Kategoriler
izlenim

Wristcutters: Araf’ta Aşk Başkadır

wristcuttersalovestory11.jpg

Pek bilinmeyen ya da Türkiye’de gösterime girmeyen ama DVD piyasasından rahatlıkla temin edilebilecek olan iyi filmleri takip etmek ayrı bir zevk oldu. Genelde bağımsız filmler kategorisine düşen bu yapımlara, DVD reyonunda güzel ve şanlı bir filmi hararetle bulmaya çalışırken gözünüz takılabilir. Bir takılır, iki takılır. Üç derken, DVD kapağından size gülümseyen figüre aşina olmuşsunuzdur. Ertesi sefer şansınız yok, alıverirsiniz. İşte uzun süredir gözüme ilişen, aklıma düşen “Bilekkesenler: Bir Aşk Hikâyesi”ni sonunda izleyebildim.

Hırvat yönetmen Goran Dukic’in ( muhtemelen- kısa özgeçmişindeki diğer filmleri görmedim) en önemli filmi olan “Bilekkesenler”(Wristcutters), “Kneller’s Happy Campers” isimli bir kısa öyküden uyarlanmış. İntihar edenler için öteki tarafta ayrı bir mekân olsa acaba nasıl olurdu? Harika bir fikir! Mutsuz aşıklar, kaderinde intihar olanlar (genlerinde yazılı çünkü- bkz. bir çağrışım: Ernest Hemingway), memleket hasreti çekenler, yanlışlıkla ölenler, arap intihar bombacıları… Hepsi bir yerde, hepsi bir çöplükte. Burası bir tür Araf. Mutsuz aşıklar safında yer alan Zia (Patrick Fugit), eski sevgilisi Desiree’nin (Leslie Bibb) yokluğuna dayanamayıp canına kıymıştır. Lakin, öteki tarafta da mutluluğu yakalamaz (nasıl yakalayacaksa?). Günlerden bir gün her zamanki gibi barda depresif takılıp birasını içerken tesadüf eseri “avlanmakta” olan Eugene (Shea Whigham) ile tanışır. Katıksız bir rus olan Eugene ile bir yol macerasına atılırlar ve yanlışlıkla ölen (dikkat: güzeller güzeli) Mikal (Shannyn Sossamon) ile tanışırlar.

İntihar edenlerin hapishanesi konumundaki mekânın anlatımını güçlendirmek için filmin renkleriyle oynanmış (soluklaştırılmış), insanlar gülmekten mahrum edilmiş, önemsiz mucizeler düşünülmüş, yol kenarlarına terk edilmiş nesneler serpiştirilmiş, metruk bir eski lunapark bulunmuş ve Kneller’ın şu ünlü kampı da oraya kurulmuş (bu arada Kneller rolünde bağımsızların gönül babası Tom Waits var). Bu açıkhava dekorasyonu, solgun renkler ile birleşince başarılı bir Araf atmosferi oluşturulmuş. Filmin yine Tom Waits imzalı müzikleri de gayet başarılı. Fakat filmin akışı ve karakterler konusunda bazı sorunlar olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

wrist1.jpg

Amerikan bağımsızlarını genel olarak seviyorum. Jim Jarmusch’un hastasıyım. Tarantino’nun zıvanadan çıkmadığı günler heyhat ne güzel günlermiş. Lakin her amerikan bağımsızının bu özgün adamlara öykünüp her filmi, bir yol hikâyesi formülüne şartlaması olacak iş değil. Fikir olarak bu film gerçekten harika başlıyor. Tom Waits’in buğulu müziği eşliğinde melankolik metronomlar hesabı ne güzel tın tın sallanıp gidiyoruz. Soluk renkli bir depresif dünya kurgusu da gayet hoş bir bütünlük katmış. Zia, Eugene’in geyiklerine katlanıp Desiree’yi özlüyor vs. Derken filmin akışına hiç uymayan bir şekilde aniden yolculuğa çıkılıyor. Sonra da gelsin hareketli müzikler eşliğinde araba sekansları, birbirine hemencecik ısınmış sunî kafadarlar, “heeey bakın Amerika ne kadar da büyük, gez gez bitmiyor mübarek” güzellemeleri. Bunlara hiç hacet yoktu. Filmi izledikten sonra bu kopukluğun nedenleri üzerine düşünürken çıkarılmış sahneler imdadıma yetişti. Karakter olarak Eugene, başroldeki Zia’nın önüne geçmesin diye olsa gerek Araf’taki ilk günler oldukça kırpılmış. Bu da ritim bozukluğu yaratıyor. Yakalanılan güzel fikrin daha çok işlenmesiyle çok daha güzel bir film olabilecekken, “Bilekkesenler” bütünlüğü sağlayamadığından biraz güdük kalıyor.

Kurgudaki acımasızlıklardan Zia gibi “hassas” bir çocuk bile şıpsevdi konumuna düşmüş. Mikal’i gören Zia, (tamam haksız da değil ama) Desiree’sini unutuveriyor. Halbuki Zia onu o kadar özlüyordu ki, bir kez intihar etmek bile kesmemişti. Araf’ta Zia’yı bir daha intihar etmekten alıkoyan tek şey, bu sıkıcı yerden daha sıkıcı bir yere düşme ihtimalinden korkması. Desiree’ye bu kadar karasevdalı olan Zia onu gördüğünde daha duygusal davranabilirdi. Temel olarak Zia karakterinde bir sorun var. İzlerken rus olduğundan bir gıdım bile şüphe etmediğim Eugene’e hayat veren floridalı Shea Whigham’ın kalburüstü performansı da Zia karakterindeki sorunu belirginleştiriyor.

DVD’yi edindikten sonra içerisindeki ekstralar kısmında öykünün uyarlanışı, tüm bağımsızlarda en büyük dert olan para bulma sıkıntısı, çıkarılmış sahneler ve “storyboard” gibi detayları bulabilirsiniz. Özellikle “storyboard” eklentisi bir sinema dersi niteliğinde. Bir filmin kağıttan görüntüye akış serüvenini merak edenler için, ilgili “storyboard” filmden seçilmiş uzun bir sekansın üstüne bindirilmiş. Çok da güzel olmuş.

Bir dolu iyi ekstra ile yüklü olan “Bilekkesenler” DVD’si şu sıralar yalnızca 4,99. Eğlenceli bir film. Tavsiye olunur.

Bir cevap yazın