XXY: Cinsiyet Dediğimiz Şeyi Kim Seçiyor?


xxy.jpg

2007 yılı Arjantin yapımı XXY, konusuyla ve anlattıklarıyla gösterime girebildiği ülkelerde ve festivallerde oldukça patırtı koparmıştı. Genel bir giriş yapmadan evvel lise bilgilerini tazelemekten zarar gelmez sanırım. XXY, erkek ve kadınların genetik özelliklerinin aktarıldığı kromozomların bir tür hatalı döllenmesi sebebiyle oluşan kırk yedi (47) kromozomlu “Klinefelter sendromu” olarak da adlandırılan kalıtımsal bir hastalıktır ve doğal olarak tedavisi yoktur. Bu kişilerde zekâ geriliği, kadınsı vücut yapısına rağmen küçük göğüsler, cinsel istek azlığı ve hatta erken yaşta ölüm gibi semptomlar görülebilir. Daha ayrıntısı bizi ilgilendirmiyor. Film ismini bu tür bir hastalığı (hastalık demek ne kadar doğru bir tabirdir bilemiyorum ama) olan bir hermafrodit’in (çift cinsiyetli) genel portresini çiziyor.

Hazır mevzua girmişken konuyu da bir çırpıda dile getirmek gerekir. Alex (Inés Efron) 15 yaşında bir hermafrodittir. Ailesi tarafından çocukluğundan bu yana, ona kadın cinsiyeti biçilmiştir. İlaçlarla bastırılmış erkekliğinden geriye yalnızca organı kalmıştır. Onun akıbeti ise evlerine gelen cerrah ve cerrahın ailesiyle aralarında geçeceklere bağlıdır… Alex bir kadın mı olmak istiyor? Yoksa onun istekleri daha mı farklı?

Filmin isminin manâsını bildikten sonra bile patırtının sebebini anlamak çok zor değil. Konuyu okuyunca sanırım düşünceleriniz pekişmiştir. Filmin bu denli provokatif görünmesinin başlıca nedeni cinsel mevzuları çocukların, daha doğrusu cinselliğin ortaya çıkmaya başladığı ve genel olarak kişilerin cinsel tercihlerini belirledikleri ergenlerin konunun sujesi olarak yer alması. Yalnızca Alex aracılığı ile değil, onun arkadaş çevresi de hikâyenin ana damarında yer alıyor. Hal böyle olunca ilk uzun metrajlı filmini çeken/yazan Lucía Puenzo (isminden çıkarım yapamamış olmanız ihtimaline dayanarak belirteyim kendisi bir kadın) ne kadar incelikli bir şekilde konuyu ele almak isterse istesin konu başka çerçevelere çekilebiliyor.

Çekilebiliyor dememin sebebi filmi bu yönden görebilmek için Hidrojen’in atom çekirdeğinden daha kararlı bir önyargının olmasından geçiyor. Basit önyargılarla oturulup izlenildiği takdirde bir yabancılık hissi oluşuyor, lakin bu geçici bir his. Alışmaktan ziyade görüp anlamaya çalışma sayesinde geçen bu histen kurtulduktan sonra zaten gerisi kendiliğinden geliyor.

İlk katman olarak cinsel mevhumun ayrımının bazen ne kadar silik olabileceği anlatılıyor. Bir alt katmana geçildiğinde ise insanın hemen hemen her konuda tercihlerinin yapılış şekli, şekle bağlı sebepleri ve en nihayetinde sonuçları inceleniyor. Özellikle insanın olmak istediği gibi olabilip olamayacağı, bunun için neleri göze alması gerektiğine dair oldukça etraflı anekdotlar var. Son noktayı ise nasıl hissediyorsa öyle koymayı tercih ediyor.

Bu açıdan bir miktar naif olduğu gerçek ama bu onun gerçekçilik hissine gem vurmuyor. Başından sonuna kadar gerçekmiş gibilikten kurtulamıyorsunuz. Zaten bu sebeplerden ötürü film etkisini katlıyor. Lakin bence bir hakaretmişçesine kullanılan “kadınsı incelik” kisvesi yönetmene yönetilmemeli. Ne tam bir kadın, ne de bir erkek gibi yaklaşıyor olaya. Kaldı ki hermafrodit bir karakterin merkezde olduğu bu hikâyenin başka türlü anlatılabileceğini zannetmiyorum.

Vurucu etkinin tamamını yönetmene vermek istemiyorum. Yönetmenin önüne geçen bir isim varken bunu yapabilmem mümkün değil zaten; Inés Efron! 1985 doğumlu genç aktris oldukça pürüzsüz ve gerçekçi bir oyun çıkartıyor. Hemen arkasından Alvaro karakterine hayat veren Martín Piroyansky’nin rolü geliyor. Özellikle Alvaro ve cerrah babası Ramiro (Germán Palacios) aracılığıyla seyirciye verilen çok önemli gözlemler var.

Bunlardan bir tanesi, filmi izlememin üzerinden çok vakit geçmiş olmasına rağmen hâlâ aklımda.

Ramiro: Alex’den mi hoşlandın?
(Çocuk ağlamaklı gözlerle, yarı şaşkın kafasını sallar ve babası söze devam eder.)

Ramiro: Sonunda iyi bir şey oldu. Homoseksüel olmandan korkuyordum.

Babası Alvaro’nun başını okşayarak gider…

Şayet farklı bir konuya sahip, insana düşünecek bir şeyler verecek bir film arıyorsanız, bu filmi bir şekilde izlemenizi tavsiye ederim. Önyargılarınızı kapıda görevlilere teslim edip, çıkışta bıraktığınız gibi alabilirsiniz…


8 responses to “XXY: Cinsiyet Dediğimiz Şeyi Kim Seçiyor?”

