You Will Die at 20: Her Diktatörlük Kendi Çocuklarını Yer

You Will Die at 20: Her Diktatörlük Kendi Çocuklarını Yer

Batıl İnançlar ve Çocukluğun Kayboluşu

Son yıllarda Afrika’nın en karışık gündemlerine sahip olan Sudan’ın tarihinde ilk kez uluslararası bir festivalden ödülle dönen filmi You Will Die at 20, dini rejimlerin insan hayatlarına negatif dokunuşlarını gözler önüne sunuyor. Ana karakterinin daha doğar doğmaz hayata karşı duruşu ve algısı ölüm üzerine oluyor. Batıl inançlara göre öleceği düşünülen gencin toplum tarafından “lanetli” olduğu gerekçesiyle dışlanması ve geleceği olmadığı düşünülerek değersizleştirilmesi karakterin hayatını şekillendiriyor.

Bu gerekçeyle hayal kurması engellenen bir insanın hayata tutunmamasını da bekleyemezsiniz. Bu bağlamda önümüze sunulan büyüme hikayesi, bu karakterin ölüm algısı üzerinden hikayeyi anlamlandırıyor. Kalıcı bir iş, sevdiğiyle evlenme, arkadaşlarıyla oyunlar oynama eylemleri, karakterin ötekileştirilmesi sonucunda sonuçsuz bir eyleme dönüşüyor.

Dinin yozlaştırdığı ülkelerde görülen kulaktan dolma bilgiler, cahillik ve körü körüne din adamlarının istismar ettiği halk, bir anlamda kaderine razı oluyorlar. Bu yüzden bir başkaldırı yerine geriye sayan insanların nihai sonuca ulaşma sevdasında filmin ana karakteri Muzamil kurban olarak köhne bakışların ve davranışların esiri oluyor. Sudan gibi toplumlardaki çocukların hayal gücünün sınırlandırılması için dinin katı kurallarının silah gibi kullanılması, çocukların gelecek adına tek hayallerinin dini kitapları hatim etmek olduğunu görüyoruz. Bu da bakış açılarının daralıp geleceğin yobazlarının yaratılmasına vesile oluyor.

Baba Figürünün Önemi

Muzamil’in ise bu açıdan şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Yirmi yaşında ölümü düşlemesinden kaynaklı olarak hayatı daha dolu yaşama fırsatı buluyor. İnsanların maddiyat adına din sömürüsüne yatkınlıklarını görebiliyor. Filmin yan karakterlerinden sinefil ve entelektüel Suleiman karakteri, Muzamil’e mentorluk yaparak vizyonunu geliştirme şansı tanıyor. Muzamil’in bir baba figürü muhtaç olması ve bu boşluğu bu karakterle doldurması anlaşılır kılınabiliyor. İşte bu noktada esas çatışmanın babanın eve dönüş sürecinde vuku bulduğunu görüyoruz.

Sudan isyan birliklerine katılan babanın yıllar sonra dönüşü film içinde pek irdelenmese de, aslında Sudan için devrim çabalarının film içindeki tek yegane kanıtı oluyor. Zaten filmin sonunda Sudan’ın dini rejimi devirme çabalarına adanması da bunun kanıtı olarak gösteriliyor. İç karışıklıkların pekala kalabalık şehirlerde emarelerini göstermesi ve küçük bir köye etki etmemesi, mahvolan hayatların sesini duyuramadan yok olmasına sebep oluyor.

Politik Karmaşanın Merkezi: Sudan

Sudan’ın politik karmaşası, coğrafyanın yıpratıcılığını düşünürsek filmin elinde epey koz var. Ancak kozlarını detay olarak sunarak filmin elinin güçlenmesine pek izin vermiyor. Kadınlara yapılan cinsiyetçi tavırlar, aile içi şiddet, pedofiliye ilgi duyan din adamlarının sapkınlıkları sanki doğal bir olaymış gibi filmde yansıtılarak filmin etkili bir şekilde sesini duyuramamasına neden oluyor. Tamam belki filmi çeken yönetmen Amjad Amu Alala için bu durum sıradan bir durum diyelim. Ancak uluslararası bir başarı kazanan filminin cesur olamamasından dolayı Sudan’ın gerçek acılarını tam olarak duyuramamasına neden oluyor.  Sudan’ın kültürel yapısı ve gelenekleriyle ilgi çekici olan hikaye, bu acılar çıkarıldıktan sonra elimizde sadece travmatik bir büyüme hikayesi kalıyor. Bir anlamda kaçırılmış bir fırsata dönüşerek hayal kırıklığını hissettiriyor.

Çarpıcı imgeler ve başarılı görsel tasarım sayesinde filmin potansiyelini kullanamaması da seyirciye acı vermeye başlıyor. Başrol oyuncusu ve yan oyuncuların amatör ve çiğ performansları hikayenin yavaş yavaş dağınıklaşmasına ve bir türlü kendini toparlayamamasına neden oluyor. Böylece diktatörlük, köktendinciliğin zirve yapmasıyla beraber halkı eziyor. Yönetmenin Pieta heykelinden esinlenerek tasarladığı gerçek ile rüya arasında konumlandırığı sahneleri de gerçek anlamına ulaşamıyor. İleride yönetmenin pekala daha işlerini göreceğiz ama “Yirmi Yaşında Öleceksin” şimdilik olgunlaşmamış bir hikayenin ve kaçırılmış fırsatların filmi oluyor.


Leave a Reply