfatını yükleyelim derken neredeyse tüm karizmasını da yok etmişler.

Siyah ve Koyu Parlement Mavisi: İlk üç filmin aksine Awakening’de ışık fütursuzca kullanılmış. Ayrıca siyah ve koyu parlement mavisinin kombinasyonundan eser kalmamış. Neticede vampirlerin ve lycanların dünyası kendine has görünümünü kaybetmiş.

İnsanlar ve Dünyaları: Yine öncekilerin aksine burda (konusu gereği) insanlar ve dünyaları fazlasıyla yer işgal etmiş. Filmin esas kahramanları insanların dünyasında sudan çıkmış balık timsali arz-ı endam etmişler.

İyi ya da Kötü Yok – Sadece Savaş Var: Hikayenin başından itibaren vampirlerde lycanlarda ne tam iyi ne de tam kötü gösterilmişlerdi. Serinin bu son filminde ise vampirlere sebepsiz yere bir haklılık lütfedilirken; lycanlar, güç arzusuyla gözü dönmüş canavarlara dönüştürülmüş. İki tür arasındaki mücadeleye yeterince vurgu yapılmadığı gibi insanların, hastalıklı olarak gördükleri bu türlere karşı başlattıkları etnik temizlik oldu bittiye getirilmiş.

Türlerin Karışımı: Seri boyunca en önemli meselelerden biri, türlerin karışımını isteyenlerle buna engel olmak isteyenler arasındaki çatışmaydı. İster istemez de türlerin karışıp karışmaması mevzusu sınıf çatışması, yabancılara duyulan öfke gibi her zaman var olagelmiş ancak günümüzde daha da karmaşıklaşmış meselelere sağlam göndermeler yaparak seyir keyfini bir kat daha artırabiliyordu. Şimdi ise “öğhhh” çıkartıracak kadar çok kovalamaca, dövüş sahneleri yüzünden lycanların gümüşe karşı bağışıklık kazanma emelleri, sıradan bir aksiyon filmine zoraki sıkıştırılmış güdük bir amaç olarak kalmış.

kategori:
izlenim