Vesikalı Yarim (1968)


Çok tuhaf, çok tanıdık bir hikayedir, yalnız İstanbul sokaklarının ev sahipliğini yaptığı bu sinema filmi. Sait Faik Abasıyanık’tan esinlenilmiş, Lütfü Akad da Türk sinema tarihinin başyapıtlarından birine imza atmıştır. Sene 1968, İstanbul mahzun, insanlarıysa kırılgandır.

Halil’in sakin ve monoton olan hayatı, sinema tarihinin en etkileyici “ilk görüşte aşk” sahnelerinden biriyle değişir. Karşısında dünyanın en güzel bakan kadını vardır ya artık Halil de zaten başka bir dünyada yaşamaktadır. Çocuklarını, karısını, babasını, işini, hayatını, dünyasını bırakmak çok zor olmaz Halil için. Sorgulamaz kimse bu durumun ahlâki boyutunu. Film size toplumsal yaşam kurallarının katılığı üzerinden baskı yaratmaz ya da ders vermeye kalkmaz. Zaten siz de tıpkı “Sabiha” gibi inanmazsınız, aslında Halil’in bambaşka bir hayatı olduğuna. Hoş gerçeği görseniz de inanmazsınız ya Manav Halil ile “Sabiha’nın Halilinin” aynı kişi olduğuna…

Halil ketumdur, Halil bıçkındır, Halil aşıktır. O aşktır ki sürükler herkesi başka bir tarafa. Sabiha aşıktır, Sabiha cilvelidir, Sabiha Halilindir, aslında Sabiha bir başkasıdır. Sabiha, başka dünyaların insanıdır. O artık Halil’in yaşadığı dünyanın kadınıdır.

Oysa, aşk imkansız, şartlar olanaksızdır. Biteceğine de inanmayız, olacağına da. Saplantı içimize saplanır, körkütük aşıktır Halil ve biz onun aşkını en derinimizde hissederiz. Son bir plan vardır, upuzun İstanbul sokaklarında. Sabiha, Haliline gelmiştir. Ama geride Sabiha’nın Halili değil, Manav Halil vardır.

Türk sinemasının kült eserlerinden birine imza atmış Lütfü Akad. Türk sinemasında pek yapılmamış olanı, ta 1968 senesinde denemiş. Önümüze, psikolojik bir aşk hikayesini koymuş. Siyah beyaz sahneleriyse muhteşem başrol performansları süslemiş. Halil’in gelgitleri, Sabiha’nın çaresiz kararsızlığı da aşkı imkansız kılıvermiştir…

Şimdi sene 2010, İstanbul büyümüş, İstanbul yıpranmış, İstanbul, bambaşka bir şehir artık. O yüzden pek bir keyifli Halil’in gözlerinden Fethi Paşa Korusundan İstanbul boğazını izlemek. İstanbul, siyah-beyaz Lütfü Akad’ın kadrajında, kafalar bulanık, zihinler karışık, psikoloji gergin Vesikalı Yarim’de. Uzun yıllar denenmemiş, yapılamamış psikolojik yönü ağır basan bu imkansız aşk hikayesi, Türk Sineması adına Lütfü Akad için haklı bir saygı duruşunu gerektiyor.

Dipnot: Güzel görüntüleriyle olduğu kadar, muhteşem müzikleriyle de insanı büyülüyor bu film. Her biri özenli performanslarıyla bezenmiş Türk Sanat Müziği eserleri filmle beraber içimize işlerken, o zamanlar daha olmayan soundtrack mantığının, şu anki muadillerine göre ne kadar başarılı uygulandığını görüyorsunuz. Filmde sık sık duyabileceğiniz, “Kalbimi Kıra Kıra” ise aklınızdan uzun süre çıkmıyor ve filmin ahlâki didaktizimle kurcalamadan yaratmayı başardığı psikilojik etkiyi daha uzun süre içinizde hissetmenizi sağlıyor.

– Evli miymiş sorsana.
– Soramam.
– Neden?
– Ya evet derse? “


Leave a Reply