  1. filmi izlerken hem konunun içinde kayboldum hem de zaman zaman silkelenip “bu yaştaki çocukları böyle bir filmde oynatmak hne kadar doğru” demeden de duramadım.. defalarca kez Alex’in rol yapmadığı hissine bile kapıldım.. vakit ayırılması gereken bir film diye düşünüyorum.. hatırlattığınız için teşekkürler..

  2. filmi izlerken hem konunun içinde kayboldum hem de zaman zaman silkelenip “bu yaştaki çocukları böyle bir filmde oynatmak hne kadar doğru” demeden de duramadım.. defalarca kez Alex’in rol yapmadığı hissine bile kapıldım.. vakit ayırılması gereken bir film diye düşünüyorum.. hatırlattığınız için teşekkürler..

  3. Alvaro karakterini canlandiran “Martín Piroyansky” kac yasinda bir bilgiye ulasamadim ama “Ines Efron”‘dan yola cikarak onun yasinin da “cok” kucuk oldugunu zannetmiyorum.
    Ines’in dogum tarihi 1985, film 2007 yapimi, cekimler 2005 de bile baslamis olsa bile filmdeki yasi en az 20.
    Bu tur filmlerde genelde minyon tipler kullanilir, ayrica makyaj ve sac stilleriyle yaslari olabildigince kucultulmeye calisilir.
    Benzer sekilde “Bornova Bornova” filmindeki haliyle Damla Donmez’de oldukca kucuk gorunuyordu (misal kendisi de 87 dogumlu).
    Bunun tersi durumlar da olabiliyor. Ornegin “Malèna” isimli filmde Renato isimli karakteri canlandiran cocuk film cekildigi siralarda 15 yaslarindaymis. Filmi izlemis olanlar bu yastaki bir cocugun dahil oldugu sahnelerden eminim rahatsiz olmustur. Bir ara bu konuda da bir seyler yazilabilir, hmm. Evet.

  4. Alvaro karakterini canlandiran “Martín Piroyansky” kac yasinda bir bilgiye ulasamadim ama “Ines Efron”‘dan yola cikarak onun yasinin da “cok” kucuk oldugunu zannetmiyorum.
    Ines’in dogum tarihi 1985, film 2007 yapimi, cekimler 2005 de bile baslamis olsa bile filmdeki yasi en az 20.
    Bu tur filmlerde genelde minyon tipler kullanilir, ayrica makyaj ve sac stilleriyle yaslari olabildigince kucultulmeye calisilir.
    Benzer sekilde “Bornova Bornova” filmindeki haliyle Damla Donmez’de oldukca kucuk gorunuyordu (misal kendisi de 87 dogumlu).
    Bunun tersi durumlar da olabiliyor. Ornegin “Malèna” isimli filmde Renato isimli karakteri canlandiran cocuk film cekildigi siralarda 15 yaslarindaymis. Filmi izlemis olanlar bu yastaki bir cocugun dahil oldugu sahnelerden eminim rahatsiz olmustur. Bir ara bu konuda da bir seyler yazilabilir, hmm. Evet.

  5. ebeveyn olmanın handikapları da -diğer herşey gibi- çarpıcı ve sarsıcı biçimde işlenmiş diye düşünüyorum. açıkça görülüyor ki, çocuklarına duydukları sevginin büyüklüğüne rağmen onu “kusurlu” görmekten, ondan utanmaktan geri duramıyorlar. bununla beraber alex’in kadın olmasına “karar vermeleri” ve alex’in buna bakışı, tepkisi dikkate değer ve düşündürücü, insana başkası adına doğru kararı vermenin imkansızlığını hatırlatıyor.
    ve bence en çarpıcı olanı; bu iki çocuk, ruhlarında ve bedenlerinde yaşadıkları çalkantılar ya da birlikte tecrübe ettikleri cinsellikle bize üzerine ciddiyetle düşünülecek bir perspektif açmakla kalmayıp, birbirlerine duydukları aşkla, tümüyle ezber bozduran bir öğreti sunuyorlar. kendi cinsel kimliklerini dahi tanımadan ve tanımlayamadan, belki sadece ortak paydada birleştikleri “farklı” olma hali nedeniyle, birbirlerine sığınıyorlar..
    üzerine düşünmeye doyamadığım, her fırsatta çevremdekilere önerdiğim bir film hakkında ben de birşeyler söylemek istedim, teşekkürler..

  6. ebeveyn olmanın handikapları da -diğer herşey gibi- çarpıcı ve sarsıcı biçimde işlenmiş diye düşünüyorum. açıkça görülüyor ki, çocuklarına duydukları sevginin büyüklüğüne rağmen onu “kusurlu” görmekten, ondan utanmaktan geri duramıyorlar. bununla beraber alex’in kadın olmasına “karar vermeleri” ve alex’in buna bakışı, tepkisi dikkate değer ve düşündürücü, insana başkası adına doğru kararı vermenin imkansızlığını hatırlatıyor.
    ve bence en çarpıcı olanı; bu iki çocuk, ruhlarında ve bedenlerinde yaşadıkları çalkantılar ya da birlikte tecrübe ettikleri cinsellikle bize üzerine ciddiyetle düşünülecek bir perspektif açmakla kalmayıp, birbirlerine duydukları aşkla, tümüyle ezber bozduran bir öğreti sunuyorlar. kendi cinsel kimliklerini dahi tanımadan ve tanımlayamadan, belki sadece ortak paydada birleştikleri “farklı” olma hali nedeniyle, birbirlerine sığınıyorlar..
    üzerine düşünmeye doyamadığım, her fırsatta çevremdekilere önerdiğim bir film hakkında ben de birşeyler söylemek istedim, teşekkürler..

Leave a Reply