You Don’t Know Jack: Kevorkian’ın Günlüğü

“Ölümcül hastalığı olup da onuruyla ölümü seçenlere danışmanlık yapılır.” Dr. Jack Kevorkian 1987 yılında Michigan’daki yerel bir gazeteye bu ilanı verdi. Takip eden yıllarda 130 kişi Kevorkian’ın bu hizmetinden...

you_don_t_know_jack06.jpg

“Ölümcül hastalığı olup da onuruyla ölümü seçenlere danışmanlık yapılır.” Dr. Jack Kevorkian 1987 yılında Michigan’daki yerel bir gazeteye bu ilanı verdi. Takip eden yıllarda 130 kişi Kevorkian’ın bu hizmetinden yararlanacaktı…

HBO’nun “tele-sinema” olarak adlandırabileceğimiz TV’de gösterilmek için çekilen You Don’t Know Jack isimli film galası geçtiğimiz ay içinde izleyicilerle buluştu. Kevorkian filmin galasında, kendisini canlandıran Al Pacino’yla birlikte hazır bulundu.
Rain Man ve Sleepers ile tanıdığımız Barry Levinson’un yönetmenliğini yaptığı yapım, hastalarına kendi rızalarıyla ötanazi uygulayan Dr.Kevorkian’ın, ötenaziye karşı olanlarla giriştiği hukuk mücadelesini anlatan güzel bir biyografi örneği.

Kevorkian, staj zamanlarında bile marjinal fikirleriyle öne çıkan bir patolog. Ölüm döşeğindeki insanların fotoğraflarını çekiyor, ölen insanların kanlarını yaşayanlara enjekte edilebileceğini savunuyor. 80 sonlarında ise iyileşme umudu olmayan insanlara “yardımlı intihar” seçeneği sunuyor. Kilise, tıp dünyası ve Michigan savcılarının şiddetle karşı çıktığı, toplam 130 kişinin ölümüne yardımcı olan, bunun sonucunda 1991 senesinde doktorluk yapması yasaklanan, ötenazi karşıtı bir yasa olmadığı için hapse atılamayan aykırı bir doktor. Amerikan halkı kendisine karşı ikiye bölünmüş, hayatını acı çekerek geçirmek durumunda olan hastalar ve onların “ölme hakkını” savunanlar, diğer tarafta Kevorkian’u Tanrı’yı oynadığı gerekçesiyle suçlayan muhafazakar kesim.jack-1.jpg

Film “Kişiye ait ölüm hakkı” ve “bunun bir doktor” tarafından desteklenmesi gibi oldukça hassas bir çizgide ilerliyor. Doktorluğun özüyle çelişkiye düşen bu “ölüm desteği” halkın inançlarına ve ahlak kurallarıyla çelişince Dr. Kevorkian (Bay Ölüm) Michigan halkını ve yetkilileri karşısına alıyor ve hayatını bunun mücadelesine adıyor.
Film, Kevorkian’ın, kendi icadı olan, hastanın kendini zehirlemesine yarayan makine Mercitron (merhamet makinesi) ile kendisini öldüren Alzheimer hastası Janet Atkins’den başlayıp hapse girmesine kadar olan 9 senelik periyodu anlatıyor. Eh, film bir biyografi olunca hikaye edilen kişi çok önemli oluyor tabii. Haliyle filmi beğenip beğenmemek de bununla çok ilgili.

Film, hikayeye bağlı olarak biraz ağır ilerlese de doktor Jack Kevorkian’ı canlandıran Al Pacino’yu oldukça değişik bir karakterde izlemek adına kaçırılamayacak bir fırsat olabilir.

Bence Dr. Kevorkian “Kişinin ölüm hakkının” olması gerektiğine inanan ve bu uğurda hapse girmeyi göze alan, herkesin üstlenmek istemeyeceği bir role talip olmuş cesur biri… Evet, egosunun biraz yüksek ve aldığı her kararın doğru olduğunu söyleyemeyiz ama ölümü bekleyen veya acılar içinde olan insanlara “Hayır, senin ölmek istiyor olman, benim inançlarıma ters olduğundan bunu yapamazsın” deme cüretini de göstermiyor.

Son olarak, aynı konuyu işleyen muhteşem bir başka filmden, Ramon Sampedro’nun ağzından bir replikle bitirelim: “Yaşamanın bir hak ama mecburiyet olmadığına inanıyorum”
Filmin sitesi

kategori:
haber